PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Düş Mışıltısı




sweet_
08-07-2008, 00:44
''...dün'de çoğalan kelimeler için, yarın'a sadeleştirirken...''
Sayfalara dökülmek istiyorum. Bu, ''...gece'nin bir anlamı olmasın...'' demek. Biliyorum. Aynı masaldı, dinledim. Dinleyerek yenildim. Bu, kendi içinde başkalaşamamış yenilginin, kaçıncı soy ağacı, bilmiyorum. Hayatı hangi kuytuda ''benim'' saysam, yalnızlık ödenek oluyor bedeli için, bir hüznü daha devralıyorum. Öğrendiğim bir şey daha var, parmaklarım birer sayının maskelenen yüzü olup, kırılıp, dökülürken : ''...Ben, bu kez, çok daha iyi yenilmenin, kelimesizleşen boşluklarında, iki keder arası yorgunluğa sığınak oluyorum. Çok daha iyi yenilmenin, mazisi kalın puntolu üç noktaları arasında, nerede durmalı... Tuhaf... Artık, şaşırmıyorum...'' Önce, sustum. ''....Şaşırmama eyleminin olağan evreleri...'' dedim. Sonra, suskunluğa hayat verme çabasına seslendim. İçinde neyin olduğunu, içimde böylesine vakur ve kanı soğukluğa bilenen nedir, bilmek istedim. Basit denklemler savuşturdum, telvelenen zamanlarda. Birkaç hecesi, bu kahrolası suskunluğa küsük, içe doğru kanatlanan bir avazda saklı. Birileri geldi, yalınayak, okumadan tüm bu kelimeleri, sesime dayadılar kulaklarını, sesim, yüreğime postalanan bir mektup sancısıydı. Okumadan tüm bu kelimeleri, birileri : ''...Bahsettiği olsa olsa; bir ölüm'ün girizgah seferleri...'' dedi. Bu, böyle bilinsin mi istedim? ''Birileri'', lütfen öyle deyin, demek eylemini varsayımcı olmayan bir edayla süslemeyi ihmal etmeyin. Şimdi... Bana bu suskuntudan kalan, tüm mücevheri zamanları kollarıma takıyorum.
''Zaman'' var ya sözcüğün toprağında, ''beklemek'' suyu ile beslenir sanmayın sakın, kolay'a tasını tarağını alıp kaçan böylesi sanrılarınızı, beklenti dergâhının duvarlarına fısıldayın. Annelerinizin sözünü hatırlayın: ''...Kötü bir rüyaysa gördüğün, anlatma. Koş, mutfaktan bir bardak su al. Suya anlat ne varsa, sonra, bardağı susuzlukla temizle, içindekiler, akıttığın su, kötü rüya, artık uzağında...'' Uyanınca anladım ne olduğunu... Küçük bir şıkırtı yetti, gözkapaklarım için âzâda. Hani olur ya, bütün şehir o ecnebi icatla kısa süreli ayrılıklar yaşar. Ya da kalabalıkların arasından, kısa süreli sessizlikler seçersin, yürür gidersin içinden, kendi uyuyabıraktığın gerçekliğine doğru. Bütün ışıklar sönünce, karanlıkla uzlaşan... Bütün sesler terk edince, kimsesizliğin geniş odalı salonlarını, izbe hollerini... Dudaklarında ışıyan bir tebessüm koşar, yetişilmesi muhtemel olmayan bir hızla. Dışında bulunduğun an anlarsın, tüm karabasan hikayelerinin, bir okyanus uydurması olduğunu. Susmak, suskuntu, sessizlik ve canından olma tüm türevleri gizli bir kutsayıştır artık, daha iyi yenilmekten başka bir tedavinin olmayışını hazmedebilmenin, taksim edilmiş öğünleri... Kime sorsan,''...ferahlık, tebdil-i mekan'dan gelir...'' Hangi yalnızlık sobelemedi ki beni bu oyunda? Büyümek bu nedenle olsa gerek; ''...Yavaş yavaş, hüznü, bir ermiş beyazlığında kirletmek...''




sweet_
08-07-2008, 00:45
Yaşadığım kentten uzak, küçük bir sahil kasabasında, balkonda sabah kahvemi içerken, bir şeyler eski günleri hatırlatıyor..Her yerde bir şeyler eski günleri hatırlatıyor zaten.. Aslında bambaşka şeyler düşünüyorum ama sana yazıyorum ne tuhaf.. İnsan bazen olmadık zamanlarda, olmadık hayallerin peşine takılırken, "bu yanlışı daha önce de yapmıştım" cümlesine fazlasıyla aşina bir halde kendi için doğru olanı seçerse, bir başkasının hayatını alt üst edebileceğini hesaba katamıyor. Bu cümle sana tanıdık geldi mi? Yıllar önce, yine bu sahil kasabasında, sabaha karşı elimi tutarken, o yıldızlar oradaydı, hayallerimizde.. Yıllar sonra, "kendi" hayallerin sana mutluluk getirdi mi bilmiyorum ama ben o zamanın umutlarıyla yaşlanıp duruyorum hala.. Ne değişti, neden değişti bilmiyorum hala.. "Yoldan geçenler varda, her akşam gelenler nerde" diye soramıyorum hala..

Belli belirsiz bir ses geliyor kulaklarıma, sancı gibi, tavan arasına atılan anılarımız gibi, gidişim gibi, gitme diyemeyişin gibi.. Mevsimsiz yağmurlarla, nerden geldiği bilinmez bir rüzgarlarla ve zamansız dokunuşlarla sızlayan bir yarasın işte alt tarafı.. Alt tarafı ömrümden ömür çalmışsın, alt tarafı kalbim durmuş işte..


Elimde değil, özlüyorum ben..

Gözlerini..

En çok da kokunu..

sweet_
08-07-2008, 00:47
...Geri sayım 3 2 1...
Yine kulaç attım yalnızlığa
Sebebimi sormasınlar
Tercüman olsun cümlelerim
Vasiyetim niyetine okunsunlar
Özdeş tutulsun benliğimle her biri
Her yeni gün benden öteye gidemiyor
bu mutsuzluğa son verme isteğim
Tam bitti derken
Bir yeni ünlem sahipsiz düşüncelerime ekleniyor
'Ne olsun yuvarlanıp gidiyorum işte'
Hep aynı cevap...
Kendi hayatımda figüran olmuşum meğerse
Hayatımın zarurisi olan cesaretsizlikler,
beni bırakmamaya niyetli
Belki de tek kişilik bir oyun oynamayı kaldıramadığımdan
bırakmıyorlar beni
Nöbetleşe bekliyorlar başımı bir mutluluk bir acı
Kapansın artık bu perde
Bitsin bu kısır döngü
Müstakil mutluluklar peşimi bıraksın
'Ya hep ya hiç' misali
Öncelerimin cehennem sıcağı yerini serin yağmurlara versin...
Ve ben de tutunayım sağlam dallara
Yegane mutluluk kalsın avuçlarımda...

sweet_
08-07-2008, 00:48
Isırgan sessizliğin çığlık, çığlık üzerime gelir gecede. Geceye uyup uyuduğunda her soluklanışın, ısırgan bir sessizlik salar üzerime. Sessizce, çıt çıkarmadan nefes alır nefes verirsin. Çıt çıkarmayan sessizliğine bakmak saatlerle, saatlerce süren 'çıldırmamacasına' bir uğraşa döner. Sabah olmalı bir an önce sabah olmalı. . . Hep aynı çelişkiyi geceden sabaha çekerim; sessizliğine bakacak kadar yakın olmak, soluklanışını dinlemektir. Soluklanışını dinler (din)lenirim ama uyuduğun uykunun bana yaşattığı yalnızlık, bir an önce bitsin isterim. Kendimle çelişkimi çekiştiririm. Bir an önce uyan ve gözlerime bak, günümüz aydın olsun ve sen hemen konuş hemen gülümse isterim. Çünkü çoğalan anlamların adlarıdır, yüzünün kıpırdayan çizgileri. Sonra sen yüzeysellikten apayrı çizgiler yüzünde, uyanınca kızarım hayata. . . Sen uyanmışsan bir kere, birazdan gideceksindir. Birazdan elini yüzünü yıkayıp tüm çizgilerini avuçlarınla boğup gideceksindir. Hep birazdanın işleyişini gözümün içine soktuğu için çirkinleşen çayını içip, gideceksindir. Bir minibüse binip, hatta öncesinde bir kaldırımda yürüyüp karşıdan, karşıya geçip uyandığına bilmem ne kadar sevinip, bilmem ne kadar üzülüp gideceksindir.

Bu şehre, bu hayata, kaderine, kaderime kızarım. Ses etmeden çok, çok zenginlere küfrederim. Kendime küfrederim. Geçen geceye, uyanışına, birazdana küfrederim. Çirkin çaya küfrederim. Akşama kadar akşama küfrederim. Çelişkime küfrederim. Sonra akşam olur, akşam olur sen gelirsin. Bu şehirden çıkar eve, evimize gelirsin. Yalnızlığım gözlerinde sarsılır ve sen yorgun ve sarsak ardında dışarısı gelirsin. Bütün cümlelerin cümlesine susarım. Bu şehre, bu hayata, kaderine, kaderime şükrederim. Her gece, her gece çelişkimi çözmek için yeni bir ipucu arıyorum. Bulduğum her ipucunu bir intihardan çözülmüş buluyorum ve her ölümü kördüğüm. Dedim ya çıldırmamacasına bir uğraş saatlerle aramda saatlerce, sürer her gece. . . Sonra sabaha karşı, sabaha karşı duran gece yıkılır, ben yalnızlılığımla meşgul, ben çıldırmanın eşiğinde, her şeyi bir kenara bırakırım. Ulu orta tüm çelişkilerimi ve her tekrar anını sonsuzluktan sıyırır sonsuzluğa bir umut giydiririm... Zaman karanlık saatleri bu şehrin üstüne kusmuşken, şimdi ben bu satırları yazıyorken, sen daha uyanmamışken zaman, sabaha karşı duran geceye bu şehrin sesleriyle dokunup geceyi yıkıyorken en cırtlak sesler, kurulu bir saatten çıkacak. Uyanışına kurulu saatin seslerinden önce kulağına ben fısıldayacağım: �Ömrüm, bebeğim kalk, hadi kalk günümüz aydın!� Bir fısıltının taşıdığı bunca anlamı gözlerine, gözlerinden öperek iliştireceğim . Canım bu satırları sen uyurken yazıyorum. Seni uyandırmak ve uyandığını görmek zor iş . Paramparça bir uykuya yatmak yada eksiksiz ama paramparça uyanmak zor iş... Ansızın, anlamsız ve eksik, isimsiz bir şeyler geliyor aklıma ansızın, bir tekerleme gibi çınlıyor ellerimde kalan hasretin . Ansızın 'an' sızım oluyor sızım, sızım sızlıyor adının her bir harfi beynimin içersinde. İçimin sesi uyutmuyor sensizliği . Uyuma uyuma,kendimi yalnız hissediyorum! Öylece kalıveriyor cümlelerim, gereksiz bir işin mecmuası oluyor ağlamak... Uyuma kendimi yalnız hissediyorum...