BuRcu
23-09-2007, 22:57
Howard Phillips Lovecraft http://bloodia.com/images/red.gif
http://img509.imageshack.us/img509/1140/butterfly2nl7.jpg
Poe’nun gotik mirasını devralma çabasında bulunan yazarların en tanınmışı, H.P Lovecraft, 20 Ağustos 1890’da Providence, Rhode Island’da doğdu. Fantezi yazının pek çok ünlü yazarı (Robert E. Howard, Ramsey Campbell) gibi o da hastalıklı, oğluna aşırı düşkün bir annenin gözetimi altında toplumdan kopuk, içine kapanık bir biçimde büyüdü ve bu durum yaşamının sonuna dek devam etti. Lovecraft’ın hem annesi hem de babası aynı akıl hastanesinde öldüler. Annesi, öncekleri küçük oğlunu bir kızgibi yetiştirmeye çalıştı ve üzerine titredi, ancak daha sonraları akıl hastalığı ilerledikçe Lovecraft’a çok çirkin bir çocuk olduğu fikrini aşıladı ve kendisini dinleme zahmetinde bulunan herkese oğlunun insan içine çıkmaya utandığı için kitaplara gömüldüğü yorumunda bulundu. Lovecraft ise önce 18,yüzyıla daha sonralarıysa astronomiye ve mitolojiye büyük ilgi duyduKendi iç dünyasının dinginliğinde Pan’ın ve diğer tanrıların gerçekten yaşadığı evrenler kurguladı. Okuldan sağlık sorunları yüzünden genç yaşta ayrılan Lovecraft kendini kötü şiirler yazmaya ve amatör gazeteciliğe adadı. Bir çok yayın organında ırkçılığı savunan ve kraliyet yanlısı yazılar yazdı. Öyle ki o öldüğünde geride yüz binden fazla mektup bırakmıştı ve yüzyılımızın en büyük mektup yazarlarından biriydi.
Yirmili ve otuzlu yıllarda Weird Tales ve benzeri pulp korku dergilerinde öyküleri yayınlanmaya başladı. Bu akımın pek çok ünlü yazarlarıyla (Robert E. Bloch, Robert E. Howard, Clark Ashton Smith) dost oldu ve kendisine öyle bağlı, küçük ama sağlam bir arkadaş çevresi edi1924’te bir Yahudi olan Sonia H. S. Greene’le evlendi, ancak kısa süre sonra ayrıldılar. Lovecraft yaşamını yoksulluk içinde değersiz yazarlar için hayalet yazarlık yaparak sündürdü. Öykülerine hiçbir zaman güven duymadı ve en sonunda bu işi beceremediğine karar verdi. Yaşamı boyunca hiç öykü kitabı basılmadı. Zaten çok üretken bir yazar da değildi. 1937’de bağırsak kanserinden öldüğünderdında elli bir öykü bırakmıştı.
Lovecraft Weird Tales’in üç silahşöründen biriydi. (Robert Howard ve Clark Ashtonla birlikte) Yazdıklarında hem popüler bir hava hem de zamansız ve boyutsuz bir dehşeti sergileyen edebi bir tavır sezilir. Poe’nun yanı sıra Lord Dunsany veArthur Machen’den de büyük ölçüde etkilenen Lovecraft öykülerinde oldukça resmi, soğuk ve yer yer de sıkıcı bir dil kullanmıştır. Üslubu dış dünyaya yabancı, kendi hayal dünyasının şiirselve korkutucu evreninde yaşayan, fakir bir yirminci yüzyıl centilmenini yansıtır. Korkularını asla açığa vurmayan hep tutumlu bir tavırla sona saklayan ama bir yandan da okuyucu imalarla iğnelemekten geri kalmayan Lovecraft, her ne kadar genelde tarzını geliştirdikçe özellikle de uzun öykülerinde, gizemli ve yavaş yavaş tüyler ürperticiliği açığa çıkan bir dehşeti yakalamayı ve okuyucularda bu ruh halini uyandırmayı başarmışsa da, sık sık kullandığı “iğrenç” “korkunç” ve “berbat” gibi subjektif tanımlar yüzünden eleştirmenlerin saldırısına uğramıştır. Öykülerinde karakter çeşitlemelerine de pek rastlanmaz. Genelde birinci ağızdan anlatılan öykülerinin kahramanı kendisidir, pasif, onurlu, kibar, iletişimsiz, tutumlu, yoksul, tehlike karşısında aciz ve çareyi kaçmakta bulan, olayların kendisinin dışında geliştiği, 19.yüzyıldan çıkıp gelmiş bir beyefendi özentisi. Bu öykülerde, sosyal yaşamı pek aktif olmayan bir çok yazarınkilerde olduğu gibi canlı diyaloglara yer yoktur. Lovecraft karşı cinse fazla ilgi duymadığından , hatta annesi yüzünden kadınları itici bulduğundan dolayı eserlerinde kadınlara da çok az rastlanır, ki bu kadınlar da asla aktif bir role sahip değillerdir. Çoğu öyküde kadının sözü bile edilmez.
http://img522.imageshack.us/img522/9435/dasdadqm3.jpg
Lovecraft’ın öykülerini değerlendirirken yaşamındaki tuhaflıkları göz önünde bulundurmak gerekir. Herşeyden önce Lovecrafty’ın bir çelişkiler yumağı olduğu anlaşılmadılır. Gerçekten de Lovecraft kadar kendisiyle çelişen başka bir insan kurgulamak en usta edebiyatçı için bile epey zor olsa gerek. Lovecraft’ın geçirdiği garip çocukluk dönemi ve anesinin belli bir yaştan sonra kendisiyle tüm fiziksel teması kesmesi, yazarı karşı cinse ve kısmen kendi cinsine karsoğuk ve kontrollü davranmaya yöneltmiştir. Bir ana kuzusu olarak yetişen Lovecraft durmadan 18,yüzyıla ait kitaplar okuıyan ve bu döneme duyduğu hayranlık sonucu ozamanın şivesini kullanmaya çalışan bir züppe olup çıkmıştır.
Yaşamının son birkaç yılında görüşlerini değiştirene ve daha açık fikirli olana dek Anglosaksonların üstünlüğünü canla başla savundu ve göçmenlerden “gettolardaki o faremsi çarpık kemirgenler” ve “o fare suratlı çekik gözlü mongollar” şeklinde bahseden makaleler yazdı. Oysa kendisi bir yahudiyle evlendi ve dostlarının çoğu da yahudiydi. Lovecraft ayrıca Aryanların üstünlüğünü savunan yazılarında “mavi gözlü sarı sakallı savaşçıların azgın zafer çığlıklarından” dem vuruyor, ancak kendisi bir fare yakaladığında elini değdirmemek için kapanla birlikte çöpe atıyordu. En büyük şansı fare kapanlarının sudan ucuz olmasıydı.
Politik görüşleri pek çok kişinin tersine yaşlandıkça muhafazakarlıktan liberalliğe dönüştü. Koyu bir materyalist olduğundan fantaztik yazınla uğraşması garip karşılanabilir, ama öykülerinde asla doğa üstü korkulara yer yoktu. Fiziksel açıdan da pek çok acayipliklere sahipti. Bir soğuk fobisi geliştirmişti ve otuz derece sıcaklıktan daha aşağı sıcaklığa sahip bir yerde duramıyordu. Uykusuz yirmi-yirmi beş saat rahatlıkla konuşabiliyordu. Gündüzleri uyuyup geceleri yaşıyor, bu arada deliler gibi şeker tüketiyordu. Son derece güçlü bir hafa sahipti. İki yaşında alfabeyi öğrenmiş, üç yaşında okumaya başlamıştı. Ayrıca orta yaşa gelene dek eşcinselliğin varlığından habesiz yaşadı.
Şu halde Lovecraft’ın öykülerinibaşarılı kalın anlatım tarzı ya da tekniğinden çok (ki gotiğin gizemli ve kasvetli, donuk havasını başarıyla yansıtabilmesinin yanı sıra “mood”larına kendisine ölümünden sonra büyük ün kazandıracak o sinsi, tüyler ürpertici dehşeti de eklemiştir) kurguladığı dünyaların ve evrenlerin orjinalliğidir. Lovecraft herşeyden önce bir mit yaratıcısıdır. Çocukluğunda Arap gizemciliğine ilgi duymuş, gençliğinde astronomiyle ilgilenmiş ve yazarlığı sırasında “Cthulhu Söyleni”ni yaratmıştır. Cthulhu Söyleni’nde adı geçen tanrılar iki ana bölümde sınıflandırılabilir: Eskiler ve Yaşlı Tanrılar. Yaşlı Tanrılar iyiliği ve ışığı, Eskileise kötülüğü ve karanlığı temsil eder. Yaşlı tanrıların bizim dünyamızla pek ilgilendiği yoktur ama pek hain olan Eskiler , dünyadaki hizmetkarlarının “Cthulhu Mezhebi” üyelerinin yardımıyla bizim boyutumuza geçmeyi, bir zamanlar yıldızlardan gelerek yerleştikleri dünyayı insanlardan geri almayı planlamaktadırlar. Bunu başarmak içinse ellerine küçücük bir fırsat geçmesi yeterlidir. O zaman okyanus dibindeki batık şehir R’yleh’de uyumakta olan yüce rahip ölü Cthulhu, kaosun kör, bilinçsiz tanrısı Azatoth ve yandaşı Yog Sothot, bin evlatlı keçi Shub Niggurath, sürünen kaos Nyarlathotep ve diğerleri dünyayı deliliğe ve alevlere boğacak, bir zamanlar sahip oldukları görkemi yeniden canlandıracaklardır.
Lovecraft bir de “Deli Arap Abdul Alhazred” tarafından 8, yüzyılda yazılmış büyü kitabından, Necronomicon’dan bahsetmektedir. Söylenin diğer kısımları gibi bu kitap da bütünüyle yazarın hayal gücünün ürünüdür. Ancak Lovecraft’ın ne denli başarılı ve ikna gücü yüksek bir ayzar olduğu ölümünden sonra ortaya çıkmış, pek çok kişi “Cthulhu Mezhebi”nin varlığına ve bu söylentinin gerçekliğine yürekten inanarak toplantılar yapmış ve dernekler kurmuşlardır. Hatta günümüzde büyük olasılıkla bir ya da birden fazla “Cthulhu Mezhebi” vardır. Temelini Lovecraft’ın attığı ve ülkemizde bile gerçekliğine ölümcül bir ciddiyetle inanan kişilerin var olduğu bir söylenin dehşet verici tanrılarına hizmet etmeyi amaçlayan bir mezheptir bu. Lovecraft’ın kağıt üzerindeki evreni öylesine ciddiye alındı ki, Necronomicon olduğu idda edilen kitaplar ortada dolaşıyor. Bu kitapta eski Anadolu uygarlıklarının da “Cthulhu”ya taptığı idda edilmiş ve eski dillerde pek çok büyü yer alıyor.
Ve son bir not, yazarın “Herbert West – Diriltici” öyküsü geçtiğimiz yıllarda filme alındı.
http://img509.imageshack.us/img509/1140/butterfly2nl7.jpg
Poe’nun gotik mirasını devralma çabasında bulunan yazarların en tanınmışı, H.P Lovecraft, 20 Ağustos 1890’da Providence, Rhode Island’da doğdu. Fantezi yazının pek çok ünlü yazarı (Robert E. Howard, Ramsey Campbell) gibi o da hastalıklı, oğluna aşırı düşkün bir annenin gözetimi altında toplumdan kopuk, içine kapanık bir biçimde büyüdü ve bu durum yaşamının sonuna dek devam etti. Lovecraft’ın hem annesi hem de babası aynı akıl hastanesinde öldüler. Annesi, öncekleri küçük oğlunu bir kızgibi yetiştirmeye çalıştı ve üzerine titredi, ancak daha sonraları akıl hastalığı ilerledikçe Lovecraft’a çok çirkin bir çocuk olduğu fikrini aşıladı ve kendisini dinleme zahmetinde bulunan herkese oğlunun insan içine çıkmaya utandığı için kitaplara gömüldüğü yorumunda bulundu. Lovecraft ise önce 18,yüzyıla daha sonralarıysa astronomiye ve mitolojiye büyük ilgi duyduKendi iç dünyasının dinginliğinde Pan’ın ve diğer tanrıların gerçekten yaşadığı evrenler kurguladı. Okuldan sağlık sorunları yüzünden genç yaşta ayrılan Lovecraft kendini kötü şiirler yazmaya ve amatör gazeteciliğe adadı. Bir çok yayın organında ırkçılığı savunan ve kraliyet yanlısı yazılar yazdı. Öyle ki o öldüğünde geride yüz binden fazla mektup bırakmıştı ve yüzyılımızın en büyük mektup yazarlarından biriydi.
Yirmili ve otuzlu yıllarda Weird Tales ve benzeri pulp korku dergilerinde öyküleri yayınlanmaya başladı. Bu akımın pek çok ünlü yazarlarıyla (Robert E. Bloch, Robert E. Howard, Clark Ashton Smith) dost oldu ve kendisine öyle bağlı, küçük ama sağlam bir arkadaş çevresi edi1924’te bir Yahudi olan Sonia H. S. Greene’le evlendi, ancak kısa süre sonra ayrıldılar. Lovecraft yaşamını yoksulluk içinde değersiz yazarlar için hayalet yazarlık yaparak sündürdü. Öykülerine hiçbir zaman güven duymadı ve en sonunda bu işi beceremediğine karar verdi. Yaşamı boyunca hiç öykü kitabı basılmadı. Zaten çok üretken bir yazar da değildi. 1937’de bağırsak kanserinden öldüğünderdında elli bir öykü bırakmıştı.
Lovecraft Weird Tales’in üç silahşöründen biriydi. (Robert Howard ve Clark Ashtonla birlikte) Yazdıklarında hem popüler bir hava hem de zamansız ve boyutsuz bir dehşeti sergileyen edebi bir tavır sezilir. Poe’nun yanı sıra Lord Dunsany veArthur Machen’den de büyük ölçüde etkilenen Lovecraft öykülerinde oldukça resmi, soğuk ve yer yer de sıkıcı bir dil kullanmıştır. Üslubu dış dünyaya yabancı, kendi hayal dünyasının şiirselve korkutucu evreninde yaşayan, fakir bir yirminci yüzyıl centilmenini yansıtır. Korkularını asla açığa vurmayan hep tutumlu bir tavırla sona saklayan ama bir yandan da okuyucu imalarla iğnelemekten geri kalmayan Lovecraft, her ne kadar genelde tarzını geliştirdikçe özellikle de uzun öykülerinde, gizemli ve yavaş yavaş tüyler ürperticiliği açığa çıkan bir dehşeti yakalamayı ve okuyucularda bu ruh halini uyandırmayı başarmışsa da, sık sık kullandığı “iğrenç” “korkunç” ve “berbat” gibi subjektif tanımlar yüzünden eleştirmenlerin saldırısına uğramıştır. Öykülerinde karakter çeşitlemelerine de pek rastlanmaz. Genelde birinci ağızdan anlatılan öykülerinin kahramanı kendisidir, pasif, onurlu, kibar, iletişimsiz, tutumlu, yoksul, tehlike karşısında aciz ve çareyi kaçmakta bulan, olayların kendisinin dışında geliştiği, 19.yüzyıldan çıkıp gelmiş bir beyefendi özentisi. Bu öykülerde, sosyal yaşamı pek aktif olmayan bir çok yazarınkilerde olduğu gibi canlı diyaloglara yer yoktur. Lovecraft karşı cinse fazla ilgi duymadığından , hatta annesi yüzünden kadınları itici bulduğundan dolayı eserlerinde kadınlara da çok az rastlanır, ki bu kadınlar da asla aktif bir role sahip değillerdir. Çoğu öyküde kadının sözü bile edilmez.
http://img522.imageshack.us/img522/9435/dasdadqm3.jpg
Lovecraft’ın öykülerini değerlendirirken yaşamındaki tuhaflıkları göz önünde bulundurmak gerekir. Herşeyden önce Lovecrafty’ın bir çelişkiler yumağı olduğu anlaşılmadılır. Gerçekten de Lovecraft kadar kendisiyle çelişen başka bir insan kurgulamak en usta edebiyatçı için bile epey zor olsa gerek. Lovecraft’ın geçirdiği garip çocukluk dönemi ve anesinin belli bir yaştan sonra kendisiyle tüm fiziksel teması kesmesi, yazarı karşı cinse ve kısmen kendi cinsine karsoğuk ve kontrollü davranmaya yöneltmiştir. Bir ana kuzusu olarak yetişen Lovecraft durmadan 18,yüzyıla ait kitaplar okuıyan ve bu döneme duyduğu hayranlık sonucu ozamanın şivesini kullanmaya çalışan bir züppe olup çıkmıştır.
Yaşamının son birkaç yılında görüşlerini değiştirene ve daha açık fikirli olana dek Anglosaksonların üstünlüğünü canla başla savundu ve göçmenlerden “gettolardaki o faremsi çarpık kemirgenler” ve “o fare suratlı çekik gözlü mongollar” şeklinde bahseden makaleler yazdı. Oysa kendisi bir yahudiyle evlendi ve dostlarının çoğu da yahudiydi. Lovecraft ayrıca Aryanların üstünlüğünü savunan yazılarında “mavi gözlü sarı sakallı savaşçıların azgın zafer çığlıklarından” dem vuruyor, ancak kendisi bir fare yakaladığında elini değdirmemek için kapanla birlikte çöpe atıyordu. En büyük şansı fare kapanlarının sudan ucuz olmasıydı.
Politik görüşleri pek çok kişinin tersine yaşlandıkça muhafazakarlıktan liberalliğe dönüştü. Koyu bir materyalist olduğundan fantaztik yazınla uğraşması garip karşılanabilir, ama öykülerinde asla doğa üstü korkulara yer yoktu. Fiziksel açıdan da pek çok acayipliklere sahipti. Bir soğuk fobisi geliştirmişti ve otuz derece sıcaklıktan daha aşağı sıcaklığa sahip bir yerde duramıyordu. Uykusuz yirmi-yirmi beş saat rahatlıkla konuşabiliyordu. Gündüzleri uyuyup geceleri yaşıyor, bu arada deliler gibi şeker tüketiyordu. Son derece güçlü bir hafa sahipti. İki yaşında alfabeyi öğrenmiş, üç yaşında okumaya başlamıştı. Ayrıca orta yaşa gelene dek eşcinselliğin varlığından habesiz yaşadı.
Şu halde Lovecraft’ın öykülerinibaşarılı kalın anlatım tarzı ya da tekniğinden çok (ki gotiğin gizemli ve kasvetli, donuk havasını başarıyla yansıtabilmesinin yanı sıra “mood”larına kendisine ölümünden sonra büyük ün kazandıracak o sinsi, tüyler ürpertici dehşeti de eklemiştir) kurguladığı dünyaların ve evrenlerin orjinalliğidir. Lovecraft herşeyden önce bir mit yaratıcısıdır. Çocukluğunda Arap gizemciliğine ilgi duymuş, gençliğinde astronomiyle ilgilenmiş ve yazarlığı sırasında “Cthulhu Söyleni”ni yaratmıştır. Cthulhu Söyleni’nde adı geçen tanrılar iki ana bölümde sınıflandırılabilir: Eskiler ve Yaşlı Tanrılar. Yaşlı Tanrılar iyiliği ve ışığı, Eskileise kötülüğü ve karanlığı temsil eder. Yaşlı tanrıların bizim dünyamızla pek ilgilendiği yoktur ama pek hain olan Eskiler , dünyadaki hizmetkarlarının “Cthulhu Mezhebi” üyelerinin yardımıyla bizim boyutumuza geçmeyi, bir zamanlar yıldızlardan gelerek yerleştikleri dünyayı insanlardan geri almayı planlamaktadırlar. Bunu başarmak içinse ellerine küçücük bir fırsat geçmesi yeterlidir. O zaman okyanus dibindeki batık şehir R’yleh’de uyumakta olan yüce rahip ölü Cthulhu, kaosun kör, bilinçsiz tanrısı Azatoth ve yandaşı Yog Sothot, bin evlatlı keçi Shub Niggurath, sürünen kaos Nyarlathotep ve diğerleri dünyayı deliliğe ve alevlere boğacak, bir zamanlar sahip oldukları görkemi yeniden canlandıracaklardır.
Lovecraft bir de “Deli Arap Abdul Alhazred” tarafından 8, yüzyılda yazılmış büyü kitabından, Necronomicon’dan bahsetmektedir. Söylenin diğer kısımları gibi bu kitap da bütünüyle yazarın hayal gücünün ürünüdür. Ancak Lovecraft’ın ne denli başarılı ve ikna gücü yüksek bir ayzar olduğu ölümünden sonra ortaya çıkmış, pek çok kişi “Cthulhu Mezhebi”nin varlığına ve bu söylentinin gerçekliğine yürekten inanarak toplantılar yapmış ve dernekler kurmuşlardır. Hatta günümüzde büyük olasılıkla bir ya da birden fazla “Cthulhu Mezhebi” vardır. Temelini Lovecraft’ın attığı ve ülkemizde bile gerçekliğine ölümcül bir ciddiyetle inanan kişilerin var olduğu bir söylenin dehşet verici tanrılarına hizmet etmeyi amaçlayan bir mezheptir bu. Lovecraft’ın kağıt üzerindeki evreni öylesine ciddiye alındı ki, Necronomicon olduğu idda edilen kitaplar ortada dolaşıyor. Bu kitapta eski Anadolu uygarlıklarının da “Cthulhu”ya taptığı idda edilmiş ve eski dillerde pek çok büyü yer alıyor.
Ve son bir not, yazarın “Herbert West – Diriltici” öyküsü geçtiğimiz yıllarda filme alındı.