Lider
10-03-2008, 15:12
Bulutlar Aşk Ağladı ( Sona Bir Kala)
Taksi şoförü ısrarla “Abla buralar tekin değildir, baksana hava da berbat, en iyisi seni bekleyeyim, ne işin var kadın başına anlamadım!” diyordu.
Yıldız şemsiyesini açtı; rüzgâr yüzünden düzgün tutamıyor, ters dönüyordu. Şoförün ısrarlarını kabul etmedi, kesin ve sert bir ifadeyle “Teşekkür ederim, siz gidin!” dedi.
Taksi ağaçların arasından kaybolunca; sırılsıklam olmuş haline inat, yağmura meydan okurcasına şemsiyeyi kapattı. Bir süre öylece durup; iliklerine kadar ıslaklığın, soğuğun, teninde bıraktığı ürpertiyle karışık titretmeleri dinledi. Çantasından cep telefonunu çıkarıp numaraya tekrar baktı. “Acaba arasam mı?” diye düşünürken uzaktan gelen bir araba gördü. Başkası da olabilirdi, tepenin uç kısmına doğru yürümeye başladı.
Seher arabası ile yola çıkmış, bilinmeze giden heyecana dayanamayan yüreğinin atışları dizlerini titretiyordu. Yağmurun şiddetine silecekler yetişmiyor, tüm dikkatini anlık görünüp kaybolan yola odaklıyordu Bir an sırılsıklam olmuş Yıldız’ı gördü. Çamura saplanma endişesi ile arabayı yolun kenarına park etti. Yan koltukta duran şemsiyeye baktı. Yaşadığı acı birkaç metre uzağında ki perişan kadından farksızdı, vazgeçti.
Aynı adamı seven iki kadın karşı karşıya… Yağmurdan ıslanmış yüzlerinde; özene bezene yaptıkları makyaj akmıştı. Yanaklarından süzülen kara damlalar, ikisinde de gözyaşını anımsatıyordu. Gözlerinden; kin, öfke, kıskançlık, akıyordu. İkisi içinde önemli olan; “o kimi seviyor” kuşkusuydu. Yıldız, “Onu seviyor musun?” diye sordu.
- hı hı
- O seni seviyor mu?
Seher korku dolu titrek sesiyle “ Bilmiyorum… Hem ben evli olduğunu da bilmiyordum! Bana inanın lütfen!” dedi.
Yıldız ne yapacağına karar veremiyordu. Ne olursa olsun; zihnine takılan soruların, cevaplarını bilmek istiyordu. Yeniden kendini toplayıp “Peki, ne kadar süredir birliktesiniz?”
Seher “bunu söylemek! Hem de sevdiğim adamın karısına söylemek ne kadar zor” diye düşündü. Boğazında kelimeler düğüm olmuş, konuşmakta zorlanıyordu. Yıldız öfkelenmişti, ses tonunu yükselterek “Ne kadar!” diye bağırdı.
- “iki yıl”
Diyebildi Seher. Bu sorunun cevabı Yıldız’ı yüreğine binlerce domdom kurşunu isabet etmiş gibi vurdu. Artık hiçbir şey canını acıtmıyordu. Eğer karşısında ki; sevmekten ve inanmaktan başka suçu, günahı olmayan gencecik kadın da aynı duyguları hissediyorsa, onunda canı acımazdı. “Onu gerçekten seviyor musun? Ne kadar seviyorsun? Bu son sorum, lütfen cevapla!” dedi Yıldız.
“Ölecek kadar!” dedi genç kadın…
“Ey aşk!” Ruhlarını kaybedip; ne olduklarını, kim olduklarını unutturduğun iki kadın, senin eserin olmasın! İkisi de Sadist miydi? Birbirinin ruhunu acıtan, yoksa hangisi mazoşistti, acı çekmekten hoşlanan. Ruhları çığlık çığlığa sevişiyor, öfkelerinin atları ise doludizgin yarışıyordu… Yıldız elini çantasına atıp falçatayı çıkardı.
“Al şunu o zaman; kes parmağını, kanının aktığını görmek istiyorum!” dedi…
(SONA BİR VAR!) necla alptekin
Taksi şoförü ısrarla “Abla buralar tekin değildir, baksana hava da berbat, en iyisi seni bekleyeyim, ne işin var kadın başına anlamadım!” diyordu.
Yıldız şemsiyesini açtı; rüzgâr yüzünden düzgün tutamıyor, ters dönüyordu. Şoförün ısrarlarını kabul etmedi, kesin ve sert bir ifadeyle “Teşekkür ederim, siz gidin!” dedi.
Taksi ağaçların arasından kaybolunca; sırılsıklam olmuş haline inat, yağmura meydan okurcasına şemsiyeyi kapattı. Bir süre öylece durup; iliklerine kadar ıslaklığın, soğuğun, teninde bıraktığı ürpertiyle karışık titretmeleri dinledi. Çantasından cep telefonunu çıkarıp numaraya tekrar baktı. “Acaba arasam mı?” diye düşünürken uzaktan gelen bir araba gördü. Başkası da olabilirdi, tepenin uç kısmına doğru yürümeye başladı.
Seher arabası ile yola çıkmış, bilinmeze giden heyecana dayanamayan yüreğinin atışları dizlerini titretiyordu. Yağmurun şiddetine silecekler yetişmiyor, tüm dikkatini anlık görünüp kaybolan yola odaklıyordu Bir an sırılsıklam olmuş Yıldız’ı gördü. Çamura saplanma endişesi ile arabayı yolun kenarına park etti. Yan koltukta duran şemsiyeye baktı. Yaşadığı acı birkaç metre uzağında ki perişan kadından farksızdı, vazgeçti.
Aynı adamı seven iki kadın karşı karşıya… Yağmurdan ıslanmış yüzlerinde; özene bezene yaptıkları makyaj akmıştı. Yanaklarından süzülen kara damlalar, ikisinde de gözyaşını anımsatıyordu. Gözlerinden; kin, öfke, kıskançlık, akıyordu. İkisi içinde önemli olan; “o kimi seviyor” kuşkusuydu. Yıldız, “Onu seviyor musun?” diye sordu.
- hı hı
- O seni seviyor mu?
Seher korku dolu titrek sesiyle “ Bilmiyorum… Hem ben evli olduğunu da bilmiyordum! Bana inanın lütfen!” dedi.
Yıldız ne yapacağına karar veremiyordu. Ne olursa olsun; zihnine takılan soruların, cevaplarını bilmek istiyordu. Yeniden kendini toplayıp “Peki, ne kadar süredir birliktesiniz?”
Seher “bunu söylemek! Hem de sevdiğim adamın karısına söylemek ne kadar zor” diye düşündü. Boğazında kelimeler düğüm olmuş, konuşmakta zorlanıyordu. Yıldız öfkelenmişti, ses tonunu yükselterek “Ne kadar!” diye bağırdı.
- “iki yıl”
Diyebildi Seher. Bu sorunun cevabı Yıldız’ı yüreğine binlerce domdom kurşunu isabet etmiş gibi vurdu. Artık hiçbir şey canını acıtmıyordu. Eğer karşısında ki; sevmekten ve inanmaktan başka suçu, günahı olmayan gencecik kadın da aynı duyguları hissediyorsa, onunda canı acımazdı. “Onu gerçekten seviyor musun? Ne kadar seviyorsun? Bu son sorum, lütfen cevapla!” dedi Yıldız.
“Ölecek kadar!” dedi genç kadın…
“Ey aşk!” Ruhlarını kaybedip; ne olduklarını, kim olduklarını unutturduğun iki kadın, senin eserin olmasın! İkisi de Sadist miydi? Birbirinin ruhunu acıtan, yoksa hangisi mazoşistti, acı çekmekten hoşlanan. Ruhları çığlık çığlığa sevişiyor, öfkelerinin atları ise doludizgin yarışıyordu… Yıldız elini çantasına atıp falçatayı çıkardı.
“Al şunu o zaman; kes parmağını, kanının aktığını görmek istiyorum!” dedi…
(SONA BİR VAR!) necla alptekin