PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : VusLat. .




DiLrUbA
03-08-2007, 16:52
VusLat. .

Yoksun. . .
Söz vermiştin! Asla bırakmayacaktın, sensizliğe mahkum etmeyecektin hani! Kara toprak benden daha çok mu sevdi seni? onun için mi bırakıp gittin beni! Şimdi ben, sensiz geçen saatin her bir dilimine parça parça edip yokluğunu, zamana tutsak ediyorum kendimi. . .

Sevdim... Hem de çok sevdim seni... Kaldır güzel başını kara topraktan ey sevgili! Kaldır da bir bak göre biliyor musun?Yaşadığım sensizliğin çaresizliğini. Özlüyorum hem de çok özlüyorum duyuyor musun beni? Ben bir avuç toprakla paylaşmak için sevmedim seni. Bende sana kavuşmak istiyorum içim parça parça kurumuş topraklar gibi. . .

Bilirsin karanlıktan korkarım çocuklar gibi... Dönüşü olmayan bir yolda yalnız yürümeye mahkum ettin sen beni. O yollar ki karanlık tüneller misali çevreler beni, bir umut ışığı yaksan atacağım hiç düşünmeden kendimi. . .

Ne sevda şarkıları, ne bağrı yanık türküler, ne ağıtlar nede şiirler hiç biri ama hiç biri anlatamıyor bende ki seni. Kulaklarımda tek çınlayan ayrılığın sesi, o ses ki en anlamlı şarkı sözlerini yerle bir eden nameler gibi. Ben yaşıyorum kendi sahnemde adı yalnızlık olan gerçeği. . .

http://img132.imageshack.us/img132/7011/heartsbylipsecretbc9.jpg

Ne limanda vadesi dolmuş bir gemi, ne kanadı kırık bir kuş, ne gözü yaşlı ceylan, ne fırtınalar boranlar, ne yaprağı dökülmüş çiçekler, ne doğmayan güneş, ne bitmeyen gece... Hiç biri anlatmaya yetmiyor bendeki harabeyi, baktığım, dokunduğum hiçbir şeyde bulamıyorum, yoluna baş koymuş derviş misali dönüp duruyor, her yerde, her şeyde arıyorum seni. . .

Sensizlik, damarlarımda gezinen sinsi bir yılanın zehri gibi. O zehir ki! Her bir damlası yakar kavurur içimi , al canımı al dedikçe yerden yere savurur beni. . .

Aşkın büyülü tınısı eşlik eder içimde dönen semazenlere. Yürek bir sana, bir Allah’a koşar durur deli divane. . .
Sensizlik kor gibi düşünce yüreğime, Allah’ a yakarırım beni ona kavuştur diye... Yakardığım her ansa ona kavuşurum huzur içinde. . .

Seni sevmek ibadet. .
Sevgisizlik ihanet sevgili. . .
Neyleyim ki yoksun! . .
Gayrı fazla yaşayamam. .
Vuslatın öldürür beni. . .

http://img79.imageshack.us/img79/8237/8v2pcbg2zx0.jpg

NiLgün SarıgüL




Tanem
03-08-2007, 17:01
Elinize sağlık.Teşekkürler::buyir:

BurcuUu_
03-08-2007, 17:41
Seni sevmek ibadet. .
Sevgisizlik ihanet sevgili. . .
Neyleyim ki yoksun! . .
Gayrı fazla yaşayamam. .
Vuslatın öldürür beni. . .

GönLüne SağLık çOk GüzeLdi..

DiLrUbA
03-08-2007, 21:37
kimse icin cana kiymaya degmes allah korusun yazanin yüregine saglik sizinle paylasmak güzel

shaMarıq
03-08-2007, 22:38
Seni sevmek ibadet. .
Sevgisizlik ihanet sevgili. . .
Neyleyim ki yoksun! . .
Gayrı fazla yaşayamam. .
Vuslatın öldürür beni. . .



emeqine saqLık apLammm:cicek:

shaMarıq
03-08-2007, 22:40
İyilikten, saflıktan ulaşamadım kendime burada… Burası durmadan hızlanan bir kent. Burada sonsuz arzu çarpışır. Sonsuz acı… Sonsuz hırs…
En başlarda ne istedim tam bilmiyorum. Ama öyle açık ve duruydu ki gördüğüm herşey, nereye ve kime baksam beni kendisine inandırıyordu. Henüz içimde bir başkası yoktu. İçimde benden ayrı, bana karşı bir ses yoktu. Gidemediğim yerleri mutlu özlerdim, çünkü gitmesem bile bilirdim ki oraları da benden bir parçaydı.
Çok az ve usulca konuşulurdu.
Çünkü sessizlik vardı ve ve bu sessizlikte en küçük sesler bile çabucak yayılırdı heryere. Sessizlik kutsaldı, çünkü bütün sesleri o saklardı koynunda.
Evlerin önünde küçük bahçeler vardı. Geceleri ışıl ışıl yanan küçük düş ağaçları vardı. Herşey bizim için yaratılmıştı sanki, göründüğü gibi olan ruhumuza göre. Geceler gündüzlere usulca sokulurdu. Yavaştı herşey. Çok yavaş…
Kutsal ve sonsuz bir aynaydı gökyüzü. Kendisine içtenlikle ve sabırla bakanların ismini sayıklardı…
O zaman da vardı kötülük ve şiddet… O zaman da vardı yalan ve sevgisizlik… Ama yavaş dönerdi dünya. Garip, kutsal bir sessizlik vardı heryerde. Utanırdı kötüler yaptıklarından. Pişmanlık duyulurdu her yalandan sonra. Sanki mecbur kalındığı için sevgisizdi insanlar.
Top oynardık mezarlıklarda. Ölüler dünyanın en sevecen insanlarıydılar. Hayatı onlar sevdirirdi bize. Aynı güneşin altına uzanırdık birlikte.
O zaman bir tek kalbim vardı benim. Gözlerim bana aitti nereye gitsem. İçimde kendi sesimden başka hiçbir ses yoktu.
Hayatın o dinmeyen ağrısıyla hatırlardım kendimi. Susar dinlerdim. O ağrıyı incitmemeye çalışırdım. Kaçmazdım ondan. Bilirdim ki istesem de kaçamam ondan. Güneşin doğuşu ya da batışına nasıl saygı duyuyorsam ona da öyle derin bir saygı duyardım…
Toprak, içimde sakladığım halde ulaşamadığım sevgiliydi… Kendimle değil, toprağın sırrıyla yarışırdım. Kendimden değil, toprağın sırrından ürkerdim… Bu ürküntüyle barışmak için sık sık toprağa yüz sürerdim. Koklardım onu. Çıplak bir hazla yürürdüm üzerinde. Kalbimin üzerinde yürür gibi…
Sonra sular geliyor aklıma. Aktıkça yüzün gibi aydınlanan sular. İlk orada hatırlıyorum seni. İçimde henüz başka bir ses yokken. Kalbim ve gözlerim sadece bana aitken…
O suların peşinde, hayatımın peşinde, yüzünün peşinde…
İlk orada akıp giden sularda seninle kendimi gördüm. En çok sende sevdim kendimi. Akıp giden sularda. İlk kez sende gördüm özlemlerimi… Akıp giden kalbimi… O parçalanmış ve sadece sana ait benliğimi ilk kez sende gördüm…
O yavaşça dönen dünyayı, bütün sesleri içinde saklayan o kutsal sessizliği… Kendisine sabırla ve içtenlikle bakanın adını sayıklayan o sonsuz gökyüzünü… Gökyüzünün el verdiği o küçük düş bahçelerini…
Toprakla sular arasındaydı kalbim. Bu yakınlıkta ne varsa, bu sır nereye varacaksa görmek isterdim. Çünkü öyle inanırdım ki kendime, nereye baksam seni görürdüm. Toprakla sular arasında giderek aydınlanan yüzünü.
Dalgaların aydınlığı vururdu terkedilmiş evlere. Bir kapı açılır, içeri üşümüş bir ışık girerdi. Dışarıda bir sonsuzluk kimsesiz yanardı. Bir ceset vururdu sahile, ömrüm olurdu yorgun ve ıslak saçları… Sen olurdun yüzünü saklayan herkes… Sonra… Sonra biterdi toprak… Akmaz olurdu sular. Kirlenirdi o kutsal sessizlik… Düş ağaçları kesilirdi… Seni bekleyecek yer bırakmazlardı bana… Sürüklerdi beni peşinden hızlanan dünya, bu durmadan hızlanan kent… Sürüklerdi beni kalbimden ayrılan ikinci kalp, sürüklerdi beni gözümden ayrılan ikinci göz… Ruhumdan ayrılan öbür ruh, sürüklerdi beni…
Artık bu kent o kent değil, bu kalp o kalp değil, bu gözler o gözler değil… Seni sevdiğine inandığım o insan bu insan değil…
Burada gidilecek hiçbir yer yok. İnsan en fazla o öbür, o yalancı kalbine çarpıyor… Burada insan en fazla o sahte gözünü hissediyor içi acıyarak… Ne kadar sevse de dünyanın bütün sevgisizliğini üzerine alıyor burada insan… Hep başkalarının sahte yasını tutuyor…
Burada her sabah, her akşam insan yeniden, hep yeniden başlıyor hayatına. Sanki hiç yaşanmamış gibi, hiç gidilmemiş gibi, hiç ders alınmamış gibi… Burada insanın yalan yüzü değil, o en derinde sakladığı kalbi kararıyor önce…
Artık burası herhangi bir kent: Kalabalık, doyumsuz, aceleci, konuşkan, acımasız, telaşlı unutkan, intikam dolu ve hep kaybetmiş… Burada sistem, kirletilmiş arzularla içimize, beynimize sızıyor, o “kurtarılmış beyin hücrelerimize”. İşte sevgiyi, yitirdiğimiz ve özlediğimiz aşkımızı, işte en derinde yatan insanlığımızı aradığımız yer burası…
İşte seni aradığım yer burası: Herşey satılık burada, herşey ambalajlı. Sevgi, umut, ütopya, başkaldırı, inanç, ölüm, farklı hayatlar… Herşey, herşey satılık burada.. Burada herşeyin bir fiyatı var… Burası durmadan hızlanan bir kent… Aşk bile burada serbest piyasa kurallarına bağlı… Sahte bir kalple peşinden koştuğum bu dünya seni bana anlatmaz, artık biliyorum…
Burası benim önümden koşan bir kent… Burada ikinci kalbimle, ikinci gözümle, ikinci benliğimle yarışıyorum. Burada kendimle amansız kavgalıyım…
Seni sevdiğim kadar sevmedim bu hayatı, inan… Ne olur bir tek buna inan…
Çünkü sende gökyüzüm var. sende sonsuz yağmurlarım, kutsal sessizliklerim var… Sende o küçük düş ağaçlarım var… Affet bu küçük insanlığımı… Affet peşinden geldiğim bu kenti… Affet o derin doyumsuzluğumu…
Göremedim affet, sen bu kentte denizden çıkan bir cesettin. O yorgun ve ıslak saçları ömrüm olan bir ceset… Affet beni… Gidilecek başka bir yer yokmuş bu kentte… Toprakla akan su arasındaki yüzünden başka… İşte bunu öğrettin bana… O sessiz, o kutsal yüzünle bana bunu öğrettin. Bu kentte aşk olamayacağını… Beni kendine çağırdın. Akşamın o ıstıraplı eşiğine…
Son bir umutla sana sarılıyorum sevgili. Dünya nereye giderse gitsin, bir tek sen kaldın bu kentte, birtek sen kaldın içimdeki iyilik yüzünden utandırmayan beni…
Ben bu dünyadan kaçtım ve gidecek başka yerim yok…
Burası içimi kanatarak hızlanan bir kent…
Bir yanım ölü, bir yanım sen…
Sevgiliysen tanı beni, bil öyleyse…
Dediğin gibi sevgili, daha fazla yabancı ölmek istemiyorum sana….

DiLrUbA
03-08-2007, 23:55
Burası durmadan hızlanan bir kent… Aşk bile burada serbest piyasa kurallarına bağlı… Sahte bir kalple peşinden koştuğum bu dünya seni bana anlatmaz, artık biliyorum…
Burası benim önümden koşan bir kent… Burada ikinci kalbimle, ikinci gözümle, ikinci benliğimle yarışıyorum. Burada kendimle amansız kavgalıyım…
Seni sevdiğim kadar sevmedim bu hayatı, inan… Ne olur bir tek buna inan…
Çünkü sende gökyüzüm var. sende sonsuz yağmurlarım, kutsal sessizliklerim var… Sende o küçük düş ağaçlarım var… Affet bu küçük insanlığımı… Affet peşinden geldiğim bu kenti… Affet o derin doyumsuzluğumu…
Göremedim affet, sen bu kentte denizden çıkan bir cesettin. O yorgun ve ıslak saçları ömrüm olan bir ceset… Affet beni… Gidilecek başka bir yer yokmuş bu kentte… Toprakla akan su arasındaki yüzünden başka… İşte bunu öğrettin bana… O sessiz, o kutsal yüzünle bana bunu öğrettin. Bu kentte aşk olamayacağını… Beni kendine çağırdın. Akşamın o ıstıraplı eşiğine…
Son bir umutla sana sarılıyorum sevgili. Dünya nereye giderse gitsin, bir tek sen kaldın bu kentte, birtek sen kaldın içimdeki iyilik yüzünden utandırmayan beni…
Ben bu dünyadan kaçtım ve gidecek başka yerim yok…
Burası içimi kanatarak hızlanan bir kent…
Bir yanım ölü, bir yanım sen…
Sevgiliysen tanı beni, bil öyleyse…
Dediğin gibi sevgili, daha fazla yabancı ölmek istemiyorum sana….


harika olmus cnm...:nanak:

!NC!PéR!S!
04-08-2007, 10:43
Bütün söylemek istediklerim sıralandılar şimdi tek tek karşıma …. Her defa dilimin ucuna gelipte sustuğum zamanlar…. Geride bıraktığım ve asla tekrarı olmayan …..neler demek istedim bir bilsen ….yaklaştığımdan mı biraz sonlara yoksa daha fazla düşündüğümden mi bilmiyorum ….kaybettiklerimi tartıyor bu gece terazi….



Bizden alınanları düşüyorum …. İstemeden ördüğümüz duvarlar geliyor gözümün önüne….neden demeyi sorgulamaktan yoruldum beklide….. keşke becerebilseydim bende geçmişin üzerini perdelemeyi…. Sanma kızgınlığım var …. Kabullendim bazı şeylerin ağır bedellerini ödemeyi…bugünlerde biraz daha fazla seviyorum seni….



Gücünün sıcaklığına en çok ihtiyaç duyduğum zamanlar kayıyor üzerimden….ve hayat sormuyor bana istediklerimi sen gibi….sunmuyor bana gümüş tepside yaşadıklarımı… aslında biliyor musun daha iyi anlıyorum seni…. Yapmak istediklerin ama sınır dışı edilmiş hayallerini… kurbandı lazım belki de gelecek için ve sana da sorduklarını sanmıyorum seçimleri….



Yanındayım birkaç gün ….özlemişim bende sen gibi…. Ne çok isterdim zamanı eskisi gibi seninle tüketmeyi…. Çok belli etmezdin de sevgini; bir bakınşın anlatırdı sevdiğini….. tek erkektin hayatıma giren ve hala hayatımın tek erkeği…. Güçlüydün ve her şeye karşı durmanı severdim en çok …. Ağlarken hiç görmemiştim seni…. Bazen kırılırda bir parçam ıslanırsa yüzümün çehresi, istemezdim öyle görmeni…… hep güçlü olduğumu bilmeni istediğim gibi …..



Sorsalardı ister misin diye bu günleri_?kabul eder miydim ,bilmiyorum …. Bekleme salonu suskunluğunda bir karanlığın içinden yazıyorum cümlelerimi…..isterdim şimdi eski günlerin neşesini, uzun akşamlarımızı….. olmadık şeylere güldüğümdeki kızışlarını……



Neye üzülüyorum biliyor musun ? hiç zıplayamadığım için kucağında…. Ya da ne biliyim …artık boynuna atlayamadığım için biraz da….kiraz ağacağından indirdiğin günleri özlediğim için bu suskunlar…..çok özledim seni baba…. Sarı saçlarımla dizinde uykuya dalmak bu kadar uzak mı küçük kızına….ben hala senin küçük kızın değil miyim baba? Küçükken ne çok isterdim oysa büyümeyi…..böyle öğretmemişti öğretmenim ….. bu olmamalı …..söyle babacım …



Büyümek seni özlemek miydi ?


aLıntı...

shaMarıq
04-08-2007, 15:49
Neye üzülüyorum biliyor musun ? hiç zıplayamadığım için kucağında…. Ya da ne biliyim …artık boynuna atlayamadığım için biraz da….kiraz ağacağından indirdiğin günleri özlediğim için bu suskunlar…..çok özledim seni baba…. Sarı saçlarımla dizinde uykuya dalmak bu kadar uzak mı küçük kızına….ben hala senin küçük kızın değil miyim baba? Küçükken ne çok isterdim oysa büyümeyi…..böyle öğretmemişti öğretmenim ….. bu olmamalı …..söyle babacım …



Büyümek seni özlemek miydi ?


emeqine saqLık inciii süper yha:cicek: