GiRL_Léé
22-05-2006, 18:43
Tereyağı ve Margarin:
Her ikisi de hemen hemen ayni kaloriye sahiptir.
Ama tereyağı çok az daha fazla doymuş yağ oranına sahiptir. 8 grama 5 gram.
Harvard Tip Fakültesinin çalışmasına göre tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına
yakalanma olasılığını %53 artırıyor.
Tereyağı yemek, yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor. Tereyağının besinsel değeri yüksek olmasına
rağmen margarinin çok düşüktür. Çünkü katkılıdır.
Tereyağı margarinden çok daha lezzetlidir ve diger yiyeceklerdeki tadlari zenginleştirir. Tereyagi yüzyillardir bilindigi halde margarin 100 yıldan az bir süredir yapılmaktadır.
Ve şimdi margarine gelelim...
Yağ asitleri çok yüksektir...
Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar...
Toplam kolesterolü ve LDL'yi yükseltir. (Kötü kolesterol)
HDL'yi düşürür. (iyi kolesterol)
Kanser riskini beş katına çıkarır...
Anne sütünün kalitesini düşürür...
Bağışıklık sistemini zayıflatır...
Insülin tepkisini düşürür.
İSTE EN İLGİNÇ KISMI!
Margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır. Iste bu gerçek beni hayatim boyunca bir daha margarin ve diğer hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur . (Hidrojene demek moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir.) Kendiniz de deneyebilirsiniz: Bir paket margarin alin ve gölge bir yere koyun. Iki gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz.Üzerinde bir tane bile sinek yok! (Bu size birseller anlatmalı.) Çürümemiş ve kötü kokmamıştır. Çünkü hiçbir besin değeri yoktur ve üzerinde hiçbir şey gelişmez. Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez. Neden? Çünkü nerdeyse plastiktir. Evdeki plastik kablonuzu eritip de tostunuza sürer misiniz?
Sadece margarinler değil, pek çok sıvı yağ da bu durumda. Yanma derecesini yükseltmek, yağı dayanıklı hale getirmek için ayçiçek yağı, kanola yağı gibi pek çok sanayi tipi yağı hidrojene ediyorlar. Böyle yağın dayanıklılığı artıyor ve uzun süre kızartmalarda kullanılabiliyor.
Ve ibret verici iki hatıra:
1966-1968 yıllarında yedek subaylığımı yaptığım (ARGE) dairesinde bulunduğum bir dönemde Biyoloji laboratuarında yapılan kobaylar üzerinde 6 ay boyunca sıra ile margarinli, tereyağlı, soya yağlı ve zeytinyağlı gıdalar verildi. Daha sonra kobayların karaciğerleri çıkartılarak incelemeye alındır. En çok tahrip olmuş karaciğer margarinle beslenen kobaya ait, bunu soya yağı ile beslenen kobay, bunu da tereyağı ile beslenen kobay takip ediyordu. En az tahrip olmuş karaciğer ise zeytinyağı ile beslenen kobaylara ait idi.
İkinci hatıram 1975 yıllarında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında Sanayi Dairesi Reisliği yaptığım bir dönemle ilgili. O dönemde sıvı yağ sıkıntısı sebebi ile margarin üretiminde de sıkıntı vardı. Askeriyenin büyük bir yağ ihtiyacı oluştuğundan üreticileri toplantıya çağırmıştım. Toplantıda Fiskobirlik temsilcisi karadenizde 10 seneye yakın bir zamandan beri depolarda bekleyen bozulmuş ve acılaşmış fındık yağından söz etmişti. Margarin üretici temsilcileri, bu yağı derhal margarin haline getirebileceklerini ifade ettiler. Bu acılaşmış ve bozulmuş yağ nasıl margarin olur? Sorumuza karşılık bir margarinci gülerek "Beyefendi bize adamı verin, kazana atalım öbür taraftan margarin çıkaralım" şeklinde tuhaf ve tiksinti verici bir cevap vermişti.
Şimdi de yağlarla ilgili "Bilim ve Teknik" mecmuasında yayınlanan yazıdan bazı alıntıları birlikte okuyalım.
"Yağlar, yağ asidi ve gliserol (gliserin) den oluşur. Yağ molekülleri ve karbon ve hidrojen atomlarından meydana gelir. Karbon ve hidrojen düz zincirler şeklinde bağlanırken birbirleri ile yaptıkları bağlar yağın cinsini ve tadını tayin eder.
Karbon atomları, kendi aralarında bir bağla bağlandıkları taktirde, diğer üç bağla Hidrojen atomu ile bağ kurar, bu taktirde doymuş (sature ) yağlar meydana gelir. Domuz donyağı, sığır don yağı, balina don yağı gibi hayvani yağlar, Koko yağı, palm yağı gibi bitkisel yağlar ve suni olarak hidrojen ilave edilen Margarinler bu yağ grubuna girer.
Şayet zincirdeki iki karbon atomu çift bağla bağlanmışsa, karbon atomları bu durumda iki hidrojen atomu ile bağ kurabilir. Bu taktirde Hidrojenle doymamış bir yağı oluşur ki, bu yağlar doymamış ( non sature) yağlar grubunu meydana getirir. Doymamış yağ olabilmesi için zincirde karbon atomları en az bir çift bağ oluşturmuş olmalıdır. Daha fazla çift bağlar oluştuğunda doymamışlık artmış olacaktır. Zeytinyağı hem doymuş ve hem doymamış yağ moleküllerinden oluşmuştur. Çiçek yağları ise doymamış yağlar grubundadır.
Doymuş veya doymamış yağlar, beklerken kimyasal bir reaksiyona tabi tutulduğunda yada belli sıcaklıkların üzerine çıkarıldıkları zaman Hidrojen atomları yerine, yada karbonların çift bağları yerine Oksijen atomları yerleşir ve yağlar oksitlenmiş duruma gelir. Oksijen atomları ile doymuş duruma gelen yağlar kanser yapıcı bileşiklere dönüşür. Bu sebepledir ki kızartmalarda kullanılan yağların tekrar kullanımı yada belli sıcaklıkların üzerine çıkarılmaları halinde kanser riskinin oluşacağı belirtilmektedir.
Kaynak: Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü
ALINTIDIR.
Her ikisi de hemen hemen ayni kaloriye sahiptir.
Ama tereyağı çok az daha fazla doymuş yağ oranına sahiptir. 8 grama 5 gram.
Harvard Tip Fakültesinin çalışmasına göre tereyağı ile karşılaştırılınca margarin yemek kadınlarda kalp hastalığına
yakalanma olasılığını %53 artırıyor.
Tereyağı yemek, yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor. Tereyağının besinsel değeri yüksek olmasına
rağmen margarinin çok düşüktür. Çünkü katkılıdır.
Tereyağı margarinden çok daha lezzetlidir ve diger yiyeceklerdeki tadlari zenginleştirir. Tereyagi yüzyillardir bilindigi halde margarin 100 yıldan az bir süredir yapılmaktadır.
Ve şimdi margarine gelelim...
Yağ asitleri çok yüksektir...
Koroner kalp hastalığı riskini üçe katlar...
Toplam kolesterolü ve LDL'yi yükseltir. (Kötü kolesterol)
HDL'yi düşürür. (iyi kolesterol)
Kanser riskini beş katına çıkarır...
Anne sütünün kalitesini düşürür...
Bağışıklık sistemini zayıflatır...
Insülin tepkisini düşürür.
İSTE EN İLGİNÇ KISMI!
Margarin plastikten yalnızca 1 molekül farklıdır. Iste bu gerçek beni hayatim boyunca bir daha margarin ve diğer hidrojene yiyecekleri yemekten alıkoymuştur . (Hidrojene demek moleküler yapısına hidrojen eklenmiş demektir.) Kendiniz de deneyebilirsiniz: Bir paket margarin alin ve gölge bir yere koyun. Iki gün içinde şunları gözlemleyeceksiniz.Üzerinde bir tane bile sinek yok! (Bu size birseller anlatmalı.) Çürümemiş ve kötü kokmamıştır. Çünkü hiçbir besin değeri yoktur ve üzerinde hiçbir şey gelişmez. Hatta mikro organizmalar bile yerleşmez. Neden? Çünkü nerdeyse plastiktir. Evdeki plastik kablonuzu eritip de tostunuza sürer misiniz?
Sadece margarinler değil, pek çok sıvı yağ da bu durumda. Yanma derecesini yükseltmek, yağı dayanıklı hale getirmek için ayçiçek yağı, kanola yağı gibi pek çok sanayi tipi yağı hidrojene ediyorlar. Böyle yağın dayanıklılığı artıyor ve uzun süre kızartmalarda kullanılabiliyor.
Ve ibret verici iki hatıra:
1966-1968 yıllarında yedek subaylığımı yaptığım (ARGE) dairesinde bulunduğum bir dönemde Biyoloji laboratuarında yapılan kobaylar üzerinde 6 ay boyunca sıra ile margarinli, tereyağlı, soya yağlı ve zeytinyağlı gıdalar verildi. Daha sonra kobayların karaciğerleri çıkartılarak incelemeye alındır. En çok tahrip olmuş karaciğer margarinle beslenen kobaya ait, bunu soya yağı ile beslenen kobay, bunu da tereyağı ile beslenen kobay takip ediyordu. En az tahrip olmuş karaciğer ise zeytinyağı ile beslenen kobaylara ait idi.
İkinci hatıram 1975 yıllarında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında Sanayi Dairesi Reisliği yaptığım bir dönemle ilgili. O dönemde sıvı yağ sıkıntısı sebebi ile margarin üretiminde de sıkıntı vardı. Askeriyenin büyük bir yağ ihtiyacı oluştuğundan üreticileri toplantıya çağırmıştım. Toplantıda Fiskobirlik temsilcisi karadenizde 10 seneye yakın bir zamandan beri depolarda bekleyen bozulmuş ve acılaşmış fındık yağından söz etmişti. Margarin üretici temsilcileri, bu yağı derhal margarin haline getirebileceklerini ifade ettiler. Bu acılaşmış ve bozulmuş yağ nasıl margarin olur? Sorumuza karşılık bir margarinci gülerek "Beyefendi bize adamı verin, kazana atalım öbür taraftan margarin çıkaralım" şeklinde tuhaf ve tiksinti verici bir cevap vermişti.
Şimdi de yağlarla ilgili "Bilim ve Teknik" mecmuasında yayınlanan yazıdan bazı alıntıları birlikte okuyalım.
"Yağlar, yağ asidi ve gliserol (gliserin) den oluşur. Yağ molekülleri ve karbon ve hidrojen atomlarından meydana gelir. Karbon ve hidrojen düz zincirler şeklinde bağlanırken birbirleri ile yaptıkları bağlar yağın cinsini ve tadını tayin eder.
Karbon atomları, kendi aralarında bir bağla bağlandıkları taktirde, diğer üç bağla Hidrojen atomu ile bağ kurar, bu taktirde doymuş (sature ) yağlar meydana gelir. Domuz donyağı, sığır don yağı, balina don yağı gibi hayvani yağlar, Koko yağı, palm yağı gibi bitkisel yağlar ve suni olarak hidrojen ilave edilen Margarinler bu yağ grubuna girer.
Şayet zincirdeki iki karbon atomu çift bağla bağlanmışsa, karbon atomları bu durumda iki hidrojen atomu ile bağ kurabilir. Bu taktirde Hidrojenle doymamış bir yağı oluşur ki, bu yağlar doymamış ( non sature) yağlar grubunu meydana getirir. Doymamış yağ olabilmesi için zincirde karbon atomları en az bir çift bağ oluşturmuş olmalıdır. Daha fazla çift bağlar oluştuğunda doymamışlık artmış olacaktır. Zeytinyağı hem doymuş ve hem doymamış yağ moleküllerinden oluşmuştur. Çiçek yağları ise doymamış yağlar grubundadır.
Doymuş veya doymamış yağlar, beklerken kimyasal bir reaksiyona tabi tutulduğunda yada belli sıcaklıkların üzerine çıkarıldıkları zaman Hidrojen atomları yerine, yada karbonların çift bağları yerine Oksijen atomları yerleşir ve yağlar oksitlenmiş duruma gelir. Oksijen atomları ile doymuş duruma gelen yağlar kanser yapıcı bileşiklere dönüşür. Bu sebepledir ki kızartmalarda kullanılan yağların tekrar kullanımı yada belli sıcaklıkların üzerine çıkarılmaları halinde kanser riskinin oluşacağı belirtilmektedir.
Kaynak: Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü
ALINTIDIR.