Orijinalini görmek için tıklayınız : çağır beni
Aşk adına işlediğim bütün günahlarımı kutsal sayarak, yağmalanmış gecelerimin hüznünü bir bohça gibi sırtıma vurarak, tutkumu ve öfkemi tutuklandığım gözlerinin rengine boyayarak gelirim...
Hiç saklamadım duygularımı. Ama bir çocuk var ki içimde, asırlardır uykuda. Asıl ben o'yum. Asıl o uyandığında ben hayata daha çok sarılıyorum. Konuşmaya hasret o çocuk. Artık uyusun istemiyorum. Onu uyandıracaksan ve büyüteceksen gelirim...
Hep seni, sana ve bütün ağırlığına rağmen taşıyacağıma, hep seni. sen kadar uzaklarda bile yaşayacağıma inan... Hiçbir zaman senin, gözlerinin gizlerindeki güzelliği unutmayacağıma inan. Ve benim kuşatma altındaki düşlerimi ve düşlerimdeki gülüşlerimi de senin kanatmayacağına inanayım. Seni anlatmak için kurduğum bütün kırık tümceleri onaracağına inanayım. İnandır beni gelirim....
Bakışlarımla okşayarak yüzünü, gece yarısı hasretlerinin yoldaşı olurum, bölünmüş düşlerinde ve yalnız gecelerinde bak bana, hep konuk olurum sana... Şiirlerinde hep yeni umutları, yeni sevdaları anlatan bir ozan gibi sana dair dizeler yazarım. Seni anlatmayacak her sözcüğü kullanılmaz kılarım. Salıveririm yüreğimi bir ezginin notalarına. Söyle şarkımı gelirim...
Rotasını kaybetmiş bir gemi gibi fırtınadan fırtınaya sürüklenirken '' Kara göründü!'' diye bağıran bir tayfanın sesindeki mutluluğu taşırım ben. Limanım sensin. Bir tek sana sığınırım, korku dolu dev dalgaların şiddetinden. Aç kapılarını, gelirim...
Utangaçlığımı, güçsüzlüğümü, üzerini yalanlarla örttüğüm hatalarımı bırakarak, acı ve gözyaşını unutarak, umutlarımın da ellerinden tutarak gelirim. Silinmiş kimliklerden süzüp getirdiğim sevdamı alıp büyütesin, kalbine yerleştiresin diye gelirim...
Biz seninle ölür gibi öpüşmeli, öpüşür gibi bölüşmeliyiz hayatı, hesapsız mekanlarda ve zamansızca... Ayın karanlık yüzünü düşün, güneşi kucakladığın anı düşün. Başını göğsüme yaslayıp sustuğunda, belki de ömründe ilk defa, geçmişteki hoyrat sevdalara inat sen de yum gözlerini. Sevda ile dağla yüreğini... Ben sendeyim, kazındım bir kez yüreğine. Bundan böyle ihanetin adının bile anılmadığı bir ülkede, hayallerini azaltmadan, bir baharı ve sonra ki bilmem kaç baharı benimle birlikte yaşamak istiyorsan ve maviyi, gerçek maviyi, aşkın mavisini yalancı kırmızıya inat hayatının rengi yapmak istiyorsan çağır beni... GELİRİM....
Gidişini Yüreğimde Taşıyamıyorum...
Gelişinin, bir gidişi olduğunu bile bile seviyorum seni…
Bir başka güne uyandım bugün…Penceremin perdesini araladım usulca…İçimi sardı yokluğun…
Gözlerime doldu sana dair izler…Açtım pencereyi hızla…Ve saçlarımı savuran rüzgara anlattım seni…İçimi kasıp kavuran sessizliğe rağmen, senli cümleleri boğazıma dizdim birer birer…Ve yine yuttum sensizliği…
‘Gelecek’ dedim ‘gelecek’… O an seni, sensizliği ve yine seni yaşadım…Düşündüm saatlerce…Saklandım yüreğimin kıyısına…Ağladım sessizce… Sana ayırdım bugünü… İlgi bekleyen bir çocuk gibi sığındım gözyaşlarımın her bir damlasına…Kandırdım kendimi, hayallerime aldanırcasına…
Ve yine sevdim seni kendi içimde…
Gün bitti, sen bitmedin…Uyumak istemiyorum artık…Her gün bitimi, seni kaybediyorum kendimde…Yok oluyorsun ansızın…Kendimi anlamsız hissediyorum o an… Ve yine sabah oluyor…Yeni baştan yaşıyorum her şeyi…
Her gün sensizliğe başlamak beni bu denli çaresiz kılan…
Varlığına seni sığdıramıyorken, yokluğuna seni sığdırmak bana dokunan!
Bir gidişe adını yüklemek canımı acıtıyor…
Sen bir kere gidiyorsun ben her gün bitiyorum…
Yüreğimden uzaklara attığın her adımsa, kalbimin feryadı…
Şimdi kapasam gözlerimi...Uyusam...Gözlerimi açtığımda, seni bulsam yanımda...Hiç gitmesen...
Anlasana !
Gelişinle hayat bulan gözlerime, gidişini izlemeyi yakıştıramıyorum...
http://img529.imageshack.us/img529/5099/seniisewiyorumayrildikytb3.jpg (http://img529.imageshack.us/img529/5099/seniisewiyorumayrildikytb3.jpg)
İçimden gelmiyor artık senin için ağlamak.
Senli hayallere dalmak gelmiyor işte ..
Dualarıma seni katmayalı çok oldu .
Rüyalarımdan da sildim seni .
Ben keşkelere elveda dedim!
Al senin olsun,sevgin, aşkın... al senin olsun.
Nasıl yaşamak istiyorsan, kiminle istiyorsan yaşa.
Al senin olsun yaşamak istediklerin…
Bıraktım artık sevgini, bıraktım artık eskileri…
Ve sildim anıları kafamdan, sildim yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı, birlikte ağladığımız günleri sildim
Arkadaş olduğumuz günleri de sildim.
Kilit vurdum anılara ve kapattım bir sandığa her şeyi.
Kilidini de attım denize, bir daha bulmayayım diye.
Kızgınım sana, Kızgınım bu vurdum duymazlığına.
Ve kendime kızgınım.
Niye değer verdim, niye bende unutmadım, niye bu kadar güvendim diye, sen güvenimi boşa çıkarttın.
Sana bıraktım sevgileri, sana bıraktım dostlukları ve sana hediye ediyorum. Yalnız yaşanıyorsa sevgiler, yalnız yaşanıyorsa dostluk, al kendin yaşa, paylaş tek başına.
Yalnızlıksa tercihin, al senin olsun.
Yok saydım seni, bundan sonraki her baharı sensiz karşılayacağım.
Her sonbaharda hüzünleri unutacağım sana inat.
Bundan sonraki her yaza sensiz gireceğim, yine sevinçle.
Ve her kışı sensiz yaşayacağım zemherisiyle...
Geçerken her mevsim, sensizliğe üzüleceğim...
Yinede bırakmayacağım sevinçlerimi.
Ve sen bensizliğe alışmaya çalışacaksın.
Gidişin kalacak sadece aklımda ve o gidişle yaşayacağım sensizliği. Sensizliğe inat, sana inat, her günü yaşayacağım hiç olmamışsın gibi.
Al senin olsun gidişler... AL SENİN OLSUN HER ŞEY... keşkelere elveda dedim ben....
sen gittin ya
Sen gittin ya şimdi heryer karanlık
Varlığında olan tüm renkler terkettiğin gün siyahları giydirdi üzerime
Gökkuşağı dahi sadece tek rengi gösteriyor
Oda gece karanlığında doğuyor
Artık ihtiyaç duymuyor doğan güneşe
Yarasalar gibi dolaşıyorum etrafta sessizce
Kimseye zarar vermeden kaldırım taşlarına bakarak yürüyorum
Yosun tutmuş boş sokaklarda
Elimdeki ucuz biranın tek mezesi şu yalnızlık
Daha bi efkarlı oluyormuş meğer sensiz içmek
Beni ağlatan her şarkıda sigaranın dumanını ciğerlerimde hissediyorum artık
Beni bu yaşımda salya sümük ağlatan tek şey meğer neymiş biliyor musun
Elini tutabilmek için söylediğim o masum yalan
El falına çok iyi bakarım demiştimde
Sen hemen avuçlarını açıp teslim etmiştin bana
O anı hatırlıyor musun bilmiyorum ama
Sen bu yalan inanınca ellerini bana teslim etmiştin
Tuttuğum elin değil sanki tüm bedenindi
Sen anlamadın ama ben çok heyacanlanmıştım
Falın bitincede ellerini çektin ya elimden
Annesinin elini bıraktığı için kaybolan bir çocuk gibi olmuştum
Sen anlamadın ama sen giderken tüm kelimelerde arkadan sürüklenerek geldi
Birşey diyemedim sana içimden attığım o çığlıkları duymanı isterdim
Ne olur gitme kal diye
İçimden yalvardım tanrıya ne olur tanrım geri gelip bana sarılsın diye
....AmA bEnİ nE TaNrI dİnLeDi Ne dE sEn GeRi gElDiN...
sevgiliye seni seviyorum demek yetmez
Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar.
Ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su'ya asik olmustur.
Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sirf senin hatirin için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artik su da içinde çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir. Zanneder ki, çiçege a****** ama su da ilk defa asik oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye baslar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, aliskin degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabirlidir. Bekler, bekler, bekler...
Artik öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.
Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der ve gün gelir çiçek yataklara düser. Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus, çehresi sararmistir çiçegin. Yataklardadir artik çiçek. Su da basinda bekler çiçegin, yardimci olmak için sevdigine...
Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun
diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Sonra söyle der doktor:
"Hastanin durumu ümitsiz artik elimizden birsey gelmez."
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalik nedir diye ve sorar doktora. Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki:
"Çiçegin bir hastaligi yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der.
Ve anlamistir artik su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir...
çok özel bi hikaye
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler
bu yüzden bu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın
diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.
Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :
- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
Hande cevap verdi :
- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler
güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı, belki de
bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.
Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi.
Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar,
Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin'in. Hande ile konuşmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu.
Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü
ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı ve menekşeler soğuğu hiç
sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
Hande'ye gülümsüyordu.
- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası
her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...
- Bu soğukta ?
Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever.
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
"Annen hasta mı?" dedi.
"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla
geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer
utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun
okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı, ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.
"Bir şeyler yapalım anne" dedi.
O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var
adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande.
LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.
HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR
SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR.!!
Dostluk adina ders alinasi bir kesit....
Bir gün cephede göz gözü görmüyor.Siperde bir asker en iyi arkadaşının meydanda düştüğünü görmüş.Komutana gidip arkadaşımı alabilirmiyim demiş.Komutan olmaz o zaten çoktan ölmüştür diye reddetmiş.Asker ısrar edince komutan razı olmuş.Asker nasıl olduysa arkadaşını sırtlayıp sipere getirmiş.Komutan demişki: Bak sana demiştim arkadaşın çoktan ölmüş.Oraya gittiğine değmedi.Asker demişki: Komutanım Ben yanına gittiğimde hala yaşıyordu.Ve onun son sözlerini duymak benim için dünyalara bedeldi. GELECEĞİNİ BİLİYORDUM DOSTUM. GELECEĞİNİ BİLİYORDUM..
Dostluk iste böylesine inanc ve erdem gerektirir böylesine onurlu ve fedakar dostluklarin en büyük düsmani riyakarlik ve iki yüzlülüktür.
Dostlariniza sahip cikin cünkü baska sahipleneceginiz hic bir seyiniz yok ölümü beklerken yaninizda sadece olursa dostunuz olur gerisi.............!!!!
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by
vBSEO