PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : lal olmak...




laila
27-09-2006, 17:34
Senin için ben neyim,neyi ifade ediyorum' diye sormuştun da, bir an durakalmıştım.Durakalmıştım, yahut, susmuştum da diyebilirim. Karşılığını hemen bulamadığımız sorular duraklatır bizi. Bu karşılığını bilmediğimizden değil de, 'nasıl ifade etmeliyim' sorusunu kendi zihnimize yöneltmemizden ileri gelir biraz da. Söylemek isteyip de o bir ana sığdıramayacağımızı düşündüğümüz şeylerdir bizi susmaya iten. Suskunluk, sus pus olmak, lal olmak gibi kavramlar, böylesi durumlarda sözlükteki tanımlarıyla yetmiyorlar o bir anlık yaşam dilimini anlatmaya. Tedirgin edici, sarsıcı, yıkıcı bir andır bu; doldurulması zor bir uçurumdur sanki. Bir dil tutulması, bir kekemelik; söylenebilecek her şeyden daha anlamlı değil midir kimi kez? Anımsa bir dostumuzu yitirmiştik de, duygularını dile getirememiştin; ' nutkum tutuldu, söyleyeceklerim boğazıma takıldı sanki ' demiştin. Öylesi anları kim yaşamamıştır ki? Beklenmedik bir veda, yahut bir dostun ihaneti karşısında bildiğimiz her şey birdenbire paramparça olmuştur; aklımız sarsıntılar geçiriyordur. Sanatın her alanı, belki de bu bir anlık susuş uçurumunu doldurabilmek içindir.Kendini o uçuruma atan, sanat alfabesini öğrenme eylemini gerçekleştiriyor da olabilir.Roland Barthes, ' Yazmak susmadan olmaz. Yazmak bir biçimde 'ölü gibi sessiz' kalmak, sözü karşılıksız bırakılan insan olmak demektir. Yazmak bu sözü zaman geçirmeden başkasına yöneltmektir ' diyor ya , susmak bir aczin değil, bir ifade etme biçiminin kendisi yahut ifadenin bir öndeyişi olabiliyor böylece. Kendi içimizdeki aynalara bakıp, yanıtı orada aramak da diyebilirim. Susmayı bir acz olarak anlayan, olsa olsa kendi gücünün üstünlüğüne bağlanan kişidir diye düşünüyorum. Çok sözde yalan gizlidir özdeyişini, susmayı hiç bilmeyenlerin anımsamasını isterdim. Susmayı bilmemek, gevezeliğin gevşek coğrafyasında gezinmeye benzer biraz da. Doğaya bakalım; sessizliğin anlam atlasında gezinmiş oluruz böylece. Müzik parçalarındaki es'lerin yerine hangi notaları koysak, es'in duyumsattığından daha derinine ulaşamayız. Şairler bilir susmanın kanatan ve kanayan yanını:

' Bir yer var biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum
Anlatamıyorum.'

Diyen Orhan Veli'nin bu dizelerinin ' senin için neyi ifade ediyorum ' soruna karşılık olabileceğini düşünüyorum.
Yahut Ahmet Oktay'ın şu dizeleri:

' Sevgilim. Durdu saat. Dil
tutuldu. Yarın nerede olacağız? '

O bir anlık sessizliği anlatmak için şairleri çağırıyorsam, boşuna değil, çünkü onlar zamanın ve mekanın kılcal damarlarından geçip sezgimizin billuruna yansıyorlar;
işte Cemal Süreya' nın şu dizeleri:

' An ki fıskiyesi sonsuzluğun
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. '

Susmak soruların karşılığı değilse bile , soruları geçersizleştiren , değersizleştirendir desem, incinir misin? Doğayı izlersen, bütün seslerin arasında ince bir sessizlik vardır; bir tül inceliğindedir, bir sezgi yumağıdır sanki. Gürültü sonradan geliyor. Susmak bir yanıt olduğu kadar, sorunun kendisi yerine de geçebilir. Andrew Jolly'nin ' Seni İçime Gömdüm ' romanındaki bir pasaj bana ilginç gelmiştir: Sevdiği kadın apansız ölünce, onun cesedini tabut içinde dere tepe geçirip çok uzaktaki köyünün mezarlığına gömmek isteyen genç adamı, tabutun içinde değerli maden taşıdığını sanan eşkıyalar izler de, onu yakaladıklarında hayal kırıklığına uğrarlar ve böylesi zahmetli bir yolculuğa çıkan gence sorarlar: ' Çok mu seviyordunbu kadını, bunu kendisine söyledin mi hiç ? ' Genç adam ' bilmiyorum ' der karşılkı olarak, ' o benim kadınımdı. ' Sonra yalnız kaldığında kendi kendisiyle konuşur: ' Ona karımı sevdiğimi söylemek zorunda değilim. Bunu karıma bile söylememiştim, birlikte yaşadığımız iki yıl boyunca bir kere sözünü etmemiştim, gereği yoktu çünkü. ' İşte böyle, söylemek ile söylemenin gerekli olmadığı durumlar vardır yaşamımızda. Günümüz modern ilişkilerinde sıkça söylenen ' I love you' nun nasıl laçkalaştığını anlıyor musun?

Yaşadığımız kentte, çılgın kalabalıktan, gürültüden uzak yerlere sığınmak isteriz değil mi? O gürültüler yerli yersiz yanıtlar gibidir, sorulmamış sorulara bile yanıttır sanki. Geveze bir gürültüde kendimiz olmak ne kadar zordur bilirsin. Sessizlik doğayla ve kendimizle buluşma olanağı verir oysa.

Sevgilerin sözlerden çok susuşlarla anlatılabileceğine ve anlaşılabileceğine inandım hepi Dil kodlanmışsa, sevginin yaşanmakta olan kendisi değil de, bir önceki biçimi yineleniyor gibi gelir bana. Kekemeliğim bundandır. Kekemeler zor anlatır, ama bu, anlatamaz anlamına gelmez.

Sorduğun soru karşısında sustuğum için mi bakışındaki şerare sönmüş, zifiri bir karanlığa dönmüştü? Böylesi anlarda göğe bakmayı unutma, bulutları görürsün; suskundurlar ama, yağmurun sesini de barındırırlar...