Orijinalini görmek için tıklayınız : Kal SevgiliM
http://img83.imageshack.us/img83/5820/27jv8oo.gif
Bütün gecenin karanlığında sen aklımdayken birden güneşin o eşsiz ışığını hissettim,,,bütün gece ayakta ve camda seni düşünmüşüm nasılda farkında olmadan.. dalıp gitmişim geçirdiğimiz mutlu günlere teşekkür ettim bir kez daha tanrıya.. seni tanıdığım için. Meğer hayat seninle eşsizmiş,,sanki yeniden yaşadım herşeyi seninle bir kez daha... bir an olsun unutmuşum ayrı oluşumuzu..yarım bir sevda olarak kaldı işte, gitmemeliydin Sevdiğim gitmemeliydin.....soldu elimde bütün umutlarım...bir sen oldum bir ben.. Ne seni kendi yerime koyabildim,, ne de beni senin yerine yarım kalmıştım kendimle, beni yarım bırakıp, benden gitmemeliydin, vazgeçmemeliydin.. gitmemeliydin ben olmadan yarınlara,,, Halbuki ne büyük bi aşkı taşıyoduk yüreğimizde,,, bana çok uzak şehirlerdeyken bile yakındın hep,,,içimi kocaman bi umut kaplardı..... seni yanımda hissederdim... teşekkür ederim teşekkür ederim tanrım teşekkür ederim..yaşattıkların için.derdim hep ,,mesafeleri birleştirdiği için..ve aşkımı her saniye daha da çok yücelttiği için. aynı şehirdeyiz şimdi,, aynı şehir de kilometrelerce uzağız sanki birbirimize sana dokunamıyorum işte şimdi.. gözlerine dalamıyorum,,,
çılgın kalabalıklarda her kes sen oluveriyor baktığım,, her sevdalı biz sanki,, ellerin yine ellerimde,,, beni hiç bırakmıycaksın gibi,,,, oysa çok seven gidermiydi,,, sen benden gittin sen vazgeçmeyi sevdin,, benim yerime,,, beni terketmeyen yanlızlığa bırakarak hemde... bi farkınız vardı yanlızlıkla,, o çok vefalıydı ben onu senin için bıraktığım halde o beni senin için bırakmadı,, bak yine benimle yanlızlığın.... yarım kaldık... söyle bir beden kalbi olmadan nedir,,, yada bir kolum yokken nasıl yürüyebilirim dengede kalamadan.nasıl adım atabilirim bilmediğim yollarda,,, hoşça kal dedin bana,,,, sensizken hoş ça kalamam ben,,, hoşça kal dedin bana sensizken ben ben olamam beni ben yapan sen yokken,,, hoşça kal dedin bana sen de hala bendeyken.. hoşça kal dedin bana sende benden geçemezken... hoşça kal dedin bana bile bile,,, biz bir çengelin iki koluyuz sevdiğim,, Her nereye gidersen git,, her kiminle olursan ol,,.. bir gün mutlaka yollarımız kesişecek sen bende bende sendeyken...,,,, ben seni seçtim yarınlarıma deli gibi çarpıyor kalbim seninle tekrar aynı kolda yol almak için.....bana hoşça kal diyorsun ama biliyorum gözlerinin ne anlatmak istediğini...sana kal dememi bekliyorsun hadi bana kal de ,,,kal de kal de diyorsun... Evet sevgilim ,,ruh eşim,,,hayat güneşim...ne olur kal sevdiğim gitme kal... kal... kal ...... biz çaresiz bırakmamalıyız birbirimizi....sevgisiz, aşksız,..sensiz.bensiz kalmamalıyız,, kötü bir rüyaydı yaşadığımız gidişlerin....biz gerçeğe uyanalım.......kal sevgilim ne olur kal.........evet güneş doğdu işte bütün gece bittiii sevgilim güneşle beraber açan umutlarla....kal sevgilim kal.... ne olur kal....!!
CaN'da CaN
30-11-2006, 14:11
harikaydı gerçekten yaa
ellerine ve emeğpine sağlık
tşk ederim paylaşımın için
ellerine sağlik çok güzel bir yazi çok saol +rep
aSi MeLeq
30-11-2006, 15:53
Ellerine sağlık harika bi yazıydı :cicek:
saolun yorumlarınız için...
bitanem çok güseldi bu canım güsel yüreğine sağlık:canim: :nanak:
nehir1824
30-11-2006, 18:42
yüreğine sağlık canım
aSi MeLeq
30-11-2006, 22:11
İçim öyle acıyor ki koca bir boşluk yüreğimde yokluğun. Karanlıkların kapladığı yollarında kaybolmuşum. Nefes almak güç,yaşamak anlamsız, sensizlik dipsiz bir uçurum. Bense uçurumundan aşağı ümitsizce düşüyorum.
Şimdi, benden çok uzaklardasın sevginin ve umudun bittiği yerde, senin bitip sensizliğin başladığı yerde. Karanlıkta karalanıyor aydınlık yüzün, gitgide sen de yok oluyorsun yüreğinde.
Yüreğim bilmiyor ne hissettiğini. Elveda bile demeden çekip gidişinin sebebini soramıyor kimselere. Hasret rüzgarlarıyla ürperiyor içim, özlemin sel olup akıyor yüreğime. Dudaklarım da bir mühür söyleyemiyorum soranlara gözyaşlarımın nedenini.
Şimdi, sokaklarda esen başıboş rüzgarlar gibi sessiz ve durgunum. Ah keşke o rüzgarların getirdiği sıkıntıyı hiç duymasam,h ep mutlu duygularla dolaşsam, kalbimin üzerindeki ağırlığı alıp götürse şu rüzgarlar. Hafiflesem. Acıyla çarpmasa yüreğim,ayrılığın acısı kalbime vurmasa, gözlerim yaşlarla dolmasa...
Mutluluğum, göç eden bir kırlangıcın kanadında çok uzaklara gitti. Dönmesini bekleyemeyecek kadar yorgunum. Eğer bir gün dönerse tek umudum, gerçekten sevenlere miras kalsın mutluluğum...
Notheart
30-11-2006, 22:34
Halbuki ne büyük bi aşkı taşıyoduk yüreğimizde,,, bana çok uzak şehirlerdeyken bile yakındın hep,,,içimi kocaman bi umut kaplardı..... seni yanımda hissederdim... teşekkür ederim teşekkür ederim tanrım teşekkür ederim..yaşattıkların için.derdim hep ,,mesafeleri birleştirdiği için..ve aşkımı her saniye daha da çok yücelttiği için
,, Her nereye gidersen git,, her kiminle olursan ol,,.. bir gün mutlaka yollarımız kesişecek sen bende bende sendeyken...,,,, ben seni seçtim yarınlarıma deli gibi çarpıyor kalbim seninle tekrar aynı kolda yol almak için.....:agg:
harika bi yazı yaaa bayıldım ,çok duygulandımm duygulanmamak elde değil:o
Allah sevdiklerimizden ayırmasın inşallah...ofss
Paylaştığın için Teşekkürler.
^^DoLCe^^
30-11-2006, 23:23
Ne zaman bu şehre yağmur yağsa,
sen gelirsin aklıma
çünkü yağmuru çok severdin.
artık bende seviyorum yağmurları
çünkü her yağmur damlası
seni getirir aklıma ve her damla
gözlerimden akan damlalar gibi
yitik, çaresiz
gökyüzü bile ağlıyo...
sana teklif ettiğm günü hatırlarmısın
aylardan nisandı.
ve gökyüzü sanki ağlıyordu
yağmur yağıyordu
sanki bu aşkın sonunu biliyormuş gibi
bir gün ayrılacağımızı biliyormuş
gibiydi gökyüzü
ve yağmur yağıyordu üzerimize
sanki avuçlarım yanıyordu.
damlalar üzerime bir kor parçası gibi
vuruyordu
ve rüzgar kulağımıza aşkımızı fısıldıyordu
artık yağmurlar kadar
rüzgarlarıda seviyorum.
ama inanıyorum ki;
bir gün yağmurlar
seni bana getirecek
ve rüzgarlar
tekrar aşkımızı fısıldayacak
ve ben
her yağmurlu gecede
seni bekliyor olacağım
!NC!PéR!S!
01-12-2006, 10:51
Yüreğimi eze eze veda ettim sana...Dilimin ucunda gidişinin hüzünlü türküsü, gözlerimdeyse bitmeyen, bitiremediğim, bitiremediğin aşkın yarım kalmış öyküsü...Derin bir çizikle kanayan çocuk yanım, bir yerlerde buz gibi donmuş kadın yanım ve geleceğe dair
Yüreğimi eze eze veda ettim sana...Dilimin ucunda gidişinin hüzünlü türküsü, gözlerimdeyse bitmeyen, bitiremediğim, bitiremediğin aşkın yarım kalmış öyküsü...Derin bir çizikle kanayan çocuk yanım, bir yerlerde buz gibi donmuş kadın yanım ve geleceğe dair düşlerle geçmişin kaosunda boğulan kaderci bir yaşlı kadın...Hepsini harmanladım gidişinde, yüreğimi eze eze...
Veda etmedin bana...Biliyorum terketmiyordun sadece kendini alıp gidiyordun! Kendini; bir beden ve bir ruhu koyup bir gemiye açılıyordun engin denizlere...Sen sadece kendini götürdüğünü zannederken aşkımın sınırlarından, benim aşkımı, aşka olan inancımı, dünümü ve yarınımı da yüklenmiştin omuzlarına...Nasıl çırpındım anlatabilmek için sana. Ama kelimelerin yetersiz kaldığı, bildik herşeyin anlamsızlık çarkında kaybolduğu bir hava boşluğundaydık...Gözünün yaşını görmedim izin vermedin buna...Ama ağlayan, hıçkıran, “seni seviyorum” diye defalarca haykıran adamın çığlığı silinmedi kulaklarımdan...Kaçışın boştu gülen gözlü adam...İnsan herkesten hatta herşeyden kaçabilir.Ama kendinden?? Kaçamadın kendinden tıpkı kaçamadığım gibi kendimden...
Hatırladıkça güleyim mi ağlayayayım mı bilemediğim mesajlarımı çerçeveleyip, hafızamın en ayaydınlık odalarına astım. Neler yazmıştım sana...Öfkemi kusmuştum bütün birikmişliğimle...Kudurmuştu öc alma duygum tüm deliliğimle...İstiyordum ki çektiğim acının tadı senin de dudaklarına bulaşsın...Haykırışlarım senin sesinde yankılanıp kulaklarımda dolaşsın...Benim bütün deliliğime inat bir olgunluk yapışmıştı sanki yakana...Kırmadım, kıramadım seni...Boyun eğmişliğin sessiz nidalarıyla süslüydü kelimelerin. Sen kaderin önüne katıp götürdüğü bir adamdın...Razıydın, biliyordun...Oysa ben çocuktum o veda gününde...Elinden en sevdiği, yerine başka hiçbir şeyi koyamadığı, kokusu ciğerlerine dolmayınca uyuyamadığı oyuncağı alınmış küçük bir kız çocuğuydum...Ninniler söyleyip uyutabileceğim bebeğim yoktu – ki o bebek belki aslındı hiç olmamıştı! - , gecenin kara kabuslarında avunabileceğim yumuşak bir temas eksilmişti yatağımdan – ki belki ellerim hiç dokunmamıştı böyle bir tene- ...Ben yalnızlığın, en koyu en dipsiz yalnızlığın korkusuyla saldırırken silah yapıp kelimelerimi sana, sen, sen yürekli adam, sadece aşkını kalkan yaptın bu deli kadına...
Ilık sular süzülürken bedenimden gözümden süzülenlerle daha çok ıslandı tenim...Sendin gözlerimden akan...İçim katılmıştı ağlamaktan...Yitirmenin ve yitirilmenin ne olduğunu öğrenmiştim eş zamanlı...Suyun beni o her zaman rahatlatan dost sesi, teskin edici teması da yetmedi gecemin karanlığına bir ayışığı katmaya...Gitmiştin, kendini alıp yanına...
Güneşin altın tepsi silueti çok kez düştü denizin mavi dalgalarına gidişinden sonra...Yakamozlar kucakladı sahil boyunda denize değen ayaklarımı defalarca...Azalır mı diye bekledim yüreğimde gidişinin sızısı...Katmerlendi aşkım günden güne...Mayalandı sensizlik, sensiz gecelerde...Aşkının haykıran çığlıkları hiç eksilmedi hayatımdan...Bedeninin olmadığı günlerde kelimelerin yetişti beni ümide döndürmeye...”İçimdesin” diyen bir adamın sesi yankılandı hep başka seslerin içinde...Biliyorum aşkım içindeyim çünkü beni de götürdün yanında...Sensiz hudutlarda yaşayan bir kadın tanıyorum ama içi senle dopdolu...Ve bir adam tanıyorum kadının olmadığı bir mekana teslim olan...Ama yalnız değil adam. Kadını da götürdü yüreğinde...Aşkın adı, aşkın tadı hiç eksilmedi uzayan kısalan ama hep varolan günlerin ve gecelerin akıp giden ritminde...Tek bir ruh ikiye bölündü iki ayrı bedende...Sen ve ben...İçiçe, çözülmemecesine...Seni Seviyorum, Senin beni sevdiğin gibi hem de...Delirir ve delirtircesine...Se – vi – y o – rum ....
saolun yorum ve siirleriniz için
Sözlerim terliyor dudaklarına bakarken , görmüyor musun?Ya konuşurken sesimin şarap koktuğunu duymuyor musun?
Nasıl duyasın ki yalnızlığının kaçtığı o rüzgarlarda?O rüzgarlar ki seni kör eden, benden eden.
Anlamıyor musun?
Yatağım bile hala terlerinle şenli, dudaklarımsa kavrulmuş tuz ile.Bir şarap var tükenen birde geceler.Bir sen yoksun var olan.
Bilmiyor musun?
Biliyorum ki bilmiyorsun bunca zamandır bildiklerini sandığım bilmen gerekenleri ve bilmiyorum bilmemen gerekenlerin edepsizliğini.Korkuyorum…
Çünkü sen şarapsız gecelerimin habersiz mezesisin kelimeler soframızda.Bende bir kelimeyim o masada.Terlerinle karışan terim ise sızmış aşkından,kalkamaz gittiğinden beri yataktan.Bu masumiyete ihanet olmaz mı şimdi bilmemen gerekenleri bilmen?
Neyse !
Fonda çalar sesin,duymazsın şarap kokan o nefesimi.Bir kelime çıkarda kadeh kaldırır şerefine ve bir parça daha var olursun ruhumuzda.Ruhsuz kelimelerse sızar kalır şehvetinle.Saatler desen dakikalar arasında kaçamak demlenir bu masada da kelimeler yetmez gambazlamaya.
Sen gittiğin rüzgarlarda yalnızlığınla sevişirsin, ben kelimelerle.Geceler izler bizide ışıldar yıldız gözleri, gülümser ay dudakları.An gelir kalkar kadehler geceye ve kendi şerefine içer kelimeler.Gökyüzü başlar ağlamaya, kadehlerimize dolmak istercesine.O bile gelir masamıza, yalnızlığını paylaşmak için kelimelerle de bir sen gelmezsin.
Saatler sünger gibi içer geceyi de,kelimeler sızmak nedir bilmez dizlerinde.Sesin bile dayanamaz bize, başı dönerde kaçar gider sana.Şarkıların susarda kelimeler susmaz sana.Bir bağartı kopartır gece gözyaşları arasından.Duymazsın! Kelimeler ise hoplar yerinden.Şu gecede pek delikanlı derim.Öfkesiyle aşkı aynı şiddetle patlar kalplerimizde de dayanamaz ağlarız onunla.Terin bile karışmaz gözyaşlarımızın tuzuyla da gökyüzü karışır gözyaşlarımıza.Sen değil.
Gece tükenir ağlamaktan ve gürlemekten.Yorgun düşer yokluğunun şarap buruğu vurdumduymazlığından.Gelmeyişinden kelimeler bile bir bir çekilir ruhumdaki yataklarına.Kalır üç beş kelime masada.
Ben,biz ve aşk…Sen ise hiç olmadı zaten.
Tüm geçen gece gelen gelirdi de sen gelmezdin her gece.Bizler sarhoş olup yaşarken her gece sen yalnızlığınla sevişip durursun başka kollarda.Gelmezsin…Şafak sökerde güneş gelir merakla geceden kalma kelimelerin masasına.Der ki ben tanrı misafiriyim edasıyla;
“Günaydınlar mı desem?”
Kalkar kafalar masanın geceden kalma ayyaş bakışlarından.Gülümser de güneşe deriz;
“Gel .sende gel…Gelenler bizden.” diye.
Oysa pek sevmez güneş bu alemi.Tek derdi ışıldamaktır senin gibi.Bu masayı temizlemek değil.Utanır bizi bu halde görmektende kızarır, zorla gülümseyip arkasına bakmadan kapıyı çekip gider.Biz ve aşkta kalkar masadan.Adını esneyerek uzanırlar ruhumdaki yataklarına.Bir ben kalırım masada, birde masa kalır sensizliğinde.Ve bir sensizlik alemi daha biter sabah olduğunda.Kalkarım masadan da bakarım güneşin ardından.Dayanamaz fısıldarım gerçeği sana.Sana ve güneşe;
“Gelenler benden de,gidenler senden…” diye…
Yağmurlu bir gece.Seni bekliyorum pencerenin önünde.Söz vermiştin geleceğine dair.Şansa bak ki gökyüzü de nezle.Arada bir hapşuruyorda.Kalkıp çay demliyorum, yolda üşümüşsündür diye.Belki yolda bile değilsindir ya , neyse…
Pencerenin önünde bir saati tartaklıyorum.Neden diye sorma bana.Dalga geçiyordu benimle.Ne mutlu ki sen gelmeden susturdum onu.Umarım yüksek yerde tanıdıkları bölmez gecemizi.Çay desen çoktan almış demini.Bir yudum alıyorum.Kim bilir kaç tavşan öldü bir demliğe?Gülümsüyorum.Soğuk bir gecenin en güzel tadı yayılıyor damaklarıma.Sanki daha önce hiç içilmemiş bir aşk gibi.
Dışarısı soğuk, yollar ıslak, pencereler umursamaz.Bekliyorum hala seni.Bir kaç bardak daha çay içiyorum.Bekliyorum…Saatler sessiz ve sensiz.
Unuttun diyorum, herhalde.Yoksa sözünde durur muydun hatırlamıyorum?Gücüm sadece saatlere yetiyor.Oysa birazdan güneş doğar.Gece desen birikmiş süzgeçte , beklemiyor artık seni.Kalkıyorum bende yolunu beklediğim pencereden.Yazık ki bir sabaha daha uyuyorum, sensiz bir gecenin ardından.
Hıh…
Oysa çay demlemiştim sana.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
Öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
Saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak
bitirdiğim kitabın
Başından başlayabilirim.’’
Dinle bu acının masalını
Seyret o utanç tarlalarını
Mahşer yağıyor gökten..
Düşüyor Düşüyor Yıldızlar..
Ve cehennemden bir gece daha
utanır insanlığım bu çirkin karanlıktan
Nefret oyununda pir perde daha
Yorulur Ruhumuz bu kızıl günahlardan
Başkasıyla olmak, başkasının olmak değil. Kendi başına başkasıyla, başkasıyla kendin olmak...
Mumumuzu yaktım bu akşam, hani şu konuşarak sabahlarken yakarız diye alıp da aylarca yakamadığım mumu. Yaktım artık. Onu izleyip kendi kendime konuşuyorum.
Aslında dışardan görenler öyle zanneder diye, ‘kendi kendime’ dedim. Nasıl anlasınlar ki yanımda olamadığın için bu akşam muma dönüştüğünü.
Sen anlıyorsun değil mi?
Titreyerek sağa sola yatması düşüncelere dalmama sebep oluyor, ben de anlatıyorum. Mesela; birkaç saat önce, sol tarafa yatık olarak uzun bir süre durdu. Az kalsın kendi kendine zarar verecekti. “Dur!” dedim, “Yapma! Rüzgardan kaçayım derken, kaçtığın tarafını yok ediyorsun. Boş ver, sen sön, ben seni tekrar yakarım, üşümezsin.” Dinlemedi, çok inatçı, beni hiç dinlemiyor. Ama başka bir çözüm bulduk hemen; pencereyi kapadım, rüzgar kesildi. Biraz havasız oldu ama, ne yapalım az sigara içerim, olur biter. Sonra oturduk, tartıştık bu konuyu tabi. Bir şeylerden kaçarken kendimize verdiğimiz zararları, kaçmanın rüzgar estiği için mi yoksa sönmemek için mi olduğunu, çözümlerin etrafı değiştirerek mi yoksa kendimizi değiştirerek mi bulunması gerektiğini konuştuk.
Aslında dışardan görenler öyle zanneder diye, ‘konuştuk’ dedim. Nereden bilsinler ki mumların konuşmadığını.
Sen biliyorsun değil mi?
Şimdi rüzgar kesildi ve hiç kıpırdamadan, dimdik durarak dibe doğru gidiyor. İyice küçüldü, bitecek birazdan, uykusu geldi herhalde. Olsun, ben de yatar uyurum şimdi. Yarın da başka bir şey olarak gelirsin, gene konuşuruz. İyi geceler sevgilim, iyi uykular.
Aslında dışardan görenler öyle zanneder diye, ‘iyi uykular’ dedim. Nasıl inanabilirler ki senin öldüğüne.
Sen inanabiliyor musun?
yakın gecmise ait pek anım olmadıgını farkettim.anılarım nereye gitti bulamıyorum .anı olusturmalıyım o zaman.yoksa ileride rakı masalarında vakit gecmez.nedir? neler gordun? neler gecirdin bey amca anlat bakalım dendiginde cevabımız hiclik be evladım olmasın.kotu bir enstantane.iyi yerlere gitmek mi lazım.iyi kitaplar mı okumalı.guzel sevgililerim mi olmalı ( lerim takısı poligami istegi degil herhalde dimi bey amca.) yemek zevki mi olmalı.sanat,siyaset ve edebiyat tan anlamalı mı? biraz hobi, mobi, mobil olmalı.tum bunları insanlar begenilmek icin mi yapıyor yoksa kendileri icin mi hala cozemedim...
hayata dair bir teori olusturmaya calısmak ta aslında anlamsız.hayatın bir matematik modeli yok.aynı sartlarda aynı tepkileri vermeyen bir sisteme dair, genel gecer yargılara varmaya calısmakta boş bir ugras.neden uzuyoruz kendimizi bu kadar.halk arasında ki bir deyim ile olaya son
sen giderken ben sana kosuyordum, yakalayamadım.adımlarımı sıklastırarak yururdum sana gelirken.tasarlardım anlatacaklarımı yol boyu kafamda.yeni kelimeler bulmustum daha once kullanmadıgım onların heyecanı sıkıstırıdı kalbimi.baska oykuler anlatmalıydım bu sefer duymadıklarından.yeniliyordum her seferinde kendimi... seni.bilemedin bende ki beni.sabahlara kadar guluyorduk aglanacak hayata inat.kelime oyunları oynardık cocukca.siyasetten konusurken sinirlenirdim.konuyu degistirmek isterdim, sen inatla anlatırdın dunyayı nasıl degistirecegini insanın.realizim e inanmaz romantik oluverirdin birden.bilimsel konusmaları cocuk bakıslarınla dinlerdin.gulesim gelirdi o haline ciddiyeti bozmazdım.en sacma soruları sorardın.uzaya,fizige, matematige, mekanige ne kadar uzak oldugunu soylerdin benim her anlattıgım seyden sonra.siir okurdun durup dururken benim hic bilmedigim ve hic ezberleyemedigim uzunluklarda.sessizce ayrılır giderdin geceden.buruk bir sızı kalırdı icimde.geride kaldı yasam.geri de kaldık biz...simdi sen cok uzaklardan sarkısını dinledigim gözleri kafanfil yüregi gül...
Bulmak için yıllar geçmiş aradan,
Kader seni aratmışsa neyleyim?
Seni böyle özenerek yaradan,
Beni garip yaratmışsa neyleyim?
Çok çektirdi o gözleri eladan,
Duyulurdu sesim arş-ı âlâdan!
Yüce Tanrı'm belki kâlu beladan,
Beni sana yar etmişse neyleyim?
Bastıramaz hiç bir vaka kuşkumu,
Sana tahsis ettim gönül köşkümü,
Sunmak için çabalarken aşkımı,
Yüreğine sır etmişse neyleyim?
Bakıyorum bugünüme dünüme,
Etki eder gideceğim yönüme,
Kahrolası gururumu önüme,
Aşılmayan sur etmişse neyleyim?
Gerçek eder bazen olmaz rüyayı,
Ayıramam gerçek ile riyayı,
İçinde sen olmayan bir dünyayı,
Bu gönlüme dar etmişse neyleyim?
ben seni hala seviyorum
gel desen gelmezmiyim
tut ellerimi desen tutmazmıyım
neden o halde
neden hala uzaktan bakıyorsun gözlerime
Gönlümde akşamları karşılıyorum bugün sevdiğim..!
Gözyaşına yeminlim...
Sen ağlıyorsun ya...
Sen sahte sevdalara intizarsın ya…
Kalamam sende, bırak gideyim…
Sen mutlu ol..!
Bekleyenim bir kara haberse, durma önümde...
Bırak kurşunlara geleyim..!
Firari sevdan...
Elem hesapsız gönlüme...
Gidemem...
Gidersem...
Sebep sevdan bedel olur ömrüme...
Gidemem..
Gidersem...
Bir ben bulurum...
Darağacı ötesi hayallerde...
Şimdi Yoksun Ya...
Ben hiç Sensiz Kalmadımki...
yorgunum yoksunum sensizim..
acıyla yasadıgım her an seninleyim
sevgiyle yorulmustum simdi yoksun elleirmde
simdi, gözlerimde deilsin
sevgilim hiç mutlu deilim
hani bana kıyamazdın sen
hani beni cok severdim
hadi öleyse
gelll
gelll sevgilim
sensiz üsüyorum...
28.12.2006
!NC!PéR!S!
28-12-2006, 23:27
Ne zaman vazgeçmeye kalksam yüreğim o kocaman haliyle dikildi karşıma.
Ben yüreğimin sesini dinledim.
Ve yüreğim aslında sendin.
Her sözcüğü denedim aslında seni anlatmak için.
Her sözcüğün üzerinde durup bin kere düşündüm.
Ya onlar anlatamadı seni ya sen onlara yetmedin.
Sözcükler yetmedi ya, renklere sarıldım bende.
Bir tek mavi anlattı seni.Maviye yakışan yalnız sendin.
Ne kendimi sakladım ne de sözlerimi.
Duygularım içtendi.
Seni kendimi sever gibi sevdim.
Tutkuyla bağlıydım sana ama sevdam senin tutsağın değildi.
Ben özgürlüğüme düşkündüm ve özgürlüğümde sendin.
Dinle sana bağımlı olmadan senin haberin olmadan büyüttüm ben bu sevdayı içimde.
Sen olsanda büyümeye devam edecek olmasanda.
Sevmişim bir kere seni,kurtuluşun yok sevgimden.
Seni özlemeyi en çok ben bilirim.Hiç yakınmadım seni özlemekten.
Üstelik kavuşamama ihtimali işlenmemiş soğuk bir taş gibi önümde dikilip dururken.
Sana dokunamamak yüreğimi böyle acıtırken.
Bil ki ben yüreğimi kanatan bu acıya inat dokunmadan tenine
SAATLERCE SENDE VE GÖZLERİNDE KALABİLİRİM
Sevgisiz kalmak mıydı bizi bozan...
Ya da onca sevginin üstüne...
Adam gibi bir aşk bulamayışımız mı...?
Ben bir olmak istedim seninle...
Yanında durmak değil benliğin ruhun olmak....
Ne uzaklıkların yıkabildiği ...
Ne acıların kanatabildiği...
Tek yürek olmak....
Sevgili ,eş, anne, çocuk ya da dost değil...
Ben canında can olmak istedim senin...
Kopardım gökyüzünde yanıp sönen sahte ışıkları ...
Denizlere fırlattım,dağlara tepelere savurdum ...
Yıldızız diye parlamasınlar yalandan öyle ...
Ben sen olmak istedim sadece ...
Aklım,ruhum,bedenim ve tüm benliğimle ...
Tüm yalan sahte yıldızlara inat....
Seni seviyorum...
yüregimdesin simdi
sevgimle yoruluyorsun
umutsuz deilim
belki gelirsin
belki tutarsın ellerimi
ama cok zor deil mi
cokk zor :(
Bir masal devinden masum bir dilektir seni sevmek...
Seni sevdikçe, seni yazdıkça kalemim sonsuzdur hep...
Bütün dönüşler sanadır sevdiğim...
Ama bugün ama yarın...
Sadece gülümse...
Ve o güzel gözlerini sakla benim için...
Hayallerini düşlerini biriktir ve bekle bitanem...
Seni seviyorum...
sonsuza kadar senin olmak için
sevgini sadece benimle paylasman için
gülümseyisimin anlamını senin için
saklayacam..
yaa sen sevdiğim
sadece benim için kalbine ve kalbime ii bakarmısın.
Zincirlerle bağladım yüreğimi sevdiğim...
Ben başkasını sevemem...
İçimde öyle bir sen varki ömrüm boyunca yeter bana...
Ölene dek yüreğin benim...
Ve...
Bende senin sadece senin olarak kalacağım...
http://img99.imageshack.us/img99/9304/f224ax6.jpg
Çocukken ben de hayaller kurardım
Hayallerimde hep gerçek olurdu oyuncaklarım.
Oyuncak bir gemiye binip
Denizin sonsuzluğunu kucaklardım.
Resim defterime martılar çizerdim,
Dolaşırlardı hayalimin sonsuz göklerinde
Hep en tatlı yerinde uyanırdım rüyanın
Ama ağlamazdım çünkü biliyordum
Gece yine çalacaktım kapısını
Sadece bana ait olan bu dünyanın
Çocukken ben de hayaller kurardım
Çocuk aklı işte
Göremediğim zaman rüyayı
Bir eksiklik olurdu içimde
Üzülürdüm o zaman.
Birşey vardı rüyalarda beni hayata bağlayan.
Çocukken hayaller kurardım ben de
Kraldım ben hayallerimde.
Bir krala yakışmazdı sokaklar ama
Ben sokaklarındım,sokaklar da benim
Ve işte savaşmak için
Artık vardı bir nedenim.
Çocukken ben de hayaller kurardım
Hergün gökkuşağım olurdu ,rengarenk.
Sonra akşamüstü güneşi izlerdim
Hep merak ederdim ama bulamazdım
Nereye saklandığını
Ve her zamanki tatlı kızgınlık ifadesi yüzümde
Söz verirdim kendime
Bir sonraki gün bulacağım diye.
Ama büyüdüm!
Çocukken bilmezdim,artık öğrendim
Hayallerin yalan söylediğini!
Hayallerimde kırılmazdı oyuncaklarım,
Hem krallığım da yıkılmış
Baksana ben yabancıyım sokaklara,
Sokaklar da bana!
Çocukken bilmezdim
Hayallerin yalan söylediğini
Böyle değildi gökkuşağı rüyalarımda
Ve öğrendim güneşin saklanmadığını
Masallarda okuduğum,
Dağların ardındaki şatolara!
Çocukken bilmezdim
Ama artık öğrendim
Hayallerin yalan söylediğini!
http://img157.imageshack.us/img157/5505/of940fr1.jpg
Yorgun aksamların sonunda
sensizliği yasıyorum
aksam oluor geceyi bekliyorum
gecems enle aydınlanıyor
ama unutma aydınlıgın oldugu an gecem biter...
Geceleri gözyaşlarınla değil...
Sana verdiğim mavilerle bekle...
O kuruttuğun güllerle bekle...
Pencere kenarında yıldızları seyrederek...
O aydınlık günü bekle...
Ve umutlarını yitirmeden...
Ve unutma...
Seni seviyorum bebeğim...
sonsuza kadar beklerim
umudumu yitirmem
gözyaslarımı sakalrım ardıma
seni beklerim
yalnızca seni
omuzunda aglayacagım günü beklerim
sana sarılıp maziyi tartısacagım günü bekle
ama o zamana kadar ben yasarmıyım bilmem
ben artık ben olurmuyum bilmem
ben seni sevdim
ben seninle düştüm bu yola
ben ben off benn...
Pes etmek ve ağlamak yok bebeğim...
Sadece umut var...
Sadece sevgi var...
Sadece sen olacaksın sadece biz olacaz yarınlarda...
Ölmek yok bu yolda...
Sadece sevmek var...
Ve...
Ben seni çok seviyorum bitanem...
neden herp yüregim senle
neden seninle oldugumda cok mutluyum
yoksa yoksa
evet itiraf bile edemedim duyguyu mu yasıyorum
bilirsin ben cok korkarım
sevgimi ifade etmekten cekinirim
bazen kacarım
bazen ise
ufff...
iste simdi de oldu
düğümlendi sözler..
ama biliorsun deil mi sen ne dediğimi
biliyorsun deil mi hislerilerimi
Biliyorum sevdiğim biliyorum...
Ama böyle sessiz kalışını...
Çoğu zaman kabullenemedim biliyormusun...
Ama hep bekledim...
Hep sevdim...
Hiç bıkmadım seni sevmekten...
Karşılık beklemedim...
Böyle mutlu olacağını düşündüm...
Sensiz kalma pahasına yaptım hergece ağlayarak uyuma pahasına...
Sen bensiz mutlu olacaksın diye gittim...
Ama inan bana herşey senin içindi...
Her şey senin için bebeğim...
söle sevdigim söle
simdi mutlumuyum..
sensiz gülebiliyormuyum
mutlumuyum..
bir sonbahar sabahı gibiydim
kac defa elim telefondan cektim
kac defa sarkımzıı dinlerken agladım..
ama son son bakısımız nasıldı
son sözümüz
ben hep yanımda kalmanı istedim
ama gittin
bana iyilik yapamay claıstıgını düşünerek gittin
ama kal deidm
gitme dedim
sevdiğimi söleyemedim biliyorum
ama gitme
kal dedim
sevdigimsin dedim
lanet olsun o 2 kelimeye
lanet olsun...
Hatırlarmısın sevdiğim hep sen bana lanet etme derdin...
Hatırladınmı...
Her söylemeye çalıştığımda kulaklarımda sesin yankılanıyor...
Ve susuyorum...
Yani lanet etmiyorum artık...
Bunu bana sen öğrettin...
Gitme deyişin öyle sessiz öyle suskunduki sevdiğim...
Giderken yüreğim kaç parça oldu biliyormusun...
Sadece bensiz mutlu olacağını düşündüm...
Yani herşeyi senin için yaptım bunu anla ne olur...
Ama dediğim gibi sevdiğim sil gözyaşlarını ve bekle sadece gülümseyerek bekle...
Çünkü sana gülmek yakışıyor...
Seni seviyorum...
Bu gece hislerimi tarif etmek imkansız...
Kelimeler yetersiz sevdiğim...
Hiç bişey bilmiyorum...
Bildiğim tek şey var şu an...
O da iki kelimeden ibaret...
Seni seviyorum...
Seni seviyorum...
Bir hayalet kasabanın orta yerindeydi şimdi… Gördüğü, duyduğu her şey; şu oda, şu bardağın yarısına inmiş içecek, yatağı, evi, içi, dışı, esmerleşmiş teni, derisinin altında sızlayan kan… kulağına gelen gürültülü müziğin derinlerinde bile, hayalet bir kasabanın sessizliği vardı…
Berbat bir gerçekle yüz yüzeydi artık; yalnızlığıyla yüz yüze… Geçmişinden gelen bu koca boşlukta saklıydı her şey… Bütün dostluklarını ve sevdalarını, yalnızlığın acımasızca oyduğu bu boşlukta yaşamıştı. Farkında olmadan ve fark ettirmeden. Zorlu, sert, dayanıklı görünüşünün altında savunmasız bir benlik vardı, ve bomboş bir hayalet kasabanın rüzgarı geldikçe, çürük bir dişin eti gibi sızlıyordu…
Kendini ne zaman bilmişti, hatırlamıyordu ama o günden beri umursamadan yaşadığı her şey, büyük bir hançer olup geri dönmüştü. Öyle bir gerçeğin farkındaydı ki artık, durduk yere gidip gırtlağını dayamıştı hançerin keskin yüzüne… İstemişti, ama bulamamıştı kesmeyen bir yüzünü.Bu hançer bütün çelişkileri özetliyordu işte: İki ucu keskin , ve üçüncü bir yüzü yoktu maalesef…
Savunmasızdı…
Bir rüzgar esse, ayakları yerden kesilecek, bir damla yağsa suyunda boğulacak gibiydi. Onu gördükleri kör, duydukları sağır yapıyordu. Ve düşüncelerinin ağırlığı kimi zaman ona bu tıka basa doldurulmuş beyninden kurtulmasını emrediyordu.
Bunca sebebin hiç biri tek bir sonuca varmıyordu; ne bir gün olsun suyun yüzeyinde kalabiliyor, ne gidenlere engel olabiliyor, ne gelenlerden kurtulabiliyordu. Çoğu zaman olduğu gibi yine kendi isteğiyle at gözlüğünü takmış ve tek bir kişiye yoğunlaşmıştı. Yaramıyordu, bir işe yaramıyordu. Baktığı bakmıyor, görmüyor, hissetmiyor. Baktığı belki de sevmiyor, baktığı belki de orda yok…
Nerden beriydi ve nereye kadardı bu gidiş?..
Gitmek…
Ne çok söyleniyordu bu söz, ve söyleyenlerden kaçı yapabiliyordu? Gitmek… nereye kadar?.. Sebebi, kalmanın bir nedeni olmadığından mı geliyor, yoksa gitmek başlı başına bir sebep mi?
“Huzur…” diyordu “…birazcık huzur”… “Birazcık…”. Onu üstüne aldığı bu rollerden, hayat denen kuytu, koyu ve baş ağrıtan ormandan, kalabalıklardan, keşmekeşlerden kurtarmaya yetecek kadar huzur.
Yalnızlık baş göstermişti yeniden… Ama seviyordu, yalnızlığından da çok seviyordu birini… Hayatının uzun yılları, koca bir yalnızlık da olsa, o, kısacık zamanıyla, uzun bir geçmişe karşı tıpkı savaş meydanının, işgalin ortasında “BARIŞ” diye haykırmak kadar cesurca duran bir kızı seviyordu. Ve hayatının en büyük ihanetini, bu güzel kızla, yalnızlığına ediyordu. Kimi zaman ve hala kızın sevdasından emin olamasa da…
Ama umut bu işte… Savaş meydanında “barış” diye haykırmak… Ya da mezarların ortasında hayat türküsü tutturmak.Kalabalığa, yürüyenlerin zıttına giderek karışmak…
Bir hayalet kasabanın orta yerindeydi şimdi… Tam da cephanesiz ve savunmasız… Adım atsa ayrı bir tuzak… Ölüm denen işi bir mermiye, gözlerini oyacak bir bıçağa, gırtlağına dayalı bir hançere, soluğunu soğukkanlılıkla kesecek bir ipe, bir sevdanın uçuruma gelmiş haline bırakmak da vardı… Ya da kendi elleriyle, hemen şimdi bitirmek her şeyi… Her ne kadar yalnızlığın verdiği ve bileklerine dek uzanan bu iğrenç sızı, onun icabına bakıyor olsa da…
Tek istediği ait olduğuna emin olduğu bir yerdi… Ait olmak… İşte bu nereye ait olduğunu bilememe duygusu, yalnızlığın en gaddar haliydi…
Ve şimdi, neye ve kime ait olduğunu, herkese, ama en çok da kendisine ispatlamak için, kan ter içindeki bir rüyada, içinde olduğu hayalet kasabayı ateşe verdi…
Onurlu, isyancı ve soğuk kanlı haykırışlarla yanmak…
Ölümlerin en güzeliydi…
http://img240.imageshack.us/img240/1922/goreceksin5jz7ao.jpg
нїç мεяαк εтмε,ىοη gűηε đεк
ىεиíиLε ßυ yűяεк.... ىεη ßĩLмεىεηđε.....
yεяїηε кїмىεyí ىεωмεyεכεкֻֻֻ
http://img56.imageshack.us/img56/9505/174061792small8mv.jpg
Kal deseydin gidermiydim hiç...
Acıtırmıydım kalbimi...
Sensiz bırakırmıydım kendimi...
Kal deseydin gidermiydim hiç...
Dönmezmiydim geriye...
Gülmezmiydim yüzüne...
Kal deseydin gidermiydim hiç...
Kalırmıydım böyle sensiz...
Ağlarmıydım hep sessiz...
Bir Kerecik olsun...
Seni Seviyorum kal deseydin...
Gidermiydim hiç...
Sevgi vardır hani hiç bitmeyen, yaşandıkça arkası gelen. Mutluluğun ta kendisidir hani hiç eksilmeyen. Bir narin çiçek gibidir her gün yeniden yeşeren. Bilirmisin bir de hani ulaşılmayan sevgiler vardır, hiç sulanmadan, hiç güneş yüzü görmeden büyüyen çiçeklere benzerler. Dilin varmaz hani bu büyük aşkı içinden haykırmaya, ellerin varmaz hani gidip onu tutmaya. Sadece gözlerin vardır senin bu aşkını anlatan, bir yalan söylemeyen onlardır, yada derdini gizleyemeyen.
Elinden kurtulup uçan bir kuşa benzer aşk, bazense elinde çok tutup elinde öldürdüğün bir kuşa. Ötüşü seni mutlu eder seni günün her saati, neşe saçar senin yaş!!!!!. En yorgun olduğun bazı sabahlar bile uyandırır belki seni. Ama ne hoştur onunla uyanmak, ne hoştur ona yakın olmak. Belki de uçurup kaçırmaktan korkuyorsun ona aşkını söyleyince, o güzelliği biraz daha seyredeyim istiyorsun onu uçurmadan. Ama bir sabah olur ki uyanamamışsındır onun sesiyle, pencereye çıkıp puslu gözlerle aramışsındır. Biraz sonra gelirdi nasıl önemli değil. Beklemeler devam eder pencere önünde, ama artık hava kararmıştır. Onu görmeden gelen bir gece ne kadar da hüzünlüymüş meğer. Ertesi sabah yine bir hüzünle uyanırsın, yoksa seni terk mi etmişti hem de onca aşkına rağmen. Şimdi ondan ne bir haber kalmıştır ne de başka bir iz, kalakalmışsındır onda ki büyük aşkla. Halbuki tam onun gittiği gün tüm cesaretini toplayıp onu sevdiğini söyleyecek, ona olan aşkını yüzüne haykırmayacak mıydın?
Günlerden bir gün o kuşa yine denk gelirsin. Ama her zamanki cıvıl cıvıl öten kuş değildir artık O. Ağlamak istersin hani ağlayamaz, dokunmak istersin hani dokunamazsın. Tüm ateşini atarsın içine, onca sevgini hapsetmeye çalışırsın bedenine. Ama artık aşkını Ona anlatmanın da faydası yoktur, Ona delice yanmanın da. Çünkü o kuş artık başkalarının elinde, başkalarının kafesindedir, ve bir daha senin olmayacaktır...
http://img.blogcu.com/uploads/yildizlarvegece_yildizlarvegece.jpg
Usulca akan bir su kıyısında,
Seni düşünüyorum üşümüyorum,
Sevgin yetiyor be inancım,
Ki biliyorum sen geleceksin...
Gökkuşağından bir merdivenle göğe çıktım bilmiyorsun,
Sen yoktun düştüm,
Bir kıyıdan geçiyordun, akarsuydun,
Ve bilmiyordun kıyı bendim,
Her şeyine kapıldım kendimi terk ettim,
Seni anlatmaya çalıştım,
Bütün aşklara, sevgilere,
Güzelliğini sığdıramadım hiçbir şarkıya,
Yalnızca sevdim.
Ve yemin ettim yoluna sericem
Bütün YILDIZLARI...
Hiç bir yerinde yok asaletin ibresi…
Sessinde kımaşmasında tensel bir büyünün atlasan ilibas ve kuytu bakışlı mavi gözleri…
Sanki hepimize bütün şiirleri hâlâ fısıldayan bir eski büyük şairmiş gibi…
aşk bir erken didişme bir sorgu sualmiş de mezbele ve yaralıymış eski yaraların yeniden kanamasından…
Hiç bir yerde yok asaletin ibresi…
Bir adamın yüzünde yada yalana çok benzeyen bir doğru sözünde belki…
Saçlarının çevreminde ıslak bir beyaz kadının yüksek rakımlı göllerin buzul saflığında ve kokusunda çiçeklerinin kanır eşin…
Elbet şiir olacak şairin tesellisi ve en kötüsü bile işe yarayacak aşklaşmaların…
Yazana değilse bile okuyana faydalı…
Bak aynı başına gelmiş adamın benim başima gelen o da üzülmüş aynı benim gibi benimki daha acıklı değil onunkinden fiyakalı değil onun acısı benimkinden…
Sade güzel olan kelimeler….sade kelimeler….kelimeler…
Sen aşka aşıksın müsaitsin gördüğünü abartmaya…
Biz olsa olsa bir müddet aşklaştık aşkın aşık olmadık…
Bir elim sana uzanır öteki berikinin zaten elinde…
Bırak yoluma gideyim bildiğimce…
Yabancısı olduğum birsey değil yabancılar…
Baktım yerlisi yabancısı aşağı yukarı hepsi benzer… erkekler…..
Eğer bir söz bir ses bekliyorsan bu adamdan…
İçinde hiç göndermek isteği bulunmayan bir ‘git’… lazımsa eğer…
İşte orda duruyor… ağzinin bir yerinde…
Almak istermisin dilini sokup aklımı…
Sana ait olan herşeyi bir nefeste…
Bir göz yumma anında…
Bir soğuk telefon konuşmasında…
Geri alabilirmisin…
Seni benden geri alabilirmisin…
Kovabilirmisin beni senden…
Yılmaz ERDOĞAN
CaN'da CaN
02-02-2007, 14:06
http://img45.imageshack.us/img45/7412/misragonulsehri4ik0nyty1.gif (http://imageshack.us)
Gece Benim, Ben Geceyim...
Hayret ki gece yazılır hep şarkılar ve hep gece yaşanır hayatlar; gece yapılır gözyaşı ile tevbeler, ıslatılır seccadeler. bir gece vakti yazılan şarkılar, geceye yazılan şarkılardır aynı zamanda ve bir gece vakti yaşanan hayatlar sahibini yaralar sadece. herkesin gece olabildiği tek şey, hiç kimse olmaktır. ve hiç kimsenin, gecenin içinde hiçbir hükmü yoktur...
Hükümsüz insanlar geçer gecenin içinden, sabaha dek. kimileri bir sokak lâmbasının fersiz ışığında arar kendilerini, kimileri solgun ve titrek bir mumun alevinde yitirir benliklerini. kimileri için hayat henüz vardır, kimileri içinse sonsuz bir kaygıdır o. bir bebek için boşluğa fırlatılan çığlıktır gece, bir ölü için mezardaki sığlıktır, iki hece. bir yıldız sağanağının altında yaşansa da çoğu zaman, tek bir yıldızınız bile olmaz size kalan. bin yıldız geçer de başınızın üzerinden, bir yıldızdır sevdalandığınız. sevda olur yıldızın adı da sizsinizdir yine geceye arta kalan..
Bir rüyadır hiç olmadığı kadar gerçek. hem geçmiş vardır içinde, hem de gelecek. an'dır, geçmişi ve geleceği bir çırpıda silecek...
Sancıdır gece, bilinmeyene gebe. bıçaktır gece yüreğinizde, istemeseniz de. yalnızlıktır gece fildişi kulesinde.
Eski bir dostun eskimeyen sesinde saklı kalan hüzündür. saklı kalan aslında, geceden hep gizlediğin yüzündür.
Savaştı, gece, orduları olmayan. yüzlerce ölü vardır içinizde ve bir o kadar öldüremediklerinizle kendi kavganızdır gece, kendi sevdanızdır da... ya da ikisinin ortasında, yoğun bir bilmece. kimi zaman yıldızdır dostunuz, kimi zaman ay, ama kırgınsınızdır hep güneşe...
Gül ile bülbülün hikâyesinde, gülün adı, bülbülün kanıdır gece. ve aynı hikâyede gece, ilham olur aşka düşen bîçâre gence.
Leyl'dir gece, kelimelerin en karanlığıdır. leyla olur gece, sebebi mecnunluğundandır.
Yusuf'un gözleridir gece, züleyha'ya. yusuf'un sözleridir gece, züleyha'ya. züleyha bir ince sızıdır ki, aynı gecelerde, yazgısı düşer ay yüzlü yusuf'a.
Yazıdır gece, semaya yazılan kaderdir gece, alna kazılan.
Bir sırdır gece kulağa fısıldanan, bir yardır gece omzuna yaslanılan.
Kelebeğin kanadında naif doku, gülün bağrında yaralı koku, bülbülün sesinde hüzünlü buğudur gece.
Eylülün ortasında vurulan aşklar gibi, ağlatır gece. garip bir sonbahar bestesi bırakır da ellerine, yanaklarından süzülen birkaç damla yaş kalır geriye.
İki dudağının arasında fısıltı, iki sevdanın arasında yanılgıdır gece.
Yâre yazılan nâme, yârdan gelen nâğme ve ümitsiz bir baş eğmedir gece.
Bir sözdür ki telaffuzu yoktur. bir közdür gece ki, yaktığı yer çoktur.
Duâya açılan ellerde yalvarıştır gece.
Bir kalemdir gece, yazdığı harf adedince, acı düşer suretine.
Bir kâğıttır gece, kalem üzerinden geçtiği sürece, yıldız olur gözlerinde.
Gece benim...
Ben geceyim...
İzin ver ey sevgili! gecenin içinden, gül kokulu yıldızlar toplayıp yüreğine serpeyim...
Gece benim...
Ben geceyim...
İzin ver ey sevgili!..
Gece benim, ben geceyim. gecenin içinden geçerken, içinden gece geçen yine benim...
alinti
http://img118.imageshack.us/img118/9182/m14ic1xa2cq2.gif (http://imageshack.us)
yüreklerinize nazar degmesin cok harikasinizbenden tam destek
hepinizin gönlüne saglıkk arkadaslar :(
Keşke kendimi, içinde bulunduğum durumu anlatabilseydim sana; korkularımı, umutlarımı, bazı geceler nasıl çaresizliğime sarıldığımı...
Sana göre ben hep çok güçlüydüm. Ben hayata devam ediyor, üzülmüyor, acı çekmiyorum sence. Çünkü ben her şeye rağmen gülümsüyorum hayata inadına.
Ama unuttuğun ne biliyor musun? Ben ağlayamam ki... Benim gözyaşlarım gülüşlerimdir. Kendi mutsuzluğuma, kendi karanlığıma kimse ortak olmasın insanlar, mutlu olsun isterim. İnsanlar gülsün... İnsanlar sevsin, sevilsin; gözlerinden hırs, yüreklerinden nefret silinsin!
Bilmen lazımdı sana bir şey olursa yanında olacağımı; elini tutup, gözlerinin içine bakarak "geçti!" diyeceğimi... Bir anlık sevmediğimi, sevdiğime yalan söylemediğimi... Umutsuzluk bir hastalıktır bilirim, gün gelir mutsuzluğa alışır insan, kılını kıpırdatmaz kurtulmak için! Cevabı verilecek sorular artık yoktur..
Ama Vazgeçmelisin Artık... Yürekler daha fazla yanmadan, kırmadan, incitip incinmeden ve hala seviyorken, vazgeçmen gerekir.
Biliyorum kolay değil istediğim.. Sen beni, ben seni bu kadar severken kolay değil bu istediğim.. Birbirimiz için kendimizi yıprattık hep.. Hep diğerimiz için di düşündüklerimiz. Mutlu olmalı, onun istedikleri olmalı.. Sanırım bu yüzden, "biz" olmayı beceremedik bir aradayken...
Ve biliyorum ki artık "biz" hiç var olmayacak.. Ama benim için değişmeyen ve asla değişmeyecek bir "Sen" var bir de ölmüne istediğim senin mutluluğun.....
Bir insan için yok olup, hiç yaşanmamış varsayıldınız mı? Bu nankör inkâr! Nasıl acıtır insan yüreğini bilir misiniz? Hayallerin açılan-saçılan elbisesi tamamen çıkarılıp, çırılçıplak kalındığında riyakâr bir suretle , burun buruna gelmek , iğrenç bir duygudur!! Tanıdığınızı sandığınız, hatta deliler gibi sevdiğiniz insanın karşınızdaki kalkansız duruşu, açıklayıveririr tüm gerçekleri..İşte o duymak görmek istemediğiniz acı gerçekler öyle bir kalıpla bağdaş kurar ki karşınıza, görüntüsüne kör, sesine sağır olmak için yalvarırsınız.
Bir zamanlar ‘nefesiniz’ olan sevdiğiniz, değişmiştir.(değişim kendini ele verme sürecidir ya hadi neyse) nefes dedik ya, artık nefesinizi durdurup, kanı beyninize sıçratan olmuştur. Hayatımda bu işkence modelini çok nadir yaşamama rağmen, nadir de olsa demek ki acıttı, yazmak istedim.
Efendim şöyle başlar aşk serüvenleri…
Her şey bir masal gibidir.Kadın erkeğin Sindirellası, erkek kadının atsız prensidir.Dünya da hiçbir şey birbirlerinden daha önemli değildir (?) İsimler kullanılmaz hitap edilirken, aşkıım, sevgiliim, hayatıım, ötem, berim..,vs gibi sıfatlar özel adınızın yerini çoktan almıştır..Her dakika yan yana olmak istersiniz. Olur ya yüz yüze görüşemediniz diyelim, ‘Günaydın’ diye başlayan ‘iyi geceler’ diye devam eden telefon görüşmeleri, o da olmadı, mesaj trafikleri derken onunla kalkar onunla yatarsınız..Buraya kadar her şey mükemmel!! Eee, daha ne isteriz aşka dair hayattan? Ne güzel bir yürek sizin için atıyor; attıkça da yüreğinizi hoplatıyor.Bazılarında bu zaman uzar ayları alır ,bazılarında haftaları,bazılarında ise günleri..Sonra işte asıl espri başlar..Şaka gibidir yaşananlar inkar edilir, sevgi reddedilir en sonunda da çattt diye seni istemiyorum diye ileri gidilir..Eee hani sindirella hani atsız prens nerede kaldılar dağları delen keremler? Bitmiştir! Efendim..duygu bu, o zamanlar sevdik şimdi sevmiyoruzdur. Ne bu ya, oyuncak mıdır sevda!..Eğer bazı şeyleri yaşamayı bilmiyorsak, öğrenme vaktini ayırmalıyız kendimize..Her şey lekelendi diyelim ama bunu aşka yapmayalım, hala yüreğinde binlerce umutla, bir parça ekmeği dahi olsa, paylaşmaya çalışan adam gibi mertçe seven insanların da varlıklarını gölgelemeyelim.
Pardon serüvenin sonunda olanları es geçmeyelim.Artık Sindirella ,gece yarısını geçmeden kül kedisi; atsız prensse kurbağa olmuştur.Masalları bile gerçek yaşama taşımaya çalışalım derken, Ayy!! yine sinirlerim bozuldu.Sevmeyi beceremiyorsanız SEV-ME- YİN!
Not: Sakın ha! Sözüm asla sevda insanlarına değil, ağzına gözüne bulaştıranlaradır.Ben sevgi ve aşka ömrümü adayabilirim ve bu konuda yazı yazmaya da gücümün son katresine kadar çalışacağım. Sevmeyi bilenler! şapka çıkarıyorum size.Bilmeyenler marş marş
Biliyorum kolay değil istediğim.. Sen beni, ben seni bu kadar severken kolay değil bu istediğim.. Birbirimiz için kendimizi yıprattık hep.. Hep diğerimiz için di düşündüklerimiz. Mutlu olmalı, onun istedikleri olmalı.. Sanırım bu yüzden, "biz" olmayı beceremedik bir aradayken...
Ve biliyorum ki artık "biz" hiç var olmayacak.. Ama benim için değişmeyen ve asla değişmeyecek bir "Sen" var bir de ölmüne istediğim senin mutluluğun....
merci gecem
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by
vBSEO