ahSenTi
17-02-2008, 00:19
Câbir bin Abdullah (r.a.) anlatıyor: “Bir gün bir bedevî, Hz. Ali (r.a.)’nin yanına gelmişti. Selâm verdikten sonra şu suâli sordu:
— Ey Emîru’l Mü’minîn! Hz. Ebû Bekir (r.a.) cennette midir, değil midir?
Hz. Ali (r.a.) bu münasebetsiz sorudan fazlasıyla üzülmüştü! Dedi ki:
— Ensâr ve Muhâcirîn’den hiç kimse, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhü an zâtihi’l-athar)’in cennetlik oluşundan şüphe etmemiştir.
Ey Bedevî Arap! Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), onu babası yerinde tutardı. Yıldızlar dünyayı nasıl ışıtıyorsa, Hz. Ebû Bekir de cenneti öyle parlatacaktır.
Âhirette, Hz. Ebû Bekir’in nûrundan parlamayan hiç bir köşk, saray, binâ ve oda kalmayacaktır. Cennet halkı, “Ey cennetin bekçisi Rıdvân! Bu ışık nereden geliyor?” diye sorarlar. Rıdvân da, “Bu nûr Hz. Ebû Bekir’in nûrudur” diye cevap verir.
Hz. Ali (kerramallâhü vecheh), bunları anlattıktan sonra, sözlerini şöyle bağladı:
Ey Bedevî Arap! Hz. Ebû Bekir (r.a.), vefâtına yakın günlerde bana, “Ölümüm yaklaştı. Öldüğümde, Resûlüllah (s.a.v.)’ın mübârek vücûdunu yıkadığın ellerinle beni de yıka! Sonra tabuta koyup Ravza–i Mutahhara’ya götür!
‘Ey Allâh’ın Resûlü! Ebû Bekir kapıdadır, izin istiyor’ de!
Şayet kapının kilidi anahtarsız açılırsa, beni Fahr-i Âlem (s.a.v.)’in arka kısmına gömün. Kapı açılmaz ise, Cennetü’l-Bakî’ye gömün” buyurdu.
Vasiyetini aynen tuttum. Onu Ravza-i Mutahhara’ ya getirdim. Kapının kilidi açıldı. ‘Seveni sevilene ulaştırın’ diye bir ses duydum. Böylece oraya defnettik.
selam ve dua ile
— Ey Emîru’l Mü’minîn! Hz. Ebû Bekir (r.a.) cennette midir, değil midir?
Hz. Ali (r.a.) bu münasebetsiz sorudan fazlasıyla üzülmüştü! Dedi ki:
— Ensâr ve Muhâcirîn’den hiç kimse, Hz. Ebû Bekir (radıyallâhü an zâtihi’l-athar)’in cennetlik oluşundan şüphe etmemiştir.
Ey Bedevî Arap! Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), onu babası yerinde tutardı. Yıldızlar dünyayı nasıl ışıtıyorsa, Hz. Ebû Bekir de cenneti öyle parlatacaktır.
Âhirette, Hz. Ebû Bekir’in nûrundan parlamayan hiç bir köşk, saray, binâ ve oda kalmayacaktır. Cennet halkı, “Ey cennetin bekçisi Rıdvân! Bu ışık nereden geliyor?” diye sorarlar. Rıdvân da, “Bu nûr Hz. Ebû Bekir’in nûrudur” diye cevap verir.
Hz. Ali (kerramallâhü vecheh), bunları anlattıktan sonra, sözlerini şöyle bağladı:
Ey Bedevî Arap! Hz. Ebû Bekir (r.a.), vefâtına yakın günlerde bana, “Ölümüm yaklaştı. Öldüğümde, Resûlüllah (s.a.v.)’ın mübârek vücûdunu yıkadığın ellerinle beni de yıka! Sonra tabuta koyup Ravza–i Mutahhara’ya götür!
‘Ey Allâh’ın Resûlü! Ebû Bekir kapıdadır, izin istiyor’ de!
Şayet kapının kilidi anahtarsız açılırsa, beni Fahr-i Âlem (s.a.v.)’in arka kısmına gömün. Kapı açılmaz ise, Cennetü’l-Bakî’ye gömün” buyurdu.
Vasiyetini aynen tuttum. Onu Ravza-i Mutahhara’ ya getirdim. Kapının kilidi açıldı. ‘Seveni sevilene ulaştırın’ diye bir ses duydum. Böylece oraya defnettik.
selam ve dua ile