Raid_IRON
11-09-2006, 16:00
Soru: Kardeşim, oğlunu evlendiriyor. Düğün yapacak. Düğünde içkili yemek, kadınlı-erkekli, çalgılı-oyunlar da var. Gitsem bir türlü, gitmesem kardeşim gücenecek. Ne yapmam lâzım?
Cevap: Bismillâhirahmanirrahim.
Dinimiz İslâm; içkiyi haram kıldığı gibi, ona vasıta ve vesile olan her şeyi de yasaklamıştır. Bunun için Müslüman içki içmese bile içki içilen bir sofrada oturması dinen sakıncalıdır. Bu hususta dost ve yakınların gönlünü hoş etmek diye bir kural yoktur. Allah'ın hatırı herşeyin üstündedir. Cabir b. Abdullah (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.):... Kim ALLAHÜ Teâlâ'ya ve ahiret gününe inanıyorsa, üzerinde içki bulunan sofraya oturmasın, buyurmuşlardır. (Tirmizi, Edeb: 43, Nesei, Gusul: 2)
Haramların işlendiğini, ALLAHÜ Teâlâ'nın emir ve yasaklarıyla alay edildiğini gören bir müslüman, öncelikle bunu engellemeye çalışmalıdır. Ebû Seid'il Hudri (R.A.) den rivayete göre Resülullah (S.A.V.): "Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltmeye cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir. "buyurmuşlardır. (Müslim, İman: 78, Tirmizi, Fitne: 11, Nesei, İman: 17) Eğer engellemeye gücü yetmiyorsa, o meclisi derhal terk etmelidir. Çünkü ALLAHÜ Teâlâ şöyle buyurur: Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünüzde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık zalimler topluluğu ile oturma. (En'am Sûresi: 68)
O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir. (Nisa Sûresi: 140)
Demek ki bir müslüman; haramların işlendiği; dini emirlerin alaya alındığı, inkar edildiği, dininin aleyhinde konuşulduğu meclisi terketmek suretiyle durumu protesto edecek, dinini korumak için gerekli tedbiri alacaktır. Hiç olmazsa bunu yapacaktır. Arzedilen bu kısa bilgilerden sonda, şu hususa dikkat çekmek istiyorum:
Müslüman, şu veya bu şahsı razı etmek, onu hoşnut etmek, ondan "aferin" almak için inancından taviz vermez.
Müslüman, inancını yaşarken hareketlerini şu veya bu "kurum" veya "kuruluş" un ne düşündüğünü düşünerek ayarlamaz. Müslüman; fâsık-ı facirlerin pohpohlamasına, alkışlarına kanarak dinin yasakladıklarını yapmaz.
Müslüman, her sözünde, her hareketinde, her davranışında sadece ve sadece "Allah'ın rızasını" düşünür. Daha doğrusu, düşünmelidir. Allah'ın rızası oldu mu, bütün dünya küsse ehemmiyeti yoktur. Allah'ın rıza olduğu tarz ise bellidir. Yaver-i Ekrem Resulullah'a (a.s.m) tabi olmak.
Yani Sevgili Peygemberimiz nasıl ibadet etmişse öyle ibadet etmek, nasıl davranmışsa öyle davranmak; her sözünü, her hareketini sünnet-i seniyye ölçüsüyle tartmak...
Müslüman, kendisine örnek olarak Resulullah'ı alır, Kur'ân'ı alır rehber edinir, vakarla yoluna devam eder. Şu şöyle demiş, bu böyle düşünmüş, onun umurunda olmaz. Kim ne derse desin, kim ne düşünürse düşünsün hiç mühim değildir. Mühim olan Allah'ın rızasıdır. Yaptığı işten hareketlerden ve söylediği sözlerden "Allah razı mıdır?" İşte onun için mühim olan budur.
Mehmet Talü
Cevap: Bismillâhirahmanirrahim.
Dinimiz İslâm; içkiyi haram kıldığı gibi, ona vasıta ve vesile olan her şeyi de yasaklamıştır. Bunun için Müslüman içki içmese bile içki içilen bir sofrada oturması dinen sakıncalıdır. Bu hususta dost ve yakınların gönlünü hoş etmek diye bir kural yoktur. Allah'ın hatırı herşeyin üstündedir. Cabir b. Abdullah (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.):... Kim ALLAHÜ Teâlâ'ya ve ahiret gününe inanıyorsa, üzerinde içki bulunan sofraya oturmasın, buyurmuşlardır. (Tirmizi, Edeb: 43, Nesei, Gusul: 2)
Haramların işlendiğini, ALLAHÜ Teâlâ'nın emir ve yasaklarıyla alay edildiğini gören bir müslüman, öncelikle bunu engellemeye çalışmalıdır. Ebû Seid'il Hudri (R.A.) den rivayete göre Resülullah (S.A.V.): "Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltmeye cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir. "buyurmuşlardır. (Müslim, İman: 78, Tirmizi, Fitne: 11, Nesei, İman: 17) Eğer engellemeye gücü yetmiyorsa, o meclisi derhal terk etmelidir. Çünkü ALLAHÜ Teâlâ şöyle buyurur: Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünüzde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık zalimler topluluğu ile oturma. (En'am Sûresi: 68)
O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir. (Nisa Sûresi: 140)
Demek ki bir müslüman; haramların işlendiği; dini emirlerin alaya alındığı, inkar edildiği, dininin aleyhinde konuşulduğu meclisi terketmek suretiyle durumu protesto edecek, dinini korumak için gerekli tedbiri alacaktır. Hiç olmazsa bunu yapacaktır. Arzedilen bu kısa bilgilerden sonda, şu hususa dikkat çekmek istiyorum:
Müslüman, şu veya bu şahsı razı etmek, onu hoşnut etmek, ondan "aferin" almak için inancından taviz vermez.
Müslüman, inancını yaşarken hareketlerini şu veya bu "kurum" veya "kuruluş" un ne düşündüğünü düşünerek ayarlamaz. Müslüman; fâsık-ı facirlerin pohpohlamasına, alkışlarına kanarak dinin yasakladıklarını yapmaz.
Müslüman, her sözünde, her hareketinde, her davranışında sadece ve sadece "Allah'ın rızasını" düşünür. Daha doğrusu, düşünmelidir. Allah'ın rızası oldu mu, bütün dünya küsse ehemmiyeti yoktur. Allah'ın rıza olduğu tarz ise bellidir. Yaver-i Ekrem Resulullah'a (a.s.m) tabi olmak.
Yani Sevgili Peygemberimiz nasıl ibadet etmişse öyle ibadet etmek, nasıl davranmışsa öyle davranmak; her sözünü, her hareketini sünnet-i seniyye ölçüsüyle tartmak...
Müslüman, kendisine örnek olarak Resulullah'ı alır, Kur'ân'ı alır rehber edinir, vakarla yoluna devam eder. Şu şöyle demiş, bu böyle düşünmüş, onun umurunda olmaz. Kim ne derse desin, kim ne düşünürse düşünsün hiç mühim değildir. Mühim olan Allah'ın rızasıdır. Yaptığı işten hareketlerden ve söylediği sözlerden "Allah razı mıdır?" İşte onun için mühim olan budur.
Mehmet Talü