PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mavi Bir Ölüm..




yusuf
23-12-2006, 18:26
Mavi Bir Ölüm

yine sana sesleneceğim
senin kim olduğunu hiç bilmeden, senin kim olduğunu en çok bilerek
isyankar zambakların, çılgın nilüferlerin
dört nala açarak kiraz çiçeklerinin, dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana
sana oklardan değil, yaydan bahsedeceğim
gülün dikenlerinden değil,
gülleri ve dikenlerini doğurmaktan yorulmayan topraktan söz açacağım
akan su gelmeyecek kelimelerime,
suyu şefkatla kucaklayan sessiz taşların canını yakan damlaları
dillendireceğim
yine sana sesleneceğim, senin kim olduğunu hiç bilmeden,
bilmek istemeden
alaaddin'in sihirli lambasından çıkan cin, bana gelseydi
ve ne dilersem dilememi isteseydi, hiç bir şeyi elde etmeyi dilemezdim
bir şeyden vazgeçmeyi isterdim sadece
hayatta bir şeyden vazgeçmem lutfedilseydi...
bedeli herşeyim olsa bile
sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
garip değil mi?
sana seslenmekten vaçgeçmediğimi,
bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de
oysa sana seslenmek, bütün hesaplarımı gördüğüm bu dünyadaki
tek geride kalmiş hesap benim için
bu dünyadaki tek yük bu seslenişin kalbini avcumda tutabilmek
kürek mahkumu için kürek ne ise, benim için de sana seslenmek o
bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu
öbür yandan bileklerimden sızan kanların,
gönlümü işgale yeltendiği bir rotanın can suyu
oysa ben sana küreklerden değil,
gemiden bahsetmek isterdim!
atalarım bana kadınlara gökyüzünü,
gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler
sen kürekleri, yağlı urganları,
geceyi siyaha gömen fırtınaları ögretmeye calışıyorsun
sana ellerimle dokunarak, gözlerimle okşayarak göstermek isterdim
rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
ama senin vaktin yoktu
ben bunu hiç anlayamadım
kavminin kadınlari bana öğretmediler ki!
bazı kadınların beyaz güvercinlerden daha çok siyah apoletleri
sevebileceğini
sana sesleniyorum
ve gözlerim bileklerinden parmak uçlarına kadar toplanmış
kan pıhtılarını seyrediyor
kürekleri bırakmıyorum
önce yücelttiğin, sonra terk ettiğin aşkın onuru için
kalemi bir an elimden düşürmüyorum
Ankara kalesinin önünde sana sesleniyorum
benden kaçıp cennete gitmek isteseydin,
seni cennetin kapısına kadar götürürdüm
bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
cehennemle konuşurdum
seni ona anlatabilirdim
oysa sen ne cenneti isteyecek kadar aşk oldun
ne de cehennemi isteyecek kadar ayrılık
"seviyorum seni ama" dedin, "hoşçakal" diye ekledin
"şimdi gitmeye mecburum, belki yine gelirim,
umarım gelirim" son sözün oldu
cennetin ve cehennemin dillerini,
savaş mağaralarını ve aşk şiirlerini,
gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
senin sözlerinin anlamını ögretmediler,
hiçbir şey söylemedin gittin
ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
dilsiz olanın yaşayabileceğini sen ögrettin bana
ve kalemime ilk defa yaban gözlerle baktım
yine, yeniden, sadece sana sesleneceğim
müebbet bir aşk dışında bildiğim tüm duyguları terk edeceğim
sana sesleneceğim yine
seni sadece kuru bir sevgiyle değil
derin bir hüzünle,
binlerce yıllık bir gururla
ve pervasız bir öfkeyle sevdiğimi duyumsuyor musun?
mütevazi bir sevgiyle değil, küstah bir aşkla sevdim seni
ben osmanlı gibi kollarımın yetışemediği bir aşkı
kucaklamaya çalışırken
sen köprülerin ülkesi venedikteki son sancağı
kışın üşümemek için şal yaptın kendine
neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde
zaman geçtikce eksilir demiştin oysa
atalarımın öğrettiklerine ters düşse de, sana inanırım bilirsin
zamanla unutursun demiştin, niye daha derinleşiyor öyleyse?
derinleşiyor özlemin ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları,
coşturuyor ayrılık sözlerin
öfkelerin kararlılığını aşka katık ederek konuşacağım
bedenim bu dünyayı terk edene kadar
öyle sanıyorum ki
hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığım için
benden uzun yaşıyacaksın
benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin
küstah bir aşkla seveceğim seni
ben savaş ve ölümle haşır neşir olan kelimeler dışındakileri
unutmaya gayret edeceğim
ömrümün geri kalanında
sana sesleneceğim yine
ben seni beyrut gibi sevdim ama
sana ne Mağrib'i ne de Manhatten'ı anlatamadım
Bağdat'ı ve Şam'ı işgale yeltenmişken
venedikten gelen ihanet tarumar etti ordularımı
sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana
senin kim olduğunu hiç bilmeden
ağlayan zambakların, dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
senin kim olduğunu en çok bilerek
kavmimin bana vaad ettiği tüm aşkları terk edeceğim
müebbet bir aşk, sarı bir hüzün,
kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
bu dünyayı terk etme müjdesi gelene kadar...
hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydim keşke
hüznümün beni aşan taşkınlığını
gururumun binlerce yıl önce'den miras kalmış hoyratlığını
öfkelerimin hiç bir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
anlayabilseydim, anlatabilirdim sana
seninle yaşanan bir aşktan sonra
ayrılığın ölüm bile olsa, MAVİ BİR ÖLÜM olacağını.

Ömer Çelik...




_P!nK_
23-12-2006, 18:28
Eğer,Şayet,Lakin

Birbirinin aynıymış gibi,üç kelime.Oysa değil işte,aynı değil ve aynı;taşıdıkları mutsuz ifade adına.

Seni seviyorum,Eğer beni terketmezsen.
Seni seviyorum,Şayet beni aldatmazsan.
Seni seviyorum,Lâkin işimi de seviyorum.
Senin için o adamı arayıp iş isteyeceğim şayet sen de bana kırmızı kazağını verirsen.
Sana hayranım lâkin saç modelini sevmiyorum,değiştirmelisin.

Kim bilir kaç kez kuruluyor buna benzer cümleler gün boyunca.
Kaç kez duyuluyor ve kaç kez söylüyoruz.Nicedir uzak kaldık şartsız ve koşulsuz sevgi cümlelerinden.

Seni Seviyorum.
Sadece sen olduğun için.Gürültülü kahkahan,dağınıklığın,iştahın,sabah huysuzluğun,savrukluğun,küsmene rağmen.
Seni Seviyorum.
Sen de beni sev diye değil.
Seni çok seviyorum, o kadar çok seviyorum ki yanımda mutsuzsan eğer;benden uzakta mutlu ol, diyebilecek kadar.
Ne varsa seninle ve senin sesinle, ne varsa elde kalan paylaşarak.

Eğer birgün gitsen de,
Şayet beni benim seni sevdiğim gibi sevmesende seviyorum.
Lâkin gitmeni hiç istemiyorum..

!NC!PéR!S!
23-12-2006, 18:38
Bende hala emanetin sakli duruyor.

Aslinda senin bana vermis oldugun en degerli hediyen desem daha dogru olur,ancak senden ne varsa bende kalan kutsal emanetin olarak kabul ediyorum ve ebediyyen de öyle kalacak.

Onu bana yagmur altinda vermistin hatirliyor musun?

Hani rengarenk ciceklerle kapli bir bahcenin ortasindaydik.Aniden bahar yagmuru bastirmis ve iliklerimize kadar sirilsiklam islanmistik.Senin bakislarin yerdeydi benimkilerse sende.Sonra sen basini hafifce kaldirmistin.Gözlerin dolu doluydu,gözbebeklerin isil isil.Önce ayirt edemedim yanaklarindan asagi süzülen damlaciklari.Ellerimle boynuna,cehrene yapis yapis olmus siyah zülüflerini tel tel ayirdim, ve damlaciklara dokundum hafifce;IPILIKTI.Parmak uclarimla hissettigim iliklik ise yüregime kor gibi düsmüstü.

Nasil dayanirdim.

Basini gögsüme yaslamistin ve ben narin bedenini bir ahtopot gibi kollarimla sarmistim.

Gözyaslarin iste o zamandan beridir emanetindir bende.Ne zaman seni düsünsem,seni hayal etsem,seni istesem basucumda hemen emanetine siginirim.Iste bak,siyah gece de sahittir buna.Hatta yildizlar ve parlak ay bile.Uzaklardan parildayarak,los isiklarini odama doldurarak sahitlik ederler.

Ben emanetlere asla ihanet etmem.Emanete hiyanet benim alametim degil cünkü.Bunu sen de bilirsin degil mi? Hadi söyle...Sende aslinda bir emenet degil miydin bana? ve ben bir cam küre gibi kirmamaya özenle dikkat etmiyor muydum seni.

Bana hediyelerin en güzelini biraktin da gittin.Yillardir yüregimde olusan tortu tabakalarini cözdü,eritti emanetin.Katilasan kalbimim üzerine saganak olup yagdi gözyaslari.

Bir günes gibi doguvermistin hayatima aniden,ve ben sana dönmüstüm yüzümü.Senin sicakligina,parlakligina,sevgi ve ilgine dönmüstüm yüzümü.Ben sana dönmüstüm özümü.Hayatima girisin gibi cikisin da ani olmustu.

Sevgiliyi hep yanimda,yanibasimda,kollarim arasinda ister,öyle hayal eder,öyle arzulardim.Asik masugunun dizleri dibinde olmali derdim.Gözden irak olan gönülden de irak olur diye düsünürüm.

Öyle degilmis be güzelim.

Atalarin her dedigi de dogru degilmis.

Ne kadar uzakta olsanda;hatta aramizda kitalar,okyanuslar ve gecit vermez sarp daglar olsa da yine de benim gönlümdesin.

Böylesi daha iyi.

Ask ve sevgi fakiri dünya zemininde hakiki aski yasattin bana,ya da yüregimin derinliklerinde sakli sonsuz aski kivilcimlayip harekete gecirdin.

Alipta basimi cekip gitmek isterdim hep.Nereye gittigimi bilmeden,ardima dönüpte bakmadan cekip gitmek.Hakiki ask ve sevginin oldugu yere gitmek...ama artik gitmek degil kalmak istiyorum:

cünkü yüregimde bir güzelin sureti,hayalimde bir dilberin resmi var

bir de onun bende hala emaneti sakli duruyor.

yusuf
23-12-2006, 18:45
SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR

Daha dokunmadan kurudu irem
Çöllere bir türlü yağamıyorum
Yeni bir koşunun başlangıcında
Biraz deprem sonrası
Biraz şehir hülyası
Bir kalp yangınından geriye kalan
Siyah gözlerine beni de götür
Artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri
Sarardı tiryaki menekşeleri
Sonbaharın tozlu kafeslerinde
Sevgi turnaları yakalıyorum
Turnalar gidiyor; ben kalıyorum
Avareyim, asudeyim, yorgunum
Bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
Uyku tutmuyor karanlıkları
Yitik düşlerimi kovalıyorum
Gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
Siyah gözlerine beni de götür
Baharın koynundan koparıp sana
İpek bir mendile sardığım yüreğimle
Şehzade gülleri gönderiyorum
Umutlar kalıyor; ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
Kaptanları sorgulayan
Yanından geçen küheylanların
Korku tufanına yakalandığı
Siyah gözlerine beni de götür
Güneş ülkesinden gelen yiğitler
Benzeri olmayan bir dünya kursun
Cellat, ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten
Bu hercai diken, bu çılgın arzu
Sürüklüyor imkansız muştuların
Eşiğine gönül vadilerini
Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
Düşüyorum tanyerine
Ya topla yaralı kırlangıçları
Ya da bu vefasız şarkıyı bitir
Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür...