PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Karamanli Mevlana Nin Eserleri Siirleri




babür
02-07-2007, 14:36
MEVLÂNA’NIN ESERLERİ


Mevlâna 66 yıllık hayatı boyunca insanları aydınlatmış, onlara doğru yolu göstermiştir. Bir yandan medresede öğrenci yetiştirmiş, bir yandan da yapmış olduğu vaaz ve ilmi sohbet toplantılarında insanlara yararlı olmaya çalışmıştır. Bu sohbetlerin müridleri tarafından toplanıp bir araya getirilmesi ile bugün elimize ulaşan değerli eserler ortaya çıkmıştır.

Mevlâna'nın en önemli eserleri :
l- Mesnevî,
2- Dîvân-ı Kebîr,
3- Mektûbât,
4- Mecâlis-i Seb'a, (Yedi Meclis)
5- Fîhi Mâ Fih'dir.

Mesnevi:

Mesnevî, klasik doğu edebiyatında bir şiir tarzının adıdır; bu tarzda yazılan şiirlerde her beyitin iki mısraı kendi arasında kafiyelidir. Bir beyitin kafiyesinin kendisinden önce gelen beyitlerle de, kendisinden sonra gelen beyitlerle de uyumu gerekmez.
Mesnevî, Hüsamettin Çelebi'nin "Sultanım, gazel tarzında pek çok şiirler yazdınız. Divan ortaya çıktı. Eğer bu arada Hakim Senai'nin İlahinâmesi, Feridüttin Attar'ın Mantık- ut Tayır'ı gibi bir kitap yazarsanız, okuyucularınız sizin bu sözlerinizle meşgul olur." demesi üzerine, Mesnevî’nin ilk l8 beyitini yazarak mesneviye başlamış oldu.
Altı ciltlik bu muazzam eser Farsça olarak yazılmıştır. Hüsamettin Çelebi'nin tuttuğu notlar zaman zaman gözden geçirilir ve gerekli düzenlemeler yapılırdı. Mesnevi (Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün- Fâ i lün) vezninde yazılmasına rağmen bazen bu vezne önem verilmiyordu. Altı ciltlik mesnevinin her cildinin başında bir önsöz yer almaktadır. Mesnevî’de Mevlâna tasavvufî fikir ve düşüncelerini birbirine ulanmış hikayeler şeklinde anlatmaktadır.
İşte Çelebi Hüsameddin'in teşviki ile dünya edebiyatı, fikir dünyası, çağların kitabını kazanmıştır. Mesnevi,Mevlâna'nın gününden bugüne kadar her devirde önemini korumuş ve dünyanın önemli dillerine çevrilmiştir. Mesnevi, Mevlâna için "Peygamber değil ama kitabı var" sözünü söyletmiş bir eserdir.

Dîvân-ı Kebîr:

Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr “Büyük Defter” veya “Büyük Dîvân” anlamına gelir. Mevlâna'nın Mesneviden sonra en önemli eserlerinden biridir. Mevlâna’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Şems-i Tebrizi 'nin şehit edilmesi üzerine Şems'e karşı olan muhabbeti nedeni ile yazılmış olup, 48.000 beyitten ibarettir. Bu nedenle bu divana Şems'e izafeten "Divan-ı Şems" de denilmiştir.
Dîvân-ı Kebîr gazel ve rubâiler açısından çok değerli bir eserdir. Mevlâna, bunların büyük bir çoğunluğunu o anda yaşamakta olduğu sevinç, üzüntü ve acı içindeyken söylemiş, bu duygularını rubâi ve gazellere dökmüştür.
Bu muazzam eser de 5 cilt halinde Türkçe’ye ve çeşitli dillere çevrilmiş, dünya klasikleri arasına girmiştir.

Mektûbât :

Mevlâna'nın bu eseri l47 mektuptan meydana gelmiştir. Başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine olmak üzere çeşitli sebeplerle birisine tavsiye ve öğütte bulunma veya derdine derman olmak amacıyla yazdırdığı mektuplardan oluşur. Bu eser, Mevlâna'nın yaşadığı dönemin sosyal durumunu, ekonomik hayatını, devlet yönetimini ve cereyan eden olayları açıklaması açısından bir belgesel niteliği taşır. Ayrıca Mektubat'tan Mevlâna'nın devlet adamları ile olan ilişkisi ve yakınlığı, onlar üzerindeki etkisi anlaşılır. Mektubat Abdülkadir Gölpınarlı tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.



Fîhi Mâ Fih :

“Onun içindeki içindedir” anlamına gelir. Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerinin oğlu Sultan Veled tarafından bir araya getirilmesinden meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Kitabın birkaç bölümü Arapça, diğer bölümleri Farsça'dır. Bölümler içinde sohbetlerde konuşulan ahlak, tarikat, tasavvuf, Kur'an ayetleri ve Peygamberimizin hadisleri üzerindeki Mevlâna'nın açıklamaları yer alır. Eser, nazım halinde olmayıp mensurdur. Bu eser de Türkçe'ye tercüme edilerek dilimize kazandırılmıştır.

Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis):

Bu eser Mevlâna'nın vermiş olduğu 7 adet vaazının not edilmesi ile oluşmuştur. Bu vaazlar Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır.Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna’nın tashihinden geçmiş olması olasılığı yüksektir.
Şiiri fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir:

1-Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2-Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3-İnanç’daki kudret.
4-Tövbe edip doğru yolu bulanlar, Allah’ın sevgili kulları olurlar.
5-Bilginin değeri.
6-Gaflete dalış.
7-Aklın önemi.

MEVLÂNA’NIN GÖRÜŞLERİ


MEVLÂNÂ’NIN ŞİİRİ

“Şiirde nedir ki ondan laf edeyim ? Şairlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim” diyen Mevlâna Celaleddin hiçbir vakit şiir söylemek için eline kalem almamış, uzun –uzun çizip bozarak şiir yazmamıştır. Temelli, özlü bir bilgiye, pek hassas bir tedai kabiliyetine, çok kuvvetli bir görüşe, bir dikkate olağanüstü ve gerçektende orijinal bir buluş kudretine ve şiddetli bir duyguya sahip olan Mevlâna, günlük olaylardan derhal müteessir olan çoğu defa veçd içinde Sema ederken duyduklarını vezin ve kafiye potasına dökerek söylemeye başlardı. Çevresinde toplananlar O’nun her sözünü ilham telakki ederlerdi. Bunların arasında “Katib-el esrar” yani sır katipleri diye anılan ve O’nun şiirlerini kaydetmeyi kendilerine ödev edinenler, hemen yazarlardı. Sonradan bahir –bahir ayrılan her bahir, alfabetik bir tertiple düzenlenen “Divan-ı Kebir” böyle doğmuştu. Nitekim bildiğimize göre “Mesnevi” de ilk onsekiz beyti müstesna, Çelebi Hüsameddin tarafından yazılmak suretiyle gene böyle meydana gelmişti. (Abdulbaki Gölpınarlı, Divan-ı Kebir I .Cilt, sunuş bölümü)

Mevlâna eserlerini Farsça yazmıştır. Arapça, Rumca ve Türkçe olan şiirleri de vardır. Mevlana şiirlerinde halk dilini yani halk Farsçası, halk Arapçası, halk Türkçesi ve halk Rumcasını kullanmıştır.
Mevlâna, halk dilini şiir dili olarak kullanmıştır. O’nun şiirlerinde halk dilinin bütün hususiyetlerini, bütün halk tabirlerini buluruz.. O, halka halkın diliyle hitap etmiş, tekellüften kaçınmış, hayatında olduğu gibi şiirinde de halktan ayrılmamıştır. Zaten açıkçası, Mevlâna halkla konuşur, bu konuşma şiir olur.
Divan’daki şiirlerinde de Mesnevi’de olduğu gibi bazı hikayelere girdiği olur. Zaten o her iki eserinde de anlatmak istediği fikrin bilgisini yapmaz, bilgiyi halka, halk anlayışına göre ve hikayelerle, temsillerle sunar, onu öyle bir hale getirir ki anlaşılmamasının imkanı kalmaz.
Mevlâna’nın şiirlerinde halk hikayeleri gibi ata sözleri, halk mecazları, halk inanışları, büyük yer alır. Hatta onun şiirleri, bu halk unsurlarıyla yoğrulmuştur. (Abdülbaki Gölpınarlı, A.Kadir’in Bu Günün Diliyle Mevlana Kitabı Önsözü)
Mevlâna şiirinde tabiat olaylarını ihmal etmemiştir. Yılanın oklu kirpiden kurtarmak için kendisini ona vura vura kanlar içinde kalmasından, aşıkotunun çabucak sararıp solmasına, buram-buram tüten, burcu burcu kokan taze somunun güzelliğinden, bayat ekmeğin ufalanıp yerlere saçılmasına, değirmende öğünen buğdaydan kuru ekmeğe katık olan naneye,alıcı doğan kuşundan elleriyle başını döven sineğe, pazara girince halkı kaçıran tablaları döken deliden kale burçlarına dizilen kesik başlara , ahlaksız yatağı bekar odalarından yollar kapanınca yolculara günlerce yurt kesilen kervansaraylara, çocuk oyunlarından büyüklerin adetlerine, canlar yakan, kanlar döken, şehirler yakan, akınlardan bıyık burarak böbürlenen beylere, savaştan barışa, dövüşten uzlaşmaya ,kavuran döken kış rüzgarından tomurcukları okşayıp açan bahar yeline, kışın öldürücü zulmünden baharın yaratıcı feyzine, gökten yere, yerden göğe, eskiden yeniye,dünden bu güne kadar herşey, yağmur-çiğ, gün-gece,güneş-yıldız, kurt-kuş, ama her şey O’nun şiirine girer. Bu bakımdan dün ve yaşadığı devir, bütün özellikleriyle O’nun şiirinde yer alır. Böylece Mevlâna’nın şiirinde idealizm, realizm bağdaşır. (Abdülbaki Gölpınarlı, Divan-ı Kebir I.Cilt, sunuş bölümü)
Mevlâna’nın şiirlerinde mısra ve beyit yapısı sağlam ve güzeldir. Kafiyeyle fazla ilgilenmemiş, bazı gazellerinde vezinden şikayet etmiştir. Klasik doğu edebiyatında beyit eğemenliği vardır. Her beyit tüm bir anlamdır. Öbür beyitle ilgisi pek yoktur. Mevlâna’nın her şiiri bir tümdür. İlk beyitte ele aldığı fikri sona kadar götürür. Beyit sayısını da gönlüne göre belirler.

SON NEFES
Hz.Mevlâna’dan
Omuzdan omza yarın tahtımız olunca revan;
Açık kalırsa gözüm, sanmayın sebep şu cihan.

Düşünce yollara vah vah, yazık demeyin,
Meğer ki uymaya şeytana dil ; yazık o zaman !

Yakınma toprağa korlarken elveda diyerek !
O bahçeler, bu kalın perde arkasında nihan.

Ne eksilir batılılardan, ne kaybeder doğular,
Güneşle ay bu kadar doğdu battı varmı ziyan?

Uçan kuşun, kalır ardında bir hazin kafesi
Bu hücreden nice bir kurtulurdu çıkmasa can?

Düşünce toprağa birgün filizlenir de tohum ;
Neden yeşermesin öyleyse ektiğin insan ?

Nasıl inerse o yoldan çıkar dolunca kova,
Vakit gelir, gün olur, kurtulur Yusuf kuyudan.

Tutun ki ağzı kapattık o mutlu ana kadar
Değer mi açmağa bomboş bu yer, bu gök, bu mekân