Raid_IRON
13-06-2007, 14:33
Havaların ısınması ile birlikte sokaklar panayır yeri gibi.
Kimi hanımlar insanların bakışlarını üzerlerine çekebilmek için aşırı gayret sarf etmişler.
Sanırsınız ki çöldeki mecnuna dönmüşler.
Yakalarını paçalarını yırtmışlar. Bir insanın gizli kalması gerekli en mahrem yanlarını ortalığa saçmışlar. Hani özellikle bir yarışa girmişler. Kim daha fazla iç çamaşırını gösterecek. Mecnunluk yarışında ipi kim göğüsleyecek rekabeti almış başını gitmiş.
Sokakların bu kemik, et, mide, bağırsak savaşında bütün azalar etrafa saçılmış. Kimi nezih insanlar bu çirkin, bu topluma ve insana saygısız, gençlere ve çocuklara tehlike saçan hasta ruhluları görmemek için başını iyice yere eğerek yürümekte.
Hani toprak arasında sessizce akan nazlı bir ırmak gibi, kirli niyetlilere rast gelmemek için sesini çıkarmadan, belki bir tepki olsun diye başını iyice önüne eğiyor.
Bu ruh hastalarını görmek istemiyor.
Ya da yok sayıyor.
Veya kaza ile bakışları değdiğinde kendisinin de bu hastalık saçan kişilerden manevi virüs kapacağına inanıyor.
Tam da bu esnada örtünmek özgürlüktür diye bir türkü tutturuyor.
Kimi memleketlerde erkekler de başlarını örtmekteler.
Belki sıcaktan korumakta onları bu örtü.
Fakat daha çok örtüdeki “setr etme” eylemi ile bir nevi dünyevi arzuları da örtme, kapatma psikolojisi de içermekte.
Tıpkı nişan yüzüğü gibi.
Arkadaşımın oğlunun parmağında nişan yüzüğünü görünce tebrik ettim. “Hayır, nişan yok” dedi. Peki, bu yüzüğün hikmeti dediğimde. Yusuf yüzlü delikanlı, izah etti: “Kendimi, karşı cinsi, negatif duyguları kontrole yarayan bir mekanizma. Bu yüzüğü takınca, ne ben bir başkasının yüzüne bakıyorum. Ne de karşı cins benimle lüzumsuz yere ilgilenebiliyor.”
İlginç bir mantalite.
Örtü de böyle.
Erkeğin başında da bir düzen ve istikamet vermekte. Kadını da bir cetvel doğrusuna götürmekte.(İtirazı olanlara, istisnaların elbet olacağını Cuma günkü yazımda anlatacağım. Ayrıca başı açık ve melekler kadar temiz yüzlerce akraba, arkadaş ve komşum bulunmakta.)
Önceki gün Beşiktaş’ta bir otobüsteyim.
Kızcağızın biri yatak odası kıyafeti olabilecek, şeffaf, gecelik tarzı, tül bir bluzla zuhur edince bütün otobüsün erkekleri bu teşhircilik hastasını trene bakar gibi izlemeye başladılar.
En fazla açık bayanlar rahatsız oldular bu yolcudan.
Ayakta nişanlısı ile mutlu bir yolculuk yapan genç kızın da huzuru kaçtı. Zira birden nişanlısının da ilgisi teşhirciye kaymıştı. Kendisi de açık ve bakımlı, saçlarına kuaför eli değmişti ama teşhirci; mecnun gibi yakayı paçayı açmış bütün gizemini insanların önüne fırlatmıştı.
Derken yolculara yeni bir genç kız daha katılmıştı. Kimse onunla ilgilenmemişti. Farkında bile olmamışlardı. Başında deniz mavisi bir örtü ve pardösü olan bu kız, adeta otobüse deryaların bütün temizlik ve yalınlığını da peşi sıra sürüklemişti.
Fakat insanlar bu sadelik ve iffeti bir kadın için normal buluyorlardı ama teşhirciliği anormal buldukları için; meraklı, arzulu, tiksinen, aşağılayan, öfkelenen bakışlar, ötekinde toplanıyordu.
Hatta bir ara, nişanlı kız; kolundan tuttuğu hayat arkadaşı olacak delikanlıyı, deniz mavili örtülü hanımın yanına çekerek; salim bir yerde zapturapt altına alıp, soyunmuş bayandan uzak tutmanın iç rahatlığını yaşamıştı.
Mavi örtülü hanım indiğinde; kimse yine bu normal insanla ilgilenmemiş, o da huzur içerisinde özgürlüğünün tadını çıkararak, başı dik kalabalıklara karışıp gitmişti.
Kırmızı tül bluzlu bayan indiğinde ise kaldırıma adımını atar atmaz, o kadar çok baş çevrilmişti ki. Çok korkmuştum. Evet, onun adına çok endişelenmiştim. Acaba başına ne geldi diye.
Salimen evine varabildi mi, kötü bakışlardan, çirkin laflardan hastalandı mı diye hayli telaşlanmıştım.
Ve bütün setr olmuş hanımlar için Rabbime teşekkür ettim. Bahşettiği büyük özgürlük için şükrettim. Bu özgürlüğün halkasını çok daha genişletmesi için Yaradana yalvardım.
M. Alpay Gün
Kimi hanımlar insanların bakışlarını üzerlerine çekebilmek için aşırı gayret sarf etmişler.
Sanırsınız ki çöldeki mecnuna dönmüşler.
Yakalarını paçalarını yırtmışlar. Bir insanın gizli kalması gerekli en mahrem yanlarını ortalığa saçmışlar. Hani özellikle bir yarışa girmişler. Kim daha fazla iç çamaşırını gösterecek. Mecnunluk yarışında ipi kim göğüsleyecek rekabeti almış başını gitmiş.
Sokakların bu kemik, et, mide, bağırsak savaşında bütün azalar etrafa saçılmış. Kimi nezih insanlar bu çirkin, bu topluma ve insana saygısız, gençlere ve çocuklara tehlike saçan hasta ruhluları görmemek için başını iyice yere eğerek yürümekte.
Hani toprak arasında sessizce akan nazlı bir ırmak gibi, kirli niyetlilere rast gelmemek için sesini çıkarmadan, belki bir tepki olsun diye başını iyice önüne eğiyor.
Bu ruh hastalarını görmek istemiyor.
Ya da yok sayıyor.
Veya kaza ile bakışları değdiğinde kendisinin de bu hastalık saçan kişilerden manevi virüs kapacağına inanıyor.
Tam da bu esnada örtünmek özgürlüktür diye bir türkü tutturuyor.
Kimi memleketlerde erkekler de başlarını örtmekteler.
Belki sıcaktan korumakta onları bu örtü.
Fakat daha çok örtüdeki “setr etme” eylemi ile bir nevi dünyevi arzuları da örtme, kapatma psikolojisi de içermekte.
Tıpkı nişan yüzüğü gibi.
Arkadaşımın oğlunun parmağında nişan yüzüğünü görünce tebrik ettim. “Hayır, nişan yok” dedi. Peki, bu yüzüğün hikmeti dediğimde. Yusuf yüzlü delikanlı, izah etti: “Kendimi, karşı cinsi, negatif duyguları kontrole yarayan bir mekanizma. Bu yüzüğü takınca, ne ben bir başkasının yüzüne bakıyorum. Ne de karşı cins benimle lüzumsuz yere ilgilenebiliyor.”
İlginç bir mantalite.
Örtü de böyle.
Erkeğin başında da bir düzen ve istikamet vermekte. Kadını da bir cetvel doğrusuna götürmekte.(İtirazı olanlara, istisnaların elbet olacağını Cuma günkü yazımda anlatacağım. Ayrıca başı açık ve melekler kadar temiz yüzlerce akraba, arkadaş ve komşum bulunmakta.)
Önceki gün Beşiktaş’ta bir otobüsteyim.
Kızcağızın biri yatak odası kıyafeti olabilecek, şeffaf, gecelik tarzı, tül bir bluzla zuhur edince bütün otobüsün erkekleri bu teşhircilik hastasını trene bakar gibi izlemeye başladılar.
En fazla açık bayanlar rahatsız oldular bu yolcudan.
Ayakta nişanlısı ile mutlu bir yolculuk yapan genç kızın da huzuru kaçtı. Zira birden nişanlısının da ilgisi teşhirciye kaymıştı. Kendisi de açık ve bakımlı, saçlarına kuaför eli değmişti ama teşhirci; mecnun gibi yakayı paçayı açmış bütün gizemini insanların önüne fırlatmıştı.
Derken yolculara yeni bir genç kız daha katılmıştı. Kimse onunla ilgilenmemişti. Farkında bile olmamışlardı. Başında deniz mavisi bir örtü ve pardösü olan bu kız, adeta otobüse deryaların bütün temizlik ve yalınlığını da peşi sıra sürüklemişti.
Fakat insanlar bu sadelik ve iffeti bir kadın için normal buluyorlardı ama teşhirciliği anormal buldukları için; meraklı, arzulu, tiksinen, aşağılayan, öfkelenen bakışlar, ötekinde toplanıyordu.
Hatta bir ara, nişanlı kız; kolundan tuttuğu hayat arkadaşı olacak delikanlıyı, deniz mavili örtülü hanımın yanına çekerek; salim bir yerde zapturapt altına alıp, soyunmuş bayandan uzak tutmanın iç rahatlığını yaşamıştı.
Mavi örtülü hanım indiğinde; kimse yine bu normal insanla ilgilenmemiş, o da huzur içerisinde özgürlüğünün tadını çıkararak, başı dik kalabalıklara karışıp gitmişti.
Kırmızı tül bluzlu bayan indiğinde ise kaldırıma adımını atar atmaz, o kadar çok baş çevrilmişti ki. Çok korkmuştum. Evet, onun adına çok endişelenmiştim. Acaba başına ne geldi diye.
Salimen evine varabildi mi, kötü bakışlardan, çirkin laflardan hastalandı mı diye hayli telaşlanmıştım.
Ve bütün setr olmuş hanımlar için Rabbime teşekkür ettim. Bahşettiği büyük özgürlük için şükrettim. Bu özgürlüğün halkasını çok daha genişletmesi için Yaradana yalvardım.
M. Alpay Gün