PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Erzurum Yöresi Hikayeleri




ZaLiM
02-06-2007, 12:39
Abdurrahman Gazi

http://www.erzurumlu.net/hikaye/agazi.jpg

Abdurrahman Gazi ismi Erzurum'da büyük izler bırakmıştır. Şehitlik ve gazilik mertebesine erişmiş bir insan olduğu için O'nun manevi şahsiyeti Erzurumluların daima gönlünde yaşamış, yüce insandır Palandöken Dağı'nın üst yamaçlarında türbesi bu¬lunan ve bir ziyaretgâh yeri olan Abdurrahman Gazi'nin Hazreti Peygamber'in sancaktarı olduğu halk arasında yaygındır.

Hazreti Peygamber'in İslam Orduları Erzurum'u fethederken, Sancaktarı Abdurrahman Gazi'nin kellesi bir düşman kılıcı ile koparılır ve yere düşer. Kellesini koltuğuna alan Abdurrahman Gazi elinde bulunan İslam’ın Sancağı'nı Palandöken'in en yüce noktasına dikmek üzere dağa yokuşa koşmaya başlar.

Kellesi koltuğunda, sancağı elinde olan Abdurrahman Gazi Palandöken Dağı'ndaki “Şığvaler" Mevkii'ne gelince dağda bulunan çobanlar evvela dona kalırlar, sonra biri dayanamayıp:
-“Olaaa hele bakın şuraya eskerin kellesi koltuğunda dağa doğru koşuyor”
diye bağırmağa başlar. Abdurrahman Gazi Efendimizin Sancaktarı ve Ashaptan evliyaullah bir zat kem göz onu orada nazara getirir ve olduğu yere düşer kalır. Hem gazilik hemde Şehitlik rütbesine ermiştir.

Palandöken'in Şığvaler tepesi denilen Sultan Sekisi yamaçlarında ruhunu teslim ederken Ona kavuşmaya çalışan kardeşi de Türbe Deresi'nde aynı anda şahadete erişir. Her iki kardeş Erzurum halkı tarafından ruhlarını teslim ettikleri yerde defnedilir. Ve o tarihten son¬ra da Abdurrahman Gazi'nin Kabri Erzurum için büyük bir ziyaret merkezi olur.
Zamanın Valisi Yusuf Ziya Paşa buraya birde Camii yaptırmıştır. Erzuruma gelipte Abdurrahman Gazi’yi ziyaret etmeyenler bir daha Erzurum’a gelecekleri rivayet edilir. Allah makamını cennet etsin…

Amin…




ZaLiM
02-06-2007, 12:40
Ahmet Emi'nin Altınları

Erzurum’da üç hanımı olan seksen yaşlarında bir Ahmet ağa yaşarmış. Ahmet ağa tarlayı sürerken bir küp altı bulmuş. "Bu küp altın dolu, ne yapayım? köye götürsem bunu elimden alırlar" diye düşünür ve şehre götürmeğe karar verir.
Şehre gideyim iyi bir güvenilir arkadaş bulayım teslim edeyim diye karar verir. Tarlanın tumbundan yola çıkar uzaktan bir atlı geldiğini görür. Atlıyı durdurur ve derki:
—Ağabey ben bu tarlayı sürerken bir küp altın buldum. Gel bunu şehre götürüp satalım yarısı sana yarısı da bana.
Atlı bakar ki adam doru söylüyor. Altınları heybenin gözlerine taksim ettirerek doldurtur ve atını kamçılayarak oradan kaçar. Bizim Ahmet ağa bağırır mağırır ama boşuna atlı kaçıp gider.
Atlı Hurşit’in hanına gider ve konaklar ve hancıya atlarına iyi bakmasını söyler ve kendine de yemek ister ve heybeyi de duvara asar ve uzanıp keyif çatmaya başlar.
Ahmet emmi Dere mahallesindeki evine gelir suratı bir karış perişan bir durumdadır. Büyük karı hemen söze girer
—Ula herif sene ne oldi, bu ne hal bele?
Ahmet emi olup biteni ve atlının Hurşit’in hanına doğru gittiğini anlatır. Neyse kumalar Ahmet Emmi’yi yedirip içirirler ve yatırırlar. Küçük kuma diğer kumaları güzel bir süsler yanlarına bir ustura ile biraz da boya alırlar ve Hurşit’in hanına gelirler. Hurşit kapıyı açar
—Ne istirsiz hanımlar
diye sorar? Küçük kuma hemen atılır:
—Emmi bu karıların biri kız kardeşim biride gelinim. Gelinim kocasından küsmüş gelmiş handa yatir onları barıştırmaya geldim
der. Hurşit'te hiç şüphelenmeden altınları çalan adamın odasına karıları yollar. Adam kapıyı açar bakar ki üç tane süslü bezekli kadın içinden “Allahım sen ne büyüksen hem tarlanın tumbunda bir küp altın handa da üç tane kadın gönderisen” diye geçirir.
Hanımlar hoş sefa geldiniz diye içeriye buyur eder.
—Hanımlar bir şeylerimiz olsaydı da yeseydik
der; küçük kuma hemen atılır:
—Bey bizim her şeyimiz var
der. Hanımlar hemen nevaleyi açarlar ve adamı iyi bir sarhoş ederler. Adam, adam akıllı sarhoş olmuştur. Başlar soru sormaya
—Hanım senin adın ne
diye? Küçük kuma hemen atılır:
—Onun adi Bene Benzer Hanım
Adam şaşırır
—Allah Allah heç belede ad ola yav
Küçük kuma yine sözü alır:
—Bey, onun anasının heç çocuğu olmirmiş. Bu doğarken demiş ki ecebe çocuğun bene benzer mi? ondan sonra bu olanda da adını Bene Benzer goymuşlar.
Adamın kafa dumanlı.."Bene Benzer Hanım" , "Bene Benzer Hanım" diyip durmaya başlamış. Öteki yanına dönüp ortancı kumaya sorar:
—Hanım, ya senin adın ne?
Yine küçük guma sözü alır:
—Bet onun adi Benden Beter.
Adamın kafası ey ya, bu isimlere de kafayı takınca iyice ey olmuş:
—Allah Allah, heç bele de isim ola? Benden Beter ne demek?
Küçük guma yine atılmış:
—Ey, onun anasi heç gün görmemiş. Çocuğu olanda , ecebe bu benden beter olur mi? diye söylenirmiş.Daha sonra onun adi da Benden Beter galmış...
Adamın kafası iyice leyla olmuş... İçki bir yandan, kadınların güzelliği ve illaki küçüğün konuşması öte yandan. Bir de "Bene Benzer Hanım", "Benden Beter Hanım" isimleriyle iyice sarhoş olmuş. Sarhoş ama küçük hanımı da merak eder dururmuş. Bu seferde ona sormuş:
—Ya hanım senin adın ne?
Küçük guma işlevli işlevli:
—Benim adım da Nerde Oyniyim Hanım...
Adam gene şaşırınca, kadın hemen atılmış:
—Ben doğarken anam çoh sevünmüş. Galhmış oynamaya başlamış.
Adam bunları duyunca kalkmış oynamaya başlamış. Bir yandan da:
—Nerde oyniyim, Nerde Oyniyim Hanım, Bene Benzer, Bene Benzer Hanım, Benden beter, Benden Beter Hanım
diyip duruyormuş.
Velhasıl, kadınlar bunu zilzurna sarhoş etmişler. Adam sızınca küçük kuma hemen usturayı almış bir güzel bunun kafasını tıraş etmiş. Yüzünü gözünü de iyice boyamış. Birgeline benzetmiş yüzükoyun bırakmışlar. Daha sonra da heybenin altınlarını bir güzel boşaltmışlar adamın elbiselerini de alıp evlerinin yolunu tutmuşlar. Gidip ihtiyar kocalarının koynuna girip yatmışlar.

Sabah olur olmaz adamın atı ahırda kişnemeye başlar yem, su ister. Hancı Hurşit ses kesilmediğini duyunca adamın odasına çıkar, kapıyı açıp içeri girer. Adam yüzükoyun yatmaktadır:
—Efendi, kalk da atan alaf ver
diye söylenir. Ancak adamdan hiç ses seda yok "Ula bu teres öldi mi ne?" diye düşünür.
Yanında yaklaşıp iyice bağırır ve ayağı ile dürtmeye başlar. Adam biraz uyanır. Zanneder ki karılar kendisine seslenirler. Hemen sağına dönüp söylenmeye başlar:
—Bene benzer var mi? Bene benzer var mi?
Hurşit bunu dinler. Adam soluna dönüp:
—Benden beter var mi? Benden beter var mi?
Hurşit bakar ki adam sapıtmış. Sinirlenerek:
—Ula it oğlu it, galh ayaği, atan ne vereceksen ver.
Adam hafif ayağı kalkınca başlar söylenmeye :
—Nerde oyniyim, Nerde oyniyim Hanım, nerde oyniyim?
Hurşit’in sinirleri iyice bozulur.Süpürgenin sapı ile bunun kafasına iyice vurur:
—Ula gavat, ahur böyük, nerde oynarsan oyna...
Adam hem dayak yer, hem de:
—Bene benzer Hanım, Benden beter Hanım, Nerde oyniyim, Nerde Oyniyim
Hanım, diye tekrar edip durunca, Hurşit dayanamaz:
—Ula itoğli it , aynaya bir bah .Ne senden beter var, ne sene benzer var. Yıhıl da get karşımdan der ve hanından kovar..

ZaLiM
02-06-2007, 12:43
Bebeğin Beşiği Çamdan


Seferberlik ilan edilir Erzurum’da diğer ahalide halk yerlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar. Osmanlı imparatorluğu zamanında memleket sınırları ta Afrika’ya kadar uzanmaktadır ki şimdiki Arap yarımadası Osmanlının hâkimiyeti altındadır.
İşte bu seferberlik zamanında Erzurumlu delikanlı da askerlik vazifesi için o zaman Osmanlının hâkimiyeti altında olan Şam’a gider. Gider ama geride yaşlı bir ana ve baba ve hamile bir eş bırakır. Hanımı aynı zamanda amcasının kızıdır. Erzurumlular iç Anadoluya göç ederler seferberlik zamanında. Seferberlik biter ve sılaya geri dönüş başlar ailede bir bayram havası vardır.
Asker olan delikanlının hanımı yolda doğum yapar aile sevince boğulur yola devam eder ama yolda ihtiyar kaynana vefat eder. Gelinle amcası olan kayınbaba yola devam ederler. Kayınpeder önde gelin arkada bebeğin beşiği de devenin sırtında yola devam ederler. Çam ağaçlarının içinden geçerek yola devam ederken devenin sırtındaki beşik ağaca takılır ve kalır. Gelin bunu görür ama söyleyemez çünkü eskiden Erzurum’da gelinler kayınbabalarına karşı yaşmak çekerler ve konuşamazlardı. Gelin de aynen yaşmaklı olduğu için ve saygıdan konuşamadığı için bebeğim takıldığını görür ama söyleyemez. Zaten bunun yanında kayınpederde çok sert mizaçlı bir adamdır. Erzurumun havası da serttir insanı da. Ama bu sert mizacın altında misafirperver ve hoş görülü bir insan vardır.
Gelinle kayınbaba belli bir zaman sonra mola verirler. Kayınbaba devenin üstündeki bebeği kontrole gider bakmaya ne baksın bebek yok. Geline sorara gelin konuşmaz konuşamaz kafasıyla işaret eder anlatır dönerler geriye çam ağacının da salınan beşiği bulurlar ama bebek yoktur. İçleri yanar konuşmayan gelin artık içi yanmıştır ana yüreği evladını kaybetmiştir ve başlar söylemeye...

Bebeğin beşiği çamdan
Yuvarlandı düştü damdan
Bey babası gelir Şam’dan
Nenni nenni nenni nenni

ZaLiM
02-06-2007, 12:44
Deli Eşo

Erzurum’dan muhterem bir zat İstanbul’a gider. İstanbul da kaldığı süre içinde Eminönü’ndeki Yeni camide namaz kılmağa karar verir.

İkindi namazı için camiye gelir abdestini alır camiye girer namaza durur, sünneti kılmağa başlar. Namazını kılıp selam verdikten sonra bu kutsal mabedin büyüsüne kapılarak;

“Ya Rabbi acaba bu cemaatin içinde ermiş bir evliya var mı?” diye içinden geçirir. O anda yanındaki hırpani kılıklı adam omzuna dokunarak şöyle der;

Efendi senin sıranda üç tane var. Şaşırmıştır. Sözü söyleyen bu adam Erzurum’da milletin deli dediği “deli” diye alay ettiği Eşo dan başkası değildir.

ZaLiM
02-06-2007, 12:45
Dirilen Evliyaullah ve Habib Baba

Gürcü Kapı Camii'nin imamı bir gün sabah namazım kıldırmak için camiye geldiğinde, giysileri eski püskü, biraz da pasaklı bir adamın cami avlusunda ölmüş olduğunu görür.
Hoca Efendi be adam ölecek başka yer bulamadın mı diye içinden geçirir. Hani derler ya fakirin ölüşü de soğuktur. İmam Efendiye de cemaate de eziyet olacaktır. Caminin cemaati Allah Rızasını düşünerek aralarında para toplar, defin için gerekli cenaze harcını hazırlarlar. Hoca efendi cenazeyi yıkarken, el ayak tırnaklarının da uzun olduğunu görünce “ne musibet, ne pis adamsın” diyerek içinden söylenir durur. Tam kefenleyeceği sırada ölü dirilip, teneşirde oturunca Hoca irkilir, cenaze üstüne üstüne konuştuğu hocaya dönerek:

Ey Allah'ın kulu! Ben acaba içimi temizleyebildim mi ki sen dışımda temizlik arıyorsun! Ben burada ölmem, gider Bağdat'ta ölürüm. Diye çıkış yaptıktan sonra kalkıp kefeni üzerine sararak koşmaya başlamış.

Bu olay karşısında, cemaat, çarşı pazar, esnaf halk birbirine girmiş. Adam yıldırım gibi koşmakta önüne çıkanı devirmektedir. Caminin imamı bu garip olaydan bir şey anlayamadığı için Habib Baba'nın dergâhına gidip, hadiseyi Habib Baba'ya anlatmış. Habib Baba hocaya hiç bir şey söylemez. Kalkar şehrin mezarlıklarına doğru yürür ve dirilen ölüyü orada bulur. Kendisine has bir üslupla:
- Seni beni Yaradan'ın hakkı için Erzurum'u bana bağışla, diyerek rica da bulunur.
Dirilmiş ölü, bir kabrin mezar taşına yapışarak:
- Habib! Habib! Erzurum'u yıkacağım cevap verir
Habib Baba tekrar teskin etmeye çalışırken o yine hiddetle çıkışmış ve mezar taşını sallayarak:
- Vallahi yıkacaktım Erzurum'u Habib! Senin hatırın için bağışladım! der. O, mezar taşını sallarken Erzurum da zelzele olmağa başlar ve orta şiddette bir zelzele olur.

ZaLiM
02-06-2007, 12:46
Dün Gece Yar Hanesinde Türküsünün Hikayesi

Amman amman
Dün gece yar hanesinde
Yastığım bir taş idi
Altım çamur üstüm yağmur
Yine gönlüm hoş idi

Amman amman amman
Amman amman amman
Ben yandım seni bilmem

Amman amman amman
Amman amman amman

Bir dağ ne kadar yüce olsa
Dağ kenarı yol olur
Buna bayram gün derler
Dostla düşman bir olur

Amman amman amman
Amman amman amman
Ben yandım seni bilmem



Erzurum'da bir oğlan, kızın birine sevdalanır. Ama ne sevda? Oğlan aşkından yanar tutuşur. Fakat kız oğlana yüz vermez. Çarşıda pazarda oğlan kızın peşinde gezer durur deli divane. Günlerden bir gün kız oğlana hafif bir tebessüm eder ve mendilini yere atar. Oğlanın içinde güller açar Erzurum'un ayazında, çiçekler tomurcuklanır. Mendili alır, doyasıya koklar. Akşam olunca gider kızın evinin bahçesine ve başlar bu türküyü söylemeye:

Dün gece har hanesinde yar bana yoldaş idi
Altım tiken üstüm yağmur yine gönlüm hoş idi

Türküler bir sevdadır insanımız sevdasını aşkını eskilerde böyle dile getiriyordu. Toktu o zaman bugünkü gibi görsel ve sesli iletişim araçları ancak türkülerle şarkılarla manilerle dile getirebiliyordu.

ZaLiM
02-06-2007, 12:46
Erzurum'un Ekmeğinin Tuzu Yok

Habib Baba Hazretleri zamanında Erzurum da vazife yapan Devleti Aliye’nin memurları vazife yapmağa geldiklerinde kaldıkları süre içinde halktan gerekli hürmet ve ikramı görülermiş. Daha sonraları vazifeleri bitip gittiklerinde gittikleri yerde Erzurum'u kötülerlermiş. Bu hadise Efendi Hazretlerine anlatılır ve nedeni sorulur. Efendi Hazretleri müridini çağırır ve derki: “Evladım yarın gün doğmadan İstanbul kapıya git bekle içeri ilk giren kim olursa olsun al getir.” Mürit aynen Hocasının dediğini yapar ve gidip İstanbul kapıda beklemeğe başlar.(O zamanlar şehirlere kapılardan girilirmiş) ilk giren tüyleri dökülmüş afedersiniz uyuz bir köpektir. Yapacak bir şey yoktur emri öyle almıştır alır ve götürür.
Hocasına sıkıla sıkıla durumu anlatır. Hocası gayet sakin şekilde “evladım bu hayvanı 40 gün mükemmel şekilde besle ve 41. günü aldığın yere ve sal gitsin ve olup biteni gel bana anlat” diye tembih eder. Mürid aynen Hocasının dediği gibi yapar köpeği besler köpek tanınmaz haldedir besili olmuştur. 41. gün İstanbul kapıdan sabah erkenden salınır köpek. O uyuz hayvan küheylan gibi olmuştur elli metre gider ve döner geri gelir üç beş kere havlar tekrar aynı şeyi yapar ve arkasına bakmadan çeker gider.
Durum Efendi Hazretlerine aynen anlatılır. Efendi Hazretleri aynen söyle der:
“Ah... Evladım ah bu hoş bir şehirdir ama EKMEĞİNİN TUZU YOKTUR.”

ZaLiM
02-06-2007, 12:47
Gürcükapı Camisinin Yapılışı

Gürcükapı camisini anlatılanlara göre bir semerci ustası yaptırmıştır.
Semercilikle uğraşan bu usta aslen Gürcüymüş. Ustanın yanında çalışan çırak bir gün ustasının olmadığı bir zamanda dükkâna gelen yabancıya eski bir semeri yardım olsun diye verir. Usta dükkâna geldiğinde etrafı bir kolaçan eder, semeri ¬yerinde bulamayınca çırağı yanına çağırarak semeri sorar. Çırak, semeri gelen bir yabancıya yardım amacıyla verdiğini söyler.
Bu söz üzerine Gürcü usta “gitti diyemem” der. Semeri alan yoksul bir kaç gün sonra dükkâna gelir ve semerin hayvanını rahatsız ettiğini söyler. Usta semerin üzerinde bir kese yeri olduğunu bildiğinden hemen kesenin olduğu yere bakar ve semerin içine koyduğu paraların yerinde olduğunu görür. Usta semeri getiren yabancıya dükkânındaki istediği semeri almasını söyler. Çırak geldiğinde eski semeri yerine görür. Ustasına durumu sorar. Ustası “buraya geldi diyemem” der.

Semerin içerisindeki keseye usta her gün bir altın biriktirmiş bunu da kimseye söylememiş. Semer gelince usta bu parayı hayır işlerinde kullanmaya karar verir ve Gürcükapı'daki camiyi yaptırır.