
nasıl da vuruyordu kapılara rüzgâr
havada ahşap kokusuyla yağmuru iz veren
biz varlığımızın sorgusunda hafifleyen çamurduk
ama öyle böyle değil hâlâ ilk hâlinde çamurduk
eritmek için gövdesini tortusunda yılların
derilmiş kabuğun zırhında saklayıp da geçmişini
dibe çökmüş kaç halkaydık kaç köle öyle böyle değil
açsak içimize dolacak sulardan yitmezi sıcaklığın
körelmiş ışığında üşüyendik inleyen kül ağlayan nar
yontulmaz buzdan boşluğunda yalnızlığın hiç
yanıltmayan bakışlarına uzaktık çünkü en çok da gözlerin
göbeğinden ayrılır sandığımız gölgemizden kaçamak
çünkü aldatmak denli inanmıyorduk aldanmanın yakınlığına
kuyusuna akmaktan korktuğumuz benzerliğin dışına
yolları yolculuğu farklı benzerliğin dışına
karası denizi farklı benzerliğin dışına
bulutu aynı boğuk kökleri aynı düğüm benzerliğin dışına
ağacında farklı yaprak yaprağında aynı böcek benzerliğin dışına
kalıp kalıp uçurumlar biçtiğimiz gecenin tüylü ıslak
kumaşından örtüleri üstümüze dar gelen benzerliği-n dışına
başkalarına ait kalmayan sözcüklerden çekip de ucunu ipin
nasıl da vuruyordu kapılara rüzgâr
havada ahşap kokusuyla yağmurun giz veren