nUv@nd@
22-02-2007, 15:09
Cuma namazının farzı iki rekattır. Kişinin esas sorumlu olduğu bu iki rekat farzdır. Bunun yanında farzdan önce dört rekat, farzdan sonra dört rekat olmak üzere sekiz rekat da sünneti vardır.
Kimler Cuma namazı kılmakla mükelleftir?
Cuma namazı, kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mazereti olanlara farz değildir. Bununla birlikte kılmaları halinde namazları geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.
Dinimize göre hasta ve yolcu olanlarla, stratejik önemi haiz yerlerde hizmet verenler hariç, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğe Cuma namazı kılmak farzdır.
Cuma günü ve Cuma vakti çalışılır mı?
Kur'an-ı Kerim Cum'a Suresi’nin konu ile ilgili 9 uncu âyetinde "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır" buyurulmaktadır. Buna göre Cuma namazı kılmakla yükümlü olan kişilerin Cuma vaktinde alışveriş yapmaları ve çalışmaları caiz değildir. Ancak, Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan kişilerin alış-veriş yapmasında ve çalışmasında dinen bir sakınca yoktur
Cuma saatinde, Cuma namazı ile yükümlü olanların alışveriş yapması caiz olmamakla birlikte bu tür akitlerden elde edilen kazanç helaldir.
Cuma namazı kılmakla dînen yükümlü olan satıcının iş yerinde Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan birisini istihdam etmek suretiyle iş akışının devamını sağlamasında dinî açıdan bir sakınca yoktur.
İşyerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir mi?
Yetkili mercilerden izin alınmak kaydıyla, iş yerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir.
Zuhr-i âhir namazı ve hükmü?
Zuhr-i âhir namazı, son öğle namazı anlamına gelir. Bu namaz, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, Cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.
Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle Cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle zuhr-i ahir namazının kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.
Zühr-i Ahir Namazının Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zühr-i ahir namazının gerektiğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide Cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir ihtiyaç bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bunu da, Cuma namazının toplanmak ve hutbe için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
Zühr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i Ahirin kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” şüphesiyle zuhr-i ahir kılmak, Cuma namazını ifsat eder. Ayrıca zuhr-i ahir kılınması gerektiği ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, öğlenin farz olduğunu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır. İbn Nüceym, Alaü’d-din Haskefî, İbn Abidîn, Cemaleddin el-Kasimî, Mehmet Zihni Efendi gibi bilginler bu görüştedirler (İbn Nüceym, Bahru’r-Rayik, II/154-155; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/536, 541; Cemalettin el-Kasımî, Islahu’l-Mesâcid, s.50; Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 439-440).
Bir kısım alimler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zühr-i ahir kılmayı bidat kabul etmişlerdir (Azim Abâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/397,406; Reşid Rıza, Fetâvâ, I/199-200,301-305; III/941; IV/1551, 1591; VI/2521).
Zühr-i ahirle ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Hz. Peygamber’in zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
Bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Öyle ki, İmam Şafiî Bağdat’a gittiğinde birden fazla yerde Cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/544). Günümüzde ise, bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
Zühr-i ahir namazının ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürülmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Zira, ihtiyat iki delilden kuvvetli olanı tercih etmektir. Halbuki, Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac 22/78) buyrulmaktadır.
Diğer taraftan ihtiyat, bir faydaya mebni olmalıdır. Oysa, zuhr-i ahirin kılınması gerektiğini söylemek, insanların Cuma’dan sonra kılınacak sünneti terk etmelerine sebep olmaktadır. Farzdan sonra sünnet namazdan başka bir namaz olmadığı anlatılır ve uygulama da buna göre olursa, bu sünneti yerine getirenlerin sayısı artacaktır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü Müslüman’ları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.
Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?
Özürsüz olarak Cuma namazını terk eden bir Müslüman büyük günah işlemiş olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, özürsüz olarak üç cumayı terk eden kimsenin kalbinin mühürleneceği ifade edilmektedir. Bu itibarla geçerli bir mazeret olmadıkça Cuma namazının terk edilmemesi gerekir
Kimler Cuma namazı kılmakla mükelleftir?
Cuma namazı, kadın, hasta, yolcu, hürriyeti kısıtlı ve cemaate katılamayacak derecede mazereti olanlara farz değildir. Bununla birlikte kılmaları halinde namazları geçerli olup, ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez.
Dinimize göre hasta ve yolcu olanlarla, stratejik önemi haiz yerlerde hizmet verenler hariç, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş her Müslüman erkeğe Cuma namazı kılmak farzdır.
Cuma günü ve Cuma vakti çalışılır mı?
Kur'an-ı Kerim Cum'a Suresi’nin konu ile ilgili 9 uncu âyetinde "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır" buyurulmaktadır. Buna göre Cuma namazı kılmakla yükümlü olan kişilerin Cuma vaktinde alışveriş yapmaları ve çalışmaları caiz değildir. Ancak, Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan kişilerin alış-veriş yapmasında ve çalışmasında dinen bir sakınca yoktur
Cuma saatinde, Cuma namazı ile yükümlü olanların alışveriş yapması caiz olmamakla birlikte bu tür akitlerden elde edilen kazanç helaldir.
Cuma namazı kılmakla dînen yükümlü olan satıcının iş yerinde Cuma namazı kılmakla yükümlü olmayan birisini istihdam etmek suretiyle iş akışının devamını sağlamasında dinî açıdan bir sakınca yoktur.
İşyerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir mi?
Yetkili mercilerden izin alınmak kaydıyla, iş yerlerindeki mescitlerde Cuma namazı kılınabilir.
Zuhr-i âhir namazı ve hükmü?
Zuhr-i âhir namazı, son öğle namazı anlamına gelir. Bu namaz, bir kısım İslâm bilginleri tarafından, Cuma namazının sahih olmaması ihtimaline binaen, ihtiyaten kılınması öngörülen o günkü öğle namazıdır.
Sıhhat şartlarındaki ihtilaf sebebiyle Cuma namazının geçerli olmaması ihtimalinden hareketle zuhr-i ahir namazının kılınmasının gerektiğini ileri sürenler olduğu gibi, buna karşı çıkanlar da olmuştur.
Zühr-i Ahir Namazının Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zühr-i ahir namazının gerektiğini ileri sürenlerin hareket noktası, bir yerleşim biriminde birden fazla camide Cuma namazının sahih olmaması ihtimalidir. Bunlara göre, bir ihtiyaç bulunmadıkça, bir yerleşim yerinde sadece bir yerde Cuma namazı kılınır. İhtiyaç yokken, birden fazla yerde kılınması halinde, namaza ilk başlayanların Cuma namazları sahih olur, diğerlerininki olmaz. Bu durumda diğerlerinin öğle namazını kılmaları gerekir. Hangisinin önce kılındığının tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin öğle namazını kılmaları bir çözüm olarak öngörülmüştür. Bunu da, Cuma namazının toplanmak ve hutbe için meşru kılındığı gerekçesine ve Hz. Peygamber ve hulefa-i raşidîn döneminde tek bir yerde Cuma kılındığına dayandırmaktadırlar (Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc, I/544; Nevevî, el-Mecmû’, IV/451-452; Sahnûn, el-Müdevvene, I/277-278; İbn Kudâme, Muğnî, III/212; Hurâşî, Şerhu Muhtasari Halîl, II/74-75).
Zühr-i Ahirin Kılınmaması Gerektiğini İleri Sürenlerin Delilleri
Zuhr-i Ahirin kılınmasına karşı çıkanlar, şüpheyle yapılan ibadetin geçerli olmayacağı düşüncesinden hareketle, bu namazın kılınmaması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlara göre, “belki Cuma namazı sahih olmamıştır” şüphesiyle zuhr-i ahir kılmak, Cuma namazını ifsat eder. Ayrıca zuhr-i ahir kılınması gerektiği ileri sürmek, halkın gözünde, Cuma namazının farz olmayıp, öğlenin farz olduğunu ya da bir vakitte ikisinin de farz olduğu zannını uyandırır. İbn Nüceym, Alaü’d-din Haskefî, İbn Abidîn, Cemaleddin el-Kasimî, Mehmet Zihni Efendi gibi bilginler bu görüştedirler (İbn Nüceym, Bahru’r-Rayik, II/154-155; İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, I/536, 541; Cemalettin el-Kasımî, Islahu’l-Mesâcid, s.50; Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, 439-440).
Bir kısım alimler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadığından hareketle, zühr-i ahir kılmayı bidat kabul etmişlerdir (Azim Abâdî, Avnü’l-Ma’bûd, III/397,406; Reşid Rıza, Fetâvâ, I/199-200,301-305; III/941; IV/1551, 1591; VI/2521).
Zühr-i ahirle ilgili olarak tarafların ileri sürdükleri görüşlerin delilleri göz önünde bulundurulduğunda, bu namazı kılmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki, Hz. Peygamber’in zamanında Cuma namazının sadece bir yerde kılınmış olması, bir yerleşim biriminde birden fazla yerde Cuma namazı kılınamayacağı anlamına gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu değildi. Ayrıca yeni inen ayetleri Hz. Peygamber’in ağzından işitme iştiyakı içinde bulunan sahabenin, başka bir yerde Cuma namazı kılmalarını düşünmek mümkün değildir.
Bir yerde Cuma namazı kılınmaması sebebiyle Cumanın sahih olmayacağını söyleyen müçtehitlerin tamamı, ihtiyaç halinde birden fazla yerde cumanın kılınabileceğini kabul etmişlerdir. Öyle ki, İmam Şafiî Bağdat’a gittiğinde birden fazla yerde Cuma namazı kılındığını gördüğü halde, buna karşı çıkmamıştır (Nevevî, Mecmû, IV/452; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, I/544). Günümüzde ise, bir yerleşim biriminde tek camide Cuma namazı kılınması mümkün olmadığından birden fazla yerde Cuma namazı kılınması kaçınılmaz olmuştur.
Zühr-i ahir namazının ihtiyat sebebiyle kılındığını ileri sürülmek, sağlam bir temele dayanmamaktadır. Zira, ihtiyat iki delilden kuvvetli olanı tercih etmektir. Halbuki, Cuma namazının farz olduğunu ifade eden ayet ve hadislere karşı, birden fazla yerde kılınmasının caiz olmayacağı konusunda bir delil bulunmamaktadır. Bir yerde kılınması şartını ileri sürenlerin, ihtiyaç bulunduğunda kılınabileceğini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” (Bakara 2/286); “Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac 22/78) buyrulmaktadır.
Diğer taraftan ihtiyat, bir faydaya mebni olmalıdır. Oysa, zuhr-i ahirin kılınması gerektiğini söylemek, insanların Cuma’dan sonra kılınacak sünneti terk etmelerine sebep olmaktadır. Farzdan sonra sünnet namazdan başka bir namaz olmadığı anlatılır ve uygulama da buna göre olursa, bu sünneti yerine getirenlerin sayısı artacaktır. Asıl ihtiyat, Allâh ve Rasulü Müslüman’ları ne ile sorumlu kılmış ise onları yerine getirmek, buna bir şeyi ilave etmemektir.
Cuma namazını terk etmenin hükmü nedir?
Özürsüz olarak Cuma namazını terk eden bir Müslüman büyük günah işlemiş olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, özürsüz olarak üç cumayı terk eden kimsenin kalbinin mühürleneceği ifade edilmektedir. Bu itibarla geçerli bir mazeret olmadıkça Cuma namazının terk edilmemesi gerekir