PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : BiR aŞkIn BiTiş hİkAyEsİ




Tutunamayan
11-10-2006, 00:05
[/b]Bu kadar mıydı diyor genç kız

Bu kadar mıydı sevgin?
Delikanlı alaylı bir tavırla
Ya ne sandın,seni sevdiğimi mi?
Genç kız yıkılmıştı telefonun başında.

Bir şey söyleyemedi ağlıyordu sessizce
Bir ara delikanlı kızın ağladığını duydu
Ne o yine konuşmuyorsun,ağlıyorsun demek
Üzülme canım,o da geçer
Yoksa ben bıraktım diye mi ağlıyorsun?

Olsun senin bıraktığını söyleriz
Kız hıçkırıklar içinde çıkan boğuk sesiyle
Bardağı taşıran bu son söze dayanamadı

Anlamadın ki sersem
Sen veya başkası ne fark eder
Ayrılığımıza ağlıyorum!

Sana ve senin acınacak haline ağlıyorum
Genç kız oysa bunları söylerken de seviyordu
Daha öncede sevmişti,sevecekti

Ama yapılacakbir şey yoktu
Bu sözler karşısında direnen gururu vardı
Bir tarafta gurur,bir tarafta sevgi
Ve sonunda sevgi ağır bastı

Telefonu kapatırken delikanlı
Soğuk bir tavırla 'ELVEDA' dedi
Kız ise gururunu ayaklar altına alarak

'SENİ SEVİYORUM' dedi

Telefonu kapatırken delikanlı düşündü
Niye yapmıştı,oysa o da seviyordu

Ve sevdiğini itiraf etmek için tekrar aradı
Ama geç kalmıştı
Telefon cevap vermeyince hemen kızın evine koştu
Kalabalıktı evin önü şaşırdı ve
Ardından acı bir siren sesiyle irkildi
İçeriden
Ağzının kenarında kan bulunan soğuk bir ceset çıktı
Delikanlı yıkıldı ve gözyaşlarını tutamadı
'ELVEDA' demedim 'UYAN'!..dediyse de uyanmadı genç kız
Bir ara elindeki buruşmuş kağıt parçası ilişti gözüne
Buğulanmış gözlerini silerek okudu
(şöyle diyordu genç kız)

'TÜM SEVENLERE VE SEVİLENLERE İBRET OLSUN'
:ARKADAŞLAR SEVGİ DEYERLİDİR EGER SEVİP SEVİLİYORSANIZ DEGERİNİ BİLİN:
::KAYBETTİKTEN SONRA AGLAMAK CARE OLMUYOR
[b]




Tutunamayan
11-10-2006, 00:20
Yağmur saçlı Kız unutma! bir tek seni sevdim ben, bir tek seni özledim ... Sen benim ilham kaynağımdın, sevinç tomurcuğum, sevgi çağlayanım, hayat pınarımdın bir zamanlar... Bir zamanlar saçların bahçemin nazlı çiçeğiydi her dokundukça yeşeren, okşadıkça kokulu güller açan; doyamazdım bakmaya, dokunmaya kıyamazdım... Ellerimi tuttuğunda tanımsız bir sevinç kaplardı içimin denizlerini; gökyüzü benim olurdu, yeryüzü benim...

Yaşamak bir rüyaydı seninle Yağmur saçlı kız, en güzel rüya sendin. İlkbaharda gökkuşağım olurdun, yazmevsiminde yağmurum, sonbaharda rüzgarım, kışmevsiminde fırtınam olurdun, her halini severdim senin...

Seni görmediğim gün bir şeyler eksik gelirdi bana, yabancı kalırdım hayata. Hüzünlü ırmak kuşları gibi bekler dururdum bir kıyıda, sen gelir geçersin diye...

Ne güzeldi özlemin çiçeklerinde yağmur yağmur gülüşün, geçişin her sabah gülümseyerek kapımızın önünde; rüzgarın saçlarına vuruşu, fistanının savruluşu rüzgarda ne güzeldi...

Yazyağmurum olur ıslatırdın beni, güzgüneşim olur ısıtırdın. Düştüğüm her kuyuda gözlerindeki sevdalı imgeye tutunup çıkardım yeniden yeryüzüne, kirpiklerinde dinlenirdi ruhum...

Beyazlar içinde gelirdin her gelişinde, nazlı utangaç bir gülüş olurdu dudağında, yanağında dağ gülleri; nefesinde serin serin sevgi olurdu. Yasemin kokulu bir sevinçle süslenirdi gönlümüz, ay kokardı bakışların, oturup saatlerce yıldızları seyrederdik...

Şimdi geride kalan zaman dilimlerinde kare kare mutluluklar geçiyor gözlerimin önünde, korkular, tehtitler geçiyor... Ne zaman seninle buluşsak çabuk geçerdi zaman, kırmak isterdim dünyadaki bütün saatleri, zincire vurmak isterdim...

Korka korka buluşurduk kuytu yerlerde, sarılıp dururduk biribirimize, sadece gözlerimiz konuşurdu. Sonra ayrılırdık istemeye istemeye. Sorguya çekerlerdi seni, döverdi kardeşlerin, elimden bir şey gelmezdi. Gözyaşların gücüme giderdi, oturup ağlardım senin yerine...

Unutma! Bir tek seni sevdim ben, bir tek seni özledim bahar gülüşlüm...
Şimdi buluştuğumuz yerden ne zaman geçsem içim burkulur, gözlerim durup durup dolar. Her esen yelde, yağan yağmurda, çağlayan ırmakta, uğuldayan ormanda senin kokunu duyarım çünkü...

Anladım ki, bütün iççekişler sevgililerine kavuşmayan sevdalıların hüzünlü gözlerinden gelirmiş, yaşamın kıyısında kırılmış tomurcuklardan...

Şimdi acılar simsiyah bir sarmaşık esrarıyla büyüyor bedenimde her gece, inciterek sarıyor yüreğimin yalnızlığını... Yokluğun bir rüzgardır şimdi eser gönlümün soğuk duvarlarına her gece. Gözyaşlarım yağmurlara karışır, yağmurlar gözyaşlarıma, düşer damla damla yitirilmiş sevda közlerine...

Özlem tek yönlü uzun bir yol işte Yağmur saçlı kız, gidipte dönüşü olmayan... Aklıma düştükçe bakışların, bir hüzün şarkısı kırılır kalbimde, ki, canıma batıyor kırıkları her defasında..
Hiç çiçeklenmiyor dallarım artık, meyve de vermiyor. Kalbimin batısında battı güneş, doğusunda ise güneş yok...
Ah yıllar ah! Şarkılardaki gibi her şeyi yıpratır, yorar, yaşlandırır ve alıp götürür bilinmeyen bir meçhule doğru...

aSi MeLeq
11-10-2006, 05:13
unutmak, yıldızların ciğerine saplanan

bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi

unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın

alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi

unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm

taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun

unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm

unutulursa şair, sen de unutulursun



bir dağın bir kuyuya tohum ektiği yerde

balığın yüzgecinden irin döktüğü yerde

kralın, kölelerin emrinde yürüdüğü

geminin bir köpükte okyanus aradığı

ay’ın arzı terkedip gökte durduğu ânda

serseri bir kurşunun ay’ı vurduğu ânda

başını ellerinin arasına al ve dur

işte o lahza gülüm, bu can seni unutur



unutmak, bir saatin kırılan camlarında

zamanı çürüterek öldürmektir sevgiyi

unutmak, bayramlığı giydirilen çocuğun

aldatılan göğsünde vurmaktır sevgiliyi

unutmak, bir ülkenin tozlu kaldırımlarında

taşlara boğdurmaktır yağız atlı yiğidi

unutmak, susturmaktır yolların ayrımında

şairlere can veren muhteşem bir ağıdı

unutmak, koparmaktır çiçekleri dalından

sisli bir yalnızlığın ekseninde bulursun

unutmak, ayırmaktır arıları balından

unutulursa şair, sen de unutulursun

aSi MeLeq
11-10-2006, 05:18
Açmış olduğunuz iki konu tek başlık altında birleştirilmiştir.
şiirlere bu başlık altında devam edelim ltfn,teşekkürler..

by_suskun
11-10-2006, 12:44
'iki kişinin başkalarının yanında susması en zor işlerden biridir' diyor milan kundera, 'kimlik' adlı kitabında. dikkat edilirse söz konusu özne 'iki kişi' dir; her ne kadar zor olsa da bir kişinin kendi başına susması değil. ayrıca, bir kişinin susmasını, kendi kendine konuşmasına oranla daha doğal karşılarız biz. iki kişinin karşılıklı susması ise, kundera' nın bu kitabında da işlediği aşk suskusudur. bir kadın ve bir erkek arasında yaşanan, sorunlarını konuşarak değil de karşılıklı susarak ve o sessizliği yaşayarak çözebilme yetisi.

aşkın susmakla, susmanın ise düşünmekle yakın ilgisi var. sözcükler oradan oraya anlam kaymalarına neden olabiliyor çünkü aşkta. aşk başlı başına bir dağınıklık değil mi zaten. duygularla, yaşanan olaylarla, söylenen, havada uçuşan ve her yöne çekilebilen sözlerle, yazılan mektup ya da kısa notlarla, birdenbire içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor aşk. aşkın doğal yapısında var bu durum. bundan ki, aşk söz konusu olduğunda, iki düşünüp bir konuşmak gibi bir zaruriyet de kendiliğinden çıkıyor ortaya.

susmak, düşünme payını da içinde barındıran bir 'evet deme sürecidir' bazen de; söylenen bütün sözleri kabul etmek, söylenenlerin öyle olmasını beklemek gibi bir anlamı da çağırabilir. aslında harcadığımız bütün sözler, söylenmeyen bütün sözlerin kafamızda farklı farklı oluşmasını ve kendi kendimizle konuşmamızı sağlar. yaptığımız şey, hep söylediğimiz ama yine de yarım kalan bir şeyleri kendimize anlatmaktan ve onları kabullenmeye çalışmaktan başka bir şey değildir. kabullenmek için zamana ihtiyacımız vardır çünkü; kendimizi ve davranışlarımızı tanıma sürecinde zamanın bilgeliğine güvenmek zorundayızdır.

bir resim gibidir susmak, özellikle karşımızdaki insanın susması, o kişi için (eğer ihtiyacımız varsa), beynimize, oluşturduğumuz bütün resimleri yükleme olanağı sağlar bize. bütün eksikleri, o kişinin giyinişinden tutun da, yüz mimiklerinden, saç ve makyajından, yürüyüşünden tamamlayıveririz. inanmak istediğimiz şey, suskunun içinde gizlidir. böyle böyle kandırırız kendimizi de. eksik yanlarımızı, bir başkasıyla tamamlamaktır bu. zamanla içinden çıkılmaz bir hal alarak 'bağımlı' duruma bile düşeriz. sonuçta, 'platonik takılan' bir aşık olup çıkıveririz. aşkın, karşılıklı susabilmek olduğunu sanırız aynı şehirde! sonra çenemiz düşer birden, her gördüğümüz insana, her gördüğümüz eşyaya kendimizi anlatmaya başlarız. söylemek istediklerimizi bir türlü adlandıramadığızdan olacak, anlatacaklarımız hiç bitmez. yalnız başımıza kaldığımız bir odada, duvarların bizimle konuşmasına izin vermeye, radyo dinlemeye, televizyon izlemeye, yani, susmaya devam ederiz.

bize kendini anlatan bir insanda, aslında biz kendi yansımamızı görürüz. onun anlattıklarını kendi düşünce sistemimizde yoğurur, kendi bilincimizle sınar, kendimizin böylesi bir durumda nasıl davranacağını düşünürüz. aynı şekilde birine kendimizi anlattığımızda, onun kendisi hakkında düşünmesini sağlamış da oluruz. sözcükler benliğe dönüktür, kıyaslama yapabilirler. aynı işlevi, bir sanatçının kendini ya da gözlemlerini anlattığı bir sanat eseri de yapabilir. güzel bir sanat eseri, güzel bir manzara, estetik boyutu olan ne varsa kimi zaman sadece susmayı gerektirir. konuşmak bozar o tılsımı.

psikolojide 'vucudu ile düşünmek' diye bir terim vardır. çoğu davranışımız, önceden kanıksanmış, ezberlenmiş ya da şartlanmış hareketlerin bütünüdür. üzerinize doğru gelen bir araba olduğunda, kenara çekilmeniz için durup o arabanın sizi ezebileceğini düşünmezsiniz. kendinize ya da bir arkadaşınıza 'bu araba beni ezeceği için kenara çekileceğim' de demezsiniz. bunu zaten bilirsiniz ve olayı kritik etmek için hiç zaman harcamadan kenara çekilirsiniz. tıpkı aşkta yaşandığı gibi, bir çeşit refleks ya da içgüdüdür bu. davranışlar çoğu kez yönlendirir bizi; düşündüklerimizin ya da düşüneceklerimizin tersini yapabiliriz. vucut dili ona güvenmek zorunda olduğumuz bir dildir. aşkla yakından ilişkisi vardır vücut dilinin. aşk söz konusu olduğunda, vücut dili ile konuşmak, dolayısıyla susmak, bir çok sorunun çözümü de olabilir aynı zamanda. konuşmak çok daha çetrefilli yapabilir her şeyi. çünkü aşkı, sözcükleri kullanarak anlatamaz, somutlaştıramazsısınız.

aşk, iki kişinin kendi dev aynalarındaki çoğulluğudur. dev aynalarındaki bu çoğulluğa rağmen, ne kadar zor olsa da, susan iki kişiyi barındırır aynı zamanda içinde. çünkü söz esnektir; dağınık duyguları toparlamaya yetmez, iyice dağıtır onları. ayrıntılar boğar bizi. aşk, hiçbir sözcüğü dinlemez. onların somutlaşan anlamlarıyla geçici bir sallantı yaşayabilir sadece. sonra yoluna devam eder. ya da tam tersi, eğer bir aşk bitmişse, dünyanın en güzel sözlerini bile sarfetseniz o aşkı geriye getirmeniz mümkün olmaz. aşk bir rastlantıdır. bizim dışımızda gelişen ama en çok da bizi ilgilendiren bir rastlantı. tagore' un, aşkın biticiliği için söylediği 'mayıs ayı yasaları aralıkta hükümsüzdür' sözüne, ben bu bağlamda bana çağrıştırdığı başka bir anlamı ile değinmek istiyorum; aşk, iki sevgili arasındaki bir çok sorunu aynı bu sözde olduğu gibi belli bir zaman sonra hiçe sayabilir; o sorunları tekrar gündeme getirmeden.

andrea maurois, 'cümlelerin sadeliği, eşyaların tabiatında bulunan karışıklığı yeter derecede doğrulukla belirtmeye uygun değildir' der. bırakın eşyayı, dağınık bir kavram olan aşk için sözcükler ne yapabilir ki?

vücut diliyle konuşmanın yanı sıra kelimelerle de düşünebilir insan. kelimelerle düşünmek ise susmanın diğer bir şeklidir. bir kelime bize pek çok anlamı çağrıştırabilir. söylenen söz, imgesel çağrışımlarla uzun süre susmamıza neden olabilir. tıpkı güzel bir sanat eseri gördüğünüzde dilinizin tutulup, tek yapabileceğiniz şeyin sadece susmak olduğunu bilmeniz gibi. her sözcük farklı insanlar için farklı anlamlar da ifade edebilir elbette. algının, kişilerin yaşam felsefeleri, yaşama biçimleri ve alışkanlıkları ile yakın ilgisi vardır.

susmak durum kurtarır bazen de; aşkla pek ilgisi olmasa da, özellikle politikada, yanıtlayamayacağınız bir soru için iki seçeneğiniz vardır; ya sorulan sorunun aslında yanlış bir noktadan sorulduğunu söyleyerek var olan yanıtınıza göre soruyu değiştirmek, saptırmak, ya da hafifçe gülümseyerek, bilge, alaycı ve kendinden emin bir tavırla soruyu yanıtsız bırakmak. her ne kadar durum tespiti yapmak, bir sorun' un saptamasını sözlerle belirterek somutlaştırmak bizi o sorundan kurtarmaya yetmese de, yine de konuşuyor olmanın günlük hayatımızdaki ihtiyaçlarımızı gidermek ve iletişimle yakından ilgili bir yanı vardır. eğer aşıksanız, konuşmak sadece baş ağrısı yapar!

aşk söz konusu olduğunda, susmak ve aşkın bize hakim olmasına ses çıkarmamak sanırım en doğru yol. çünkü sözcüklerin gizemli ve esnek havası, algının her insan için farklı kapılar açması, şapkadan, güzel, beyaz bir tavşan yerine, altından kalkamayacağımız bir fil çıkmasına neden olabilir… susmak mı, konuşmak mı? şimdilik bu ikilemi 'yazmak' sözcüğü ile geçiştiriyorum… yazalım susalım!

karargah
11-10-2006, 14:15
:fur:

aSi MeLeq
11-10-2006, 14:28
http://www.2de1.net/index.php/topic,197.0.html
Şiir bölümü kuralları,Lütfen okuyalım ;)
bütün yorum ve teşekkür mesajları silinmiştir.

Tutunamayan
11-10-2006, 18:08
Tamm aRtık Yorumda Yapmyız .. NasıL iŞ anLmadım :fifo:

sonbahar
11-11-2006, 21:23
arkadaşlar bunlar nasıl yüreklerdir böyle yüreğinize sağlık

buda benden

Hangi hasretler iz bırakır yürekte
Bir dostun acı vedasımı,
Yoksa bir sevdanın çaresiz bitişimi
Hani sevgiden coşan kalbi hep sindirirsin
Doyasıya seni seviyorum diyemessin
Bağıra bağıra inletirsin

hiç bir şey için geç kalmayalım


SAYGILAR