PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kemaliye Eğin




@izci@
17-12-2006, 00:32
http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk001_b.jpg

Nüfus


9.025

Yüzölçümü


1168 km²

Rakım


850 m

Şehir merkezinden uzaklığı


194 km

Elazığ ve Malatya illerine bağlı ilçe iken, 1938 yılında Erzincan iline bağlanmıştır. İlçenin Eğin olan adı, Mustafa Kemal' in anısına Kemaliye'ye çevrilmiştir. Kemaliye Fırat'ın Karasu kolu üstünde, sağ kıyıda kurulmuştur. Doğudan Munzur Silsilesi, batıdan ise Sarıçiçek dağları ile çevrili olup, deniz seviyesinden 825-900 m. yüksekliktedir. Keban Barajı yapıldıktan sonra yükselen su seviyesi Kemaliye önünde bir göl oluşturmuştur.
http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk011_b.jpg
Kemaliye'nin en önemli sorunlarından biri ulaşımdır. Çevresindeki en yakın il'e yaklaşık üç saat mesafede olan ilçenin dağlık oluşu, ulaşımı zorlaştırmaktadır. Kemaliye, Erzincan'a 163 Km. Malatya'ya 175 Km. ve Elazığ'a 145 Km. uzaklıktadır. Elazığ ve Malatya'dan gelen Karayolları birleşerek Arapgir'e ve daha sonra Kemaliye İlçe merkezine ulaşır. Bu yol, Bağıştaş demiryolu istasyonuna ve oradanda İliç-Kemah istikametinde devam ederek, Kemaliye'yi Erzincan'a bağlar.

http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk002_b.jpg

İlçe toprakları içinden doğup Karasu'ya karışan önemli su kaynakları; merkez ilçenin bağrından kaynayan Kadıgölü, Sarıkonak Köprü (Kaynak: Eğinli)Köyü Suyu, Umutlu (Barasor) deresinin sularını toplayan Ziyaret Suyu ve Kekikpınar köyünden kaynayan Müran çayıdır. Ayrıca ilçe merkezine yakın ve çevredeki komşu köylerin bahçelerini besleyen Kırkgöz Kaynağı Kemaliye'yi ve Karasu vadisini yüksekten seyreden fevkalade bir güzelliğe sahiptir.

http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk005_b.jpg

Kemaliye'nin dağlık yapısı dağ sporlarının yapılması ve geliştirilmesi bakımından oldukça elverişli bir ortamdır. Ayrıca bu arazi yapısı bir çok yabani hayvanın yörede yaşamasına ve barınmasına neden olmuştur. Yüksek kayalıklar arasında yaşayan dağ keçileri zaman zaman ilçe yakınlarına kadar sokulmakta ve seyredilebilmektedir.
http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk007_b.jpg
Halıcılığı ile ünlü olan ilçemizde, her yıl halı festivali düzenlenmektedir. İlçede Kemateks çuval fabrikası vardır.




@izci@
17-12-2006, 00:33
Kemaliye Tarihçesi
http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk017_b.jpg

Fırat ve Dicle vadilerinin genellikle Pers egemenliğinde olduğu dönemlerde Kemaliye'de (Eğin) Pers egemenliğinde kaldı. Eğin, daha sonra başlayan Roma devri ve onu takiben Bizans dönemini yaşadı. İslamiyetin yayılmaya başlamasıyla birlikte Arap orduları bölgeye akınlar düzenlediler ve Hz. Ömer evladından Emin Ömer Bin Lokman tarafından Eğin islam egemenliği sınırları içine katıldı. Daha sonra Malazgirt Meydan Muharebesi ile bölge Türklerin eline geçti ve Selçukluların Anadolu'ya hakim olmaları ile birlikte Selçuklu Egemenliği başladı.

İlk olarak Çelebi Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Egemenliğine giren Eğin'e, bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında çok önem verilmiştir.Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemler almış, Kafkasya'dan gelen aileleri Eğin'e yerleştirerek, geçimlerini sağlamaları için İstanbul'da et satışını yönetmek üzere bir ferman vermiştir. Fermanda "Eğin ve 19 pare köyüne ..." deyimi bulunmaktadır. Daha sonra IV.Murad döneminde odun ve kömür kethüdalığıda Eğin'e verilmiştir. Kemaliyelilerin büyük şehirlerde genelde kasap ve kömürcü olmalarının temelinde bu hususun önemli bir yeri vardır.
Eğin, XIX.yüzyılın ilk yarısında Harput'a ve 1878'de Mamuret-ül-Aziz (Elazığ) vilayetine bağlanmıştır. Daha sonra Malatya'ya bağlanan Eğin'in adı 1922 yılında TBMM icra vekilleri tarafından kemaliye olarak değiştirilmiş, 11 Mayıs 1938'de ise Erzincan'a bağlanmıştır.
Kemaliye nüfusu XVI. yüzyıldan itibaren artmış, XIX. yüzyılda duraklamış ve XX. yüzyılda ise giderek azalma göstermiştir. 1890 yılında nüfus 19 bin olarak bilinmektedir. Büyük kentlere, özellikle İstanbul ve Ankara'ya göç nedeniyle, nüfus 3.000'e düşmüştür.





EĞİN (Bugünkü adı: Kemaliye), Erzincan iline bağlı bir ilçe. E. adının Ermenice Agn, Akn "kaynak" kelimesinden geldiği ileri sürülmektedir. Kasabanın üst başında bulunan ve Kadıgölü adını taşıyan bir kaynak, çevrenin bahçelerini sulamakta, çeşmelerini beslemekte ve değirmenlerini işletmektedir. E., Fırat'ın Karasu kolu üstünde, sağ kıyıda, batı yönünde kurulmuştur. Doğudan Munzur silsilesi, batıdan ise Sançiçek Dağlan ile çevrili olup, denizden 825-900 m. yüksekliktedir. Kasabanın içinden Malatya-Divriği yolu geçtiği gibi, İliç İstasyonu vasıtasiyle Sivas-Erzurum demiryoluna da bağlı bulunmaktadır.


Eğin'in Roma-Bizans devrinde Armenia temine bağlı Satale (Sadağ Şebin Karahisar) Melitene (Malatya) askerî şosesi üzerinde önemli bir karakol olan Teukila-Theukira olması kuvvetle muhtemeldir. Bu bölgede Raurici veya Rau Raci adlı bir kelt kabilesinin yaşadığı ve Aauracalı Hag. Eustratios'un bölgeyi Hıristiyan dinine kazandırdığı bilinmektedir. Ayrıca bu karakol, Daskousa'da karargâh kurmuş bulunan II. Ulpia Auriana alayına bağlı birliklerin kontrolü altında bulunuyordu.


Eğin'in asıl kuruluşu bölgeye Ermenilerin yerleşmesiyle olmuştur. Kasabanın IX. yüzyılda Paulikanlarm yerleşmesi sırasında bunların başkanı Karbeas tarafından kurulmuş olduğu yolunda bir söylenti daha vardır. Bizans devrinde bölgedeki halkın bir kısmının Yakubî Hıristiyan, bir kısmının da Ermeni olduğu bilinmektedir. Ancak Müslüman Arap ve Bizans mücadelesi başladıktan sonra E. ve çevresi, savaş alanı haline geldiğinden yerli halk dağılmış, gerek Araplar, gerek Bizanslılar tarafından devamlı tehcir ve yerleştirme olayları cereyan etmiş olduğundan otokton halk kaybolmuştur. 656'da Habib b. Mesleme komutasındaki Arap orduları bölgeyi kuşatınca Yakubî olmaları dolayısiyle Bizans İmparatorluğu'nca baskı altında tutulan ve Aramı dille konuşan yerli halk, Müslümanları bir kurtarıcı olarak karşılamıştı. Müslüman Arapların 712'de bölgeyi boşaltmaları üzerine Plippikos, yerli Yakubî halkı buradan sürmüş ve yerlerine Ermenileri iskân etmiştir ki, Teucila'nın E. olarak adlandırılması da bu tarihlere rastlamaktadır. Bundan sonra E., bütün Sügur-i İslâmiye topraklan gibi iki yüz yıldan fazla bir zaman için Bizans ve Arap ordulannın mücadelelerine sahne oldu. Bu savaş^lar bölgenin gelişmesini engelleyen başlıca faktör oldu.


1058'den sonra yeni bir kavim bölgeye girmiş bulunuyordu. Bu tarihte İbrahim Yınal'ın maiyetinde iken isyan ederek ayrılan bir kısım Türkmen boyları Kemah'tan sonra E.i işgal ederek Malatya Ovası'na inmişlerdi. 1100 yılına kadar yarım yüzyıl boyunca E. çeşitli Türk boylarının ve komutanlarının uğradığı kalelerden biri oldu. Bu tarihte ise kale kesin olarak Gümüş Tigin eliyle Türk hâkimiyetine katıldı. Bundan sonra bir süre Danişmendlilerin Malatya koluna tabi olan E., 1106'dan itibaren Anadolu Selçuklu Sultanlığı'na bağlanmıştı. 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğol hâkimiyetine girdi. Bir süre de yerli Türkmen ve Moğol beyleri ile Mısır Memluklerinin etkisi altında kaldı. Nihayet Yıldırım Beyazid zamanında Osmanlı hâkimiyetine girdi.


İmparatorluk devrinde E., Sivas eyaletinin Arapgir sancak beyliğine bağlı kadılıklardan biri olarak yönetilmişti. Askerî bakımdan Sivas beylerbeyinin hükmünde ise de, vergi bakımından Malatya muhassıllığına bağlı bulunuyordu. Bu özel durum E.in kendiliğinden Osmanlı yönetimini seçmesinin bir karşılığı olarak meydana gelmiş ve halkın büyük bir kısmı da çeşitli vergi ve resimlerden affedilmişti.


XVII. yüzyılda E., bağ ve bahçeler arasında, 1000 kadar evli, bayındır bir yer olarak tanıtılmaktadır. XIX. yüzyılda E.i ziyaret eden Moltke, şehrin yeşüikler içinde şirin bir yer olduğunu, Müslümanların tarım ve hayvancılıkla, yerli Ermenilerin ise ticaret ve sanatla uğraştıklarını, kasabadaki tezgâhlarda ince pamuklu ve ipekli dokumalar dokunduğunu, hamam takınılan, yazma ve mendillerinin meşhur olduğunu anlatır. Tanzimattan sonra uygulanan yanlış ekonomik sistem ve kapitülasyonlar E.deki bu sanayii öldürmüş ve belde gittikçe fakirleşmiştir. Bunun sonunda E. ve çevresi halkı gurbetçilik bakımından önde gelen kimseler olmuşlardır. Amerika'ya kadar dünyanın her yanında hamallık, kasaplık, bakkallık, kalfalık, sarraflık ve ticaret için dağılan E.liler hayatlarını ancak sağlayabilmişlerdir. Öte yandan idari yönden de E., önce Harput vilâyetine, daha sonra yeniden tensik edilen Mamuretülaziz vilâyetine bağlanmış, Cumhuriyet devrinde ise adı Mustafa Kemal Paşa'nın adına göre değiştirilerek Kemaliye'ye çevrilmiştir.


Kamus ül Âlâm'da, Kemaliye'ye ilişkin şunlar yer almaktadır:
"Mamuret ül-Aziz (Elaziz) Vilayeti'nin Harput Merkez Sancağı'na bağlı bir ilçedir, dağlık arazisine karşın, bol meyve yetişmektedir, l rüşdiyesi, l Ermeni kilisesi vardır. Kasaba'nın 10.000'e yakın nüfusu vardır. Arapgir Bucağı ve köyleriyle birlikte nüfusu 36.000'i bulur. Bu nüfusun 10.000 kadan Hıristiyan, geri kalanı İslâm'dır, Hıristiyan nüfusun çoğunluğunu Ermeni, Müslümanların çoğunluğunu Türkler oluşturuyorsa da, Kürt aşiretler de vardır.


*Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Eğin'e de yer vermiş bu kent hakkında izlenimlerini dile getirmiştir. Bunlardan kısa bir bölümünü veriyoruz:


"Cihanrıûma" ve Evliya Çelebi "SeyahatRâme"sinde, Eğin, bol meyve yetiştirilen, bağlık bahçelik bir kasaba olarak zikredilir. Evliya Çelebi, Eğin'in Sivas eyaletine bağlı bir kaza olmakla beraber, köylerindeki reayanın tekâlifi örfiyesinin Malatya muhassılı tarafından toplandığını, kalesinin Çelebi Sultan Mehmed tarafından alındığını ve orada yaşayan 300 kadar Hıristiyan'ın vergiden muaf tutulduklarını kaydetmektedir.


*Eğin halkından izlenimleriyle ünlü Alman yazar Moltke, 8 Nisan 1839 tarihli "Türkiye Hatıraları" adlı kitabında Eğin'i, Asya'daki en güzel şehir olarak tanımlamıştır. Moltke o tarihlerde Osmanlı ordusunda danışman olarak görevlidir. Eğin'in Amasya'ya benzediğini ancak daha havadar olduğunu ifade etmiştir.


Kitabının Eğin kenti ile ilgili izlenimlerinden 246-247 sayfalarını alıyoruz:


"EĞİN. Gece bastırdığından yakındaki güzel Hapanos köyüne varabilmek için yeniden oldukça yükseklere tırmanmak zorunda kaldık. Parlak bir ay ışığı vardı. Fırat tâ aşağımızda parlıyordu. Ertesi gün hemen hemen nehirden dik olarak 1500-2000 ayak yükselen kaya duvarı yaya yolundan atla gitmek gibi bir zevke eriştim. Bu yoldan yavaş yavaş aşağı doğru indik. Vadinin keskin bir dönemecinde sonsuz zikzaklarla sarp sırta varınca insan önünde yeniden Fırat vadisini ve tâ aşağıda Eğin şehrini görüyor.


Bu şehirle Amasya, benim Asya'daki gördüğüm en güzel yerler. Amasya, daha garip ve hayret verici fakat Eğin, daha muhteşem ve güzel. Burada dağlar daha muazzam. Nehir daha önemli.


Aslında Eğin, birbirine ulaşmış bir sürü köylerden meydana geliyor, bütün evler ceviz, dut ağaçlan, kavaklar ve çınarlarla gölgelenmiş bahçelerin ortasında olduğu için şehir büyük bir alanı kaplıyor.


Yukandan görüldüğü .zaman tamamiyle vadide imiş gibi, fakat nehrin kenanna varılınca evlerin bir kısmının yukanda çeşitli ve garip şekilli taşlık ve kayalıklann üzerinde kurulduğu ve vadinin dik yamaçlarının 1000 ayak yüksekliğe kadar meyve bahçeleri ve bağlarla örtülü olduğu görülür.


Birçok küçük sular dağdan aşağı çağlayarak iniyor. Bunlardan birinin üzerinde beş değirmen saydım. Her değirmenin çatısı ötekinin tabanı hizasında idi. Öyle ki, su bir çarktan öteki çarka dökülüyordu. Ağaçların çiçek açma zamanında yukandan görünüş anlatılamayacak kadar güzel olacak.


Eğin, Ermenilerin baş şehridir. Asya'nın uzak bu köşesindeki bu derbende Ermeni Sarraf yani Banker Eğer Paşa yani patronu ona bir iki milyon kuruş borçlu kalır ve kendisi de alış-verişinden bir o kadar kârla çekilirse çünkü hesabı üç dört milyon fazla yazmıştır. Hazinelerim kaçınr. Kalfa, yani yapı ustası, bakkal, yani yiyecek satan, hamal yani yük taşıyıcı, hep buraya dönerler, çünkü uzun zamandan beri âdet Eğin'den bütün genç erkekler o sene için baş şehre gelmeleri orada vebadan ölmeleri ve yahut zengin olarak kayalık vadilerine dönmeleridir.

@izci@
17-12-2006, 00:36
Kemaliye Adı


http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk020_b.jpg
"Yücedağ başında koyun kurt olur
Ağam hasretliğin bana dert olur
Para kazanıp da gelene kadar
Korkarım mezarlık bana yurt olur"
Bir Kemaliye (Eğin) türküsünden
http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk026_b.jpg
EĞiN, söylenKemaliye'ye ismini veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk (Kaynak: Ataturk.net)celere göre, Türk kökenli bir sözcük, "cennet gibi güzel bahçe"; Ermenice kaynaklara göre "akarsu" anlamında kullanılan "Akn - Agn", Kaşgarlı Mahmud; Divan - i Lugat - it Türk" adlı yapıtında Eğin'i sırtın eğilen kısmı olarak betimliyor, örnekler ve yorumlar bir hayli. Etimolojik açıdan açıklayacak olursak:

Eğin sözcüğü. Horasan�da Ağın adındaki bir yöreden gelen oymağın. kurdukları yeni şehre bu ismi vermeleri ve zamanla Eğin adına dönüşmesinden ortaya çıkmıştır. Bir başka kaynakta ise: Eğin anlam itibariyle tamamen Türk kökenli bir sözcük olup � Cennet gibi güzel bahçe� anlamına gelmektedir. Kaşgarlı Mahmud�un Divan-i Lügat�it Türk� adli eserinde ise, bu kelime. �sırtın eğilen kısmı� olarak tanımlanmıştır.

Mustafa Kemal


1921 yılı Ağustos'un son haftasıdır ve Yunan ordusu Ankara'ya yaklaşmaktadır, Millet Meclisi'nde meb'uslar (milletvekilleri) hop oturup hop kalkmada ve muhalifler (karşıtlar) Mustafa Kemal Pasa'yı suçlama yarışındadır!
Kara haber, hep, telgraftan tez gelir ve Eğinliler Misak - i Milli Cemiyeti'ni kurarlar ve Mustafa Kemal Paşa'ya bağlılık yazıları ve telgraflar döşenirler. Orduya asker, silah göndereceklerini belirtirken bir de ricada bulunurlar, Eğin'in adını değiştirin. Cemiyet Reisi Hanifizade Ömer Lütfi Bey ayrıca bu ismin degistirilmesini bir telgrafla da rica eder Mustafa Kemal Paşa'dan ve yeni ismi de önerir: "KEMAL".
Mustafa Kemal Paşa kürsüde, muhalifleriyle cenktedir, düşman yetmezmiş gibi!
Görevli eline bir kağıt tutuşturur, Mustafa Kemal Paşa bir göz atar ve konuşmasını surdurur:
"Efendiler... Bizlere, milletin güveni kalmadığını söylüyorsunuz... Bakın şimdi aldığım bir telgrafı okuyacağim" ve telgrafı okur.
http://www.lutfiozgunaydin.com/kemaliye/dk019_b.jpg
Mustafa Kemal'dir bu...


Ve ertesi günü, onca işine rağmen Ömer Lütfi (Arıtan) Bey'e telgrafla teşekkür eder hem de Kemal isminin Eğin'e verileceğini muştular.

Ve...


Ve icra Vekilleri Heyeti'nden 21.10.1922 tarihinde bir kararname yayınlanır:


"...ve ismi hiçbir mefhumu milli ifade etmeyen Eğin kazasının `Kemaliye' ve ecnebi bir isimdKemaliye'ye ismini veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk (Kaynak: Ataturk.net)en muharref olan Silinti kazasının `Gazipaşa' unvanları ile tevsimleri Dahiliyye Vekaleti'nin 8 Tesrinievvel 338 tarih ve idare - i Umumiyye Mudurriyeti 1902/23476 numarali tezkiresi üzerine icra Vekilleri Heyeti'nin 21.10.338 tarihindeki içtimainda takarrur etmiştir."


21 Ekim 1922 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'nde Kemaliye ve Gazipaşa adlarında iki ilçe vardır ve de isim babaları Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır. Yeni isimler çıkarıldığında eskilerinin hükmü yoktur!



Ve bu satırların yazarı yirmi yıldır Gazipaşa (Antalya) ilçesinde ikamet etmektedir.

Eğin


Belgelere gore, Eğin'in kuruluşu 2. yüzyılı geçmiyor.
Eğin, 75 yıldır Kemaliye'dir. Ne ki nice kişi Kemaliye'nin Eğin olduğunu hala bilmez! Nerelisin diye sorulunca "Eğinliyim" der! Bu bir alışkanlıktır, kimseyi de kınamamak gerekir, elbette "Kemaliyeliyim" diyenlerin de hakkını yememek gerek.

32 yıl once


Kemaliye'ye ilk adımımdan bu yana 32 yıl geçmiş!
Ünlü yangının yerle bir ettiği yerler hariç, elimle koymuş gibi buldum bu hala 2000 nufuslu şirin ilçeyi!

Kemaliye evleri ve kapı tokmakları


Yeni devlet yapıları elbette var, o canım Kemaliye evleri hala yerli yerinde, iyi ki yerli yerinde... Kimse değil, kendileri koruyorlar, iyi ki koruyorlar.


Sokak sokak dolaştık, hoşumuza gelen evlerin kapılarını, ki bunlar kapı değil, sanat eseridir doya doya seyrettik. Kapı tokmaklarının ise hepsi sanat eseridir, çok işlevli, güzel. Resim hocam - rahmet ve saygıyla anıyorum - Bedri Rahmi Eyüboğlu, bir şiirinde:
"Güzel faydalı olmalı" der.
Kapının bir tokmağını tıklattık. Bu, tokmak yabancı er kişinin tıklatacağı tokmaktır. Sesi seçen evdeki erkek açar kapıyı. Öteki tokmak başka bir ses verir, bu, hatun kişi içindir. Şu küçük tokmağı evin çocukları vurur, diğerini yabancı çocuklar.



Gazipaşa'daki evimizde yüz yıllık model uygulanmış iki kapı var, diğer üç kapıyı boşverin. O iki kapı eksik kapıdır, öksüz kapıdır zira Kemaliyeli eski Türk ve Ermeni ustaların şiir gibi - ama guzel şiir - yaptığı tokmaklardan yoksundur!


Bu biçim biçim, nakış nakış, çok işlevli ve evet her biri gerçekten bir sanat eseri olan kapı tokmaklarına sevdam Doğu Anadolu'ya ilk adımımı attığım 1953 yılından başlar ve 1964 yılında, Bitlis doğumlu baba Saroyan'ın, Türkiye'den göç ettikten iki yıl sonra Amerika'da dünyaya gelen oğlu ünlü yazar William Saroyan'ı "baba ocağı"na götürürken, Bitlis'in tepesindeki sokakta kapılardan kapı, tokmaklarından tokmak beğeniyor, neredeyse hepsinin fotoğrafını çekiyordum en beğendiğim, Tapucu'nun evinin kapısındaki idi. Dostlarıma söyledim, "hemen verir" demişlerdi. Baba Saroyan'ın evini bulmuştum. Sadece ocağı ayaktaydı.


O kargaşada alamadım. Üç ay sonra ver elini Bitlis... Evet aynı sokaktaydım, elimde tomar tomar fotoğraflar, evet evler duvarlar aynen duruyordu, duruyordu amma kapıların değil tokmaları, kapıları kasalarıyla sokulmuştu.




Bir tane, evet bir tane bile kalmamıştı.


Kemaliye evleri güzeldir, güzelliği yetmez faydalı mekanlarıyla güzelliğine güzellik katar. Yeme, oturma, yatma ve konuk ağırlama bölümleri. Bir şeyler hazırlama, yıkama, pişirme, temizlik, ütü, hayvan bakımı... Üretim için halı ve pırtı dokuma, sebze ve meyve yetiştirme, kurutma ve bunları değerlendirme bölümleri... Sofa ya da oturma odasında ahşap yüklükler, yıkanma yerleri, sedirler... Çok işlevli pencere kepenkleri... Divanhane, doyumsuzdur, buradan dışarıdaki o cennet yeşilliğini seyredersiniz. Fazla söze gerek yok, meraklısı gider görür diyelim mi? Yerim dar...

Galvanizli oluklu sac giydirilmis evler!



İlce içinde ve köylerin çoğunda o canım ahsap evler, yıllar içinde bu can gibi kocayınca ki bu yöreler yağış alma yönünden ünlüdür, bu ahşap evleri, galvanizli oluklu saclarla kaplamışlar, çare tükenir mi?
Demokrasilerde ve ahsap evleri korumakta çare tükenmez. O kocaman, kocaman evlerin damını dört bir yanını galvanizli saclarla kaplarsınız, köşeli konserve ev yaparsınız olur biter.
Her vurduğumuz tokmakla kapılar açıldı, evlere girdik, izzet ikram gördük, rahatça fotoğraflar çektik. Kemaliye insanları asırlardır gurbetçi olduğundan bir başka uygar tutum içindedir.

iki seyi yaman meraklanırdım


iki seyi yaman meraklanırdım buralarda. Yılmaz yöneticilerin ve yılmaz halkımızın bir mucizesi Başbağlar Köprüsü ve yapımına 130 yıl önce başlanan, Kemaliye / İstanbul karayolunu 200 kilometre kısaltacak Tasyol'u.
Ol nedenle yollara düştük, biraz da Fırat özlemi.
Dünyayı ve basını "İnternet"ten izleyen Kaymakam Yavuz Selim Kösker ile; dağları, toprakları, kayaları gidim / gidim delen cağımızın Ferhat'larını görmek mutluluğunu / övüncü yaşadık bikez daha. Hiçbirisinin elleri / yüreği dert görmeye.
Ulaşım zorluğu yüzünden Kemaliye'ye gazete gelmiyor, Akit ve Türkiye hariç.
Naci Bilen dostun Yeşil Eğin Bakkal dükkanında, Filiz gülerek bir paket uzattı, şaşırdım. Bu, şeker hastaları için Alman malı çikolata idi!
On beş yıldır şekerle kardeş kardeş yaşayan bu can, çikolatanın yarısını orada "götürdüyse" kime ne?



Kaynak : Kemaliye.net
Resimler : Lütfi Özgünaydın

beyzadem
21-06-2007, 19:45
hoocam elnzee sağlk mıkkemmel olmş eğnlımsnz...buarada ben,
de eğnliğm

papatya57
09-11-2007, 00:23
merhaba eğin li olmaktan bir kez daha gurur duyuyorum:)