PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nazım Hikmet Ran




^^SuLuBoYa^^
09-05-2006, 23:22
Nazım Hikmet Ran (20 Kasım 1901 Selanik - 3 Haziran 1963 Moskova) Büyük Türk şair ve ünlü komünist. Çoğunlukla Nazım Hikmet olarak anılır. İlk zamanlarda İbrahim Sabri mahlasını kullanmıştır. Ayrıca, Rıfat Ilgaz ve arkadaşları Yürüyüş dergisinde Nazım Hikmet'in şiirlerini yayımlarken İbrahim Sabri ismini kullanmışlardır.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/e/ec/Nazim_hikmet.jpg/200px-Nazim_hikmet.jpg

Hayatı

20 Kasım 1901’de (aile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir) Selanik’te doğan Nazım Hikmet, babası Hikmet Nazım tarafından Mehmet Nazım Paşa’nın, annesi Celile Hanım tarafından Leh asıllı Mustafa Celalettin Paşa’nın torunuydu. Celile Hanım, Fransızca konuşan, piyano çalan, ressam denecek kadar iyi resim yapan bir kadındı. Göztepe Taşmektep’teki ilk öğreniminden sonra Galatasaray ve Nişantaşı sultanilerinde okudu. Balkan Savaşı yenilgisinden duyulan üzüntüyü dile getirdiği “Feryad-ı Vatan” ve “Şehit Dayıma” gibi ilk şiirlerini çocuk denebilecek yaşlarda yazdı. 14 Aralık 1914 tarihli “Bir Bahriyelinin Ağzından” başlıklı şiirini aile dostlarından Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya okuyunca, çok duygulanan paşanın isteğiyle Nişantaşı Sultanisi’nden ayrılıp Bahriye Mektebi’ne kaydoldu.

Buradaki öğretmenlerinden Yahya Kemal’in ilgi ve desteğini gördü. Bahriye Mektebi’ni bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü’ne stajyer güverte subayı olarak atandı. 1919 kışında zatülcenpe yakalandı, iyileşemeyince 17 Mayıs 1920’de sağlık kurulu raporuyla çürüğe çıkarıldı. İstanbul’un işgali üzerine “Kırk Haramilerin Esiri”, “Yaralı Hayalet”, “Çanakkale Masalı”, “Sarı Zeybek” gibi ulusalcı şiirler yazdı. Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada “Bir Dakika” adlı şiiriyle birinci oldu. 1921 baharında Milli Mücadele’ye katılmak amacıyla Vala Nurettin (Va-Nu), Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz Çamlıbel ile İnebolu’ya geçti. Ankara’dan “harcırah ve müsaade” beklerken tanıştığı “Spartakistler” diye anılan komünist eğilimli gençlerden Sovyet Devrimi hakkında pek çok şey öğrendi. Beklenen izin gelince Va-Nu’yla birlikte İnebolu’dan Ankara’ya yürüyerek gitti. Kendilerinden istenen ilk görev İstanbul gençliğini Milli Mücadeleye çağıran bir şiir yazmalarıydı. Üç günde yazdıkları şiir çok beğenildi ve Matbuat Müdürlüğü’nce 10 bin adet bastırılıp dağıtıldı. Bu arada Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edildiler. Cepheye gitmek için başvurdukları Matbuat Müdürü Muhittin Bey (Birgen) Milli Eğitim’de görev almalarını istedi. 14 Haziran 1921’de öğretmen olarak Bolu Sultanisi’ne atandılar. Ancak gizli polisin ve tutucu çevrelerin baskıları nedeniyle burada fazla kalamadılar. Öğrenimlerini ilerletmek ve kendilerini koruyan Bolu Ağır Ceza Mahkemesi Reis Vekili Hilmi Ziya Bey’in Sovyet Devrimi hakkında anlattıklarını yerinde görmek amacıyla Trabzon üzerinden Batum’a gittiler (30 Eylül 1921). 1922 Temmuz’unda trenle Moskova’ya geçtiler ve KUTV’A (Doğu Ülkeleri Emekçileri Komünist Üniversitesi) kaydoldular. Moskova’da Rus şiirini yakından izleyen, Mayakovski’yle tanışan, konstrüktivist çevrelere giren Nazım’ın oradan gönderdiği bazı şiirleri Aydınlık ve Yeni Hayat’ta yayımlandı. Bu sırada ölümüne kadar üyesi olarak kalacağı TKP'ye katıldı. Aynı dönemde KUTV’da okuyan Nüzhet Hanım’la evlendi.

Üniversite bitirince 1924 Ekim’inde sınırı gizlice geçerek Türkiye’ye döndü, Aydınlık dergisinde çalışmaya başladı. Eşinden ayrıldı. 1925’te basımevi kurmak için gittiği İzmir’de Aydınlık yazarlarının tutuklandığını, kendisi hakkında da 15 yıl gıyabi mahkumiyet kararı verildiğini öğrendi ve yine gizlice Moskova’ya gitti. 1928’de Bakü’de ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü’nü yayımladı. Aynı yıl, af yasasından yararlanmak amacıyla Türkiye’ye gizlice girerken yakalandı. Rize Mahkemesi’nce üç gün hapis cezasına çarptırıldığı halde Ankara’ya gönderildi, oradaki yargılamada eski mahkumiyeti kaldırıldı; ancak Moskova’dayken gıyabında verilen 3 aylık mahkumiyeti çekmesine karar verildi. Bu süreyi zaten tutuklu olarak geçirdiği için serbest bırakıldı; Sertel’lerin çıkardığı Resimli Ay‘da düzeltmen olarak çalışmaya başladı. 1929’da edebiyat dünyasına bomba gibi düşen 835 Satır’ı yayımladı. Resimli Ay’da “Putları Yıkıyoruz” başlıklı ünlü kampanyayı başlatarak dönemin tanınmış yazarlarını eleştirdi. Aynı yıl çıkan Jokond ile Si-Ya-U’yu, 1930’da Varan 3 ve 1+1=1, 1932’de Benerci Kendini Niçin Öldürdü? ve Gece Gelen Telgraf izledi. İstanbul’da dağıtılan bildiriler yüzünden 1933’te bir kez daha tutuklandı, Bursa’ya gönderildi. 4 yıllık mahkumiyeti 1934 affı nedeniyle bir yıla düştü. 1,5 yıldır tutuklu olduğu için özgür kaldı. İstanbul’a dönerek Akşam’da Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığına başladı; 1935’te Piraye Altınoğlu ile evlendi. Ertesi yıl bir başyapıt olan Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’nı yayımladı. 1938’de ordu içinde komünizm propagandası yapmak ve askeri isyana teşvik etmekle suçlanıp iki ayrı davadan toplam 28 yıl 4 ay hapse mahkum edildi.
Nazım Hikmet'in otoportresi
Büyüt
Nazım Hikmet'in otoportresi

İstanbul, Çankırı, Bursa cezaevlerinde 12 yıl 7 ay hapis yattı. Büyük yapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları’nı hapisteyken yazdı. 1946’da TBMM’ye başvurarak “adli hata”ya kurban gittiğini belirtti ve affını istedi, ama sonuç alamadı. Şairin yok yere mahkum edildiğini söyleyen Ahmet Emin Yalman’ın 1949’da Vatan’da başlattığı af girişimi, 1950’de Nazım’ın açlık grevine başlamasıyla geniş çaplı bir kampanyaya dönüştü ve DP’nin çıkardığı Af Yasası’nın kapsamına alınması sağlandı. 15 Temmuz 1950’de özgürlüğüne kavuşan Nazım, geçimini senaryo yazarlığıyla sağlamaya başladı; 1951’de Piraye Hanım’dan ayrılıp Münevver Andaç’la evlendi ve bir oğlu oldu. Aynı sene “Sağlam” raporu verilerek askere sevk edileceğini öğrenince Refik Erduran'ın yardımıyla bir tekneyle Romanya üzerinden Moskova’ya kaçtı.

Sürgünlük yıllarında dünyanın birçok ülkesini dolaştı, konferanslar verdi, ama aklı hep Türkiye’deydi. 25 Temmuz 1951’de yurttaşlıktan çıkarıldı. Bu karara “Beni Türklükten, halkımın evladı olmaktan hiçbir kuvvet çıkaramaz” diyerek tepki gösterdi. 1952’de Çin gezisi sırasında geçirdiği enfarktüs krizinden sonra uzun süre doktor kontrolünde yaşadı. 1963’te bir kalp krizi daha geçirerek “güzelim dünya elveda/ve merhaba/kainat” dedi. Çağdaş Türk şiirinin büyük ustası Nazım Hikmet (Ran) 3 Haziran 1963’te Moskova’da öldü. Moskova'da Novodeviçye Mezarlığı'nda toprağa verildi.


Şiiri

Nazım Hikmet, ilk şiirlerinde hece veznini kullanmasına rağmen bireyci anlayıştan uzak durmuş, Tevfik Fikret, Mehmet Emin, Mehmet Akif gibi toplumsal içerikli şiir anlayışını seçmişti. Sovyetler Birliği’nde tanıştığı devrimci ve yenilikçi sanat hareketleri, şiirinin biçim ve biçem açısından hızla değişmesini sağladı. Bir orkestra gibi kullandığı serbest nazımla özü biçimin bağlarından kurtardı. 1936’ya kadar yayımladığı şiir kitaplarıyla geleneksel şiirin değerlerini kökünden sarstı; yeni bir şair kuşağının yetişmesine yol açtı. Şeyh Bedreddin Destanı’nda modern şiirin olanakları ile geleneksel biçimleri buluşturarak “ulusal bireşim” sağlamayı başardı. Düzyazı, senaryo, şiir tekniklerini harmanlayarak benzersiz bir yapı kurduğu Memleketimden İnsan Manzaraları’nda İkinci Meşrutiyet’ten İkinci Dünya Savaşı sonrasına uzana geniş bir zaman diliminde, dönüşen Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlarının yanı sıra dünyanın faşizm ve savaş olgusunda odaklanan sorunlarını da destanlaştırdı. Yüzyılımızın en büyük şairlerinden biri sayılan Nazım Hikmet’in 1930’ların sonlarından bu yana yasak olan şiirleri ana dilinde Türkiye'de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965'de yayımlanmaya başladı.

Eserleri

Nâzım Hikmet'in ilk şiir kitabı Bakû'de yayımlanmıştır :

* Güneşi İçenlerin Türküsü (1928) (Bu kitaptaki şiirler daha sonra Türkiye'de basılan kitaplarında şairin yasaları gözeterek yaptığı bir iki değişiklikle yer aldı.)


Türkiye'de 1929-1938 arası yayımlanan şiir kitapları :

* 835 Satır (1929)
* Jokond ile Sİ-YA-U (1929)
* Varan 3 (1930)
* 1+1=1 (1930)
* Sesini Kaybeden şehir (1931)
* Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932)
* Gece Gelen Telgraf (1932)
* Portreler (1935)
* Taranta-Babu'ya Mektuplar (1935)
* Simavne Kadısı Oğlu şeyh Bedreddin Destanı (1936)

Oyunları :

* Kafatası (1932)
* Bir Ölü Evi (1932)
* Unutulan Adam (1935)

Çeşitli :

* Şeyh Bedreddin Destanına Zeyl, Millî Gurur (1936)
* İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla fıkralar, 1936)
* Alman Faşizmi ve Irkçılığı (inceleme, 1936)
* Sovyet Demokrasisi (inceleme, 1936)

1949'da, Nâzım Hikmet cezaevindeyken, Ahmet Halit Kitabevi, Ahmet Oğuz Saruhan takma adıyla La Fontaine'den Masallar'ı yayımladı. Bu çeviri yapıt dışında, tam 29 yıl Nâzım Hikmet'in kitapları Türkiye'de basılmadı.

Ölümünden iki yıl sonra, 1965'te, "Yön" dergisinin Kurtuluş Savaşı Destanı'nı yayımlaması gözü pek bir davranış olarak değerlendirildi. Arkasından, başta İzlem ile Dost Yayınevleri olmak üzere, ilerici yayınevleri, önce şairin sağlığında Türkiye'de basılmış kitaplarını, sonra dış ülkelerde Türkçe olarak yayımlanmış kitaplarını yayımlamaya başladılar. Bu yayınlar sürekli olarak kovuşturmalara uğradı. Bazıları toplatıldı, davalar açıldı.

Piraye ile Nâzım Hikmet'in üvey kardeşi Metin Yasavul'un sahibi oldukları, Memet Fuat'ın yönetimindeki De Yayınevi ise, şairin Bursa Cezaevi'ndeyken basıma hazırlayıp Piraye'ye bırakmış olduğu kitapların yayımına başladı. Bunlar içerde dışarda daha önce basılmamış kitaplardı. şair ölmeden önce yaptığı konuşmalarda bu kitaplardan bazılarının kaybolmuş olduğunu söylemişti.

De Yayınevi'nde birinci basımı yapılan kitaplar :

* Saat 21-22 şiirleri (1965)
* Dört Hapisaneden (1966)
* Rubailer (1966)
* Ferhad ile şirin (1965)
* Sabahat (1965)
* Memleketimden İnsan Manzaraları (5 cilt, 1966-1967)

Bütün bu kitapları basıma Memet Fuat hazırlamıştı. Saat 21-22 şiirleri ile Dört Hapisaneden için iki kez mahkemeye verildiyse de sonuçta beraat etti. Ferhad ile Şirin'in daha önce dışarda yapılmış olan, yarıdan sonrası kaybolduğu için yeniden yazılmış bir basımı vardı. De Yayınevi'nin bastığı şairin Bursa Cezaevi'nde yazdığı asıl metindi. Bulgaristan'da yayımlanan Memleketimden İnsan Manzaraları ise De Yayınevi basımının tekrarıydı.

Bilgi Yayınevi, 1968'de, Cevdet Kudret'in basıma hazırladığı Kuvâyi Milliye'yi yayımladı. Bu Nâzım Hikmet'in cezaevinden çıktıktan sonra İnkılap Kitabevi için hazırladığı Kurtuluş Savaşı Destanı'nın yeni bir düzenlemesiydi. şair gerçi bu destanı Memleketimden İnsan Manzaraları'nın içine yerleştirmişti, oradan çıkarılıp ayrı olarak yayımlanmasını istemiyordu. Ama cezaevinden çıktıktan sonra gerçek bir özgürlük ortamında olmadığını gördü. Kimse onun yapıtlarını yayımlamayı göze alamıyordu. İnkılap Yayınevi'nin yaptığı öneriyi çok parasız kaldığı bir dönemde kabul ederek Kuvâyi Milliye'yi düzenledi. Ama İnkılap Yayınevi parasını peşin ödediği bu kitabı bile yayımlamaktan çekindi, on yedi yıl sonra, Cevdet Kudret aracılığıyla Bilgi Yayınevi'ne devretti.

Gene 1968'de Bilgi Yayınevi Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar'ı; De Yayınevi Cezaevi'nden Memet Fuat'a Mektuplar'ı yayımladılar. İki yıl sonra da Cem Yayınevi Bursa Cezaevi'nden Vâ-Nû'lara Mektuplar'ı yayımladı.

1975'te De Yayınları arasında Memet Fuat'ın Nâzım ile Piraye'si çıktı. Bu kitap Nâzım Hikmet'in Piraye'ye yazdığı mektuplardan bölümler seçerek şairin yaşamıyla şiirleri arasındaki iç içeliği gösteren duyarlı bir çalışmaydı. Mektupların tümü değildi, ama öyle sanıldı. Yirmi üç yıl sonra, 1998'de, Adam Yayınevi Piraye'ye Mektuplar adıyla Nâzım Hikmet'in cezaevi yılları boyunca Piraye'ye yazdığı mektupların tümünü iki cilt olarak yayımladı.

1975-1980 arasında Cem Yayınevi Nâzım Hikmet'in Tüm Eserleri dizisini yayımladı. şerif Hulusi ile birlikte notlar yazarak başladıkları 9 kitaplık bu diziyi, çalışma arkadaşının ölümü üzerine Asım Bezirci yalnız tamamladı.

1980'de Kemal Sülker Yazko Yayınları'nda Nâzım Hikmet'in Bilinmeyen İki şiir Defteri'ni yayımladı.

1988-1990 arasında Adam Yayınevi Nâzım Hikmet'in bütün yapıtlarını 28 kitaplık bir dizide topladı. Dizinin editörlüğünü Memet Fuat, araştırmacılığını Asım Bezirci yaptılar. Bugün satışta bulunan bu dizideki kitapların dökümü şöyledir :

Şiir :

* 835 Satır (835 Satır; Jokond ile Sİ-YA-U; Varan 3; 1+1=1; Sesini Kaybeden şehir)
* Benerci Kendini Niçin Öldürdü (Benerci Kendini Niçin Öldürdü; Gece Gelen Telgraf; Portreler; *Taranta-Babu'ya Mektuplar; Simavne Kadısı Oğlu şeyh Bedreddin Destanı; şeyh Bedreddin Destanı'na Zeyl)
* Kuvâyi Milliye (Kuvayi Milliye; Saat 21-22 şiirleri; Dört Hapisaneden; Rubailer)
* Yatar Bursa Kalesinde
* Memleketimden İnsan Manzaraları
* Yeni şiirler
* Son şiirleri
* İlk şiirler
* La Fontaine'den Masallar

(Sekizinci kitap Nâzım Hikmet'in çocukluk şiirleriyle hece şiirlerini içeriyor. şair bunların büyük bir bölümünün toplu şiirleri arasına alınmasını herhalde istemezdi. Dokuzuncu kitap takma adla yayımlanan La Fontaine çevirileridir.)


Oyun :

* Kafatası (Ocak Başında; Kafatası; Bir Ölü Evi; Unutulan Adam; Bu Bir Rüyadır)
* Ferhad ile şirin (Yolcu; Ferhad ile şirin; Sabahat; Enayi)
* Yusuf ile Menofis (Allah Rahatlık Versin; Evler Yıkılınca; Yusuf ile Menofis; İnsanlık Ölmedi Ya; İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?)
* Demokles'in Kılıcı (İstasyon; İnek; Demokles'in Kılıcı; Tartüf - 59)
* Kadınların İsyanı (Kadınların İsyanı; Yalancı Tanık; Kör Padişah; Her şeye Rağmen)

(Evler Yıkılınca Nâzım Hikmet'in kaybolduğunu söylediği oyunlarından biridir. Piraye'nin sakladığı yapıtlar arasında şairin el yazısıyla temize çekilmiş olarak bulunmuş, ilk olarak bu dizide yayımlanmıştır.)

Roman, Öykü, Masal :

* Kan Konuşmaz
* Yeşil Elmalar
* Yaşamak Güzel şey Be Kardeşim
* Hikâyeler
* Çeviri Hikâyeler
* Masallar

(Nâzım Hikmet yalnızca Yaşamak Güzel şey Be Kardeşim adlı romanıyla Sevdalı Bulut adlı masallar kitabını kendi adıyla yayımlamıştı. Ötekiler para kazanmak için acele yazılıp gazetelerde takma adlarla yayımlanmış ürünlerdir.)

Yazılar :

* Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil
* Yazılar (1924-1934)
* Yazılar (1935)
* Yazılar (1936)
* Yazılar (1937-1962)
* Konuşmalar

(Nâzım Hikmet'in bu kitaplarda yer alan yazılarının büyük çoğunluğu çeşitli takma adlarla gazetelere yazdığı köşe yazılarıdır.)


Mektuplar :

* Nâzım ile Piraye
* Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar

(1998'de Adam Yayınevi'nin Piraye'ye Mektuplar adıyla iki cilt olarak yayımladığı yapıt da bu bölüme eklenmelidir.)