PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yapabileceğimiz Hayırlar




Raid_IRON
14-09-2006, 18:05
(Bir sohbetin notları)

İNSANLARIN uzun emelleri ve hayalleri vardır. Bunların gerçekleşmesini isterler ama imkânları ve fırsatları yeterli olmadığı için elde edemezler. Türkiye’nin çok güçlü, krizsiz, problemsiz, gerçek medeniyet ufuklarına hızla koşan, bütün dünyaya model ve örnek teşkil eden bir ülke olmasını kim istemez? Bizim sanayiimiz, bizim ekonomi ve finansımız da Japonya ile boy ölçüşebilmelidir... Sayısı 100’ü geçen Türk Üniversiteleri ve yüksek okulları, ülkemize Nobel ödülü kazandıran büyük araştırıcılar, düşünürler yetiştirmelidir... Lakin sadece istemekle olmuyor.

Bendeniz bugün burada, her iyi niyetli ve az imkânlı insanın yapabileceği, gerçekleştirebileceği faydalı, iyi, hayırlı, güzel işlerden ve şeylerden bahs etmek istiyorum. Bunların listesini yaparken şu prensipleri esas aldım:

• Birincisi: Peygamberimiz (salat ve selam olsun ona) “İki günü birbirine eşit olan zarar ve ziyandadır” buyuruyor. Yani, her yeni günümüz, bir öncekinden ilimde irfanda, ahlakta, fazilette, hayır ve hasenatta, güzellikler ve iyilikler sergilemekte daha ileri olmalıdır.

• İkinci prensip: Yine bir hadîs-i şerifte “Yarım hurma ile bile olsa kendini Cehennem ateşinden koru” buyuruluyor. Bu hadîs bize, iyilik ve hayır yapmak için zengin, varlıklı, bol gelirli olmak gerekmediğini, bir tek hurmaya malik olan bir Müslümanın bile, onun yarısını bir kardeşine, aç bir insana yedirerek Allah’ın rızasını kazanabileceğini, cehennemden kurtulabileceğini bildiriyor.

• Üçüncü prensip: Hayır ve iyilik yapmak için bir hurması bile olmayan kimseler varsa onlara şu üçüncü hadîsi hatırlatmak istiyorum: “Kardeşinin yüzüne gülmen, ona tebessüm etmen de bir iyiliktir, bir hayırdır, sadakadır.” Yani Müslümanlara karşı güler yüzlü, tatlı dilli, onları ferahlatacak, onlara huzur verecek bir halde olmakla da sevap ve ecir kazanabilirsin.

Müslümanlık ne demektir? Müslümanın elbette çeşitli tarifleri vardır. Bunlardan biri şudur: Müslüman iyi insan, iyi vatandaş, iyi komşu, iyi iş sahibi, iyi işçi, iyi aile reisi, iyi eş, iyi baba, iyi evlat demektir.

İyi Müslüman, iyi insan, iyi vatandaş... Bu üçü birbiriyle özdeştir.

Peygamberimiz bir hadîs-i şeriflerinde “Güçlü Müslüman zayıf ve güçsüz Müslümandan hayırlıdır” buyurmuşlardır. Güçlü ne demektir? Sadece sağlıklı, bedenî bakımdan kuvvetli manasına gelmez güçlü olmak. Güçlülük şu üç boyutta tezahür eder, görünür: Birincisi: Bilgi ve kültür boyutu. İkincisi: Aksiyon, ahlak, fazilet boyutu. Üçüncüsü: Güzellik, sanat, zerafet, insanlara hoş görünmek boyutu.

Bendeniz din alimi değilim, ilahiyatçı hiç değilim. Binaenaleyh okur-yazar bir Müslüman olarak, altmış küsur yıldan beri okuduğum faydalı kitaplardan çıkardığım bilgilerle, şu kısa müddet içinde sizlere günlük hayatınızda ve hemen bugünden başlamak şartıyla ne gibi iyilikler, doğruluklar, faydalı ve güzel şeyler yapabileceğimizi, çok açık bir şekilde anlaşılması için maddeler halinde anlatacağım: Bunların bir kısmı doğrudan doğruya dinîdir. Bir kısmı ise, dinin dışında olmamak şartıyla sosyal ve kültürel şeylerdir.

(1) Beş vakit namaz kılmayan sevgili kardeşlerimiz düşünsünler, karar versinler ve günlük namazlara başlasınlar. Bu bizim elimizde, bizim irademizin dahilinde olan bir şeydir. Kur’ân’da ve Sünnette beş vakit namazın farziyeti ve önemi hakkında çok sayıda öğüt, uyarı, emir vardır. Bir Müslüman olarak namazsız kurtulmamız çok zordur. Avustralya’da bir hafta tatil yap deseler belki buna maddî gücümüz, vaktimiz yetişmez. Beş on bin dolar gerektirebilir.Namaza başlamak için para gerekmez, sağlık raporu almak, ruhsat gerekmez. Hemen başlanabilir.

(2) Beş vakit namazı kılan Müslümanlar cemaate devam etsinler. Yani bir camide, yahut kendi aralarında ehil birini imam yaparak “Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 25 veya 27 kere daha hayırlıdır...” Evet böyledir. Ancak şunu da bilmek gerekir: Farz namazları, mukim (yani misafir olmayan) erkek Müslümanların cemaatle kılması dinî bir mecburiyettir. Cemaate katılmak, Müslümanın tercihine, ihtiyarına, seçimine bırakılmamıştır. Hanefî mezhebinde cemaat, sabah namazının sünnetinden daha kuvvetli, farza ve vâcibe yakın bir sünnet-i müekkededir. Şer’î özürsüz terki câiz değildir. Eskiden bu memlekette, Müslüman şehirlerinde Ezan-ı Muhammedî okunduğu zaman bütün dükkanlar ve işyerleri kapanır, çarşı ve pazarlarda adam kalmaz, camiler, cuma namazlarında olduğu gibi dolarmış. Rıza Nur, meşhur Hatıratı’nda İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra Sinop’a gittim, iki değişiklik gördüm. Biri namaz kılanlarda bir azalma olmuştu. İkincisi kadınlar sokağa çıkmaya başlamışlardı... diyor. Eskiden, namaz kılmayanlara târik-i namaz, cemaati terk edenlere târik-i cemaat denilirdi. Beş vakit namaz kıldığı halde cemaate katılmayanların kadılıklarda, yani İslâm mahkemelerinde şahitlikleri kabul edilmezdi. Bizler eski Müslümanlar kadar dindar değiliz ama cemaati büsbütün terk etmemeliyiz. Fetva vermiyorum ama hiç olmazsa günde bir kez camiye gitmeliyiz. Kendi aramızda cemaat yaparsak, imam olacak zatın mutlaka başını bir takke ile kapatması gerekir.Başın kapalı olması namazın edeplerindendir, sünnettir.

(3) Hemen yapmaya başlayabileceğimiz iyi ve hayırlı bir iş de ihtiyaçlarımızı çoğaltmaktan, lükse ve israfa kaçmaktan, gösterişten, aşırı tüketimden, saçıp savurmaktan kaçınmaktır. İslâm dini bize kanaati emr ediyor. İsrafı, savurganlığı yasak ve haram kılıyor. Eski Müslümanlar, zengin bile olsalar kanaatli bir şekilde yaşadıkları için bugünkü kadar hasta olmuyorlardı. İslâm tıbbının iki ana maddesi vardır: Acıkmadan sofraya oturmamak. Sofradan, doymadan önce kalkmak. Böyle yapanlar sağlıklı yaşar, hasta olmazlar, yahut az hasta olurlar ve çabuk iyileşirler. Zamanımızda bir kısım insanlar için yemek içmek din-iman haline gelmiştir. Elleri biraz para görünce, hemen en lüks lokanta ve kebapçılara gidiyor, evlerine en lüks ve pahalı yiyecekleri alıyor ve tıkınıyorlar.Sonunda aşırı kilo alıyorlar, sağlıklarını kayb ediyorlar. Kolesterol, damar sertliği, kalp hastalıkları, by pass ameliyatları neden oluyor? Herhalde az yemekten değil, çok yemekten. Şu hususu da unutmayalım ki, doyduktan sonra yiyen kimse, başkalarının hakkını yemiş olur. Bu iddiamı anlamak çok kolaydır.Bir sofra düşününüz, etrafından yedi kişi var. Bunların ikisi, kendilerine yetenden fazla yerlerse, öteki beş kişi doymamış olur. Ülke de bunun gibi çok büyük bir sofradır. Bazı hocalar, çok yemek yemenin, oburluğun bir günah olduğunu, haram olduğunu yüksek sesle söylemiyor. İslâm’da ilk çıkan bid’at nedir? Doyasıya yiyip semirmektir. Mü’minlerin annesi Hazret-i Aişe (radiyallahu anh) şöyle buyuruyor: “Resûlullah efendimizin vefatından sonra ilk çıkan bid’at, insanların doyasıya yeyip de semirmeleri, şişmanlamaları olmuştur”.

(Devamı Var)

Mehmet Şevket Eygi




Deli_Sibz
15-09-2006, 01:00
İyi Müslüman, iyi insan, iyi vatandaş... Bu üçü birbiriyle özdeştir.

paylasim icin tsk :alkis: :buyir:

_aLmİrA_
15-09-2006, 14:11
Allah cc razı oLsn.
bekliyoruz devamını işaAllah...

Raid_IRON
15-09-2006, 15:21
Gözlerinize sağlık, Allah razı olsun.

Devamı;

(4) Türk toplumu bir israf, tüketim, saçıp savurma, gösteriş, marka fetişizmi, parasını pencereden atma toplumu haline gelmiştir. İslâm ise bunları yasaklıyor. Mesela Türkiyeliler son otuz, otuzbeş yılda otomobile, yakıta, yedek parçaya belki de bir trilyon dolar yatırmışlardır. Eline imkân geçen vatandaş otomobilin en pahalısını, en lüksünü, en gösterişlisini, en cafcaflısını almak istiyor. Ve alıyor da. Bu otomobillerle Sırat köprüsünden, Cennet kapısından kolayca geçebileceklerini mi sanıyorlar? Biz, mütevâzı yaşayan, kendisinde asla kibir bulunmayanMuhammed aleyhissalatü vesselamın ümmetiyiz. Onun sünnetine uymak bizim için bir vazifedir. Benim bir ölçüm var: Bu devirde bir arabaya en fazla 20 bin dolar, yani otuz bin YTL verilebilir. Bundan ötesi israfa, lükse girer. Bundan birkaç ay önce medyamızda şöyle bir haber yayınlandı: Dünyanın en zengin 100 işadamı listesinde adı bulunan İsveçli bir fabrikatör, onbeş yaşında eski bir Volvo ile geziyormuş. Gazeteciler kendisine sormuşlar: “Arabanız pek eski değil mi?” Gülmüş, “Hayır sadece onbeş yaşında” demiş... Akıllı, vicdanlı, iz’anlı bir Müslüman lüks bir otomobilin kendisine bir değer kazandırmayacağını çok iyi bilir.

(5) Bugün olmazsa, yarından itibaren, kolayca yapabileceğimiz hayırlı ve faydalı bir iş de özel bir kütüphane kurmaya ve kitap okumaya başlamaktır. Tahsili ne olursa olsun, her Müslümanın kendi özel kitaplığı bulunmalıdır. Fakirler için büyük bir dolap, varlıklılar için bir kütüphane odası. Peki nasıl kitaplar alacağız? (Faydalı, değerli, kalıcı....) Kitapları aldık, dolaplara koyduk, fakat okumuyoruz, faydası olmaz. Günde en az bir saat kitap okumak gerekir.

“Vaktim yok...” Öyleyse tv seyr etme, kazanacağın vakti kitap okumaya ayır.

“Ben okumayı sevmiyorum... Okuyamıyorum...” Öyle mi? Durumun pek kötü.

(6) İslâm’ın temellerinden biri de “Komşusu aç iken kendisi tok geceleyen bizden değildir” hadisidir. Muhtarlara gidelim, gerçek fakirleri, miskinleri tesbit edelim, onlara zekat ve sadaka verelim. Ben cep telefonu olana vermiyorum.

(7) Evcil (ehlî) olan veya olmayan hayvanlara iyilik etmek de, herkesin yapabileceği kolay bir hayırdır. İyilik edemiyorsak, şevkat ve merhamet göstermiyorsak, bari kötülük ve zulm etmeyelim. Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona), bir kadının bir kediyi haps ettiğini, hayvancağızın yiyecek ve içeceksiz kaldığını ve bu yüzden öldüğünü, Hak Teâlâ hazretlerinin de bu kadını Cehenneme koyduğunu bildirmiştir. Ecdadımız hayvan haklarını biliyorlardı ve korumuşlardır. Sultan Selim Kanunnamesinde, yük hayvanlarına, taşıyabileceklerinden daha fazla yük yüklenmesi men edilmiş, böyle yapanların cezalandırılması öngörülmüştür. Geçenlerde otomobille Unkapanı köprüsünden geçerken, tesettürlü bir hanımın olta ile balık tuttuğunu gördüm. Zevk için, öldürmek için balık tutmak iyi bir şey değildir. Geçimini balıkçılıkla sağlıyorsun, yahut balık tutup pişirip yiyeceksin, bu caizdir. Ancak sabahın köründen gecenin karanlığına kadar Köprü’de, şurada burada zevk için, öldürmek için balık tutmak iyi bir şey değildir. Bazı tarikatlarda (belki de hepsinde) dervişlerin olta ile balık tutmaları hoş görülmez... Evde yenmemiş, kurumuş ekmek parçaları var; bunları çöpe atmayalım, ufalayıp kuşlara verelim. Bırakın kuşları, bahçedeki karıncalara ikram etseniz bile sevap ve ecir kazanırsınız.

(8) Komşularımıza iyilik etmek, onlara ikramda bulunmak da hepimizin kolayca yapabileceği hayırlardandır. Yarım elma, gönül alma... Evde irmik helvası mı pişereceksin, malzemesini biraz fazla koyarsın ve iki tabağını alttaki ve üstteki komşuya gönderirsin. Ancak bu hususta dikkatli olmak gerekir. Dostlarımızdan birisi böyle yapmış, kız çocuğu ile helva gönderdiği beş daire ötedeki komşu, “Helva mı?.. Bu da nereden çıktı... İstemiyoruz...” demiş, kız da ağlayarak geri getirmiş... Komşularımızı, tâciz ve rahatsız etmemek şartıyla, sevinçli ve mutlu günlerinde tebrik edelim; üzüntülü günlerinde kederlerine katılalım.

(9) İş hayatında, ticaretle ilgisi olsun veya olmasın, çay ikram etmek bizde yaygın bir adettir. Hattâ birini çağırırken “Dükkânımızı veya işyerimizi şereflendirin, bir çayımızı için...” denir. Çay, içilen ve kayb olan bir şeydir. Ziyaretçilere, çayın yanında faydalı, kıymetli, kalıcı bir broşür hediye edilse ne iyi olur. Mesela, tanesini 10 kuruşa (0,1 YTL) alacağınız dinî, millî, ahlakî, uyarıcı, islaha yönelik bir broşür. Bendeniz yıllardan beri “Faydalı broşürler yayınlansın, bunlar yüz binlerce, milyonlarca basılıp halka dağıtılsın...” diye yazar dururum. Kimse bu hayırlı işi yapmaz. Nihayet iş başa düştü, beş ayrı broşür hazırlayıp bastırdım. Bunlarda kâr gayesi güdülmüyor, maliyet fiyatına (10 krş.) veriliyor. Dördü misyonerlere karşı, biri tesettürle ilgili... Merak ve arzu edenler, Bedir Yayınevi’nden alabilirler. (Tel: 0 212/519 36 18). Malî durumu müsait olan Müslümanlar, ziyaretçilerine ve tanıdıklarına, fiyatı 1 YTL’yi geçmeyecek ucuz kitaplar hediye edebilir. Ancak bunlarda şu üç sıfatın ve özelliğin mutlaka bulunması gerekir: FAYDALI olacak, DEĞERLİ olacak, KALICI olacak. Bu gibi broşür ve kitapları hediye ederken dikkatli olmak gerekir. Zamanımızda, öküz altında buzağı arayan çarpık bir zihniyet dehşet saçmaktadır. Müslümanların en tabiî, en meşru, en serbest hizmet ve faaliyetlerini gericilik ve irtica olarak görüyorlar. Bu zihniyete sahip kişilere kesinlikle dinî broşürler verilmemelidir. Diyelim ki, böyle birine TESETTÜR ile ilgili bir broşür verdiniz. Tesettürün Kur’ân ile, Sünnet ile, İcmâ ile sabit, kesin bir farz-ı ’ayn olduğu anlatılıyor. Adam ne yapar? Ciyak ciyak “İrtica var, en büyük tehdit ve tehlike, Cumhuriyetin temelleri dinamitleniyor, ey ehl-i vatan!..” diye bağırıp çağırmaya başlar. Bunda hiçbir suç olmadığı halde savcılığa müracaat eder, din düşmanı gazeteler haber verir, onlar da, mal bulmuş mağribî gibi bu son dehşetli irtica olayını incelemek üzere muhabir ve kameraman gönderir, ertesi gün medyatik yaygara ve feryatlar duyulur... Son aylarda, bazı Müslüman cemaatler, radyolar ve yayınevleri beş vakit namaz konusunda çok hayırlı, çok sevindirici, son derece tebrike şayan faaliyetlere başladılar. Bu konuda kitaplar yayınlandı ve bunların bazısı bir milyon adet basıldı. Arzu edenler, bu kitaplardan alıp dağıtabilir.

(10) Kolayca yapabileceğimiz iyi, hayırlı, faydalı işlerden biri de, mutlaka yazılı olmak şartıyla (Şifahî/sözlü değil) emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmaktır. Konuyu biraz açayım: Ahlaka, kanuna, millî menfaatlere aykırı bir söz işittiniz veya bir iş gördünüz. Hemen harekete geçerek bunu YAZILI olarak protesto edeceksiniz. Dilekçe olabilir, mektup olabilir... Protesto metinlerinde kesinlikle hakaret ve suç bulunmamalıdır. Terbiyeli, edepli, efendice bir üslupla kaleme alınmalıdır. Kimse uluorta suçlanmamalıdır. Meselâ, Lübnan’a Türk askeri göndermek hususunda çok gayret sarf eden bir bakana veya milletvekiline “Sayın bakanım, sayın milletvekilim... Türk askerinin Lübnan’da ABD ve İsrail’in menfaatlerini korumaya gönderilmesi için gerçekten çok çalışıp çabaladınız. Sizden bir ricamız var: Askerlik yaşındaki oğlunuz, ciğerpareniz Şehlâ beyi de o birliğin içine koyarak göndermenizi sizden bekliyoruz. Saygılarımızla...” mealinde bir mektup gönderilebilir. Bu gibi mektuplarda mutlaka gerçek isim ve adres, telefon numarası bulunmalıdır.

Mehmet Şevket Eygi

ewa
15-09-2006, 16:17
eline sağlık

paylaşımın için tşkler yararlı bilgiler :sap: