PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sabir Benİm Yelkenlerİm




f.kulalı
08-03-2007, 11:35
Hayal kırıklıklarıyla öğreniyor insan sabırlı olmayı, bir de kaybettikçe. Acılarsa sabrın son sınavı.
Gün geliyor bütün çektiklerinin ödülü bir an bahşediliyor insana.

Yeni doğmuş bebeğin saçlarını okşarken, bir hastalıktan gözünü yeniden dünyaya açarken, her şey o an için değil midir.

Kavuşmalar da sabra dahil, sokağın başında beliriyorsa beklenen, sabreden biri bıraktığı içindir geride.
Sevgi sabırdır kavuşmayı bekleyen, bir kadını sevmek hangi yaşında olursa olsun gözlerinde doğmamış çocukları görmektir.


Uzun yolculuklardan sonra bayrağı dikerken kaşif kutuplara, ya da dağın tepesine, sabır der ki;
bütün çektiklerine değdi ve ben hep seninleydim bu an için. Sabır züğürt tesellisi değil gerçeğin ta kendisi.

Bir başkasına acı veren insan da acı çekiyor. Belki de daha fazlasını. Bu yüzden gaddar bile sabretmek zorunda vicdanına.

Uyurken keder pusuda sabahı bekler ya insanı pençesine almak için, göz kapakları açılmaya görsün,
acı bıraktığı yerden başlar, acılar zor sabreder geceye, hep sabahı bekler.

Şimdi gözümün bebeği bu satırları yazarken her sabah bir koşu tren istasyonuna giden çocuk geri dönüyor eli boş.
Babası çıkmamış trenden. Ama o her sabah gidiyor karşılamak için.

Çocuklara ölümü açıklayacak cesaret nerede büyüklerde, bir gün öğrenecek nasılsa, yasta yaşlı gözlerle bütün mahalle.
Gelecek baban diyorlar, küçük oğlan çocuğu her sabah treninden babasının çıkmasını bekliyor bu yüzden.

Sabredecek ve büyüyecek, insanın yürümekle bitirmeyeceği yol yok yeter ki sabırla yürüsün,
onurlu bir yaşam istemek ve sabretmek gibi uzun yollar, ama hepsi bitimli.

Sabır gecikmenin bekleme odası, yaşamak bir zaman oyunu yeter ki sabret, ulaşılmaz avucunun içinde, aşk da buna dahil.

Sabrı öğretmek zor, hele şimdilerde ayaküstü yemeklerin, donmuş yiyeceklerin, suya karıştırılarak oluveren içeceklerin,
anında fotoğraf çeken kameraların ve her gece uyduruk aşkların kırıp sarıldığı diziler çağında gençlere sabrı öğretmek çok zor.



Sabır bir fikir ve her iyi fikir gibi bulmak zor.

Seni sabırla sevmeye devam ediyorum.

Hangi deniz kabuğunu kulağıma götürsem

Duyduğum senin sesin.

Her gidişinde seninle beraber giderim, sen bunu bilmezsin.

Deniz kenarında beni bir başına zannedersin.

Ben okyanuslara açılırım

Sabır benim yelkenlerim, bunu hiç bilmezsin




DiLrUbA
08-03-2007, 21:23
Sabrı öğretmek zor, hele şimdilerde ayaküstü yemeklerin, donmuş yiyeceklerin, suya karıştırılarak oluveren içeceklerin,
anında fotoğraf çeken kameraların ve her gece uyduruk aşkların kırıp sarıldığı diziler çağında gençlere sabrı öğretmek çok zor

eline saglik...

sweet_
09-03-2007, 00:17
Yoksun iste, öLümüne özlemini çekiyorum simdi. Gittin, hayatimdan düsLerimi, aniLarımi sarsarak ve tekmeLeyerek kaLbimin kapiLarini ardina kadar... BiLki yagan yagmura, açan günese aLdirmiıyorum artik. GünLerin tadi yok, suLar da akmiyor. Göçüp gitti uzak diyarLara sevgi kusLarim... YagmurLa da konusmuyorum artik, derdimi de anLatmiyorum nehirLere. AyriLik denizine düsmüs, tersine kürek çeken saskin bir denizci gibi kaLakaLmisim yorgun daLgaLar arasinda... Rüzgar da esmiyor...

Yoksun iste gecenin zifiri saçlari akiyor uzaktaki dagLara usuL usuL, yokLugun öLüm gibi, buza dönüyor hayat , eLLerim, bedenim, ayakLarim üsüyor& Çekip uzakLara giden hayaLLerimin pesinde uçup gidiyor kirLangiçLar, kirLangiçLar gidiyor ben kaLiyorum...

OmuzLari düsmüs basamakLardan inerek hiç bir sevgi kitasina variLamiyacagini anLadim. AnLadim ki, herkes kendi yarasini kanatir ve her aci bir baska aciya açiLan kapidir...

Bir zamanLar gözLerin gönüL bahçemin çiçekLeriydi; gözgöze, geLdikce kokulu güLLer açardi yüzünde. Bakmaya, dokunmaya kiyamazdim... ELLerini her tuttugumda bir sonsuz sevinç kapLardi yeryüzünü, gökyüzünün bütün yiLdizLarini tutup basina taç yapmak geçerdi içimden.
Ne zaman seninLe buLussam, zamani durdurmak ve zincire vurmak isterdim saatLeri.
Sonra ayriLirdik, , gözyaslarin gücüme giderdi. Oturup agLardim senin yerine...

Ne zaman buLustugumuz yerden geçsem içim burkuLur, gözLerim durup durup doLar. Her esen yeLde, yagan yagmurda, çagLayan irmakta, uguLdayan ormanda hep senin kokunu duyarim.

Yoksun iste, yitirdim içimde güLen o sevdaLi çocugun gözLerini. AnLadim ki, kayip çocuk gözLeridir hüznün diger bir adi, bu karanLik soguk geceLerde. AnLadim ki, bütün yiLdizLarin karardigi gece sevinçLerin tükendigi yerdir.
Iç çekmenin baska bir anLami var mi baska diLLerde biLmiyorum..?. Ben sustum, öpüLmemis zaman girdapLari kemiriyor dudakLarimi. AnLadim ki, bütün iççekisLer sevgiLiLerine kavusmayan sevdaLiLarin hüzünLü gözLerine benzer, yasamin kiyisinda kiriLmis tomurcukLara...

Yoksun iste, uzandigimiz her nehirde bir mutsuz yasamin tortusu kaLdi. Sen ki, benim yaz yagmurum, güz günesimdin. AnLadim ki, sensiz hayat çekiLmiyor, terkediLmisLigin hüznü vurur simdi suLara... AnLadim ki, her gidis bir dönüsü anLatmaz...

ÖzLem tek yönLü uzun bir yoL iste gidipte dönmeyen... AkLima düstükçe bakisLarin, bir hüzün sarkisi kiriLir kaLbimde. Ki, canima batiyor kirikLari her defasinda...

zuzu
09-03-2007, 00:37
http://img340.imageshack.us/img340/5083/dsyorum1wq8mo4.jpg



Sırtı terlemiş bu yalnızlığın
bencileyim
kalsam tutar mısın yangımı
ecele ver meğer ki sinendeyim
hadi bir garip diyerek
tuttuştur ah yar.

yokluğu büyük bir vehamettir ateşten ve külden
yokluğunda hastalıklı bir işrak vaktidir vakt-i'stanbul
kethudasını yedi tepeli şehrinden yansıtır gözlerine
iş'ret et mahur beste çalsın menekşenin açıdırı
bahar mı geldi
o zaman bu nedir
kışı yaşadım bu gece
üşüdüm.

Siretimden yansıyan tüysüz yumaklar gibi
varlığını aya vermiş aydınlığı güneşin
yer değiştirmiş bütün satılmış şehirler
bu gece bitmez bir yorgunluğu saklayacak
adamların yüzünden parçalanan yüzler
bu gece başka bir ilham verecek
ölüm çılgınlığında eytam çocukluğum

bahar mıdır yoksa
açmış işte menekşe
o zaman bu nedir
neden terledi sırtım
yalnızlığımın vakt-i'istanbuludur
yedi tepeli şehirde viran bağları
minarelerden yansıyor ağları
eytam kalmış çocukluğum
neden sırtı terledi yalnızlığımın

yokluğu büyük bir kayıptır tabib
ateşten ve külden,pustan ve dumandan
iş'ret vardır maviyle gülşeninden
ayyuka feryattan bir ceker
ikincisinde ağlar bütün bağlar
yedi tepeli şehr'istanbuldur
işr'etinde yokluğundur.


el verdi derviş muhip bir semten
aşk-ı maileyin bütüne sarsın denizi
özlediğim köy gibisin üç minareden
ortancasında boy verir yokluğun
bahar mıdır nedir
kışı yaşadığım
sırtı terledi yalnızlığın
burda iş'reti var
ak gerdanından
indir bütün kolyelerini
halden anlayan düşlerin var.

sırtı terledi yalnızlığın
aydan iş'ret var
şehr-i'stanbulda
maiye boyandı heryer