PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Arabesk BİtİŞİn Ve TÜkenİŞİn MÜzİĞİ (!)




SiMeReNya
27-02-2008, 14:03
http://www.uralla.com/img_assorted/arabesk.jpg
Ruhî olarak çürüyen, tükenen ve sefalet tabloları sergileyen "vatandaş"ların müziği (!) olan arabeskin yaygınlığı, ülkenin içine düştüğü cinneti işaretlediği gibi bu "tinerci" müziğinin devlet tarafından teşvik görmesi de tam bir kara mizah mevzuu...
Gazetelerde okuduğumuza göre, kimi arabesk sanatçılarına (!) devlet tarafından trilyonlarca liralık teşvik kredisi veriliyormuş ve bunlar sanata (!) ve sanatçıya(!) verilen önemi gösteriyormuş.
http://progressive.homestead.com/files/orhan_gencebay_single_web.jpg
Bir kere, arabesk estetik zevki gelişen soylu bir ruhun müziği değil; hayattan ümidini kesen, piyango biletleri ve spor lotolar dışında istikbâle dâir hiçbir müsbet hamlesi olmayan ve karamsarlığın rüzgârında savrulan "yenik" tiplerin yaralarını kaşıyan sefil bir ticaret metaıdır. Soylu bir müzikle arasındaki fark ise, Süleymaniye ile bir gecekondu arasındaki fark gibidir.
Ne doğulu kalabilmiş, ne batılı olabilmiş dejenere bir kültürün ve yozlaşmış bir hayat tarzının ifâdecisi olan arabeski bir müzik türü kabul etmekten mazuruz.
İddia edildiği gibi kökeni türkü ve şarkılarımıza uzanan bir "sentez" de değildir arabesk... Bilâkis halk ve sanat müziğinin en düşük seviyeli melodilerinin aşûre cinsinden karıştırılmasıyla ortaya çıkan bir tuhaflık nûmunesidir. Genellikle müzisyenin (!) önce ağır bir tarzda başladığı, nakarat bölümü gelince diken üstüne oturmuş gibi bağırdığı şâheserlerde (!) herhangi bir orijinalite aramak abestir.
Üstelik Türk sanat musikîsinin hüzünlü nağmeleriyle arabeskin "derbeder"liğinin benzeşen hiçbir yönü yoktur. Sağlam bir ruhun hazin hâllerinin ifâdesi olan şarkılarımız, YÜCELTEN ve YÜKSELTEN bir hüzün taşır. Tilki Günlüğü'nde "hüzün" kelimesinin "zenginlik" ve "hazine bekçiliği" ile aynı mânâ hizasına denk gelmesinin bir sırrı da galiba öz musikîmizde saklı: Dünyayı gurbet bilici ve ruhu zenginleştirici hüzün...
Arabeskte ise tam tersi olarak, doyma bilmeyen dünya zevklerine erişemeyen, eriştikleriyle yetinmeyen nefsin sapıkça bir isyânı söz konusudur. YÜCELTİCİ ve YÜKSELTİCİ HÜZÜN ile ALÇALTICI DERBEDERLİĞİN arasında nasıl bir benzerlik olabilir ki?..
Yine arabeskin ikiz kardeşi mahiyetinde olan, ama onun gibi acı ve gözyaşının değil, "neşe ve kahkaha"nın müziği (!) tavernaya bakışımız da aynı çerçevededir; hattâ sefil bir eğlenceyi, sefil bir acıdan daha rezil kabul edersek, tavernayı daha sert bir tavırla reddedebiliriz. Tıpkı arabesk gibi taverna da yozlaşmış bir kültürün içinden türeyen, kimliklerini kaybetmiş, ruhları "şahsiyet" olgunluğuna erişmemiş insanların -gűya- eğlencesidir.
http://www.medyaline.com/resimupload/files/ibrahim%20Tatlises888.jpg
Kısacası: Arabesk ve taverna gibi garabetlerin sağlıklı bir toplumda yaygınlaşması mümkün değildir. Bir toplumun yüzde doksanından fazlası "Batsın bu dünya" diyen "Derbeder", "Talihsiz" ve "Boynu Bükükler"den oluşuyorsa, o yığınların baştan sona köklü bir tedaviye ve yepyeni bir nizâma muhtaç oldukları, inkârı mümkün olmayan bir malûmdur.
Ruhî olarak çürüyen, tükenen ve sefalet tabloları sergileyen "vatandaşların" müziği (!) olan arabeske devletin kucak açmasının ve onu kendisine yakın görmesinin bir sırrı olsa gerek!..




ALINTIDIR....