KaaN
07-08-2007, 09:53
HORASAN’DAN İSTANBUL’A
Horasan……. Horasan’da Merv……. Merv’de Mâhan…….
Horasan……. Erenler diyarı…
Horasan Anadolu’yu kılıçla fethedenlerin gelişlerinden çoook önce, Anadolu’daki gönülleri fethedenlerin yetiştirildikleri yer…. Hazar denizinin güney ucunun doğusuna düşer… Merv’de onun doğusuna…. Mâhân’da Merv’e düşer.
Merv: Sultan Alparslan’ın çocuk gülüşlerinin düştüğü toprak
Merv: Selçukluların devlet sevdalarının başladığı yer…
Garip ki Kayıların devlet yolculuğu da oradan başlayacak.
Merv’deki küçük bir kasaba: Mâhân
Oraya ne zaman geldiler kimse bilmiyor.
Ama oradan neden gittikleri mâlum : CENGİZ’İN ÇOCUKLARI….
Bütün Ortadoğu’yu saran Moğol istilası onlarında kapılarına dayandığı vakit, oturdular konuştular. Önlerinde iki seçenek vardı: Ya diğer Müslümanların çoğunluğunun yaptığı gibi Moğollara tabi olmayı ve zillet içinde yaşamayı kabul edecekler ya da yurtlarını terk edip, yeni yurtlar arayacaklardı. Kalıp onlara karşı direnmek yok olup gitmenin bir diğer adı olurdu. Zira Moğol sürüleri karşısında küçücük bir aşiretin hükmü neydi ki?
İşte bu yüzden bir süre için, vatansız özgür muhacirler oldular. Moğolların olmadığı topraklara ilerlediler. Batıya daha batıya hep batıya doğru gittiler. Zağros dağlarını geçip Anadolu’ya geldiklerinde Ahlat’da durdular. O kadar yorulmuşlardı ki, kimi tarihçiler onların Van gölü civarındaki bu şirin topraklarda 170 yıl kadar kaldıklarını bile söylediler. Ama yine yola çıkmak gerekti. Bu kez sebep, kimilerine göre sürüleri için yeterli ve uygun otlaklar bulmak, kimilerine göre de Ahlat’a doğru Moğolların hızla ilerlemesiydi. Sebep ne olursa olsun, ilahi irade onları yine yola çıkardı. Bu kez güneye indiler. Halep’e doğru. Başlarında Ertuğrul Gazinin babası, beklide dedesi vardı. Çünkü şimdi tarihi yazanlar onun babası konusunda bir türlü anlaşamadılar. Kimi Süleyman Şah dedi, Kimi Gündüzalp.
Halep’e gitmek için Fırat’ı geçerken, Kayıların başındaki aşiret reisi bir uçurum yerinde atının yağının sürçmesi sonucu Fırat’a düşer ve boğulur. Olay bu günkü Suriye’de Caber kalesi civarında cereyan ettiği için sudan çıkarılan ceset kale yakınına gömülür. Bir eski Türk ananesine göre atı da yakınında bir yere mi gömüldü bilinmez bu gün hâlâ o civarda oturan Türkmenler atları hastalandığı zaman o mezarın başına getirip etrafında döndürürler. Çünkü bu şekilde atlarının iyileştiğine inanırlar.
Bu üzücü olaydan sonra Halep’e gitmekten vazgeçen Kayılar bu kez yukarı, kuzeye çıkarlar Erzurum’a gelirler. İşte Erzurum onlar için bir dönüm noktası olur. Çünkü o sırada başlarında buluna Gündüzalp’te (-ki Ertuğrul gazinin Babasıdır.) orada vefat eder. Geriye dört oğul bırakır: Gündoğdu, Sungar Tegin, Ertuğrul ve Dündar. İlk iki oğlu çıktıkları buz uzun, sonu belli olmayan maceradan yorgun düşmüşlerdir. Dönelim derler, ata dede yurduna geri dönelim. Ama Ertuğrul ve Dündar bu fikri kabul etmezler. İşte yenilgi ve yılgınlığı kabul etmeyen Ertuğrul’un genleridir Osmanlıyı 600 yıl boyunca yaşamaktan yormayan. Nihayet büyük kardeşler yola, geri dönüş yoluna koyuldular. Önce Ahlât’a geldiler. Ama ondan sonra ne oldular, nereye gittiler, Mahan’a vardılar mı? Hiç kimse bilmedi. Geçmişin tozlu yollarında kaybolup gittiler.
Horasan……. Horasan’da Merv……. Merv’de Mâhan…….
Horasan……. Erenler diyarı…
Horasan Anadolu’yu kılıçla fethedenlerin gelişlerinden çoook önce, Anadolu’daki gönülleri fethedenlerin yetiştirildikleri yer…. Hazar denizinin güney ucunun doğusuna düşer… Merv’de onun doğusuna…. Mâhân’da Merv’e düşer.
Merv: Sultan Alparslan’ın çocuk gülüşlerinin düştüğü toprak
Merv: Selçukluların devlet sevdalarının başladığı yer…
Garip ki Kayıların devlet yolculuğu da oradan başlayacak.
Merv’deki küçük bir kasaba: Mâhân
Oraya ne zaman geldiler kimse bilmiyor.
Ama oradan neden gittikleri mâlum : CENGİZ’İN ÇOCUKLARI….
Bütün Ortadoğu’yu saran Moğol istilası onlarında kapılarına dayandığı vakit, oturdular konuştular. Önlerinde iki seçenek vardı: Ya diğer Müslümanların çoğunluğunun yaptığı gibi Moğollara tabi olmayı ve zillet içinde yaşamayı kabul edecekler ya da yurtlarını terk edip, yeni yurtlar arayacaklardı. Kalıp onlara karşı direnmek yok olup gitmenin bir diğer adı olurdu. Zira Moğol sürüleri karşısında küçücük bir aşiretin hükmü neydi ki?
İşte bu yüzden bir süre için, vatansız özgür muhacirler oldular. Moğolların olmadığı topraklara ilerlediler. Batıya daha batıya hep batıya doğru gittiler. Zağros dağlarını geçip Anadolu’ya geldiklerinde Ahlat’da durdular. O kadar yorulmuşlardı ki, kimi tarihçiler onların Van gölü civarındaki bu şirin topraklarda 170 yıl kadar kaldıklarını bile söylediler. Ama yine yola çıkmak gerekti. Bu kez sebep, kimilerine göre sürüleri için yeterli ve uygun otlaklar bulmak, kimilerine göre de Ahlat’a doğru Moğolların hızla ilerlemesiydi. Sebep ne olursa olsun, ilahi irade onları yine yola çıkardı. Bu kez güneye indiler. Halep’e doğru. Başlarında Ertuğrul Gazinin babası, beklide dedesi vardı. Çünkü şimdi tarihi yazanlar onun babası konusunda bir türlü anlaşamadılar. Kimi Süleyman Şah dedi, Kimi Gündüzalp.
Halep’e gitmek için Fırat’ı geçerken, Kayıların başındaki aşiret reisi bir uçurum yerinde atının yağının sürçmesi sonucu Fırat’a düşer ve boğulur. Olay bu günkü Suriye’de Caber kalesi civarında cereyan ettiği için sudan çıkarılan ceset kale yakınına gömülür. Bir eski Türk ananesine göre atı da yakınında bir yere mi gömüldü bilinmez bu gün hâlâ o civarda oturan Türkmenler atları hastalandığı zaman o mezarın başına getirip etrafında döndürürler. Çünkü bu şekilde atlarının iyileştiğine inanırlar.
Bu üzücü olaydan sonra Halep’e gitmekten vazgeçen Kayılar bu kez yukarı, kuzeye çıkarlar Erzurum’a gelirler. İşte Erzurum onlar için bir dönüm noktası olur. Çünkü o sırada başlarında buluna Gündüzalp’te (-ki Ertuğrul gazinin Babasıdır.) orada vefat eder. Geriye dört oğul bırakır: Gündoğdu, Sungar Tegin, Ertuğrul ve Dündar. İlk iki oğlu çıktıkları buz uzun, sonu belli olmayan maceradan yorgun düşmüşlerdir. Dönelim derler, ata dede yurduna geri dönelim. Ama Ertuğrul ve Dündar bu fikri kabul etmezler. İşte yenilgi ve yılgınlığı kabul etmeyen Ertuğrul’un genleridir Osmanlıyı 600 yıl boyunca yaşamaktan yormayan. Nihayet büyük kardeşler yola, geri dönüş yoluna koyuldular. Önce Ahlât’a geldiler. Ama ondan sonra ne oldular, nereye gittiler, Mahan’a vardılar mı? Hiç kimse bilmedi. Geçmişin tozlu yollarında kaybolup gittiler.