PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Beyaz İhramlı Gelin




KaaN
25-01-2008, 10:12
Bulutlar eteklerinde Erzurum`a kar taşır hep. Yollar beyaz bir resim kağıdına, kara kalemle çizilmiş siyah çizgiler gibi uzar kar beyazı içinde. Ihramlarına dolanmış kadınların ayak izleri ara sokaklarda birbirine karışır. Tarih, Oltu taşından yapılmış tespih taneleri gibi dizilmiştir, Cumhuriyet caddesi boyunca.

Erzurum bir efsanedir, dadaş hep kahraman.. Erzurum bu yüzden mağrurdur Palandöken gibi. Erzurum hep kar değildir; bahar gelir geç de olsa. Sonra yaz geçer kavak yelleri ile. Palandökenin zirvesine çekilince kar, Erzurum ovası yemyeşil olur. Yaz mevsiminde ovada hayvanlar için biçilen ot yığınlarını görmeniz mümkündür.

Erzurumlular çayırlarını biçerken semaverlerinde yaptıkları çayı kıtlama şekerle içmeden edemezler. Erzurum kışın Palandöken`de kayak, kahvelerde halk ozanlarının sazında türkü, yazın düğünlerde bar, at üstünde cirit olarak çıkar karşımıza. Tarihi güzellikleri kirlenmesin diye mevsimlerin en uzunu kış aylarında, beyaz bir ihram (kadınların giydiği örtü) ile kapanır şehrin üzeri. Bu yüzden; tacı Palandöken, peçesi Aziziye Tabyaları, gerdanlığı Çifte Minareli Medrese olan ve her kış yenilenen düğünle taze bir gelindir Erzurum.

Erzurum penceremizin önüne kar düştüğünde ilk akla gelen şehirdir. Şehre batıdan girdiğimizde ilk görünürde yeni yapılan Dadaşkent ve Atatürk Üniversitesi ile başlar gibi görünse de asıl Erzurum Havuzbaşı ile başlar. Havuzbaşı, Cumhuriyet Caddesi`nin bir ucunda, yolların kesiştiği bir başlangıç noktası gibidir. Cumhuriyet Caddesi ise en büyük ve en renkli caddesidir Erzurum`un. Bu cadde boyunca sağlı sollu dükkanlar uzanır.

Burada öncelikle dikkatinizi lokanta camları arkasında, ateşe karşı dönen büyük dönerler çeker. Erzurum döneri yöreye has lavaş ekmeğine sarıldığında tadına duyum olmayacak kadar güzeldir. Cağ kebabı yatık dönerdir. Ateşte pişen etler şişlere dizilerek kesilir. Şişlerle servis edilir. Siz yeter demedikçe şişler arka arkaya servis tabağınıza gelmeye devam eder.

Cumhuriyet caddesi boyunca ilerlerken sadece karnınızı doyurmazsınız tabii ki.. Burada art arda dizilmiş, güzellikte adeta birbiri ile yarışan tarihi eserleri de görebilirsiniz. Erzurum; yenisiyle, eskisiyle bir camiler ve türbeler şehri gibidir. Bu yüzden şehri gezerken hemen her semtte birkaç camiye ya da türbeye rastlayabilirsiniz. Özellikle camiler tarihi yapılar içinde önemli bir yer işgal ederler.

Eğer bir ezan vakti bu camilerin önünden geçerseniz yanık sesli müezzinlerin sesinden ezanın başka yerlerden farklı okunduğunu görürsünüz. Zira Erzurum`da Kazım Karabekir`in emri ile ezanın sonuna peygamberimize salavat getiren ifadeler eklenmiştir. Geçmişinde çok acılar yaşayan şehrin felaketlerden korunması için…

Havuzbaşı ile başlayıp Cumhuriyet Caddesi boyunca sürdürdüğümüz Erzurum gezimize, buradaki tarihi camilerde soluklanarak devam edelim.

Lalapaşa Camii: Erzurum`daki sayılı Osmanlı eserlerinden olan Lalapaşa Cami 1562 yılında Mimar Sinan tarafından Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa adına yapılmış. Caminin avlusuna adım atar atmaz kendimi geçen yıl Şam`da ziyaret ettiğim Süleymaniye Camii`nde zannediyorum. Bu kadar benzerlik olur.

Erzurum neresi, Şam neresi?.. Ama her iki cami de Kanuni devrinin usta mimarı Sinan`ın eseri olunca hayret etmeye gerek yok sanırım. Bu kadar geniş bir coğrafyada atalarımızın izi hemen hissediliyor ve insan ister istemez heyecanla ürperiyor.

Ulu Camii: Kentin en büyük camisi olan Ulu Cami de Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Çifte Minareli Medrese`nin hemen yanında yer alıyor. 1179 yılında Saltuklu hükümdarı Nasrettin Muhammed tarafından yaptırıldığı sanılan 827 yaşındaki bu cami, en son 1965`te onarımdan geçirilmiş.

Camiden çıkarken şehrin eski surlarını ortaya çıkarma ve onarma faaliyetlerine tanık oluyoruz. Bu bölge eskiye nazaran biraz daha düzenlenmiş. Çifte Minareli Medrese`nin ve Ulu Cami`nin görünümünü ortaya çıkaracak şekilde etrafta yıkımlar yapılmış.

Çifte Minareli Medrese: Türkiye`nin, belki de dünyanın en güzel mimari özelliklerinden birine sahip ünlü Çifte Minareli Medrese görenleri büyülemekte. Yapı, sanki omuzunu Ulu Camiye dayamış, yüzünü Erzurum kalesine dönmüş, göğe yükselen çifte minaresi ile elini sonsuza açmış gibi.

Tebrizkapı semti`ndeki bu şaheser, Anadolu`da Osmanlı öncesi medreselerin, yani o devrin eğitim kurumlarının en büyüğü olma özelliğini de taşımakta. Kitabesi olmadığı için kimin tarafından yapıldığı veya yaptırıldığı tam olarak bilinmese de; Sultanı Alaeddin Keykubat`ın kızı Hüdavent Hatun veya Ilhanlı Hükümdarı Keyhato`nun karısı Hand Hatun tarafından 13.yüzyılın sonlarında ya da 14.yüzyılın başlarında inşa ettirildiği görüşü hakimdir.

Onun için adına Hatuniye Medresesi de denilmekte. Bu iki katlı medrese tarihte ilme büyük katkılar sağlamış, nice kalem ehlinin ve bilim ehlinin yetişmesine sebep olmuştur. Bugün tarihi nostalji yaşamak isteyenler taş duvarların arasında eski zamanlardan gelen tınıları bir yudum çayın eşliğinde duyabilirler. Anadolu Selçuklu mimari geleneğinde yapılan açık avlulu, dört eyvanlı ve iki katlı medreseler grubunda olan bu yapı, Osmanlı döneminde tophane; daha sonra da kışla olarak kullanılmış. Yapıda girişin batısındaki oda, mescit olarak değerlendirilmiş; talebe odaları avlunun etrafında yer almakta.

Medrese`nin güney tarafında, ana eyvana bitişik olan türbe kısmı, döneminin en büyük mezar anıtı olarak biliniyor. Bunun alt katında mezar odası bulunuyor. Medresenin alt katındaki düzen, üst kata da uygulanmış. Medrese bezemeleriyle de dikkati çekiyor.

Özellikle taçkapısındaki bitkisel bezemeli bordürler ve figürlü panolar, Anadolu Selçuklu dönemi taş süslemesinin en güzel örneklerini oluşturuyor. Orta Asya Türk inancının izlerini taşıyan çift başlı kartal, hayat ağacı ve ejderlerden oluşan bu panolardan bazıları yarım kalmış. Taçkapının iki yanında yükselen sırlı tuğla kaplı minarelerin, sadece şerefelerine kadar olan bölümü mevcut; üst kısımları yıkılmış.

Yakutiye Medresesi: Cumhuriyet Caddesi üzerindeki diğer bir tarihi yapı, Lalapaşa Caminin hemen yanında etrafı park haline getirilmiş olan Yakutiye Medresesidir. 1310 yılında Ilhanlılar zamanında Gazan Han ve Bolugan Hatun adına Cemaleddin Hoca Yakut tarafından yaptırılmış olan bu eserin girişinde dikkatinizi en çok çekecek olan çift başlı kartal figürüdür.

Devrinin en önemli medreseleri arasında bulunan Yakutiye, Anadolu`daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden biri. Mukarnaslı tonozla örtülü avlusunun çevresine talebe odaları ve dershaneler yerleştirilmiş. Oda girişlerinin yüzlerine farklı geometrik ve bitkisel bezemelere sahip rozetler işlenmiş.

Taçkapısındaki geometrik ve bitkisel motifli bordürler, döneminin özelliklerini taşıyor. Taçkapının iki yan yüzünde, Çifte Minareli Medrese`de olduğu gibi kartal ve aslan figürleri ile hayat ağacı motiflerinden oluşan panolar yer alıyor. Güneybatı köşesindeki tuğla minarenin gövdesine, sırlı tuğlalarla farklı bir bezeme işlenmiş. Minarenin şerefeden yukarısı yıkık. Bu yapı günümüzde, yörenin çeşitli etnografik eserlerinin sergilendiği Türk- Islam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak kullanılmakta.

Erzurum Kalesi: Bakımsız mahalle aralarından kuzeye doğru ilerleyerek Erzurum Kalesi`ne ulaşıyoruz. Çifte Minareli Medrese`nin hemen karşısında bulunan Erzurum Kalesi`nin M.S. 5.yüzyılın ilk yarısında Bizanslar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmekte. Kale, bulunduğu tepenin üzerinde bir Iç Kale ile bunu çevreleyen Dış Kaleden meydana gelmiş. Dış Kale surları büyük ölçüde yıkılmış; dört yöne açılan kapılardan sadece adları kalmış.

Bunlar: Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı; sonradan açılan Istanbul Kapı ve Yeni Kapı`dır. Bugün mevcut olan ve yalnızca "Kale" olarak adlandırılan surlar, aslında Iç Kale`ye ait. Bu sur duvarları üzerinde sekiz burç bulunmakta. Burada surlara çıkıp, Ulu Camii`yi, Çifte Minareli Medrese`yi ve Erzurum`un sırtını dayadığı Palandöken`i -mevsim uygunsa- seyretmeden, Erzurum görülmüş sayılmaz. İç Kale`de ilk dikkatimizi çeken, güneybatı kesiminde yer alan Saat Kulesi.

İç Kale Mescidi`ne minare olarak 1102 yılında yaptırılan Saat Kulesi, Tepsi Minare veya Kule olarak da adlandırılmakta. Şehre hakim bir tepe üzerinde kurulu bulunan Erzurum Kalesi`nin surlarındaki Saat Kulesi, her taraftan çok rahatlıkla görülebilmekte.

Yaklaşık 21 metre yüksekliğindeki kulenin, bir de saat yerleştirilmiş ahşap bölümü bulunuyor. Ne yazık ki, orijinal saat sökülerek götürülmüş ve bu arada bazı kitabeler de tahrip edilmiş. Saat Kulesi`nin mevcut kitabelerinde Ebu`l Muzaffer Gazi Inanç Biygu Tuğrul için yaptırıldığı okunmakta. Kale duvarları üzerinde çeşitli dönemlerde gerçekleştirilen onarım izlerine rastlamak mümkün.

Ancak bu dönemlere ait herhangi bir yazıt mevcut değil. Kale etrafının çok düzenli olduğunu ve koruma altına alındığını söylemek de pek mümkün değil. Kaleden kuzeye doğru ilerliyor ve tamiratı süren tarihi Kurşunlu Camii (yapım tarihi:1700) ile yanındaki medrese odalarını fotoğraflıyoruz. Tepeden doğuya baktığımızda uzakta Erzurum tabyaları görülüyor. Yeri gelmişken kısaca onlardan da söz edelim.

Erzurum Tabyaları: Şehrin savunmasına yönelik inşa edilen bu tabyalar, XIX. yüzyıl yapılarıdır. Şehre doğudan, kuzeyden ve güneyden gelecek Rus saldırılarını önlemek amacıyla inşa edilmişlerdir. Doğudaki Mecidiye ve Aziziye tabyaları, 93 Harbi`nin (1877-78 Osmanlı-Rus Harbi) cereyan ettiği alandır. 21 adet tabyanın hepsi kesme taşla inşa edilmiş. Süslemeleri yok. Bu büyük boyutlu yapılardan Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları, yaklaşık 3000 metre rakımda kurulmuştur.

Aziziye Anıtı: Bu anıt Erzurum`un 10 km kuzeydoğusunda Top dağında, Aziziye Tabyası önünde bulunuyor. 1877`de Ruslara karşı yapılan savaşın anısına 1952 de dikilen bu anıtta Aziziye şehitlerinin anısını canlandıran kabartmalar var. Anıtın arkasında Nene Hatun`un mezarı yer almakta.

Rüstempaşa Bedesteni (Taşhan): Kaleden batıya doğru ilerliyoruz. Düzgün kesme taştan yapılmış olan Rüstem Paşa Bedesteni hemen dikkatimizi çekiyor. Iki katlı olan ve Kanuni Sultan Süleyman`ın Sadrazamı, aynı zamanda damadı olan Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış olan bu bedesten Menderes Caddesi üzerinde bulunuyor. Halk arasında Taşhan diye anılan ve klasik Osmanlı motifleri taşıyan bu bedestende şimdi birbirinden renkli işlemeleri ile Oltu Taşı atölyelerini ve dükkanlarını bulmanız mümkün. Isterseniz burada Oltu taşından ve işlenmesinden de bahsedelim.

Erzurum, kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlü bir kentimiz. Yarı değerli bir taş olan Oltu Taşı ya da diğer ismiyle karakehribar; siyah, koyu kahve, sarı, nadiren de gri-yeşilimsi olabilen, doğada oldukça az bulunan amorf yapıdaki karbon`dan ibarettir. Erzurum`un simgelerinden biri olan bu taş, civar köylerden Sülünköy, Güllüce, Güzelsu, Alataşlar ve Dutlu civarında yer altındaki ince damarlardan zor şartlarda çıkartılıyor. Bu taşın işlenmesinde ve saklanmasında bin bir hassasiyet ve özen gerekiyor.

Çünkü işleyeceğiniz kadar Oltu taşını aldıktan sonra geri kalanını saklamak için tek bir yer var; o da toprağın altı. Taşın yumuşak kalmasını sağlayan bu yöntem, onun işlenmesinde de kolaylık sağlıyor. Bir heykeltıraş becerisi ile işlenen Oltu Taşı önce suya konuluyor, sonrasında çifte su verilmiş bıçaklarla yontuluyor, süslenip zımparalanmasının ve en sonunda da tebeşir tozu ve zeytin yağı ile cilalanmasının ardından son şeklini alıyor.

Altın ve gümüşle işlenen taşlardan, bayanlar için kolyeden küpeye, broştan bileziğe tüm ziynet eşyaları üretilmekte. Elbette beyler için de tespih, ağızlık, yüzük gibi eşyalar... Kim bilir belki de sevdiklerinize buradan alacağınız, Oltu Taşından bir yüzük, bir küpe yahut bir tespih Erzurum`u sevdiklerinize götürmek ya da sevdiklerinizi Erzurum`a getirmek anlamına gelecektir. Biz de hemen Rüstem Paşa Hanı`ndan içeri girince Oltu Taşından yapılmış hediyelik eşyalar satın alıyoruz. Pazarlık taleplerimize satıcımız olumlu cevap vermese de aldırmıyoruz. Işlenişindeki bu çileyi bilip, el emeği, göz nuru diyerek.

Üç Kümbetler: Saltukoğulları devrinden kalan ve Anadolu mezar yapılarının en güzel temsilcilerinden olan bu eserler Erzurum`un ziyaret mekanlarının başında yer alıyor. Çifte Minareli Medrese`nin hemen güneyindeki bu yapıların üçü de birbirinden farklı mimari özelliklere sahip. Bunlardan sekizgen gövdeli, kasnaklı ve kubbe külah karışımı örtüsüyle dikkati çeken büyük kümbet, Saltuklulardan Emir Saltuk`a ait. Tamamen kesme taşla inşa edilen bu mezar anıtı, XIII. yüzyıl eseri. Kasnaktaki nişler içerisinde Türk - Çin takviminden bazı hayvan figürleri işlenmiş. Diğer kümbetlerin ise kimlere ait oldukları belli değil. Bunların XIV. yüzyıldan kalmış oldukları sanılıyor.

Erzurum Evleri: Erzurum, eski evleriyle de meşhur. Onların birçoğu günümüzde tamamen yok olmuş ya da harabe haline gelmiş durumda. Fakat, şehrin merkezinde, özel bir girişimci, 8-10 eski evi satın alıp birleştirmiş. Nostaljik biçimde evlerin içini eskiden kullanılan eşyalarla süslemiş. Burada içeriye ayakkabılarınızı çıkararak giriyorsunuz. Evlerin çatısı ahşap tonozlu. Aydınlatma yukarıdaki küçük camdan sağlanıyor. Dolayısıyla içerisi loş. Hemen her evin en dikkat çeken yeri tandır başı. Erzurum`da iklimin soğuk olması, evlerde ısı kaynağının olduğu yeri mekanın merkezi konuma yükseltiyor. Bazı tandırların içi küçük havuz haline getirilerek balıklar konmuş. Evlerin arasındaki dar sokakların da üstü örtülmüş. Bazı tarihi çeşmeler hala akıyor. Bu evlerde isterseniz mahalli yemekleri, isterseniz semaverle gelen çay eşliğinde kadayıf dolmasını tadacağınız hoş ve güzel bir mekan oluşturulmuş. Alt veya üst katı tercih edebilirsiniz. Ama mutlaka yer sofrasında yiyeceksiniz. Çıkarken ayakkabılarınız boyanmış olarak uğurlanıyorsunuz. Tarihe kısa bir yolculuk yaparak…

Abdurrahman Gazi Türbesi: Erzurum`a gidip de Palandöken eteklerinde bulunan Abdurrahman Gazi Türbesine gitmemek olmazdı. Peygamberimizin arkadaşlarından olduğu söylenen bu zatın kabri tarih boyunca saygıyla ziyaret edilmiş. Dile kolay; 1400 yıl önce sıcak Arabistan`dan kalkıp Islam dinini anlatmak için 2-3 bin km yol kat ederek 2000 metre rakımlı soğuk Erzurum`a gelmek... Gurbette, dilini bilmediği insanlar içinde yaşamak ve burada vefat etmek... Türbenin çevresi düzenlenmiş. Yanında küçük bir cami yapılmış. Etraf temiz ve bakımlı. Hemen alt tarafında güzel bir lokanta var. Erzurum mutfağının lezzetini tatmak için iyi bir alternatif.

Mevsim yaz ise, başka bir deyişle Erzurum`un üzeri kışın yakılan kömürün dumanlarıyla kaplı değilse, tepeden güneşin batışını, buradan çayınızı yudumlayarak izleyebilirsiniz. Rehberimizle yolda başka ilginç bir tecrübeyi de yaşadık.

Nasıl mı?...Tepeye çıkan yolun yan tarafında yukarıya doğru eğimi epeyce belli olan bir yan yol var. Bu yolda yönü yukarı doğru olan aracınızı önce durduruyorsunuz. Sonra vitesi boşa alıp ayaklarınızı frenden çekiyorsunuz. Gaza basmadığınız halde araç kendiliğinden yukarı doğru hareket etmeye başlıyor. Yukarıdan dönüp aşağıya doğru gaz vererek geliyorsunuz. Yolun yarısında tekrar durup, vitesi boşa alıyoruz. Ayaklarınızı frenden çektiğinizde araç geriye doğru, yokuş yukarı gaz vermeden çıkıyor. Dar yolda bu denemeyi yapmak için biraz sabırlı olmak gerekli. Çünkü etrafta çok sayıda araç bu iş için sıra bekliyor. Sarı taksiler dahil. Bu ilginç olay manyetik çekimle açıklanıyor. Ama eğimin göz yanılması olduğunu söyleyenler de var. Biz ise eğimin yönünün yukarı doğru olduğunu söyleyebiliriz.

Kış Turizmi: Palandöken Dağları, olanca heybetiyle Erzurum`un güneyinde yer almakta ve doğu-batı yönünde uzanmakta. Dağların yükseltileri tabanda 2000 m`den başlayarak 3176 m`ye kadar çıkıyor. Palandöken dağlarında üç bölge, kayak sporuna en uygun alanlar olarak tespit edilmiş.

Burada günde toplam 32.000 kişinin kayak yapabileceği, uluslararası yarışmalar, hatta kış olimpiyatlarının düzenlenebileceği, 6000 kişinin doğrudan istihdam edilebileceği öngörülmekte. Yaz aylarında bile tepesinden karın eksik olmadığı bu dağın eteklerinde bugün 5 yıldızlı oteller, çoğu yurt dışından gelen turistleri ağırlamakta. Buradaki kayak pistlerinin dünyada hava limanına en yakın pistler olduğu söyleniyor. Uçaktan indikten sonra en fazla 10 dakikada otelinize varıp kaymaya başlayabilirsiniz. Erzurum şimdi bu avantajını Kış Olimpiyatlarını almak için kullanmak istiyor. Bu konudaki ilk girişim sonuçsuz kaldı. Şimdilerde 2011`daki Üniversite Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmak için çalışılıyor. Olsun, bu da bir tecrübe. Çünkü otel, diğer barınma yerleri ve altyapı açısından Dünya Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmak için henüz zaman erken.

Erzurum Mutfağı: Her yöresinde ayrı bir lezzet vardır zengin Anadolu mutfağının. Doğu Anadolu`nun karlarla kaplı bu güzel şehrinin mutfağında en meşhur yemek şüphesiz Cağ Kebabı. Cağ Kebabı`nın namı biraz gölgeliyormuş gibi görünse de su böreği, ayran aşı, ekşili dolma, kesme çorbası, kete ve kadayıf dolması da Erzurum mutfağının önemli yöresel yemekleri arasında yer alıyor. Kat kat açılan yufkaların her birinin sıcak suda haşlanmasından sonra pişirilen ve bu sebeple de oldukça zahmet gerektiren su böreği; süzme yoğurt, küçük köfteler, aşotu, buğday ve soğanla hazırlanan Ayran aşı da Erzurum`a özgü tatlarıyla çıkıyor karşımıza. Ve tel kadayıfın arasına yerleştirilen ceviz parçalarıyla hazırlanan kadayıf dolması. Tel kadayıfın bu çeşidi, içi cevizli olarak sarılıp yumurtaya bulanarak tavada kızartılıp sonra şerbetlenerek tüketilmekte.

Erzurum`u gezerken, tarihte çok acılar çekmiş, ama her defasında yiğitliğiyle bu sıkıntıları aşmasını bilmiş insanlar diyarında olduğunuzu hissediyorsunuz. Erzurum insanının yüz hatları, hal diliyle size bunu anlatıyor. Erzurum, tarihi eserleri, fedakar kahramanları, edebiyatçıları, sanatçıları, düşünürleri, aksiyon adamları, yiğit ve mert insanıyla ününü hak etmiş bir kent. Şimdilik maddi gelişmeden, yatırımlardan ve turizmden hak ettiği payı alamasa da en kısa zamanda alacağını umuyoruz. Zaten bu potansiyeli keşfeden özel hava yolları Erzurum`a seferler koymaya başladılar.

Biz Izmir`den kalkıp 1,5 saatte aktarma yapmadan oraya ulaştık. Uçak tamamen doluydu. Duyduğumuza göre bütün seferler böyleymiş. Gayet büyük yeni sivil havaalanı hizmete girmiş. Orası artık eskisi kadar uzak değil. Yaz veya kış fark etmez. Her mevsim memnun kalacağınız bir misafirperverlik sizi bekliyor. Ne duruyorsunuz?


Yazar : Sadık Yolcu, Hasan Mahir