PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Türkçemizi Güzel Kullanalım , Koruyalım" Kampanyası




^^CeM^^
13-01-2007, 11:40
Her şey, bizi birbirimize kenetleyen en güçlü bağ olan Türkçe için!

Dilimize sahip çıkalım. Aramızda Türkilizce değil , Türkçe konuşalım.

Türkçemize sahip çıkalım. Atalarımız sadece toprak için kıymetli canlarından vazgeçmemişler. Bu ülkeyi vatan yapan ulvi değerlerden biri de dildir. Atalarımıza olan borcumuzu böylede ödeyebiliriz.

Bir yandan ilerlerken, bir yandan tökezliyoruz. Bilgisayar çağı ve internet kullanımı kısacası "chat dili" dediğimiz düşman, dilimizi mahvetmekte.

Forumdaki bütün arkadaşlarımdan bu konuda biraz daha duyarlı olmasını rica ediyorum. Gönül ister ki herkes Türkçe'yi bütün dilbilgisi kurallarına uyarak kullansın. Fakat daha önce aşmamız gereken, özellikle bu duyuru ile bahsetmek istediğim konu, kullanmamamız gerekirken kullandığımız ve dilimizden çıkarttığımız harfler.

"q, w, x, sh" bizim alfabemizin harfleri değildir ve bizim alfabemizdeki harflerin yerine asla ve asla geçemez.

"eidir, memleket nire, gidiom, güsel, eed, taam, annadım, bakcez vs." gibi kelimelerde aradan çıkartılan harfler küçük birer kayıp olarak gözükse bile, dilimiz için büyük bir kayıptır.

Türk dilini iyi veya kötü kullanan, hatalarını düzeltmek isteyen bütün arkadaşlarımızdan bu kampanyaya katılmalarını rica ediyorum. Ne kadar büyürsek, ne kadar çoğalırsak o kadar büyük bir güç oluruz.

Büyük ve kaliteli bir forum olarak, büyük ve kaliteli bir adım atalım. Türkçemizi katledenlerin önüne geçelim.

TÜRK HARFLERİNİN KABUL VE TATBİKİ HAKKINDA KANUN

Kanun Numurası : 1353
Kabul Tarihi : 1/11/1928
Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 3/11/1928 Sayı: 1030
Yayımlandığı Düstur : Tertip: 3 Cilt: 10 Sayfa: 3
...
Madde 4 : Halk tarafından vakı müracaatlardan eski Arap harfleriyle
yazılı olanlarının kabulü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir.
1928 senesi Kanunuevvelinin iptidasından itibaren Türkçe hususi veya resmi
levha, tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi,
resmi bilcümle mevkut, gayrı mevkut gazete, risale ve mecmuaların Türk
harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.

YANİ;

Madde 4 : Halk tarafından yapılan başvurulardan eski Arap harfleriyle
yazılı olanlarının kabulü 1 Haziran 1929 gününe kadar geçerlidir. 1928
yılındaki kanunun başlangıcından itibaren Türkçe özel veya resmi levha,
tabela, ilan, reklam ve sinema yazıları ile aynı biçimde Türkçe özel,
resmi bütün süreli, süreli olmayan gazete, kitapçık, broşür ve yayınların
Türk harfleriyle basılması ve yazılması zorunludur.


"Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır."


Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.
Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. 1933 M.Kemal Atatirk




^^CeM^^
14-01-2007, 22:02
[*URL="http://www.2de1.net/showthread.php?p=290664#post290664*"]Türkçemizi Güzel Kullanalım ve Koruyalım Kampanyası Lütfen Tıklayın *[/URL]

''*'' Karakterlerini Silip İmzanıza Eklerseniz Türkçemizi Güzel Kullanmak Açısından Bir Adım Atmış Olacaksınız Duyarlı Arkadaşlarımızı Bekliyorum

^^CeM^^
14-01-2007, 22:16
BEN SENİ TÜRKÇE SEVEYİM

Bir sevdam olsun istiyorum,
Adını benimde koyamadığım.
Adını siz koyun önemli değil,
Yalnızca bir tek şey istiyorum sizden,
Adı TÜRKÇE olsun sevdamın.

Mesela öyle bir kız olsun ki sevdiğim;
Kimsede olmasın ondaki bakışlar,
Bakışları yaksın,eritsin beni,
Ve ben o bakışlarda kaybolup gideyim.
Leyla güzelim diyemesin onun yanında kendine,
Aslı onda bulsun güzelin tarifini,.
Ona karşı olan eşsiz
Ve sonsuz hislerimi anlatayım TÜRKÇE,
Oda beni yalnız TÜRKÇE anlasın.
Aşkın dili olmaz derler ya hani,
Benim aşkımın dili TÜRKÇE olsun,
TÜRKÇE dinlesin sevdiğim beni.

Oda beni sevsin TÜRK gibi,
Sevdim mi ölümüne sevsin,
Ama TÜRKÇE sevsin beni.
Ben ondan aşk hikayeleri dinleyeyim TÜRKÇE.
Ama bizim aşkımızda girsin,
Tarihler boyu anlatılan
TÜRKÇE aşklar arasına.

Mesela sevdiğim TÜRKÇE düşünsün beni,
Hayaller kursun hep TÜRKÇE.
Acılar olmasın isterim hayatımızda,
Ama olmaz ki!!!
Acının olmadığı büyük aşk mı olur?
Acının olmadığı aşklar yazılmadı henüz,
Zaten acısız olan aşklarda büyüyemedi.
Olacaksa bile,
Acımızda TÜRKÇE olsun.
Ve biz TÜRK gibi,
Göğsümüzü gere gere karşılayalım acılar,
Güler yüzle HOŞGELDİN diyelim.
Acılar aşkımızın büyüklüğünü görüp,
Kendileri daha büyük acılara gark olsun.

Ve ben bütün insanları seveyim,
Ama TÜRKÇE seveyim.
Ben duygularımı TÜRKÇE söyleyeyim,
Siz beni TÜRKÇE dinleyin.
Ben TÜRK doğdum,
TÜRK gibi yaşadım,
TÜRK gibi sevdim,
Ve ben yalnızca TÜRKÇE sevdim.
Adını ben koyamadım sevdamın,
Siz koyun.
Ama ne olur TÜRKÇE olsun,
Ve benim aşkım hep TÜRKÇE kalsın
BEN SENİ TÜRKÇE SEVEYİM.

<<PUSAT>>

^^CeM^^
14-01-2007, 22:20
Atatürk Diyor ki!

* Türk demek, dil demektir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

* Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk ulusunun ulusal dili ve bengi, bütün yaşamında egemen ve temel olacaktır.

* Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün dikkatli, ilgili olmasını isteriz.

* Dilin zengin ve ulusal almaşı, ulusal duyguların gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil bilinçli olarak işlensin.

* Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin. — 2 Eylül 1932

* Türk demek, dil demektir. Ulusun çok açık niteliklerinden birisi de dildir. Her şeyden Önce ve kesinlikle Türkçe konuşulmalıdır. — 1932

* Türkçe konuşmayan bir insan; Türk harsına, Türk topluluğuna bağlılığım iddia öderse, buna inanmak doğru olmaz.

* Türk affının kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet örgütümüzün, dikkatli, ilgili olmasını isteriz. — Kasım 1937

* Ülkesini, yüksek bağımsızlığım korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. — 1 Kasım 1932

Opeth
14-01-2007, 22:41
İnternetin yaygınlaşmasıyla büyük bir yozlaşma sürecine giren dilimizin doğru şekilde kullanılması taraftarıyım.Yabancı dil düşkünlüğü,özensiz ve yanlış kullanımların bir nebzede olsa önüne geçebiliriz.Duyarlılığınızdan ve güzel düşüncenizden ötürü teşekkür ederim.:bilgin:

Saripapatya
14-01-2007, 22:57
İnternetin yaygınlaşmasıyla büyük bir yozlaşma sürecine giren dilimizin doğru şekilde kullanılması taraftarıyım.Yabancı dil düşkünlüğü,özensiz ve yanlış kullanımların bir nebzede olsa önüne geçebiliriz.Duyarlılığınızdan ve güzel düşüncenizden ötürü teşekkür ederim.:bilgin:

+1 aynen katiLiyorum..

cok tskler cem :)

ventuRe
14-01-2007, 22:58
Dilimize sahip çıkalım. Aramızda Türkilizce değil , Türkçe konuşalım.

LütFen geç oLmadan kendimize geLeLim,internetLe birLikte diLimizde beLirgin degişmeLer oLdu...

kendimize çeki düzen vereLim....RTÜk^'de üzerine düşeni yapsın artık .....

CeM konu için çok teşekkürLer buna ihtiyacımız vardı...

detayLı biLgi isteyenLer googLe'dan oktay SinanoğLu'ya destek siteLerine bakabiLir.

^^SuLuBoYa^^
14-01-2007, 23:20
Dil, kültürün en önemli parçasıdır..

Dilini kaybeden bir millet, benliğini kaybetmiş sayılır..

Bunun farkında olalım, buna göre davranalım.. :inn:

^^CeM^^
15-01-2007, 01:53
İlgi Gösterip Okuyan ve Yorumunu Esirgemeyen Arkadaşlara Sonsuz Teşekkür Ederim Bunun Burda Kalmayıp Uygularkende Özen Göstereceğinize İnanıyorum Bu Kampanyayı Yaygınlaştıralım Derim Dilimize Sahip Çıkalım

azerhan
15-01-2007, 20:19
www.dilimdilim.com

DilimDilim Türkçenin yanlış kullanılmasını protesto eden bir internet sitesidir.

sweet_
15-01-2007, 20:31
Türkçenin katledilmesindeki en büyük etken fikrimce Yabancı Dİl Özentisi ki bu böyle...

savaşarak alamadılar içten içe alıyolar... günümüzde dışarı çıkıp şöyle bi etrafa göz attığımızda.. işyeri isimleri,şirket isimler vs hep yabancı... ulusal medya da bunu iyice körüklemekte.. dile sahip çıkan bir kaç kurum dışında kimse tınlamıyor doğrusu.. oysa BİR MİLLETİ MİLLET YAPAN DİLDİR!..

ulusal medyanın bu konuda büyük etkisi var.. insanları yanlış yönlendirmler ve özenti yaratmaları dilin değişmesinde de büyük rol oynuyor.. ve yabancı sinema tutkunluğu. filmlerdeki karakterlere özenilmesi.. onlar gibi konuşmaya davranmaya çalışmak vs....

internetin de etkisi var.. nitekim gençlik internete akıyo ve artık kısaltmalar ile anlaşılmaz kelimeler kurmak moda olmuş sonra yabancı kelimeler kullanmak ta öyle... türkçe günümüzde tam 160 bin kelimelik bir dildir ve ingilizce de bir kaç kelime ile anlatılan durumu türkçe ile bir kelimede anlatabiliyoruz..

Çok önemli bir konu kesinlikle sahip çıkılması lazım dile özellikle genç kesim yani bizler.. bilinçli olmalıyız..

Konuya yakLaşımdan dolayı tebrikler cem..Ellerine sağLık..

Notheart
16-01-2007, 02:23
Çok güzel bi düşünce ve kampanya gerçekten,
duyarlılığından dolayı önce seni sonrada katkı gösteren herkesi tebrik ediyorum :)

^^CeM^^
17-01-2007, 23:05
Türkçe'nin Nasıl Katledilğini İzlemek İster misiniz?

Paylaştığım bu görüntüleri izledim ve sizlerle de paylaşmak istedim, izleyip çok şaşıracaksınız. Yabancı kelimeler farketmeden nasıl günlük hayatımızın bir parçası olmuş, mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Yabancı Dil Boyunduruğu

KBx_OoxMUfM

^^CeM^^
17-01-2007, 23:06
Vurun Türkçe'ye

S54apxVdO0w

^^CeM^^
17-01-2007, 23:10
Ak Türkçem

7q3sVV_vEdg

^^CeM^^
17-01-2007, 23:12
Linklerin bulunduğu adreste burası
http://turkdili.fatih.edu.tr/?news,324

fuzuli
18-01-2007, 01:29
hepsi de birbirinden anlamlı görüntlerdi. ama bi kez daha farkettim ki insanlarımız (röportajlarda da görüldüğü gbi) bu konuyu fazla önemsemio... burda da iş tabi bilinçli kişilere düşüo... bu işe önayak oldğun için de sana teşekkür edrm...:buyir:

MéTâLLîcÃ
21-01-2007, 02:53
herşey iyi güzelde, bir de elinin altındaki Q klavyeye baksanıza...

MoRiaNTeS
25-01-2007, 23:57
BYE BYE TÜRKÇE

Bir rüya gördüğünüzü farzedin. 2050'li yıllara gelmişiz. New-York şehrinde, Brodway'den aşağı yürüyüp meşhur Times meydanına varıyorsunuz. Etrafınızda Amerika'da hep olan o kocaman, dev bina büyüklüğünde reklamlar. Fakat hayret, gözlerinize inanamıyorsunuz. Bir ulu binanın tüm yüzünü kaplamış dev levhada, Türkçe olarak(!) Nefis Rize Çayı. İşte Hakiki Çay yazıyor. Yazının yanında lale biçimli, ince belli, cam bardakta tavşan kanı bir çay resmedilmiş. Sadece dipte küçücük harflerle ingilizce olarak Drink Real Tea yazıyor.

Nasıl? Beğendiniz mi rüyayı? Devam etsin mi? Peki o zaman New-York sokaklarında dolaşmaya devam edelim. Yoruldunuz. Üstünde Jimmy's Kahvehanesi yazılı, şemsiyeli masaları sokağa taşmış sakin bir yer gördünüz, gidip bir masaya oturdunuz. Gelen görevli Türk olduğunuzu öğrenince arsız arsız sırıtıp, bir iki kelime Türkçe bildiğini gösterme çabasına girişiyor. Kola yokmuş, ithal malı soğuk Susurluk marka ayran getiriyor.

Rüyanın devamı var. Ama biz bu kadarını yazalım. Ne de olsa bizim rüyamız değil. O, Oktay Sinanoğlu'nun rüyası. Sinanoğlu "BYE-BYE TÜRKÇE" kitabının yazarı. Kitap aslında, Sinanoğlu'nun son kırk yıldır hep üstünde durduğu, Türkçe'nin önemi, yabancı dille öğrenim yanlışlığı gibi konularda yazdığı, yayınladığı yazılar, konuşmalar ve söyleşilerden oluşuyor. Bu yüzden, zaman zaman takrarlara rastlasanız da Türkçe'ye hakim bir bilim adamının akıcı, akılda kalıcı anlatımıyla kitabı okudukça derin düşüncelere dalıyorsunuz.

Örneğin bu satırların yazarı gibi, kırklı yaşlarınızdaysanız ve de ilköğretimde okuyan bir ya da iki çocuğunuz varsa, aile içinde ve dostlarınızla yaptığınız konuşmalarınız hep çocuklarınızın eğitimini nasıl ve nerede sürdüreceği üzerine oluyorsa... "BYE-BYE TÜRKÇE" yi okurken gerçekten derin düşüncelere dalıyorsunuz. Neden mi? Bakınız Prof.Dr. Sinanoğlu ne diyor:

"Önceleri, belli bir tekniği almak, belli bir dalı geliştirmek için başlayan dışarı öğrenci gönderme, zamanla bir alışkanlık haline geldi. Artık “niye öğrencilerimizi dışarı gönderiyoruz, bundan beklediğimiz nedir” diye kimse sormuyor. Bunun böyle olması gerektiği bir alt inanç, yabancı terimle bir "Dogma" olmuş. Her aile, yabancı bir kolejde okutmak istiyor çocuğunu, sonra da dışarıda. Her çeşit okulda okuyanlar var... Okunacak dallar nasıl seçilmiştir? Hepsi üstün nitelikte okullar mıdır? Çoğunlukla Türk ulusundan çıkan, öğrenci başına 5000 Dolar (1973 fiyatı) fedekarlığı gerektiren bu okumalardan Türkiye'nin ne beklediği belli midir?"

Bu sözlerin sahibi Prof.Dr. Oktay Sinnanoğlu kendi deyimiyle dışarıda (Amerika'da) okumuş bir bilim adamı. Hal böyle olunca söylediklerinin önemi kat be kat artıyor. Bir iki alıntı daha aktaralım size:

".....Atatürk bilim dilinin Türkçe, tüm derslerin her düzey-de Türkçe olmasına büyük özen göstermiş, o kadar ki 1934' te oturup bir "Geometri" kitabı yazmış, bugün kullandığımız "üçgen" gibi terimleri kendi türetmişti. Yabancı dilli misyoner okullarına özenilmesin diye de Türk Eğitim Derneği'ni, onun özel okulu TED Yenişehir Lisesi'ni kurmuştu. Ben bu okulda yetiştim. Yabancı dil öğretilmesine önem veriliyor ama bu her akıllı ülkede olduğu gibi takviyeli yabancı dil dersleride yapılıyordu. Bütün fen, edebiyat, felsefe vb. dersler tam Türkçe idi. İşte bu gaye ile kurulan böyle başarılı bir okula İngiliz-Amerikan çengeli 1953'te atılıp dersler İngilizce'ye çevrildi. Okula "Ankara Koleji" dendi. O zamana dek yurtta böyle bir misyoner tipi Türk okulu yoktu."Kolej" misyoner okulu demekti. Sonra açılan bu ingiliz deliğinden kova gibi su girdi. "Anadolu Liseleri" vb. aldı yürüdü. Millete de yabancı dil öğretmenin yolu buymuş gibi yutturuldu.

....Arkasından geldi "Orta Doğu Teknik Üniversitesi"... Toptan Amerikanca...Sonra peşpeşe gelen Boğaziçi, derken Bilkent(adı güzel ama!) şimdi de Koç vb. için bahaneye artık luzüm görülmüyor. Çünkü kamuoyu artık yeterince uyuşturulmuştur. Bunun sonu, çok değil bir iki nesil sonra Türkçe'ye "bye bye" demek olacaktır..."

TED Yenişehir Lisesi'ni birincilikle bitiren Oktay Sinanoğlu burslu olarak ABD'ye gider. ABD Koliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirir. (1956) ABD'de M.I.T'den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi olur. Berkeley'de Kuramsal Kimya doktarasını yapar. Harvard ve YALE'de kendisine ait kuantum (nicam) kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey dersler verir. 1962'de, 26 yaşında, Batının 300 yılda en genç profesörü olur. "Moleküler Biyoloji" konusunda ikinci kürsüsüne atanır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkardığı özel bir kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Ünvanı"nı verir. Değişik ülkelerde iki kez Nobel Ödülü'ne aday gösterilen Oktay Sinanoğlu çift pasaportlu olmamakla övünüyor. Meksika'dan Hindistan'a, japonya'ya kadar bilim dünyasında tanınan Prof. Sinanoğlu'nu, yukarıda yaptığımız gibi bir paragrafa sığdırarak tanıtmak olanaksız. Okur "BYE BYE TÜRKÇE" yi eline aldığında aslında yazarı daha iyi tanı-yacak. Biz yine onun kaleminden birkaç satırı buraya alalım.

"Can kurtaran" yaygındı, birden "ambulans" hatta "ambulance" oluverdi. Bu çirkin İngilizce laf kökeninde "dolaşan" demektir. Eh uygun. Öyle ya, bu araba keşmekeşinde gariban can kurtarmıyor, dolaşıyor!...
"Meclis" birden "parlamento" oluverdi. "Milletvekilleri" de "parlamenter" kesiliverdiler. Hayrola, bu lafla kendilerine bir hava vermekte olanlara hatırlatalım: "parlamenter", İtalyanca kökeninde "laf üreten" demektir...
"Bilim ve tekniğin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüzde eğitimin her düzeyindeki İngilizce hazırlık sınıfları büyük bir zaman israfıdır."
"Her ülkenin eğitim dili o ülkedeki çoğunluğun ana dili olan resmi dilidir. Yabancı dilde eğitim Türkiye ve birkaç başka sömürge ülkelerinde görülmektedir."
"İngilizce ile bilim eğitimi sonucu Batı hayranı kendi kültürüne yabancılaşan ve onu aşağılayan bir nesil yetişir. Böyle yetişenlerle bilim yapılamaz. Ayrıca İngilizce'nin evrensel olduğu fikri de yutturmacadır."

Oktay SİNANOĞLU
Bye Bye Türkçe

zümrüdüanka
04-02-2007, 19:52
BÜTÜN DÜŞÜNCELER ÇOK GÜZEL..HERKES EN İÇTEN DUYGULARIMLA TEBRİK EDİYORUM...SİTE GERÇEKTEN KALİTELİ...ÇOK FORUM SİTESİNE ÜYE OLDUM BUGÜNE DEK HATTA BİRİSİNDE YAZIM YANLIŞINI DÜZELTTİM DİYE BÜTÜN ETKİLERİ ÜSTÜME TOPLADIM...

YENİ KUŞAK- ESKİ KUŞAK TARTIŞMASI VAR...19 YAŞINDAYIM KARDEŞİM 16 YAŞINDA ARAMIZDA ÇOK YAŞ FARKI OLMAMASINA RAĞMEN BEN BİLE ANLAMIYORUM BAZI SÖYLEDİKLERİNİ...ARALARINDA ANLAŞAMAYAN BİR TOPLUM, DİĞER TOPLUMLARLA NASIL İLİŞKİ KURABİLİR DERSİNİZ_?
BİR MİLLETİ YIKMAK İSTİYORSANIZ DİLİNDEN BAŞLAYIN...diye bir söz vardır... fazla da gevezelik etmek istemiyorum bu konuda çünkü...farklı şeyler olduğu işin içinde korkuyorum burdan ters bişey söylerim diye...

ama emimin ki bu konuda bu kadar hassas olan arkadaşlarım beni anladılar;)

Death_love
07-02-2007, 04:15
Keşke Herkes Bizim Gibi Düşünse ve Dilimizi Düzgün Kullansa
Konu İçin TeşekkürLer

ASLAN- KAĞANALTUGA
08-02-2007, 01:02
tarihte hiç bir toplum topla tüfekle yok olmamıştır,
ancak kulturlerini kaybeden toplumlar yok olmuştur kulturun en onemkli parçasıda dildir.
Bi kaç bişey eklemek isterim dilimiz ile ilgili
ingilizce dili hayranlarına bişey soylemek istıyorum bugun kullanılan İNGİLİZCE nin sadece 10 kelimesi gerçek ingilizcedir geri kalanı diğer dillerden toplamadır yani kırma bir dildir.
ellerine sağlık gusel bi konu açmışsın

YaqmuR
12-03-2007, 13:32
http://img154.imageshack.us/img154/1278/54526332ly7.jpg

http://img222.imageshack.us/img222/6708/50233948xh4.jpg

http://img154.imageshack.us/img154/4175/66295836wr9.jpg

Baris
13-03-2007, 14:15
Gercekten güzel bir kampanya, hem baslatana hem katilanlara tesekkürler...

http://img84.imageshack.us/img84/9139/turkcebannergx44puic5.gif

arda34
02-04-2007, 16:16
evet haklısınız güzel türkcemizi koruyalım.!

Dj_SpaCE_X
11-05-2007, 03:56
yahaaa çok güzel bi konu tam destek veriyorum ama daha çok msn'lerde bu dil yozlaştırılması yapılıyor. bence herkes msn'de bi kaç gün nick olarak "yozlaştırılmış Türkçe kullananlar benimle konuşmasın yazsın" en azından birazda olsa işe yarar!...

arda34
28-05-2007, 23:52
sonuna kadar bende sizlerleyim. Bu güzel vatanımızın kıymetini bilmemiz gerekli!!!

ölümlü yazar
30-05-2007, 00:08
Türkçeyi doğru kullanmak aslında bizlere düşen en önemli görevlerden biridir.

_piki_
15-08-2007, 06:24
"DiL'ini kaybeden üLkesini kaybeder" bunun biLincinde oLaLim
ve mümkün oLdugunca cok kitap okuyaLim,o da oLmazsa en azindan internet'teki yararLi payLa§imLari cokca okuyaLim.


Ayrica Cem tebrik ederim böyLe bir konuya bu denLi hassasiyet gösterdigin icin. :alkiss:

^^CeM^^
15-08-2007, 09:27
Desteklerinizi esirgemediğiniz için teşekkür ederim arkadaşlar, duyarlı olalım Türkçemizi bozup yozlaştıranları mutlaka uyaralım ki yaptığının yanlış olduğunu anlasın ve bir daha tekrarlamasın dilimize sahip çıkalım..

freebot
24-08-2007, 16:26
Kaç kişi düzenli kitap okuyor.

bilgisayardelisi
24-08-2007, 22:56
KardeŞler Nerdeyse Hepİnİzİn Takma Adi TÜrkİlİzce!

^^CeM^^
25-08-2007, 11:56
ARKADAŞLAR LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUNUZ


Karamanoğlu Mehmet Bey´i arıyorum

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?


Bir ferman yayınlamıştı...

"Bugünden sonra, dîvanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya!"

diye, hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dört bir yanını, çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim, dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?



Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey, hanım ağanın, first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet, mağazanın süper, hiper, gross market; ucuzluğun, damping olduğuna kananınız var mı? İlân tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard, bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon; merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, beldelerin girişinde welcome, çıkışında good-bye okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın, body guard; sanat ve meslek pirlerinin duayen; itibarın, saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı? Sekinin, alanın platform; merkezin center; büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı? İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria, sergi yerlerimizi center room, showroom, büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?

Yolüstü lokantamızın adı fast food, yemek çeşitlerimizin menü; hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı? İki katlı evinizi dupleks, üç katlı komşu evini tripleks, köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic, bilgisayarı computer, hava yastığını air bag, oluru, pekâlâyı, okey diye konuşanınız var mı?

Çarpıcı önemli haberler flash haber,

Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,

Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık dağının tepesindeki köyde, cafe show levhasının altında, acının da acısı kahve içeniniz var mı? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını, talan edildiğini, özün el diline özendiğine içi yananınız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk, şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,

Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?


Karamanoğlu Mehmet Bey´i arıyorum,

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...

Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?

^^CeM^^
25-08-2007, 11:58
Prof. W. F. Albright tarafindan hatırlatılan "İşte burada arkeoloji yine eski bir felsefi söz olan 'natura non facit saltum' "tarihteki bütün zahiri devamsızlık içinde (bile) bir devamlılık mevcuttur" vecizesinin tam aksine tarih kitaplarında mevcut olan "Kayıp Diller" olgusu büyük bir tarihi 'anomali' oluşturmaktadır. Sanskritçe, Grekçe, Latince, Anglo - Cermen dilleri, Farsça, Arapça, İbranice, Türkçe gibi büyük diller ve hatta Arnavutça, Gürcüce ve Ermenice gibi küçük diller makul bir devamlılık gösterirler. Kayıp dillerin sahiplerinden başlıcaları olan Sumerliler, Elamlılar, Medler, İskitler, Hititler (Hattiler), Frigler, Lidyalılar, Truvalılar, Etrüskler ve Aramiler hepsi zamanlarının büyük milletleri olmuşlar, uygarlığın keşif ve yaradılışında rol oynamışlar, sanat ve kültür'de yaptıkları atılımlarla eski Yunan Rönesansının temellerini atmışlardır. Öyleyse niçin bu büyük milletlerin dilleri kayboluyor da bugün yaşayan küçük milletlerin dilleri kaybolmuyor. Mesela koca bir Sumer devleti, milleti ve dili yokoluyor ki bu dil İbrani Tevrat yazarının ifadesi ile "bütün dünyanın tek dili" idi (Genesis - Tekvin 11.1-2 "BÜTÜN DÜNYANIN DİLİ BİRDİ"). Çivi yazılarının ilk başarılı çözümünü yapan kişi olarak bilinen Sir Henry Creswicke Rawlinson Sumer dilinin Turani bir dil olduğunu ileri sürmüştü. Her halukarda mantık gösteriyor ki eğer normal tarihi gelişim ve devamlılık korunacaksa bu eski dillerin asla kaybolmamaları, bunların bugüne kadar yaşamaları ve bizce malum herhangi bir şekil veya diyalekt içinde devam etmeleri gerekiyordu.

Uzmanlara göre 'kayıp diller' genellikle Sami veya Hint - Avrupa dilleri dışında kalan aglutinatif bir dil grubunu oluşturuyorlardı. Bu şartlara uyan birçok kayıp diller arasında olan ve muhtelif yazarlarca 'Asyanik' tabiriyle anılan Sumerce, Elamca, Etrüskçe, Urartuca ve Hurrice gibi dillerin Ural Altay dilleri grubuna bağlanması gerekmekteydi ki bu grubun Avrasyadaki yegane büyük temsilcisi Türkçe'dir. Böylece, yukarıda belirttiğimiz tarihi anomalinin tarih kitaplarından çıkarılmasını istiyorsak, bu kayıp dillerin herhangi bir şekilde veya diyalektte Türkçe ile akrabalıklarının ispatı gerekmekteydi. Biz bu noktadan hareket ederek kayıp dillerin sırrını çözmeyi başarmış, insanlık tarihinin son 5000 yılı boyunca Türk dilinin global yayılışı ve gelişimini tesbit etmiş bulunuyoruz.

Çatalhöyük'te Arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilen M.Ö 6300 yılına ait Anadolu kültürünün bir Türk kültürü olduğu gösterilebilir. Prof. Mellaart'ın bulduğu iki pars rolifeyi (kitabın arka kapağı - soldaki resim; foto: Mrs. Mellaart) ile temsil edilen Ana - Tanrıçayı 6000 yıl sonra İtalya'da Etrüskler de aynen tanıyorlardı (ön kapak - sağdaki resim; foto: Editions d'art Albert Skira) ki Etrüsklerin bir Türk diyalekti ile konuştukları kitabımızda ortaya çıkarılmıştır. Ve bu 8300 yıl önceki Anadolu kültürü bir gün içinde varolmadığına göre kültür tarihi bakımından eserimizin ikinci adını "Türklerin On Bin Yılı" olarak ifade ettik. Hakiki yani yazılı Türk tarihi ise çağımızdan 5000 yıl öncesine yazının Sumerliler tarafından icadına uzanmaktadır ki Sumer dilinin de bir Türk diyalekti olduğunu göstermiş bulunuyoruz. Çok muhtemeldir ki, Sumer dili daha sonra Farsçadan ve bilhassa Arapçadan bol miktarda alıntı yaparak zamanla dil bilginlerince Akadca, Asurice, Babilce, ve Aramca ismi verilen ve Sami dil grubuna sokulan sofistike bir 'yazı dili' veya dilleri haline dönüşmüştür ki bu dilleri Osmanlı Türkçesi ile kıyaslamak mümkündür.

Ayrıca İskitçe, Frigce, Truvalıların, Likyalıların dilleri, Hitit - Hattice ve Hurrice, Urartuca, ve Macarca - Fince ve Çuvaşcanın atası saydığımız Pelasg (Ogur) dili ve Hazreti İbrahim'in dili ve de Perslerin resmi dili olan Aramca ve yine Perslerin diğer resmi dili olan Elamca ve Partça dahil birçok kayıp dillerin çivi yazısı veya Arami (Fenike) alfabesiyle yazılmış eski yazıtların ve / veya bu milletlerin krallarının ve asillerinin adlarının ve bazı coğrafi terimlerinin normal Arami - Fenike fonetiği kullanmak suretiyle tercüme edilerek, esasta Türkçe oldukları ispat edilmiş böylece Yunan ve Roma'nın temellerini kuranların Türk uygarlıkları olduğu ortaya çıkarılmıştır. Aynı metotla Türkçe - konuşan milletlerin eski Çin ve Mısır uygarlıklarında büyük roller oynadıkları; Orta Asya'da ise az miktarda yazıtların incelenmesine rağmen Saka - Yüeçilerin, Sogd'ların, Eftalitlerin Türkçe konuştukları saptanmıştır.

Bu uzun tarih devresinde Türk dilleri ana yapılarını oldukça iyi korumuşlardır. En uç Türk dilleri olarak gördüğümüz Macarca ve Fince bile büyük miktarda yabancı kelimeler alarak lügatlerini şişirmelerine rağmen Türkçe olan gramer yapılarını korumuşlardır.

VIII. asır Göktürk yazıtlarının yeniden tefsiri ile o zamanki Orta Asya'da İpek Yolu üzerinde kökü eskilere dayanan yeni bir Budist Türk Devletinin varlığı keşfedilmiştir.

XIII. yüzyıl 'Moğol' dilinin ve bugünkü 'Çuvaş' dilinin müstakil birer Ural Altay dilleri olmayıp, karakterleri, yapıları, ve kelime hazineleri bakımından Türkçe birer dil oldukları gösterilmiştir. Büyük bir Türk dünyası içinde seyahat eden Marco Polo'nun bazı Türkçe kelime ve tabirleri ilk defa bu kitapta ortaya çıkarılmıştır.

Yakın zamanlarda Orta Asya'nın İsik Gölü civarında altın elbiseli bir Türk beyine ait kurganda keşfedilen bir gümüş kasenin üzerinde bulunan ve Göktürkçeye benzer bir alfabeyle yazılmış M.Ö. 5. asra ait iki satırlık bir yazıt yeniden tercüme edilmiş ve bu suretle eski Türk mezarlarında başka bir dünyaya göç eden bir beye refakat eden yakınlarının 'gönüllü' olarak ona katıldıkları tesbit edilmiştir.

Eser dört kısımdır. Bölüm 1 - 6, son 1400 yılın Türk dillerini ve uygarlıklarını kısaca incelemekte, bir anlamda yeniden keşfetmektedir. Bölüm 7 - 29), asıl mevzu olan 'Kayıp Dillerin Çözümü' ile ilgilidir. Bölüm 30 - 32, eski Türk diyalektlerinin Hint - Avrupa ve ve Sami dilleri dahil diğer bazı dillere tesirlerini incelemektedir. Bu arada eski Yunancanın başlangıçta kuvvetli bir ihtimalle Yunanistan'ın eski otokton halkı olan Pelasgların konuştuğu Ogur Türkçesi üzerine inşa edildiği, Greklerin tanrı ve tanrıçalarının adlarının ekserisinin Türkçe ile izah edilebileceği gösterilmiştir. Bölüm 33, birçok coğrafi isimlerin deşifre ve tercümesine hasredilmiştir. Eser bir sonuç yazısıyla tamamlanmaktaduır.

Yeni olarak Türkçe kitabın 2. Bölümü�nde iki Turfan (Tun-huang) Yazıtı'nın tercümesini, 9. Bölümü�nde Etrüsk sayılarının yeni bir analizini, Perugia Cippus Yazıtı'nın tam metninin daha doğru olarak çözümünü, yeni bir Hatip (Haranguer) yazıtının tercümesini, ve genelde Etrüskçenin çok daha ileri bir analizini, 11. Bölüm�de bir Lydia yazıtının ve meşhur Lemnos-Kaminia Yazıtı'nın çözümünü, ve 16. Bölüm'de de ek olarak Melikishvili'den alınan 120 kadar Urartuca kelimenin etimolojisini yaptım.

Eserden şu önemli sonuçlar da çıkarılabilir.

1. Kürtler ve Ermeniler tarafından ilk konuşulan dil farzedilen Yafes dili aslında bir Türk dilidir. Yafes, Sam ve babaları Hazreti Nuh birer Sumerlidir yani Türktür.

2. İlyada, Şehname ve Roma şairi Virjil tarafından yazılmış olan Aeneid adlı destanların ilk önce Türk dili ile yazılmış veya söylenmiş olmaları pek muhtemeldir. Truva ve İran - Turan savaşları büyük bir ihtimalle aynı milletin (Türkler'in) iki unsuru arasında geçen iç savaşlardır.

3. İlk Girit uygarlıklarını çok muhtemelen Türkçe - konuşan uygarlıklar yaratmıştır.

4. Sumer Türkçesinde bulduğumuz alıntı kelimeler gösteriyor ki Indo-Avrupa dili olan Farsça ve Sami dili Arapça da Sumerlilerin eski dünyasında mevcut idi.

5. Arapça ve Latince dahil bütün eski alfabeler Arami - Fenike alfabesinden türemişlerdir. Göktürk alfabesi, bilhassa ince ve kalın ünlü ve ünsüz fonemleri belirleyen kendine özgün harfler eklemek suretiyle bu alfabeler arasında en mükemmeli olarak ortaya çıkar.

^^CeM^^
25-08-2007, 12:03
Yazım Yanlışları

Yazım Kuralları ve Türkçe’nin Doğru Kullanımı

Bir yazı ile okuyucuya mesajı doğru iletmede kaynağın önemli bir rolü ve sorumluluğu bulunmaktadır. Bu yüzden mesajı ileten kişi mesajını yazılı olarak iletirken bir takım yazım kurallarına uyması gereklidir. Özellikle öğrencilerin yazı yazarken yaptıkları en önemli hata, noktalama işaretlerine uymamalarıdır.

* Yazılarda noktalama işaretleri bazen hiç kullanılmamakta bazen de yerinde kullanılmamaktadır. İfadelerin doğru anlaşılması için bu kurallara özenle uyulmalıdır.

* Bir bilgisayar programı kullanılarak yazılan yazılarda ise boşluk konusuna dikkat edilmelidir. Örneğin,

Noktadan ve virgülden önce boşluk bırakılmamalıdır.
Noktadan ve virgülden sonra boşluk bırakılmalıdır. Boşluk bırakılması unutulduğunda noktanın öncesinde ve sonrasındaki sözcükler tek bir sözcük olarak algılanmaktadır. Bu da yazıların kağıt üzerindeki düzenlemesini olumsuz etkilemektedir.
Parantezler açılırken parantez öncesinde boşluk bırakılmalı, açılan parantezle metin arasında boşluk olmamalıdır. Parantezler kapatılırken parantez öncesinde boşluk olmamalı, sonrasında ise olmalıdır.

* Diğer bir hata türü yazım yanlışlarıdır. Sözcükler Türk Dil Kurumu’nun belirlediği kurallar göz önünde bulundurularak yazılmalıdır.

* Yaygın olarak yapılan bir başka hata da sözcüklerin yanlış kullanımlarıdır. Örneğin “neden olmak”, “yol açmak” ve “sağlamak” gibi sözcükler çok farklı anlamları verebiliyorken aynı anlamda kullanılmaktadırlar.

* Ayrıca bazı sözcüklerin Türkçe karşılıkları varken (genelde) farkında olunmadan yabancı karşılığı kullanılmaktadır.

^^CeM^^
25-08-2007, 12:30
Türkçe konuşalım türkçe!

Oynanmasın lisanımla
Oynanmasın insanımla
Gece gündüz her anım la
Meşgalemdir gündüz gece
Her kelime hece hece
Türkçe konuşalım Türkçe

İki dil iki insanmış
Bazıları böyle sanmış
Biri Hans biri Hasanmış
Biri cüce biri yüce
Adam gibi Türk ol önce
Türkçe konuşalım Türkçe

Türkçe benim anadilim
Yok olmasın dilim dilim
Canım,cananım, sevgilim
Hem manaca hem şekilce
Denebilir hangi dilce?
Türkçe konuşalım Türkçe

Türkçe benim anadilim
Sahip çıktım sana dilim
Gönlüm senden yana dilim
Dinle, kültürüm iç ice
Kayıp eden hâli nice
Türkçe konuşalım Türkçe

Mikdat der ki sanat dilim
Din, kültüre kanat dilim
Bir çoğuna inat dilim
Önce Türkçe, sonra Türkçe
Savunurum seni Türkçe
Türkçe konuşalım Türkçe!
Mikdat Bal

^^CeM^^
26-08-2007, 17:12
Londra Üniversitesi'nde Türkçe okutan bir kadın doçent, Miss Margaret Bainbridge, kaybettiğimiz Türkçeyi arayıp bulmak ve kurtarmaya çalışmak için İstanbul'a gelmiş, hakiki Türkçeyi bulabileceği çevrelerde araştırmalar yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerinden ve Türk Ev Kadınları Derneği'nin yardımlarından faydalanmıştır. Bu arada, İstanbul konuşmasını henüz kaybetmemiş bazı İstanbulluların konuşmalarını teybe almıştır.

Nihad Sami, meseleyi şöyle değerlendiriyor: Yaptığı ve yapacağı işin ciddiyeti içinde, gayretli ve sağlam bilgili Miss Margaret Bainbridge'le biz de uzun uzun konuştuk. Türkçenin hazin kaderi üzerinde bilgi alışverişlerinde bulunduk; Türkçenin en güzel eserlerinden seçmeler yaptı k. bandlar doldurduk.

Türkçenin, bugünkü çılgın gidişi karşısında İngiliz doçenti en az bizim kadar üzgün ve me'yus buldum.

"Bu gidişin sonu ne olacak?. Sizin, büyük, tarih eseri olan güzel diliniz, böylece ziyan olup gidecek mi?" diyor, başka bir-şey söylemek istemiyordu. İngiltere'de Türkçe öğrenmek isteyen fakülte talebesine hangi Türkçeyi öğreteceğini şaşırmıştı. Hakiki Türkçeye ihânet etmek istemeyen bir gönülle ve böyle bir ilmî zihniyetle bizim dilimizin ulaştığı en üstün seviyeyi tesbite çalışıyordu.

"Sizin Divan şiirinizin güzelliğini ve Türkçenin eski ve büyük şâirlerinizin elinde neler söylemeğe muktedir bir lisan olduğunu biliyorum. Sinan Paşa gibi, Evliya Çelebi gibi, eski nesrinizin şaheserlerini meydana getirenler de beni kendilerine bağlamışlardır. Bununla beraber, sizin hakiki Türkçe'niz, bundan 40–50 sene evvel konuşulan Türkçe ile yazan muharrirlerinizin dilidir. Ondan evvelki lisânınızın her külfeti bu sonuncuların dilinde yumuşamış, kaybolmuş. Ortaya çok güzel bir yazı dili, bir şiir ve nesir çıkmıştır. Bugünkü diliniz ise artık tamamiyle uydurma ve güzel olmayan bir dil, ne sesi, ne üslûbu kalmış, ziyan olmuş bir lisan... Kemâlini bulmuş Türkçeye nasıl kıyıyorsunuz? Bu güzel dili kısa zamanda nasıl bu kadar mahvü perişan ettiniz? Bu, akıl alacak şey değildir!" diyordu.

Bizim bazı dilcilerimizin her zamanki gibi yanlış olan bir iddialarına gülüyor: "İngilizceyi öz İngilizce yapmak için cemiyet kurulduğu iddiasına..!"

"—Böyle bir düşünüş. Lord Byron'ın romantizmi devrinde bir ân için çakıp geçmişti. Sonra İngilizce'nin teşekkülü öğrenilince bu romantik düşünce de tabiatıyla câzibesini kaybetti." diyor. Ve, pek tabii olarak, İngilizcenin bir imparatorluk dili oluşundan gurur duyuyor.

Sözün kısası şu ki, Türkçeyi kendi inceliği ve güzelliği içinde öğrenmek isteyen âlim, şimdi Türkiye'de Türkçeyi bulmakta güçlük çekiyor. Vakit kaybetmeden ve henüz Türkiye'de dil bilir üç-beş kişi varken bizim hakiki lisânımızın sesini, şivesini tesbite çalışıyor, ölmezleştirmek istiyor.

Dilimizi mahvetmeye memur insanlar ise bunun aksini yapıyorlar. Onu yıkmak ve unutturmak için ne lâzımsa, hem de, vakit geçirmeksizin yapmaya çalışıyorlar.

Bizi ve dilimizi sevenlerden birisi de İtalyan Prof. Anna Masala... Vehbi Vakkasoğlu'nun sorularına cevap verirken şöyle diyor:
—Gerçi, bir lisan olarak Türkçe var, kendine has bir medeniyetiniz de var.Fakat bu yeni medeniyetten önceki tarihinizi bilmek lâzım. Tam modern bir Türk olmak için eski kültürünüzü bilmeniz gerekir.

Arabça bilmeyen bir adam nasıl Türkolog olabilir?

Türk edebiyatına Divan edebiyatı ile başladım. Bence ileri; eski demektir, yani zaman mevzubahis değil. İleri için, yarın da diyebilirim, dün de diyebilirim farketmez.

Bu sebeple Orta Asya edebiyatınızı okumak istedim. Meselâ destan edebiyatı çok mühim. Divân-ı Lügat'it Türk vs... Sonra gördüm ki, iki paralel yol var:
1) Divan edebiyatı, 2) Halk edebiyatı... Ve halk edebiyatında tasavvuf edebiyatı var. Tasavvuf edebiyatı, derya; bitmez tükenmez... Belki ölünceye kadar çalışacağım.

Roma Üniversitesi'ndeyim. Talebelerim çok... Geçen sene otuzdu, bu sene daha fazla. Meselâ geçen sene Yunus Emre'yi okuttum, bu sene başka bir konudan bahsedecektim, onlara... Yok dediler. Hocam ne olur, tasavvufa bayılıyoruz yine tasavvuftan bahseder misiniz?

Neden kompleks var sizde? Ben dikkat ettim şunu gördüm: Bakınız ben Avrupa'da doğdum, Mozart'ı severim, Mozart'ı severken, ben Itri'yi buldum; bayıldım O'na. Bazı Türkler, Itri'yi bilmiyorlar veya bilmek istemiyorlar. Itri'yi misâl olarak söylüyorum. Bunun gibi birçok misâl verebilirim. Kompleks var onlarda.

Bir gün bir Türk kızı bana ne dedi bilir misiniz?

—Anna Masala, sen hep Itri'den bahsediyorsun. Bu Itri bitti Ben Mozart'ı severim. Ben çok sert bîr cevap verdim:
—Çok affedersiniz dedim, bence sen Itri'yi bilmiyorsun kızım. Fakat Mozart'ı da anlamıyorsun.

Ben, içten ve gerçek söylüyorum, o Türk kızından daha şanslıyım. Kompleks bu... Çünkü ona göre, Itri eski, ne demek eski? Bir dün olduğu gibi, bir de yarın var. Sadece bu gün olmaz. Yarın varsa, bir de dün var. Lâtince öğrendim. Tabii şimdi ben Lâtince konuşmam. Fakat İtalyanca'yı dahi öğrenmek için Lâtince okudum. Bazı Türkler sıkılıyorlar ve diyorlar ki, yüz sene önce, ikiyüz sene önce, bin sene önce başka. Elbette başka. Fakat meselâ ben Micelangelo dersem kompleks yok bende. Ama siz Sinan, daha doğrusu Koca Sinan deyince sıkılıyorsunuz. Pek anlamadım ben bunu.

—Anna Masala hanımefendinin değerli sekreteri Ayşen Hanım, onun tercümeleri hakkında şunları söylüyor:
—Anna hanımın son yaptığı tercümeler arasında bir Gazi Osman Paşa Marşı var. İnanın, bu gün bunun Türkçesini sekiz yaşındaki bir çocuğa veya seksen yaşındaki bir ihtiyara okuyun, onlar nasıl anlıyor, nasıl ağlıyorlarsa, hiç İtalyanca bilmedikleri halde, tercümesini de okuyunca aynı şekilde hislenip ağlayacaklardır. Çok samimi söylüyorum. İtalyanca veya Türkçe bildiğim için değil. Ben şiiri okuduğum zaman vapurdaydım. İnanır mısınız, avaz avaz bağıracaktım, nerdeyse...

İtalyancayı hiç bilmeyen biri bile, Onun tercümelerini okusa, aynı duyguyu, aynı mânâyı anlayacaktır mutlaka, yani İtalyancasını okurken Türkçe'sini görecektir. Bu kadar derinlemesine hissetmiştir onları yazarken.

Şimdi bir de meseleyi başka yönden ele alalım...

Sovyet Rusya'nın kurulduğu yıllarda, zamanın en büyük İlimler Akâdemisi olmasına çalışılan "Şu'ra Cumhuriyetleri İlimler Akademisi "ne bir vazife verilmişti. Buna göre, akademi, Rusça'yı öz Rusça hâline getirmek için ne yapmak gerektiğini araştıracak, neticeyi bir rapor hâlinde Rus hükümetine verecekti.

Bu rapor çok ciddi araştırmalardan sonra, yine çok ciddi şekilde hazırlandı. Raporda hülâsa olarak şu neticeye varılıyordu:
"Rusça'yı Öz Rusça yapmak mümkün-dür.Ancak bunun için Rusçada kullanılan kelimelerin yüzde yetmişbeşini terk etmek ve yerlerine yeni kelimeler bulmak gerekir."

Bu rapor Rusça için derhal hasıraltı edildi. Fakat aynı rapor, Moskova'nın dış siyasetine yaman bir ışık tutmuş oldu:
Madem ki bir dili öz dil yapmaya çalışmak, o dile bu derece yaşayan kelime kaybettiriyor; geçmişle, kökle, inançlarla alâkayı kesiyor, şu halde bu sistem diğer müsait ülkelerde tatbik edilebilirdi...

Bu tatbikata ışık tutan bir hâtıra:
Peyami Safa kendisine "sosyal, spontane, koordinasyon, icmâl, tecessüs, hulâsa ve hâdise.." kelimeleri yabancı olduğu hâlde niçin kullandığını soran okuyucusuna bir hâtıra ile cevap veriyor:
"Rahmetli Hüseyinzâde Ali bir gün Rusya'da bir tiyatro locasında, Rus lisaniyatçılarından biriyle Türkçeden bahsediyormuş. Rus âlimi Türkçenin yabancı kelimelerden mürekkep olduğu için kendi kendine yeten, müstakil bir dil olmadığını söylemiş.

Hüseyinzâde Rus'a sormuş:
—Söyler misiniz? Rusya'da tiyatroya ne derler?
—Tiyatro.
—Oynayanlara ne derler?
—Aktör.
—Sahne tertibatına?
—Mizansen.
—Piyesi fısıldayana?
—Süflör.
—Sahnenin resimlerine ve eşyasına?
—Dekor.
—Bunlar Rusça mı?
—Hayır!"

Şimdi biz de okuyucuya soralım; "Niçin otomobil, telefon, elektrik, fabrika, tank, mitralyöz, vapur, tren?.. Bunların Türkçesi yok mu?"

Gene biz cevap verelim: Bunların da Türkçe'si yok. Tren trendir. Bu zarureti daha fazla münakaşaya vaktimiz yok. Sonra medeniyet trenini kaçırırız.


Derleyen: Safvet Senih

lamia
27-08-2007, 20:37
böyle bir konu için thanks:) cem

yolcu
05-09-2007, 22:33
Elimizden geldiği kadar Türkçemizi düzgün kullanalım. Eğer Türkçemizin Yıl 2026 Türkçe'miz Nasıl Bir Bakın.... konusundaki gibi olmasını istemiyorsak biraz daha duyarlı davranmalıyız. Bazı örnekler veriyorum şimdi


http://img180.imageshack.us/img180/3033/61552789dy8.jpg

güzel erkek

“Güzel” sözcüğü nitelendirme sıfatı olarak kadın, kız ve çocuklar için kullanılır. Erkek için “yakışıklı” sözcüğü daha doğrudur. Bu yanlış kullanım “kadınsı bir güzelliği olan erkek” anlamını doğurur.

korkunç güzel

“Çok güzel, olağanüstü güzel, fevkalâde güzel, nefes kesecek kadar güzel, harikulâde güzel” gibi söyleyişler varken “korkunç güzel” demek doğru değildir.

hayret bir şey

“Hayret” sözcüğü Türkçede ya ünlem olarak ya da “hayret etmek” şeklinde bir birleşik sözcük olarak kullanılır. Bu nedenle “hayret edilecek bir şey” demek daha doğrudur.


http://img180.imageshack.us/img180/2586/59509395ni8.jpg

Saat 05.00 gibi gelirim.

“Gibi” sözcüğü bir benzetme edatıdır. Benzetme edatları, bir şeyin bir başka şeye benzetilmesi sırasında anlatımı tamamlayıcı bir görevle kullanılırlar.
“Saat beşte, beşe doğru, beş civarında, beş sularında” gibi seçenekler varken “beş gibi” kullanılışı uygun değildir.

yakinen tanımak

yakin = (Arapça) sağlam bilgi, iyi, kat’i olarak bilme
Dolayısıyla “yakinen tanımak” yerine “yakından tanımak” demek gerekir.

istihbarat almak

“İstihbarat”, “haber ve bilgi alma, duyma” anlamlarına gelen “istihbar” sözcüğünün çoğuludur. Dolayısıyla “istihbarat” zaten haber alma anlamını taşıdığı için “istihbarat almak” yanlış bir kullanımdır


http://img251.imageshack.us/img251/6528/73410160fh2.jpg
görmemezlikten gelmek

Konuşma veya yazı dilinde sık sık karşılaşılan hatalardan biri de iki olumsuzluk ekinin üst üste getirildiği –mAmAzlIktAn gelmek yapısıdır.

Ekte iki olumsuzluk eki bulunmaktadır. “Görmemezlikten gelmek” örneğinde, gör- eyleminin me- eki ile olumsuz çatısı kurulmuş; ardından bu olumsuz çatının üstüne olumsuz sıfat fiil eki –mez ve isimden isim yapma eki –lik getirilmiştir. Dil bilimde ek yığılması olarak tanımlanan bu ifadenin yerine, -mazlıktan / -mezlikten gelmek yapısının kullanılması uygun olacaktır.

tayin olmak

“Atama” anlamındaki “tayin”, ancak “etmek, edilmek, olunmak” yardımcı fiilleriyle veya “tayin-i çıkmak” yapısıyla kullanılabilir.

Aynı şekilde, iptal olmak, kaydolmak, keşfolmak, tahrip olmak vb. birleşik eylemlerin uygun kullanılışı iptal olunmak, kaydolunmak, tahrip edilmek vb. dir.

yazılı metin

Metin, zaten yazılı olduğundan ilk sözcük gereksizdir.


http://img204.imageshack.us/img204/6969/46511498qf5.jpg
bedbaht

Nutuk’ta geçen sözcük “fenalık, kötülük isteyen” anlamlarına gelen “bedhah”tır. Ancak zaman zaman Nutuk okunurken “bahtsız, kötü bahtlı” anlamlarına gelen “bedbaht” sözcüğü kullanılmaktadır.


delâlet

Nutuk’ta geçen sözcük “doğru yoldan sapma” anlamına gelen “dalâlet”tir. Ancak zaman zaman Nutuk okunurken “yol gösterme, kılavuzluk” anlamlarına gelen “delâlet” sözcüğü kullanılmaktadır.


fen ve sosyal bilimler

Yapıca farklı iki tamlamayı bu şekilde birleştirmek, bir anlatım bozukluğudur.


değişik versiyon

Fransızcadan dilimize giren versiyon ‘değişik biçim’ anlamındadır. Doğal olarak ‘değişik’ sözcüğüne gerek yoktur. Ayrıca ‘versiyon’ için ‘sürüm’ sözcüğü önerilmiştir. Türkçesi Varken Yabanı, Yabancısı Niye?


deniz sahili

‘Kıyı, yaka, yalı’ anlamındaki ‘sahil ’sözcüğü, denize değil; kara parçasına, örneğin adaya ait olmalıdır: ada sahili gibi.


fikrini kanıtlamak

Fikir (düşünce), ‘edinilir, danışılır, verilir, yorulur, çelinir, kabul edilir’; ancak kanıtlanmaz.


“Hayat kısa, sanat uzundur.”

Eski bir Yunan düşünürüne ait vecizenin çevirisinin doğru Türkçe olduğunu söylemek oldukça zor. Kısacası, sanatın uzunu, kısası olmaz. Bir dildeki anlamca uyumlu öğeleri bir başka dile anlam ve anlam ve üslûp kaybı olmadan aktarmak gerektiğinde, buna benzer sorunlar ortaya çıkabilir.


râkip

Bu sözcükteki /a/ ünlüsünün özellikle sporseverlerce yanlış telâffuz edildiği görülüyor. “râkip” şekliyle eski dilde ‘binen, binici’ anlamına gelir. “Herhangi bir işte, bir yarışta, birini geçmeye çalışan, aynı şeyi elde etmeye çalışan kimse” anlamına gelen sözcük, kısa /a/ ile söylenmelidir.


süre / süreç

Sesçe benzeşen bu sözcükler doğru anlamlarıyla kullanılmadığı takdirde anlatımdaki ince ayrımlar da ortadan kalkacaktır. Türkçe Sözlük’te “süre”, ‘zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet’ anlamındadır. “Süreç” ise ‘aralarında birlik olan veya belli bir düzen içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay veya hareketler dizisi’ olarak tanımlanmaktadır.


direk

Türkçe “dire-” ‘bir şeyi dikine koymak, dikmek’ eyleminden türetilen “direk” ile, İngilizce “direct”ten dilimize geçen “direkt = doğruca, duraksız, doğrudan” sözcüğünün zaman zaman karıştırıldığı görülmektedir.


nüans farkı

Özellikle, yabancı dillerden yapılan alıntılar, anlamları tam olarak bilinemediği takdirde yanlış kullanılmaktadır. Fransızca “nuance” sözcüğü mecazen “fark, ayırtı” anlamındadır. Doğal olarak “nüans farkı” ifadesi hatalıdır.


güzergâh üzerinde

“Geçilen, geçilecek yer, yol” anlamındaki Farsça kökenli “güzergâh”tan sonra “üzerinde” sözünü getirmek yanlıştır. Çünkü sözcüğün köküne (güzer = geçme, geçiş) gelen “-gâh” yer veya zaman bildiren bir ektir.


kontrolsuz

Ünlü uyumlarına uymayan yabancı sözcüklerde son hecenin art/ön oluşuna göre art veya ön ünlü ek gelir (televizyon-lar, bone-ler). Ancak bazı yabancı kökenli sözcükler, ait oldukları dilin kimi ses özelliklerinden dolayı bu kuralın dışında kalır. Bandrol, kontrol, mol, bol (içki), parabol, sol (nota) vb. örneklerdeki palatal /l/ sesi ön sıradan (ince) söylenir. Dolayısıyla bu sözcüklere ön ünlülü ekler getirilir (bandrol-ü, kontrol-süz, mol-den, bol-ü, parabol-den, sol-e vb.)


mütehassıs – mütehassis

“Husus” kökünden gelen “mütehassıs”, ‘ihtisası olan, bir işin bir şubesini çok iyi bilen, uzman’; “hiss” kökünden gelen “mütehassis” ise ‘hislenen, duygulanan’ anlamındadır. Bu farka dikkat edilmesi gerekir.



geçerlik, güvenirlik mi; geçerlilik, güvenirlilik mi?


Türkçe Sözlük (TDK, 1998)’te
geçerlik = 1. Yürürlükte olma, değerini sürdürme, revaç: Bu para geçerlikten kaldırıldı. 2. Sürümü olma durumu: Bu malın geçerliği kalmadı.

geçerlilik = 1. Geçerli olma durumu, geçerlik 2. Fel. Bir kavramın, bir yargının mantık veya anlamı ve değeri bakımından onaylanabilir olması

güvenirlik = Güvenilme durumu, güvenilir olma durumu

güvenilirlik = Güvenilir olma durumu

Bu açıklamalara göre bu sözcükler arasında “geçerlilik”in Felsefe’de ayrı bir anlamı olması dışında bir fark yoktur.

“Yeterlik” ve “yeterlilik” çiftinde ise anlam yükü birincidedir. Yeterlilik yalnızca ‘yeterli olma’ durumudur.


atıyorum

Son dönemlerde sıkça yapılan bir yanlış. Türkçede “atmak” sözcüğü argo’da ‘bilmeden, kestirerek söylemek’ anlamındadır. Burada iki yanlış görülüyor: İlki, argo sözcük kullanmak, ikincisi bilmeden konuşmak. Hâlbuki kastedilen yalnızca örneğin demek.


akıbetin sonu

“akıbet”, “son, kötü son” demek olduğundan bu iki sözcük yan yana kullanılmamalıdır. Yani “Bu akıbetin sonu ne olacak?” demek yerine “Bunun sonu ne olacak?” demek gerekir.


Alıntıdır....
....

Çekolata
05-09-2007, 22:57
Kendi dilimiz kullanmak bu kadar zor olmamalı,gücümüze gitmemeli Türkçe kullanmak Türkçe yazışmak.
İlk bakışta duyarsızlık gibi görünse de bu kullanımların çoğu bilinçsizliktendir bence.Yukarıda anlatılanların çoğu çok basit anlatım bozuklukları.Orta seviyede bir eğitim almış herkesin çok rahat farkedebileceği şeyler.Bilinmiyor olsa da öğrenilmesi çok zor olmayan şeyler.Ama daha tehlikeli olanı bilindiği halde yanlış kullanılması, hatta bu kullanımın tarz haline getirilmeye çalışılması.
Tabiki bilinçsizliğin yanında biraz duyarsızlık biraz özenti de var.Bugünlerde messenger da kullanılan dili anlayamaz oldum.Kısaltmalar,harf düşürmeler,şirin görünsün diye harfleri değiştirmeler vs.
Sadece dilimizi kullanırken biraz daha özen göstermemiz sorunu çözer bence.
Yeter ki TÜRKÇE KONUŞALIM-TÜRKÇE DÜŞÜNELİM-TÜRKÇE SEVELİM...

Konu için teşekkürler yolcu :cicek:

yolcu
05-09-2007, 23:00
Güzel yorumun İçin ben teşekkur ederim.
Senınde Değindiğin gibi özellikle msn de ve özellikle bayanlarda (lutfen bu yanlıs anlasılmasın ama benım çevremı gorduklerımı soyluyorum) bu durum daha çok.Tabiki haliyle buda onlara şirin gozukmek isteyen arkadaslara örnek oluyor ve onun arkadaşı,arkadaşının arkadaşı derken uzayıp gidiyor....

Umarım daha duyarlı oluruz...

^^CeM^^
12-09-2007, 03:02
Arkadaşlar forumda bu konuda bir kampanya başlatmıştım sizde katılırsanız sevinirim.Burda epey bilgi mevcut..

http://www.2de1.net/turkiye.hakkinda.genel/34342-turkcemizi.guzel.kullanalim.koruyalim.kampanyasi.h tml#post290664

KãRdé£éN
14-09-2007, 22:39
yolcu, Cem konularınızı birleştirdim :cicek:

Türkçe'mize tam destek ;)

:srl:

c3h3nn3m
17-09-2007, 21:03
Süper Süper Süper..!!
c3h3nn3m

hakank
20-09-2007, 14:29
"TÜRKÇESİ VARKEN" neden başka bir dilin kelimelerini kullanalım. Katılıyor ve destekliyorum...

Notheart
30-09-2007, 23:23
http://i23.tinypic.com/2j3fr07.gif

darkness_of_angel_mrv
27-10-2007, 18:34
teşekkürler bence de dilimize sahip çıkmanın vakti geldi

TheDarkOfGothicalBoy
23-04-2008, 13:25
Nerdeyse üye olduğum bütün forumlarda bu konu da fan,kampanyalar var. Ama beni tamamen değiştiren insan "Göktuğ Yüksel"dir... Onun sayesinde Türkçeme daha çok dikkat ediyorum. Bu arada Göktuğ Yüksel eski CDOYUN dergisinin "Dergi Editoru" ve " Ailemizin Yazarı Gök" tür. :) Şuan Oyungezer dergisinde işine devam ediyor. Ayrıca beni Metal Müziği alıştıran da odur. Sağolsun, varolsun. Teşekkürler...

ismail43
01-05-2008, 00:44
Bir Milleti Yok Etmek Istersen Ilk önce Dilini Sonra Ise Dinini Sabote Edeceksin

SuperS
01-05-2008, 21:09
Türkçemizi güzel kullanalım,dikkat edelim..

Diyoruz deniyor ama ama görüyoruz ki daha da kötüye gidiyor.. :rolleyes:

all_in_nev
03-05-2008, 19:07
bir millet yok etmeye önce dilinden başlanır..
dilinden taviz veren vatanından da taviz verir..

bu konu hakkında "Oktay Sinanoğlu" hocamızın kitaplarını okumanızı tavsiye ederim..
eğer birşeyler yapmak istiyorsak önce bir okumayı denemek gerekir

Prenses
27-06-2008, 19:22
Arkadaşlar lütfen Türkçeye özen gösterelim. Kısaltmalar tamam ama "qusura &akma, $en, &en.............." bunun türevleri olan bir sürü kelime kullanılıyor forumda ve çok kötü bir görüntü oluşuyor bence. Sadece biraz özen gösterelim. Zor bir şey değil, klavyedeki Türkçe karakterleri kullanmanız yeterli olacak ;)

ozum_nur
28-06-2008, 12:26
çokgüzel bir konuya deginmişsin.
öncelikle seni can-ı gönülden tebrik ederim.
şimdiki gençler çok igrenç bir yazı sistemi ve konuşmalarıyla
dikkatimi çekiyor ne kadar uyarsamda düzelme yok.
artı bide agızlarını ayırarak kelimeleri uzatarak konuşmaları
yokmu böyle bogazlayasım geliyor :)

ragazza
28-06-2008, 12:32
ne güzel bi konu yaw kızlar özellikle siz okuyun :D

Prenses
28-06-2008, 14:05
artı bide agızlarını ayırarak kelimeleri uzatarak konuşmaları
yokmu böyle bogazlayasım geliyor :)

Nefret ettiğim ilk şeylerden biridir. Acaba çok çaba sarfediyorlar mıdır öyle konuşabilmek için? Öyle konuşunca lakapları " tiki " oluyormuş... Aman ne büyük iş, dünyayı kurtardılar sanki. Çocuk işleri işte. Akıl basmıyor ki Türkçe kadar güzel bir dili koruyabilsinler!