Notheart
13-02-2008, 19:22
Fedakâr Anne Örümcek
Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nden Zoolog Theodore Evans, Diaea ergandros adli bir örümcek türünün yavrularının, annelerini yediklerini tespit etmiştir. Hayatı bir mücadele ve kavga olarak gören Darwinizm’e tamamen zıt olan bu hadise üzerinde araştırmalar yapan Evans, ilgi çekici tespitlerde bulundu.
Hayvanlar âleminde çoğu zaman büyük ve güçlü olan, küçük ve zayıf olanı avlayarak, bir taraftan hayatta kalmanın temel şartı olan beslenme temin edilir, diğer taraftan da hastalıklı ve zayıf nesillerin yayılmasının önüne geçilir. Zahiren çirkin gibi görünen bu olay sayesinde tabiat bir çöplük ve canlı cenazeler topluluğu olmaktan kurtulur ve aynı zamanda ekolojik denge korunur. Bazı hayvan ailelerinde ise ebeveyn, doğuştan kusurlu, zayıf ve kavruk, yani kötü biçimde gelişmiş, ufak kalmış yavrularını ayıklayarak bunlarla daha büyük ve güçlü olanları besler. Böyle bir hadise ilk bakışta insanın içinin burkulmasına sebep olsa da, tamamen neslinin tükenme tehlikesi karşısında “kurtarabildiğin kardır’ sevk-i İlâhisiyle yapılan bu davranışın ne kadar yerinde olduğu anlaşılır.
Anne örümcek, bir anda 40 yumurta yumurtladıktan sonra üreme kabiliyeti sona erer. Yavrular, okaliptüs yapraklan arasında, güvenli bir şekilde, bahar ortasında veya yazın başlangıcında yumurtadan çıkarlar. Sıcak yaz günlerinde anne, kendi ağırlığnın on katı büyüklüğüne kadar böcekleri yakalar. Bu böcekler yavruların bitiremeyeceği kadar büyük olduğu için her zaman artan parçalar olur. Anne örümcek bu artan parçaları yiyerek semirir. Bu arada yumurtalığında bulunan döllenmemiş yumurtaların içinde besin maddeleri depolanır. Anne, adeta canlı bir buzdolabı hâline gelerek bu yumurtaları muhafaza eder. Hava soğuyup yenilebilecek böceklerin sayısı azaldığı zaman, bu yumurtaların içindeki besleyici maddeler bir nevi yedek besin deposu yerine geçerek, annenin kan dolaşımına karışır. Yavru örümcekler acıktıkça, “buzdolabı”na hücum ederler; karşı koymadan bekleyen annenin bacak eklemlerinden, besleyici kanını emerler. Zoolog Evans bu davranışı, memelilerde yavruların, annelerinin sütünü emmesine benzetmektedir. Ancak bu sefer, yavru örümcekler, annelerinin vücudundaki bütün kanı emmektedirler. Birkaç ay içinde anne o kadar zayıf düşer ki hemen hemen hiç hareket edemeyecek hale gelir. Zaten dışarıda beslenecek böcek vs. de bulamayan dişi örümceğin kanındaki besin maddeleri de tükenmeye yüz tutarken yavrular, annelerine bir avmışçasına saldırır, zehirlerini ve sindirim sistemlerinden salgılanan parçalayıcı enzimlerini enjekte eder ve onu tamamen yerler.
Araştırmacı Evans şu gerçeği de tespit etmiştir: Yavru örümcekler, annelerini sonbahardan önce yediklerinde, ortada yiyecek bir şey kalmadığı için kışı geçirmek için birbirlerini yemeye başlamaktadır. Anne ne kadar uzun müddet hayatta kalırsa, o kadar çok yavrusu da canlı kalabilmektedir.
Omurgalı hayvanlar arasında, bilhassa da memeliler sınıfında, anne hayvan ile yavrular arasında rahmet ve şefkat tecellisinin bir buudu olan fedakârlığa dayalı bu tip sevk-i İlahi davranışlarına sık rastlandığı halde, omurgasız hayvanlardan olan örümceğin böyle bir davranışı araştırmacılarda hayranlık uyandırmıştır.
Mükemmel bir ustalıkla salgıladığı harika özelliklere sahip ipliğinden, kurduğu sanat eseri yuvalarına kadar birçok hususiyetiyle ibretli dersler veren örümceğin, yavrularını yaşatmak için yaptığı bu davranışından da ders alabilsek ne iyi olurdu?
sızıntı
Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nden Zoolog Theodore Evans, Diaea ergandros adli bir örümcek türünün yavrularının, annelerini yediklerini tespit etmiştir. Hayatı bir mücadele ve kavga olarak gören Darwinizm’e tamamen zıt olan bu hadise üzerinde araştırmalar yapan Evans, ilgi çekici tespitlerde bulundu.
Hayvanlar âleminde çoğu zaman büyük ve güçlü olan, küçük ve zayıf olanı avlayarak, bir taraftan hayatta kalmanın temel şartı olan beslenme temin edilir, diğer taraftan da hastalıklı ve zayıf nesillerin yayılmasının önüne geçilir. Zahiren çirkin gibi görünen bu olay sayesinde tabiat bir çöplük ve canlı cenazeler topluluğu olmaktan kurtulur ve aynı zamanda ekolojik denge korunur. Bazı hayvan ailelerinde ise ebeveyn, doğuştan kusurlu, zayıf ve kavruk, yani kötü biçimde gelişmiş, ufak kalmış yavrularını ayıklayarak bunlarla daha büyük ve güçlü olanları besler. Böyle bir hadise ilk bakışta insanın içinin burkulmasına sebep olsa da, tamamen neslinin tükenme tehlikesi karşısında “kurtarabildiğin kardır’ sevk-i İlâhisiyle yapılan bu davranışın ne kadar yerinde olduğu anlaşılır.
Anne örümcek, bir anda 40 yumurta yumurtladıktan sonra üreme kabiliyeti sona erer. Yavrular, okaliptüs yapraklan arasında, güvenli bir şekilde, bahar ortasında veya yazın başlangıcında yumurtadan çıkarlar. Sıcak yaz günlerinde anne, kendi ağırlığnın on katı büyüklüğüne kadar böcekleri yakalar. Bu böcekler yavruların bitiremeyeceği kadar büyük olduğu için her zaman artan parçalar olur. Anne örümcek bu artan parçaları yiyerek semirir. Bu arada yumurtalığında bulunan döllenmemiş yumurtaların içinde besin maddeleri depolanır. Anne, adeta canlı bir buzdolabı hâline gelerek bu yumurtaları muhafaza eder. Hava soğuyup yenilebilecek böceklerin sayısı azaldığı zaman, bu yumurtaların içindeki besleyici maddeler bir nevi yedek besin deposu yerine geçerek, annenin kan dolaşımına karışır. Yavru örümcekler acıktıkça, “buzdolabı”na hücum ederler; karşı koymadan bekleyen annenin bacak eklemlerinden, besleyici kanını emerler. Zoolog Evans bu davranışı, memelilerde yavruların, annelerinin sütünü emmesine benzetmektedir. Ancak bu sefer, yavru örümcekler, annelerinin vücudundaki bütün kanı emmektedirler. Birkaç ay içinde anne o kadar zayıf düşer ki hemen hemen hiç hareket edemeyecek hale gelir. Zaten dışarıda beslenecek böcek vs. de bulamayan dişi örümceğin kanındaki besin maddeleri de tükenmeye yüz tutarken yavrular, annelerine bir avmışçasına saldırır, zehirlerini ve sindirim sistemlerinden salgılanan parçalayıcı enzimlerini enjekte eder ve onu tamamen yerler.
Araştırmacı Evans şu gerçeği de tespit etmiştir: Yavru örümcekler, annelerini sonbahardan önce yediklerinde, ortada yiyecek bir şey kalmadığı için kışı geçirmek için birbirlerini yemeye başlamaktadır. Anne ne kadar uzun müddet hayatta kalırsa, o kadar çok yavrusu da canlı kalabilmektedir.
Omurgalı hayvanlar arasında, bilhassa da memeliler sınıfında, anne hayvan ile yavrular arasında rahmet ve şefkat tecellisinin bir buudu olan fedakârlığa dayalı bu tip sevk-i İlahi davranışlarına sık rastlandığı halde, omurgasız hayvanlardan olan örümceğin böyle bir davranışı araştırmacılarda hayranlık uyandırmıştır.
Mükemmel bir ustalıkla salgıladığı harika özelliklere sahip ipliğinden, kurduğu sanat eseri yuvalarına kadar birçok hususiyetiyle ibretli dersler veren örümceğin, yavrularını yaşatmak için yaptığı bu davranışından da ders alabilsek ne iyi olurdu?
sızıntı