PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çocuklarda Boy Kısalığı




FoRuM_MeLeGi
21-06-2007, 10:09
Çocukluk çağında boy kısalığı daha ciddi bir hastalığın habercisi olabildiği gibi, bazı hastalıklar da boyun uzamasını ciddi oranda engelleyebiliyor.

Çocukluk döneminin en büyük özelliği, sürekli bir büyüme süreci göstermesi. Ne var ki her çocuk sağlıklı büyüme ve gelişme sürecini yaşayamıyor. Gerek hastalıklara gerekse beslenme yetersizliğine bağlı olarak çocuğun gelişiminin durması, en çok boy uzamasını etkiliyor.

Çocukluk çağında büyümede duraklama veya boy kısalığı altta yatan hastalığın ilk belirtisi olarak kabul ediliyor. Ayrıca, bağırsak sistemi hastalıkları, doğumsal kalp hastalıkları, kronik diyare, talasemi ve böbrek hastalıkları gibi birçok hastalıkta uygun tedavi yapılmazsa boyun kısa kalması bekleniyor.

İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Büyüme ve Gelişme ve Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Darendeliler, bebeklikte ilk 1 - 1.5 yaşına kadarki beslenmenin boy ortalamasını belirlediğini belirtiyor. Boy uzamasının 18 - 19 yaşa kadar sürdüğünü anlatan Prof. Darendeliler, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı...

Ne zaman danışmalı?

Boy kısalığı nedir?

- Boyun büyüme eğrilerinde 3. persantil dediğimiz en alt çizginin daha altında olması, büyüme hızının düşük olması veya anne babaya göre boyun kısa olmasını boy kısalığı kabul ediyoruz. Bu durum doktora danışmayı ve tetkik gerektirir.

Boy kısalığının nedenleri ve buna yol açan faktörler nelerdir?

- Ailevi boy kısalığı, yapısal boy kısalığı ve ergenliğin gecikmesi, iskelet sistemi hastalıkları, doğum kilosunun düşük olması, beslenme bozukluğu, uzun süreli hastalıklar (kalp, böbrek, kan hastalıkları gibi), uzun süreli ilaç kullanımı, Turner sendromu, hipotiroid, büyüme hormonu eksikliği ve sevgi yoksunluğunu nedenler arasında sayabiliriz. Turner sendromu sadece kız çocuklarında 2 bin 500'de bir görülen ve en önemli bulguları erken yaşlarda boy kısalığı ve ileriki yaşlarda ergenlik yokluğu olan bir hastalıktır. Büyüme hormonu eksikliği 3 bin 500'de bir görülür ve sıklıkla tek bulgusu boy kısalığı veya büyümede duraklamadır. Hipotiroidi sıklığı da 3 bin 500'de birdir ve doğumsal formlarında boy kısalığı dışında zeka geriliği de görülür. Doğum tartısı gebelik süresine göre düşük olarak doğan ve ilk 2 yaşta büyümede yakalama yapamayan çocukların da nihai boyları kısa olur.

Beslenme, ana neden

Bunlardan Türkiye'de en çok öne çıkan nedenler hangileri?

- Özellikle hayatın ilk yıllarında geçirilen beslenme bozukluğu daha sonraki yaşlarda boy kısalığına neden oluyor. Uzun süren beslenme bozukluğu olan çocukta önce kilo düşer sonra boy kısa kalır. Sağlıklı büyümek ve bodurluğu önleyebilmek için sağlıklı bir beslenme ilk koşul.

Boy kısalığının toplumda görülme sıklığı nedir?

- Yüzde 3 - 15 arasında değişir. Bunların yüzde 80 - 85'ini normal kısa olarak kabul ediyoruz. Bunların nedenleri yapısal ve ailevidir. Normal kısa boyluluk toplumda en sık görülen boy kısalığıdır. Bu çocukların boyları kısa ancak büyüme hızları normaldir. Bir kısmının anne ve babası da kısa boylu olup kalıtsal faktörler ön plandadır. Patolojik yani tedaviye ihtiyacı olan grubun oranı ise yüzde 15 - 20. Bunlarda boy kısa ve büyüme hızı düşüktür. Bunları da ikiye ayırıyoruz. Bazılarında orantısız bir boy kısalığı (kol ve bacaklar kısa) vardır. Orantılı boy kısalıkları içinde Türkiye'de uzun süreli beslenme bozukluğu sonucu gelişen ve bodurluk diye adlandırdığımız boy kısalığı yüzde 12 - 16 oranında görülür.

Bu hastalıklara bağlı görülen boy kısalığı kaç santimetredir?

- Patolojik boy kısalıklarında nihai boy, hastalıklar arasında değişiklik gösterse de genelde kızlarda 130 - 140, erkeklerde 140 - 150 santimetre arasında değişir. İskelet sistemi hastalıklarında nihai boy daha kısadır (120 santimetre civarı).

Sevgisizlik de etken

Psikososyal nedenler nelerdir?

- Sevgi yoksunluğu yaşayan çocuklarda örneğin olumsuz aile yapısı olanlarda, bazı yuva çocuklarında kısa boyluluk görülebiliyor.

Doğum kilosu ve boyu önemli mi?

- Türkiye'de yılda dünyaya gelen 1 milyon 250 bin çocuğun 37 bin 500'ü 2,5 kilonun altında doğuyor. Bunlar arasında kısa boylu kalanların sayısı ise 2 bin 250. Düşük doğum tartılı çocukların yani zamanında 2.5 kilonun altında dünyaya gelenlerin yüzde 80 - 85'i normal yaşıtlarını yakalıyor. Yüzde 10 - 15'i ise kısa boylu kalıyor. Bu çocuklarda tipik bir bulgu, zayıf ve iştahsız olmaları, üçgen bir yüze ve zayıf bir görünüme sahip olmaları. Tedavi görmezlerse nihai boyları kızlarda 140, erkeklerde 150 santimetrede kalıyor. Doğumdaki boy uzunluğu olarak da 47 santimetre altını kısa kabul edebiliriz.

Tedavi, 'uzatabiliyor'

Spor yapmak etkili mi?

- Spor mucizevi şekilde boy uzatmıyor ancak özellikle çocuklar için çok yararlı. Kemik yoğunluğunu artırarak ileride osteoporozun daha az görülmesini sağlıyor. Kas kitlesi ve akciğer kapasitesinin artmasına yol açıyor. Bunların dışında egzersiz bazı hormonların salımını artırdığından büyüme hormonunun salgılanmasını arttıran faktörlerden biri olarak gösterebiliriz.

Tedaviyle ne kadar uzama sağlanıyor?

- Büyüme hormonu eksikliğinde erken yaşlarda büyüme hormonu tedavisinin başlanması tedavinin başarısı açısından çok önemli. Hipotiroidin doğumsal formlarının yenidoğan döneminde taranarak tanı konması (topuktan kan alınarak) ve tiroid hormonuyla hemen tedaviye başlanması gerekir. Erken tanı ve tedaviyle boy kısalığının yanı sıra zeka geriliği de önlenmiş olur. Turner sendromunda erken büyüme hormonu tedavisiyle normal nihai boya erişilmesi mümkündür. Doğum tartısı gebelik süresine göre düşük doğan ve kısa boylu kalan çocuklarda büyüme hormonuyla nihai boy, başarıyla uzatılıyor. Çocuk büyüme hormonuyla normal sınırların içine giriyor. Anne babasına göre beklenen boya ve toplam normallerinin içine giriyor. Uzama oranı örneğin 2 yaşında başladığınız çocukta çok daha fazla olur. Eğer ki bu tedavi başlanırsa kızlarda 160, erkeklerde 170 santimetreye varıyorlar.

Büyüme hormonunun kullanılmadığı durumlar var mı?

- İskelet sistemi hastalıklarının tedavisi çok zordur. Bunlarda büyüme hormonuyla değil cerrahi uzatma tedavisi verilebilir. Cerrahi uzatma da her hastada uygulanamayabilir.

Türkiye'de büyüme hormonu tedavisinde başarı oranı nedir?

- Büyüme hormonuyla özellikle kısa ve uzun dönemde çok başarılı sonuçlar alınıyor. Ancak ülkemizdeki büyüme hormonu ve Turner sendromu verileri değerlendirildiğinde hastaların tanı ve tedaviye başlama yaşı oldukça geç görülüyor. Bu da hastalığın tanısının geç konulduğu ve tedavi açısından başarı şansının azaldığının bir göstergesi. Boy kısalığına neden olan hastalık ne kadar erken teşhis ve tedavi edilirse boy uzatma tedavisinde de başarı şansı o kadar artar.

Türkiye'de ortalama kadın ve erkek boyu ne kadar?

- Erkekler için 175 santimetre, kadın için 160 santimetre olarak kabul edilir. Alt sınır olarak da kadınlarda 148, erkeklerde 162 santimetre kabul edilir. Ancak toplum yıllar içinde uzuyor kadın ve erkeklerde ortalama ve alt sınır değerlerinin 3 santimetre uzadığını söyleyebiliriz.

Yaşlara göre ortalama boy

ERKEK ÇOCUKTA (Üst sınır)

- Doğum: 50.6 cm
- 6 ay : 66.5 cm
- 1 yaşında: 74.7 cm
- 2 yaşında: 84 cm
- 3 yaş: 95.3 cm
- 4 yaş: 102.5 cm
- 5 yaş: 109.5 cm
- 6 yaş: 116 cm
- 7 yaş: 121.5 cm
- 8 yaş: 127 cm
- 9 yaşında: 132 cm
- 10 yaşında: 137.5 cm
- 11 yaşında: 143.5 cm
- 12 yaşında: 150 cm
- 14 yaşında: 162 cm
- 16 yaşında: 172.5 cm

(Alt sınır)

- Doğumda: 46.3 cm
- 6 ayda: 59.5 cm
- 12 ayda: 68 cm
- 2 yaşında 77 cm
- 3 yaşında 87 cm
- 4 yaşında 92.5
- 5 yaşında 98 cm
- 6 yaşında 104 cm
- 7 yaşında 109.5 cm
- 8 yaşında 115 cm
- 9 yaşında 120 cm
- 10 yaşında 125 cm
- 11 yaşında 130 cm
- 12 yaşında 135 cm
- 14 yaşında 146.5 cm
- 16 yaşında 158 cm

KIZ ÇOCUKTA (Üst sınır)

- Doğum: 50.2 cm
- 6. ay: 64.5 cm
- 12 ay: 73 cm
- 2 yaş: 85.5 cm
- 3 yaş: 95 cm
- 4 yaş: 102 cm
- 5 yaş: 108 cm
- 6 yaş: 114 cm
- 7 yaş: 120 cm
- 8 yaş: 125.5 cm
- 9 yaş: 130.5 cm
- 10 yaş: 137 cm
- 11 yaş: 145 cm
- 12 yaş: 154.5 cm
- 14 yaş: 158.5 cm
- 16 yaş : 159 cm

(Alt sınır)

- Doğum: 47 cm
- 6 ayda: 58 cm
- 12 ay: 64.5 cm
- 2 yaş: 76.5 cm
-3 yaş: 85.5
- 4 yaş: 92 cm
- 5 yaş: 97.5
- 6 yaş: 103 cm
- 7 yaş: 108 cm
- 8 yaş: 115 cm
- 9 yaş: 120.5 cm
- 10 yaş: 125 cm
- 11 yaş: 133.5 cm
- 12 yaş: 140.5 cm
- 14 yaş: 147.5 cm
- 16 yaş: 148.5 cm

Basit bir boy hesaplama yöntemi

Erişkin insanda normal beklenen boy için basit bir hesaplama yöntemi:

Kız çocuk için; anne ve baba boyunun toplamından 13 çıkarılacak, çıkan sonuç ikiye bölünecek. Ortaya çıkan sayı, çocuğun olması gereken boy uzunluğunu verir.

Erkek çocuk için anne ve baba boyunun toplamına 13 eklenecek, çıkan sonuç ikiye bölünecek.

Kız ve erkeklerde büyüme hızı

İlk 1 yaşta; yılda 25 cm
1 - 2 yaş arası; yılda 10 - 12 cm
2 - 4 yaş arası; yılda 10 - 12 cm
4 - 12 yaş arası yılda 5 cm büyürler
Ergenlik dönemi boyunca kızlar 15 - 20 cm, erkekler 20 - 25 cm uzar




FoRuM_MeLeGi
21-06-2007, 10:10
Normalden çok geç konuşmaya başlayan çocukların, tersine düşündüğü belirtildi. Geç konuşan çocukların, dili beynin sol tarafıyla değil, sağ tarafıyla algıladığı belirtildi.

Radiology dergisinde yayımlanan makaleye göre, Miami Çocuk Hastanesi'nde görevli radyologlar Nolan Altman ve Bryron Bernal, 2 ila 8 yaşlarındaki çocukların beyinlerinin çeşitli bölgelerindeki aktiviteyi manyetik rezonans tomografisiyle görüntülediler.

Bilim adamları, incelenen 52 çocuktan 17'sinin konuşmayı çok geç öğrendiğini, diğer 35 çocuğun konuşma gelişiminin normal olduğunu söylediler.

Annelerinin ses kaydı dinletilen çocukların beyin aktivitesini ölçen bilim adamları, konuşma konusundaki gelişimi normal olan çocukların beyinlerinin sol tarafının, geç konuşan çocukların beyinlerinin ise sağ tarafının daha aktif olduğunu tespit ettiler.

Altman, ciddi konuşma bozukluklarının, erken teşhis ve tedaviyle engellenebileceğini belirtti.

Deney sonucunun başka araştırmalarla doğrulanması halinde, konuşma bozukluklarının erken ve yan etkisiz teşhisinin mümkün olacağını söyleyen Altman, erken teşhisle başlanan tedavinin başarılı olup olmadığının da bu yöntemle kontrol edilebileceğini söyledi

FoRuM_MeLeGi
21-06-2007, 10:12
Özellikle çocukluk dönemlerinde kazanılan 'tırnak yeme' alışkanlığından ilerleyen yaşlarda da vazgeçmek çok kolay olmuyor.

Bugüne kadar bu alışkanlığı yenmek için çeşitli tedavi yöntemlerinden sonuç alamayanlar ise, artık tüm dünyada olduğu gibi biofeedback yöntemini tercih ediyor

Çocukluk yıllarında hemen herkes evde ailesi ya da okulda öğretmenleri tarafından mutlaka Evladım elini ağzından çek" sözüyle uyarılmıştır. Çocukları tırnak yeme alışkanlığından vazgeçirmek ise, o kadar kolay değil. Tabii ki bu alışkanlık sadece çocukların değil, stresli bir hayattan dolayı sonradan bu alışkanlığı edinmiş herkesin problemi. Bu durum kötü bir görüntü yaratmasının yanı sıra, pek çok sağlık probleminin de tetikleyicisi olabiliyor. Tırnak yemeyi engellemek adına acı ojeler veya protez tırnaklar çare olarak denense de, bunlar her zaman kesin bir çözüm getirmiyor.

Stres ve korku tetikliyor

Son yıllarda ise, yurtdışında bu alışkanlığı yenmek üzere biofeedback yöntemi tercih ediliyor. Türkiye'de bu yöntemi uygulayan Etiler Güven Laboratuvarı, bugüne kadar 150 kişiyi bu alışkanlığından kesin olarak vazgeçirmeyi başarmış. Profesör Doktor Sacit Karamürsel danışmanlığında, Dr. Ayşe Döler Kazancıgil tarafından uygulanan EEG Biofeedback isimli yöntemle, beynin daha uyumlu çalışması sağlanıyor. Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, unutkanlık, diş gıcırdatma, tırnak yeme gibi hastalıkların 'uyku bozuklukları' ile ilişkili olduğunu söyleyen Kazancıgil, Stres, korku gibi faktörlerin yanı sıra, çeşitli psikosomatik nedenler kişiyi tırnak yemeye itebiliyor. Sebepler birbirinden farklı olsa da, tırnak yeme şikâyeti olanların tedavisinde, EEG Biofeedback yönteminden yararlanıyoruz. Şikâyetin vücuttaki fotoğrafına bakacak olursak; normalde beynin iki yarısında, yaşamımızdaki farklı fonksiyonların kontrolü yapılmakta, bu çalışma esnasında da küçük elektrik akımları üretilmektedir. Bu akımların ritmi, uyurken, uyanıkken ve belli bir işi yaparken farklı düzeylerde seyreder. Tırnak yiyen kişilerde ise, beynin SMR (Sensory Motor Rythm) dalgalarının genliği düşüktür. Biz EEG Biofeedback yöntemiyle, elektriksel olarak bu genlikleri artırıp azaltmayı, ritimleri değiştirmeyi öğretiyoruz. Böylece beynin daha etkin kullanımı sağlanmış oluyor" diyor.

Yan etkisi hiç yok

Tırnak yeme şikâyetiyle laboratuvara başvurduğunuzda, ilk olarak görüşme ve elektro fizyolojik test olmak üzere iki aşama, Prof. Dr. Sacit Karamürsel tarafından değerlendiriliyor. Sonuçlara göre kişiye en uygun tedavi programı başlatılıyor. Kazancıgil'e göre vücuda ilaç ya da elektrik verilmediği için bu tedavinin herhangi bir yan etkisi yok. Kazancıgil yöntemin inceliklerini şöyle anlatıyor: "Hastaya birer tane kulaklara ve üzerinde çalışılacak beyin yarım küresinin üzerine olmak üzere üç elektrot yerleştirerek, kişinin beyin dalgaları bilgisayara oyun olarak yansıtılıyor. Bilgisayarda beyin dalgaları bazen bir top, yıldız ya da araba olarak görülüyor. Bu aşamada diğer bilgisayarda yer alan terapist, oyunun parametrelerini belirleyip gittikçe zorlaştırarak, uygulayıcının beynini eğitmesine yardımcı oluyor."

6 yaşından büyük herkese

Tedavinin basit ve çok etkili olduğunu söyleyen Kazancıgil, "Kişi üzerinde çalışılan dalganın genliğini her artırışında ya da ihtiyaca göre azalttığında, sesle ve ekranda görünen puanlar ile feedback (geri bildirim) alır. Böylece, motor öğrenme dediğimiz biçimde, geribildirim aldıkça, beynini istenen şekilde kullanmayı öğrenir. Seanslar sonunda, elde edilen kazanımlar ömür boyu unutulmadığı için tırnak yeme sorununa kesin çözüm sağladığımızı söyleyebiliriz" diyor. Altı yaşından büyük herkese uygulanabilen bu tedavide, seanslar haftada üç kez yarım saat uygulanıyor. Kazancıgil; hastanın gösterdiği değişime göre, ortalama 15-20 seansta başarılı sonuç alındığını söylüyor.

FoRuM_MeLeGi
21-06-2007, 10:14
Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Bu nedenle ailelerin bebeklerde ve çocuklarda sık görülen kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında uzmana başvurması gerekiyor.

Kansızlık her yaşta görülebilen bir sorun. Ancak özellikle bebeklik ve çocukluk çağında daha sık rastlanıyor. Bunun temel sebebi bebeğin anne sütü almaması ve demirden eksik gıdalarla beslenmesi. Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun değil. Sadece fiziksel rahatsızlıklara neden olmakla kalmayıp bebeklerde zeka düzeyini de etkiliyor. Anne ve babaların kansızlık konusunda dikkatli olması belirtilerini ve etkilerini iyi bilmesi gerekiyor. Acıbadem ve “Kriton Curi Parki Gönüllüleri” işbirliğiyle gerçekleştirilen “Çocuklarda Anemi” söyleşisinde konuşan Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat anemiyi şöyle tarif ediyor: “Anemi hemoglobin konsantrasyonunun veya kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) sayısının beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu kanın oksijen taşıma kapasitesi ve dokulara giden oksijen miktarı azalır. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından çok, hasta bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir.”

Çocuklarda aneminin nedenleri

Prof. Dr. Canpolat çocuklarda aneminin oluşmasında diyetin çok büyük bir önemi olduğuna dikkati çekerek şöyle diyor: “Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, ve bir de adolesan dönemdir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir. Adolesan, kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan diğer iki besinsel faktör B12 vitamini ve folik asittir. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi kadar sık görülmezler.” Sadece diyet değil bazı ilaçların kullanımı da çocuklarda anemiye neden oluyor. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle anemi meydana getiriyor.
Çocuklarda kronik hastalıkların ve sık geçirilen enfeksiyonların anemiye neden olduğu bilinen bir gerçek Prof. Dr. Canpolat sebebini şöyle açıklıyor: “Kronik hastalıklarda alyuvarların yaşam süresi kısalmıştır ve kemik iliği ise yetersiz çalışmaktadır. Ayrıca demir kullanılmasındaki bozukluk ve böbrek hastalıklarında kanda toksik maddelerin birikmesi de alyuvar yapımını baskılayan faktörlerdir.”

Kansızlık nasıl anlaşılır?

Süt çocuklarında huzursuzluk, davranış değişiklikleri, iştahsızlık, uykusuzluk veya normalin üzerinde uyuma gibi belirtiler görülürken daha büyük çocuklarda ve adolesanlarda yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, çabuk yorulma ve nefes darlığı gibi yakınmalar ile ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Canpolat bu noktada bir uyarıda bulunarak şunları söylüyor: “Anemiyle birlikte lenf bezelerinin ve karaciğer ve dalağın da büyük olması durumunda çocuk hemolitik anemiler ve lösemi açısından mutlaka değerlendirilmelidir.”

Demir eksikliği anemisine dikkat!

Çocuklarda en sık görülen anemi, demir eksikliği anemisi. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterli geliyor. Ancak altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebek demir eksikliği tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Demir en çok kırmızı ette, yumurta sarısında, yeşil sebzelerde ve hububatta bulunuyor. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten ve sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekiyor. Demir eksikliği anemisinin engellenmesi için diyete önem verilmeli, demirden zengin ek gıdaların zamanında ve uygun şekilde başlanmalı. Prof. Dr. Canpolat, “Prematüre bebeklere erken koruyucu demir preparatları başlanması gerektiğini hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır.”

Tanı ve tetkikler

Demir eksikliği gelişen bebekler huzursuz, iştahsız oluyor ve uyku bozuklukları yaşıyor. Büyümesi ve gelişmesi duraklama gösteriyor. Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de soluyor. Bunu anlamak zor değil. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakıldığında anlaşılıyor. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelme şansına sahip. Prof. Dr. Canpolat tanı ve tetkikler konusunda şunları söylüyor: “Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı ve idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılmalıdır. Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler ve inek sütü alerjisi sayılabilir. Ayrıca bağırsakta bulunan polipler ve anüste mukoza çatlakları da kan kaybına neden olabilirler. Gaitada gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir.”

Tedavisi

Tedavi ise çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor ve 3 ay kadar sürüyor. Tedavide ilk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3 ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor.