PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İşyerlerine Türkçe isim zorunluluğu getirilmeli mi?




^^CeM^^
10-11-2006, 15:39
İşyerlerine Türkçe isim zorunluluğu getirilmeli mi?




YAZ_YAGMURU
10-11-2006, 22:35
neden bi özenti var farkllı kültürlere karşı bilmiyorum ama bence getirilmeli

..MeNeK$e..
12-11-2006, 04:19
Hayır getirilmeli.

aSi MeLeq
12-11-2006, 04:39
bence getirilmeli.Türkiyede yaşıyorsak isimlerde Türkçe olmalı..

Cixaaa
12-11-2006, 04:48
Hayır getirilmemeli.



neden getirilmemeli??

^^CeM^^
12-11-2006, 05:02
neden getirilmemeli??

bencede neden??

CiwCiw
12-11-2006, 20:23
getiriLmeLi tabikii...!

^^SuLuBoYa^^
12-11-2006, 20:29
getirilsin yaaa, daha iyi olur..

Argion
12-11-2006, 22:51
Evet getirilmeli

fuzuli
12-11-2006, 23:32
yasak bi yana yetrli bilince ulaşsak keşke...
o zamna kadr da yask fena olmz ama:)

hivanur
14-11-2006, 02:31
bence cok sacma getirilmemeli turkiyede yasiýan yabancilarida dusunmeliyiz biz nasil onlarin memleketinde kendi ismimizle bi sorun yasamiyosak onlarda bizim memleketimizde bi sorun yasamazisnlar bence

^^CeM^^
14-11-2006, 02:36
bence cok sacma getirilmemeli turkiyede yasiýan yabancilarida dusunmeliyiz biz nasil onlarin memleketinde kendi ismimizle bi sorun yasamiyosak onlarda bizim memleketimizde bi sorun yasamazisnlar bence
bizim ülkemizdeki yabancı isimle işyeri açanların çoğu Türk akılları sıra yabancı isim takarak daha çok ilgi çekeceklerini sanıyolar ama dilimize büyük bi kötülük yapıyolar neyimiz var ki zaten bari dilimize sahip çıkalım arkadaşlar

hivanur
14-11-2006, 02:56
bizim ülkemizdeki yabancı isimle işyeri açanların çoğu Türk akılları sıra yabancı isim takarak daha çok ilgi çekeceklerini sanıyolar ama dilimize büyük bi kötülük yapıyolar neyimiz var ki zaten bari dilimize sahip çıkalım arkadaşlar

hmm orasini bilmiyosum bak..insanlar ne yapcaklarini sasirmislar yakinda kendi isimlerinide degistiriler ozentiden baska hic bisey degil

Baris
18-11-2006, 02:23
Oldum olasi yasaklara karsiyimdir. Hicbirseyi yasakla cözemezsiniz. Birakin insanlar istediklerini yapsinlar. Ha illaki Türkcemizi koruyalim diyorsaniz o ise önce bu siteden baslamak lazim gibime geliyor cünkü bir cogunuz Türkceyi katlediyorsunuz maalesef. Bunu bir elestiri olarak kabul edin lütfen. Ayrica dikkatimi cekti;" evet yasaklanmali" diyenlerin ya takma isminde (nickname) yabanci harfler var yada imzalari komple yabanci dilde. Hani insan bu ne perhiz bu ne lahana tursusu demekten kendini alamiyor...

^^DoLCe^^
18-11-2006, 02:29
Herşey bitti de sıra şirket isimlerine mi geldi?Yabancı kelimeleri geçtim konuşurken bir bakın da görün dilimizi nasıl kirlettiğimizi (Sözüm meclisten dışarı)

merveli
19-11-2006, 13:57
getirilmelii ya nerde yaşıorsss :Pp

ahSenTi
19-11-2006, 14:09
:)) amannnnn amannn. getirmemeli olsun bakem

CaN'da CaN
19-11-2006, 15:25
bence getirilmeli.Türkiyede yaşıyorsak isimlerde Türkçe olmalı..

asiye bende katılıyorum :alkiss:

^^CeM^^
19-11-2006, 20:06
BİLİM, SANAT
VE FELSEFE DİLİ OLARAK TÜRKÇE


Türkçe eğitim yapacağız Türkçe konuşacağız da, Türkçe konuşmak, Türk diliyle bilim, sanat ve düşünce ürünleri ortaya koymak ne demektir? Sanıyorum bir tepki olarak yabancı dille eğitime karşı çıkmak sorunun çözümüne yetmiyor. Deseler ki 'Tamam,yabancı dille eğitimi kaldırıyoruz ve her türlü olanağı daveriyoruz, buyurun, kendi dilinizle eğitim yapın,' nasıl bireğitim yapacağız ? Türkçe eğitim, Türkçe sözcüklerle yapılan eğitim midir? Ağzımızdan çıkan sözcükler Türkçe olduğundaTürkçe eğitim gerçekleştirdiğimizi sanmak çok büyük bir yanılgıdır; çünkü Türkçe konuşmak, Türkçe sözcüklerle birşeyi anlatmak anlamına her zaman gelmeyebilir. Onun için dilimiz konusunda duyarlılık geliştirirken, dilin sadece sözcüklerle anlatılan bir yapısı olmadığını, daha doğrusu, dilin dillesınırlı olmadığının ayırdına varmak gerekiyor. Bu bilinç çokgerekli bir şeydir, çünkü biz dilde yenilik, dilde değişim düşündüğümüz zaman, uzun yıllar sözcükleri değiştirerek bunu elde edebileceğimizi sandık. Oysa, biliyoruz ki dil,sözcüklerin toplamından çok fazla bir şeydir. Dilin dillendirdiğibir şey vardır: Dil yaşamı dillendirir. Dolayısıyla dil,yaşamdan ayrı bir varlığa sahip değildir. O zaman eğer bizTürkçenin bilincine varacaksak, Türkçenin can bulduğu, Türkçenin yüreğinin attığı o yaşamı düşünmeliyiz. Türkçe acaba nasılbir yaşamı anlatır? Türk dilinin ardında olan yaşam, ya da birazfelsefece söylersek yaşama dünyası nasıl bir dünyadır?'Yaşama dünyası' deyimi 20. yüzyılın başlarında, belli biranlamda kullanılmış çok önemli bir kavram; fenomenolojinin, belki,felsefe diline, söz dağarcığına kattığı bir kavramdır.'Yaşama dünyası'ndan çoğu zaman murat edilen şey, henüz kavramların ve dilin katılmadığı bir somut yaşam alanıdır; hertürlü düşünce, soyut kavram oluşumları o yaşama dünyasının üzerinde kurulur, üzerine inşa edilir. Ben öyle sanıyorum ki, biz dil üzerinde bu açıdan, dilin içinden çıktığı bu yaşamadünyasının bulunup keşfedilmesi açısından çok fazlaçalışmıyoruz. Bunun için Türkçeyle dillendirilen yaşamın ne olduğunu iyi bilmek gerekiyor, bu da, olağan ki, Türkçeyle yaşananyaşamın, hem tarih boyunca yaşanmış olan yaşamın, şu anda yaşanmakta olan yaşamın, ya da gelecekte yaşanılması düşünülen, tasarlanan yaşamın ne olduğu, ne olması gerektiği üzerinde bilinç geliştirmeyi gerektiriyor.Böyle bir bilinçle gerçekleştirdiğimiz çalışmalarla da Türkçenin geliştirilmesine katkıda bulunabiliriz diye düşünüyorum. Bizim dil konusunda çokfazla biçimsel düşündüğümüzü sanıyorum. Belki biraz semantik düzeyde, sentaktik düzeyde, dilbilgisi açısından; belki de çokdar anlamıyla dilbilim açısından düşünüyoruz. Oysa dilin beslendiği o yaşama dünyasının çok ayırdında değiliz. Bununçok ayırdına varmadığımız için yazılan kitaplara baktığınızda, bilimde, sanat alanında, düşünce alanında olsun,İngilizce düşünülüp, ya da Almanca düşünülüp Türkçe sözcüklerle anlatılan metinler görürsünüz. Eğer sorun sadeceTürkçe sözcükler kullanmaksa, sanatta, düşüncede ve bilimde, buyapılabilir; fakat o sözcüklerin içinden çıktığı yaşama dünyası ve Türkçeyle yaşama duruş, tavır geliştirilemezse;Türkçenin bize verdiği tavır çok iyi anlaşılmazsa, bu tavırla kendimizi besleyemezsek, ağzından Türkçe sözcükler çıkan bir yabancıya döneriz. Bu tavırla beslenebilmek için, öyle sanıyorumki, Türkçenin kaynağı olan, ninnilerin, masalların, destanların,tekerlemelerin, bilmecelerin, ruhunu özümsemek gerekiyor. Örneğin,'Ben felsefeciyim' deyip, yalnız felsefe metinleri üzerindedüşünüyor ve Almancadan, İngilizceden, Fransızcadan okuduğum metinlerin, sözcük sözcük Türkçedeki karşılıklarını bulmayı düşünüyorsam, ben bu yaklaşımla Türkçe felsefe oluşturamam. Ben bir fizikçi olarak fizikle ilgili bir sorunu, dilegetirirken İngilizce düşünüyor fakat Türkçe düşünmem gerektiğinin varsayarak, aklıma gelen İngilizce sözcüklerinTürkçe karşılıklarını koyuyorsam orada Türkçenin soluğu yok,bunu çok iyi bilmek gerekir. Artık dilimizle ilgili olarak yaptığımız tartışmaların düzeyini biraz daha yukarıya çıkarmak gerekir. Bundan böyle, yalnız sözcüklerde kalıp,sözcüklere takılıp, 'Vay efendim şu sözcüğü kullandın, bunu kullanmadın,' tartışmasını aşmak gerekiyor.Dilin kültürle, yaşama biçimimizle çok yoğun bir biçimde ilişkili olduğunu unutmamak gerekir; onun için daha dil öğrenme aşamamızda çocuklarımıza Türkçenin tadını duyurmak zorundayız. Bugün yazık ki çocuklar Türkçeyi televizyonlarda seyrettikleri bozuk dille öğreniyorlar. Oradaki çizgi filmler bizim kültürümüzle yakından uzaktan ilgili değildir. Masallarımızın,bilmecelerimizin, tekerlemelerimizin, türkülerimizin dili ve o dilibesleyen kaynak, kök giderek elimizden uçmaktadır. Biz dilimizle ilgili korumayı, Türkçe konusundaki duyarlılığımızı, sadecesözcükleri elimizde tutmak olarak anlarsak, bir gün geri dönüp baktığımızda ağzımızdan çıkan sözcüklerin Türkçe göründüğü halde Türkçe'nin köklerine özgü olmadığını büyük bir sarsıntıyla anlayıveririz. Böyle bir durumda artık Türkçenin canı çıkmıştır. Bize özgü olmayan bir ruhla,örneğin, Amerikan ruhuyla, Fransız ruhuyla, başka bir ruhla konuşulan, sanki bir yabancının Türkçe konuşması gibi garip birTürkçe ortaya çıkabilir. Buna çok dikkat etmek gerekir. Dilduyarlılığı, yaşama duyarlılığıdır, yaşama biçimi duyarlılığıdır, dünyayı ve gerçekliği algılama duyarlılığıdır. Bu duyarlılık da büyük ölçüde sanat yapıtlarıyla elde edilir, edebiyatla elde edilir.Küçük yaşta çocuklarımıza aktaracağımız bu dil bilinci ve dilbirikiminde çok dikkatli olmak zorundayız.

^^CeM^^
19-11-2006, 20:07
Onlara Türkçenin tadını duyurmamız gerek, Türkçe konuşurken heyecan duymalılar,tıpkı bir Fransız nasıl kendi dilini konuşurken coşuyorsa,heyecanlanıyorsa, orada çok büyük bir sanat eserini, bir tiyatro oyununu gerçekleştirirmiş gibi el-kol hareketleriyle, sanki hücrelerinde yaşadığı ana dilini duyarak anlatabiliyorsa, biz de,kendi dilimizin coşkusunu o şekilde duyabilmeliyiz. 'Canım','iki gözüm' deyimleriyle örneğin. Bunlar bize özgü anlatım biçimlerinden. Oysa, artık bu tip deyimler giderek ortadan kalktı.Hep aynı biçimde konuşur olduk, çok değişik yaşama durumlarında bile hep aynı sözcükleri kullanır olduk. Yazık ki, belki deyabancı dil eğitiminin etkisiyle belki de yaşama dünyamıza girmişolan etkiler nedeniyle, yaşadığımız toplumsal, kültürel ve ekonomik değişimlerin ağırlığıyla, dilimizdeki oduyarlılığı yavaş yavaş yitiriyoruz; çünkü kendimize ait olan,dilimizin tadını yaşaya bileceğimiz büyük coşkulu yapıtlarıbulup çıkaramıyoruz. Çok kötü çeviri kitaplar okuyoruz, çok kötü, inanılmaz! Belki anlıyoruz o yazılanları ama ortadaTürkçe yitip gidiyor. Böyle bir istatistik, araştırma yapmadım;belki bilenleriniz yardımcı olabilir, ama bugün aydınlarımızın çoğu çeviri kitaplar okuyorlar ve kendimizin yazdığı yapıtları değerlendirmek, anlamlandırmak yerine, gözümüz sürekli olarakbatıya dönmüş. Batılı herhangi bir insanın yazdığı yapıtın,batının bizden çok ileride olduğunu düşündüğümüziçin,bizden birinin yazdıklarından çok üstün olacağınıvarsayıyoruz. Belki de o yabancı dil eğitiminin arkasında bu var;çünkü yabancı dille eğitim yapan bir okuldan çıkan, yabancıdille eğitim yapmayan bir okuldan çıkandan toplumsal konum olarakdaha yüksekte gözüküyor, iş bulma olanakları daha yüksek olduğuiçin oraya gidiyor. Demek ki bir yabancı dilin çarkından geçmişolmak yazık ki, bizim yaşama dünyamızda , değerler dünyamızda,anlam dünyamızda daha yüksek sayılıyor. Bu da kendi dilimizin,kendimize özgü yaşama dünyamızın kadrini, kıymetini, değerinibilmemekten kaynaklanan bir şeydir.Oysa yabancı diller bilebilmek,yabancı kültürlerin havasını solumak,kendi kültürümüzü anlamak için gereklidir.Kendidilimizin,kültürümüzün değerini anlamanın en önemli,engerçekçi yollarından biridir.Ne zaman yurt dışına gidip geri dönsem, Türkiye'de yaşadığıma hep şükrederim. Bir çok arkadaşım 'Allah kahretsin, yine Türkiye'ye dönüyoruz, yine saçma sapan şeylerle karşılaşacağız, yine elektrikler kesilecek, duş yaparken yinesular akmayacak, saçma sapan -eğitimci olanlarından söz ediyorum-bir sürü geri zekalı öğrenciye ders vermek zorunda kalacağız'diyor; çok karanlık bir Türkiye tablosuyla karşılaşacaklarını düşünüyorlar; kendi yaşama biçimlerini, kendi yaşama dünyalarını beğenmiyorlar. Kendi yaşam biçimini beğenmeyen,kendi yaşama dünyasından nefret eden böyle insanların dil konusundaki tutumlarının da yabancı dile doğru kayması bana doğalgeliyor. Oysa ben, ülkeme döndüğüm zaman, yaşadığımızçelişkilerin, inanılmaz tuhaflıkların bize özgü çok büyük birayrıcalık olduğunu, çok büyük bir artı olduğunu düşünüyorum. Biz, bize özgü olan yaşamın değerini bilip onu değerlendirmeye başladığımızda, kendi dilimizle birlikte bunu yapabildiğimizde, kendi dilimizin kaynağı olan yaşama dünyasını keşfedip, bundan çıkacak bilim, sanat ve düşünce ürünleriniüretmenin saygınlığını anlayabildikçe , giderek üniversitelerimizde kendi dilimizle yapılan araştırmaların veürünlerin hiç de batı dillerinde yapılandan değersiz olmadığını gösterebildiğimizde, dilimizle bilim sanat düşünce alanlarında varolma savaşında oldukça önemli adımlar atmış olacağız. Bu içine düştüğümüz eğitimde, değerlendirme düzenlerinin, yabancı dergilerde yayın yapmanın çok da marifet birşey olmadığını, sonuçta, bilim sanat ve düşünce alanlarındaki akademik çabaların bir kültür yaratma sorununun çözümüne yönelik çabalar olduğunu göreceğiz. O kültürlerde yaşayan, okültürlerde üretme tarzını benimsemiş ve bunu çok kolay taklitedebilen insanların batı dillerinde yayın yapabildiklerini anlayacağız. Belli kalıplar içerisine kendinizi sokarsanız, heleo kültürlerde eğitim almışsanız, işinizi yürütmek daha kolaydır. Kendi yaşama dünyamızla beslenendilimizle,bilimin,sanatın,düşüncenin evrensel sorunlarına katkıda bulunmak: İşte asıl çetin olan budur.Unutmayalım ki biz Türkçeyi geliştirmek zorundayız.Kültürümüzü, bu dünyadaki varlığımızı geliştirmek için.Türkçeyi geliştirmek demek, Türkçeyle kendi yaşamımızı yeniden yorumlamak ve yapılandırmak demektir, bir yapı kurmak demektir. Eskidille söylersek biz bir inşa etkinliği, bir inşa faaliyetiiçerisine girmek zorundayız. Onun için elbette kendi hayatımızı,kendi yaşamımızı kendi dilimizle dillendirmek durumundayız. Bunun bedeli daha ağır olabilir çünkü Türkçe yazılanlara karşı akademik yaşamın dudak bükmesi, küçümsemesi ile savaşmakzorundayız, Türkçe düşünebilmenin, Türkçe duyabilmenin,Türkçe algılayabilmenin, Türkçe yaşayabilmenin ne denli önemli,ne denli zor, çetin bir şey olduğunu insanlara gösterip, bütüngenç insanları bu yolda yürümeye özendirmeli ve bunun için onlara destek vermeliyiz.

Yazarı:Prof.Ahmet İNAM

^^CeM^^
19-11-2006, 20:09
Türkçe Dünya'nın kadim dillerindendir ve bugünde yaklaşık 225 - 250 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.
Bir dilin yaygınlaşabilmesi için onunda dejenere edilmemiş olması lazımdır. Bu amaçla muhtelif kurum ve kişiler bu amaçla çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmaların genel amacı Türkçeyi geliştirmek, yabancı dillerden geçen sözcükler yerine Türkçe ifadeler bulmaktır.
Türkçe, Altay Dilleri içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz Grubu'na mensup, Türkiye lehçesidir. Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bazı Balkan ülkelerinin resmi dilidir
Konuşulduğu ülkeler
Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan, İran, Makedonya Cumhuriyeti, Moldova, Suriye, Irak, Kosova şu ülkelerdeki göçmen topluluklar: Hollanda, Almanya, Avustralya, Kanada, ABD, İsrail, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya ve sürgündeki Ahıska Türkleri'nin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna.

^^CeM^^
19-11-2006, 20:11
Türkçenin Türkiye lehçesi,

Türkiye'de yaklaşık 73.000.000 kişi tarafından,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 200.000 kişi tarafından konuşulmaktadır.
Ayrıca Türkçe, gerek Türkiye lehçesiyle gerekse diğer lehçeleriyle aşağıdaki bölgelerde şu yoğunlukla konuşulmaktadır:

İran'da yaklaşık 25.000.000 İran Azerisi tarafından,
Özbekistan'da 23.600.000 kişi tarafından,
Rusya Federasyonu içinde Türk muhtar cumhuriyetleri de bulunmaktadır. Başlıcalarını, Tataristan, Başkortostan, Çuvaşistan, Yakut-Saha Muhtar Cumhuriyetleri, Dolgan-Mens Muhtar Bölgesi, Kabardin-Balkar, Tuva, Kırım-Tatar Muhtar Cumhuriyetleri, Hakasya, Gorno-Altay Muhtar Bölgesi, Dağıstan Muhtar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Muhtar Bölgesi buralarda toplam 18.000.000 yakın kişi tarafından,
Doğu Türkistan'da (Çin) yaklaşık 17.500.000 kişi tarafından,
Kazakistan'da 15.900.000 kişi tarafından,
Azerbaycan'da 7.600.000 kişi tarafından,
Kırgızistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
Türkmenistan'da 4.600.000 kişi tarafından,
Tacikistan'da 2.800.000 kişi tarafından,
Afganistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
Almanya'da 3.000.000 kişi tarafından,
Irak'ta 3.000.000 kişi tarafından,
Suriye'de yaklaşık 1.500.000 kişi tarafından,
Bulgaristan'da 850.000 kişi tarafından,
Gürcistan'da 400.000 kişi tarafından,
Sırbistan ve Kosova'da en az 350.000 kişi tarafından,
Kırım'da 300.000 kişi tarafından,
Gagavuz Yeri'nde (Moldova) 200.000 kişi tarafından,
Avusturya'da 200.000 kişi tarafından,
Hollanda'da 175.000 kişi tarafından,
Avustralya'da 150.000 kişi tarafından,
Fransa'da 150.000 kişi tarafından,
Yunanistan'da 135.380 kişi tarafından,
İngiltere'de 120.000 kişi tarafindan
Makedonya'da 97.500 kişi tarafından,
Belçika'da 70.600 kişi tarafından,
İsrail'de 50.000 kişi tarafından,
Amerika'da 27.000 kişi tarafından,
Danimarka'da 25.000 kişi tarafından,
Romanya'da 16.000 kişi tarafından,
Kanada'da 10.000 kişi tarafından,
İsviçre'de 7.500 kişi tarafından konuşulmaktadır.


Böylece Türkçe, Türkiye'de yaklaşık 73 milyon kişi tarafından konuşulurken, Asya ve Ortadoğu'da diğer lehçeleri ile yaklaşık 135 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. 1960'larda iş gücüne ihtiyaç duyan Avrupa, kapılarını en fazla Türklere açarken, Türkiye'den Avrupa'ya yoğun bir göç yaşanmıştır. Bu insanların sayısı günümüzde neredeyse 6 milyona ulaşmıştır ve büyük bir çoğunluğu Türkçeyi hala anadilleri olarak kullanmaktadırlar. Amerika ve Avustralya'da ise yaklaşık 200 bin kişi Türkçe konuşmaktadır.

UNESCO, 1980'li yıllarda yaptığı araştırma sonucu tüm Türk lehçelerini 200 milyon kişinin konuştuğunu ortaya çıkardı. Ancak buna Türk lehçelerini ikinci ya da üçüncü dil olarak konuşanlar da dahildi. Aradan geçen çeyrek asırda Türkçe konuşan nüfus önemli oranda arttı. Günümüzde yaklaşık 210 milyon kişinin Türkçeyi ve diğer lehçelerini anadili olarak konuştuğu üzerinde durulmaktadır. Buna Türkiye Türkçesini de içeren Türk lehçelerini ikinci veya üçüncü dil olarak konuşanlar da dahil edilecek olsa, bu sayı gözle görülür derecede artacaktır. Bu nedenle Türkçe, tüm lehçeleri ile dünyanın en çok konuşulan dillerinden biridir.

^^CeM^^
19-11-2006, 20:12
Orta Asya'dan, Anadolu'ya [değiştir]Altay Dağları civarından kaynaklanan dil, onu kullanan göçebe kavimlerin doğuda Japonya'ya, batıda ise Avrupa'ya doğru hareketiyle yayılmıştır. Afganistan ve Batı Çin civarında Moğolca; Rusya, Güney ve Güneydoğu Çin bölgesinde Tunguz; eski Rusya ülkelerinden batıda Türkiye'ye, güneyde ise İran'a yayılan bir alanda ise Türki diller olarak değişmiştir. Güneyde bulunan başlıca Türki diller Türkçe, Azeri Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir. Oğuz boylarının kullandığı Gagavuz lehçeleri ve İran kaynaklı Horasan lehçesi, Türkiye lehçesi ile birlikte bugünkü Türkçenin bölümlerini oluşturmaktadır.

Divanü Lügati’t-Türk, Türk kültürün ilk Türk dilini anlatan ve yazılan Sözlük eseri dir ve Kaşgârlı Mahmud tarafından 25 Ocak 1072'de yazmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074'te bitirilmiştir. Bu kitap içinde bu cümle bulunuyor. "Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur". Türkçenin zengin gramer özelliklerini ilk ve en çarpıcı biçimde yansıtıyor.

Türkçenin kullanım alanını genişleten bir başka Karahanlı Devleti'nin mensubu, ikinci bir Türk ve Türkçe kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib dir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Kutatkı/Kutatı Bilik, Kutlu eden Bilgi) adlı eseri ile Türk dil birliğinin diğer önemli yazılı temelini attı.(1069-1070 yılarında bu Türkçe eseri tamamlandı).

13/14.yy. yaşamını süren Yunus Emre Türkçenin, özellikle Türkçe şiir dilinin temel ustası ve abidesi olmaktadır.

Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçenin ses yapısına uygun aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçenin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür.

Hacı Bayram Veli 14/15.yy. Anadoluda yaşamını süren Türk mutasavvıf ve şair olarak, eserlerini Türkçe olarak yazmakta oldu ve Türkçe kulanımını Anadoluda önemli şekilde etkiledi.

Altay dil ailesi
Türkçe dil kolu
Güney dilleri
Balkan Gagavuz Türkçesi (Türkiye ve Türklerin yaşadığı Avrupa ve Amerika kıtalarını bazı bölümleri)
Gagavuz Türkçesi (Moldovya)
Horasan Türkçesi (İran)
Türkiye Türkçesi
Azeri Türkçesi
Kazak Türkçesi
Türkmen Türkçesi
Kırgız Türkçesi
Özbek Türkçesi
Tatar Türkçesi
Uygur Türkçesi
Türkçe ait olduğu Altay Dil Ailesi'nin en çok kişi tarafından kullanılan dilidir. 5500-8500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Başkurti, Nogay, Kırgız, Kazak, Yakuti, Çuvaş gibi bölümleri vardır.

Örnek olarak yazılı Türkçe üzerine kaynaklarda (M.Ö. 1766 yılık çin kronikinde) ilk kez tutanaklarda tanrı , Ordu , kılıç ve kut (mutluluk) sözcükleri bulunulmaktadır.

Moğolca, Mançu-Tungus, Korece ve Japonca ile yakın ilişkisi vardır. Bazı bilimadamları, ilişkinin ödünç alınmış sözcüklerden kaynaklandığını ve temelli olmadığını iddia etmiştir. Son zamanlarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, bu tezin hatalı olduğunu, Türkçe ve Japonca'nın temel ilişkilerinin bulunduğunu kanıtlamıştır.

^^CeM^^
19-11-2006, 20:13
Dil Devrimi

Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslaşma sürecini tamamlayan Türk Devrimi'nin ya da Atatürk devrimlerinin en önemli basamaklarından ilki Cumhuriyet'in kuruluşundan 4 yıl sonra yapılan harf devrimi, ikincisi de Cumhuriyet'in kuruluşundan 9 yıl sonra yapılan Dil Devrimi'dir.

Dil Devrimi kısaca, Türkçe ile düşünmeyi, Türkçenin bütün, bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda gelişmesini sağlayan eylemdir.

Dilbilimci Kâmile İmer "Dil Devrimi nedir?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:

Dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'dil devrimi' adı verilmektedir. (Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1976, s. 31 ve ötesi)
Her insan düşüncesini sözcükler arasında bağ kurarak oluşturduğu tümcelerle aktarır, bu açıdan bakınca Dil Devrimi aynı zamanda düşüncenin yenileşmesidir.

İmer'in söylediği gibi, "Dil Devrimi'nin gerçekleşmesini sağlayan etkenler, aynı zamanda onun amaçlarını ortaya koymaktadır. Uluslaşma etkeni dili yabancı öğelerden temizleme amacını, öteki de kültür dili durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçların olumlu sonuçlar vermesi, ortaya çıkan ürünlerin toplumun malı olmasına bağlıdır. Devletin desteği olmaksızın dilde yapılan devrim, bireysel bir eylem olarak kalır, topluma mal olmaz. Dil Devrimi'nin hazırlık evresindeki çabalar, bunun en güzel örnekleridir. Türk Dil Devrimi'nin hazırlık evresi olarak nitelendirebileceğimiz ve Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemdeki dili temizleme isteği toplumu kapsayamamıştır. Ancak Cumhuriyet'ten sonra, 1932 yılında devletin öncülüğünde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuyla dilde yapılan yenilikler, ulus çapında bir eylem olarak topluma mal olmaya başlamıştır." (Agy, s. 32)

Türkçe yapı bakımından çok zengin bir dil olmakla beraber, dünya üzerinde de hala çok konuşulan bir dildir. Bu zenginlik her ne kadar içinde yabancı sözcükler bulundursa da, bu durum dilde hiç bir bozukluğa yol açmamıştır. Bunun nedeni de, Osmanlı'nın, zamanında barındırdığı azınlıkların olmasıdır. Çünkü bu nedenle dilde çok fazla yabancı "sözcük alış-verişleri" olmuştur.

^^CeM^^
19-11-2006, 20:17
Türk Alfabeleri

Türkler dünyada en çok alfabe değiştiren kavimlerdendir.

Türkçenin bilinen ilk alfabesi Orhun Abideleri'nde yer alan Orhun Alfabesi'dir. Bu alfabe 1. yüzyıldan itibaren Göktürkler tarafından kullanılmıştır.
Osmanlı Devleti'nde ise Arap alfabesi üzerinde bir takım düzenlemeler yapılarak Osmanlıca dediğimiz yazı çeşiti kullanıldı.
Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte 29 harfli Yeni Türk Alfabesi ise Latin abecesi üzerinde yapılan düzenlemeler sonucu 1928'de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edilmiştir.
a - A
b - B
c - C
ç - Ç
d - D
e - E
f - F
g - G

ğ - Ğ
h - H
ı - I
i - İ
j - J
k - K
l - L
m - M

n - N
o - O
ö - Ö
p - P
r - R
s - S
ş - Ş
t - T

u - U
ü - Ü
v - V
y - Y
z - Z


Ayrıca günümüzde 20 ayrı Türk yazı dili bulunmaktadır: Türkiye Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kırım Tatar Türkçesi, Karaçay-Malkar Türkçesi, Nogay Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Kazan Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Kazak Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi, Altay Türkçesi, Hakas Türkçesi, Tuva Türkçesi, Saha (Yakut) Türkçesi, Çuvaş Türkçesi.

^^CeM^^
19-11-2006, 20:18
Ağızları

Türkiye Türkçesinin genel kabul görülmüş ve yazı diline aktarılmış şivesi, İstanbul ağzından türemiştir. Anadolu'da özellikle Karadeniz Bölgesi, Güneydoğu Bölgesi ve de Ege Bölgesi'nde ağız farklılıkları apaçık gözlenmektedir. Ancak ağızlar, genellikle insanların belli bir eğitim ve kültür seviyesine ulaşması ile yavaş yavaş terk edilmekte ve toplumda çoğunluğun konuştuğu ağız kabul görmektedir.

sweet_
19-11-2006, 23:56
Kesinlikle getiriLmeli..

ahSenTi
14-05-2008, 12:55
yahu anası babası koymuş ismi çocuk napsın yanii işsizmi kalsın :confused:

cantanem87
14-05-2008, 13:01
sacmalik bence
yurtdisinda yasiyan türklerede saygi duyuluyor

aysel88
14-05-2008, 13:16
evet getirilmeli

azizuzu
14-05-2008, 19:42
ben bu tür şeylerin zorunlulukla değil gönüllülükle yapılacagını savunuyorum.. zorlayarak insanları daha cok uzaklastırırız yapmak istediklerimizden..zaten millet ip üstünde parası olan da mennun değil olmayan da, canı sıkılan da mennun değil kafası iyi olan da .. zorunluluk getirilmemeli bence

HüzünBaz
14-05-2008, 20:12
Evet getiriLmeLi.Hatta yemek üreten firmaLarda her zaman türkLerin yemekLerinden üretmeLiLer ;)

ben bunu biLir bunu söyLerim yabancı isimLi yerLerede pek gitmem :bilgin: