Notheart
13-02-2008, 19:27
Oku(ya)mayanlara Dikkat
Hakikatleri kavramada, okumanın yanında; işitme-dinleme, görme, dokunma ve tecrübe gibi alternatifler vardır; ancak bu alternatif faktörler, okumanın değerini yok edememektedir. Okumak; hayatın her kademesinde öğrenme, tecrübe, keşif ve şahsî kemalât için elzemdir. Okuyamayan kişiler, doğruya ulaşmada maddî-mânevî sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalabilir. ‘Okuyabilme’nin kıymetini, okuma güçlüğü (disleksi) olan kişilerin yaşadıklarına bakarak daha iyi anlayabiliriz.
Okuma güçlüğü nedir?
Literatüre 1978 yılında giren ‘okuyamama problemi’, belli bir zekâ seviyesine rağmen kişinin, zekâsını okuma yönünde kullanamaması olarak tarif edilir. Yaşına uygun birçok işi rahatlıkla yapabilen, matematikte, yazı yazmada, el işlerinde kabiliyetli bir çocuğun, harfleri öğrenemediği ve buna bağlı olarak herhangi basit bir metni okuyamadığı görülebilir. Bu tip okuma güçlüğü, zekâ geriliğine veya noksanlığına bağlı bir durum değildir; çünkü Einstein, Edison gibi mucitlerin de geçmişte bu problemden muzdarip olduğu bilinmektedir.
Yavaş okuma, eksik okuma, okuma çalışmalarını sevmeme, okuduğunu anlayamama, kelimelerin sonunu yanlış tamamlama gibi belirtiler, okuma güçlüğü olan kişilerde sık görülür. Bu kişiler, ‘b-d’, ‘m-n’ gibi benzer harfleri karıştırabilir; bazı harfleri hatırlamakta güçlük çekebilir. Öğrenmeye karşı duyulan isteksizlik, basit kavramları bile öğrenememe, kelimelerin yerini karıştırma, geç konuşma, dili kullanma kabiliyetinde görülen eksiklikler, farklı öğrenme yollarını tercih etme, öğrenme esnasında çabuk sıkılma gibi durumlar, okul öncesi dönemde okuma güçlüğünün bazı belirtileri olarak sayılabilir. Derslere ilgisizlik, çalışmaya rağmen istenen verimi elde edememe, okuma veya yazmada yaşanan zorluklar, okuma güçlüğünün okul döneminde ortaya çıkan tezahürleridir.
İlkokul birinci sınıftaki bir çocuğun dakikada ortalama 70; beşinci sınıftaki bir çocuğun da 120 kelimeden daha az okuması okuma güçlüğü belirtisi olarak değerlendirilebilir. Dünyada görülme sıklığı % 4 olarak hesaplanan bu problemden, ülkemizde birçok çocuğun muzdarip olduğu tahmin edilmektedir.
Dr. Hasan AYDINLI
Hakikatleri kavramada, okumanın yanında; işitme-dinleme, görme, dokunma ve tecrübe gibi alternatifler vardır; ancak bu alternatif faktörler, okumanın değerini yok edememektedir. Okumak; hayatın her kademesinde öğrenme, tecrübe, keşif ve şahsî kemalât için elzemdir. Okuyamayan kişiler, doğruya ulaşmada maddî-mânevî sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalabilir. ‘Okuyabilme’nin kıymetini, okuma güçlüğü (disleksi) olan kişilerin yaşadıklarına bakarak daha iyi anlayabiliriz.
Okuma güçlüğü nedir?
Literatüre 1978 yılında giren ‘okuyamama problemi’, belli bir zekâ seviyesine rağmen kişinin, zekâsını okuma yönünde kullanamaması olarak tarif edilir. Yaşına uygun birçok işi rahatlıkla yapabilen, matematikte, yazı yazmada, el işlerinde kabiliyetli bir çocuğun, harfleri öğrenemediği ve buna bağlı olarak herhangi basit bir metni okuyamadığı görülebilir. Bu tip okuma güçlüğü, zekâ geriliğine veya noksanlığına bağlı bir durum değildir; çünkü Einstein, Edison gibi mucitlerin de geçmişte bu problemden muzdarip olduğu bilinmektedir.
Yavaş okuma, eksik okuma, okuma çalışmalarını sevmeme, okuduğunu anlayamama, kelimelerin sonunu yanlış tamamlama gibi belirtiler, okuma güçlüğü olan kişilerde sık görülür. Bu kişiler, ‘b-d’, ‘m-n’ gibi benzer harfleri karıştırabilir; bazı harfleri hatırlamakta güçlük çekebilir. Öğrenmeye karşı duyulan isteksizlik, basit kavramları bile öğrenememe, kelimelerin yerini karıştırma, geç konuşma, dili kullanma kabiliyetinde görülen eksiklikler, farklı öğrenme yollarını tercih etme, öğrenme esnasında çabuk sıkılma gibi durumlar, okul öncesi dönemde okuma güçlüğünün bazı belirtileri olarak sayılabilir. Derslere ilgisizlik, çalışmaya rağmen istenen verimi elde edememe, okuma veya yazmada yaşanan zorluklar, okuma güçlüğünün okul döneminde ortaya çıkan tezahürleridir.
İlkokul birinci sınıftaki bir çocuğun dakikada ortalama 70; beşinci sınıftaki bir çocuğun da 120 kelimeden daha az okuması okuma güçlüğü belirtisi olarak değerlendirilebilir. Dünyada görülme sıklığı % 4 olarak hesaplanan bu problemden, ülkemizde birçok çocuğun muzdarip olduğu tahmin edilmektedir.
Dr. Hasan AYDINLI