Gecem
03-10-2007, 13:26
Rahman'ın Kullarına İhsanı : TEVBE
Allah celle celaluhu buyuruyor:
“.. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” 52
Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve on*beklemediği yerden merzuk eder. Kim Allah’a güvenirse Allah, ona yeter.”53
Peygamber sallallhu aleyhi vesellem Efendimiz bu ayeti şu hadisi şerifle şerh etmiştir: “Kim istiğfar zikr-i şerifine devam ederse Cenab-ı Allah, o kimsenin üzüntülerini sevince, müzayakasını vüs’ ate, darlığını genişliğe çevirerek umulmadık yerlerden kendisini mer*zuk eder (rızıklandırır).” 54 buyurdu.
Tevbe şer’ i şerifte zemmedilenden medhedilene yönelmektir.
Tevbe, salikin yolunun başlangıcı, müridIerin saadet anahtarı ve şanı yüce Allah celle celaluh’a seyrin sıhhatinin şartıdır.
Hakikaten de şanı yüce Allah, müminlere bir çok ayetlerde onu emir buyurmuştur. Dünya ve ahirette kurtuluşa sebeb kılmıştır.
“Ey kavmim! Rabbinizden af dileyin; sonra da O’na tevbe edin ki, üzerinize rahmeti bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah’ tan) yüz çevirmeyin.” 55
Rasülullah Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Günahtan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur” 56
Yine Allah celle celaluhu buyuruyor:
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (arnellerinin) nurIarı aydınlatıp gider de, “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin” derler.” 57
Masum olduğu halde RasUlullah sallallahu aleyhi vesellem ümmetine meşru olduğunu öğretmek için çok kere tevbeyi yeniler, istiğfarı tekrar tekrar yapardı.
Raslilullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ey insanlar! Allah celle celaluhu’na tevbe edin ve O’ndan mağfiret dileyin. Hakikaten ben günde yüz defa tevbe ediyorum.” 58 buyurdu.
İmam-ı Nevevi rahmetullahi aleyh dedi ki: “Her bir günahtan tevbe etmek vaciptir. Yapılan isyan bir kul hakkına taalluk etmiyor da, şanı yüce Allah’la kendi arasında ise, bu günahtan tevbenin üç şartı vardır:
1- Tecrid: İsyandan tamamıyla vazgeçip sıyrılmak, o isyana ebedi olarak bir daha dönmemeye azmetmek.
2- Nedamet: Yapılmış olan günaha pişman olmak
3- i’tizar: İşlediği günahdan dolayı Cenab-ı Hakk’a karşı özrünü beyan etmek, af dilemektir.
Bu üç şartın biri olmazsa tevbe de sahih olmaz. Eğer isyan, kul haklarına taalluk ederse tevbenin şartı dört olur. Bu üç şarttan sonra dördüncüsü ise, hak sahibine hakkı ödenerek temizlenmektir. Eğer o hak, mal veya buna benzer şeyler ise, sahibine iade edip, helalleşmek, eğer bu hak bir kişiye atılan zina iftirası sebebiyle lazım gelen bir had hakkı ise, hak sahibinin o haddi icra etmesine imkan vermek veya affını dilernek gerekir. Eğer gıybet ise, gıybet edilen şahıstan helallık istenmelidir. İşte bu surette bütün günahlardan tevbe etmek vacibtir.
Ma’siyetle iştigal eden insan, şam yüce Allah celle celaluhu’nun yolundan uzaklaştıran fasık arkadaşlarından ayrılıp, hayırlı ve sadık olan kişilerin sohbetine devam etmelidir. Zira sadık dostların sohbetleri insanın isyan ve günaha dönmesine engel ve mani olur.
Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle dedi: “Siz bir takım çirkin amelleri işliyorsunuz, bu amelleri gözünüzde kıldan daha ince görüyorsunuz. Halbuki biz onları Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin zamanında büyük günahlardan sayardık.” 59
Mümin masiyette tevbesiz kalmamalıdır. Zira bu şekilde tevbe, kendi reyindeki avamın tevbesidir. Mümin isyanlardan tevbe ettiği gibi, Allah’ı zikretmekten alıkoyan herşeyden de tevbe ede! Bu konuda büyük Şeyh Zinun-i Mısri rahmetullahi aleyh’ e tevbeden sorulduğunda:
” Avamın tevbesi günahtan; havassın tevbesi ise, gafletten dolayıdır” dedi. Abdullah Temimı radıyallahu anh buyurur ki: “Tevbe edenlerin arasında farklılıklar vardır. Kimi günah ve seyyiatından; kimi sürçme ve gafletinden; kimi de hasenat ve taatını gördüğünden tevbe eder.”
Allahu Teala buyuruyor:
“Şüphesiz ki Allah’ a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Şüphesiz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı. Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi. ” 60
Rasulullah Efendimiz buyurur: “Ehl-i Cennet cennete girip ali dereceleri gördüklerinde bir şey için nedamet ederler. Keşke dünyada bir saatimizi dahi gafletle geçirmeyip Allah’ı zikretseydik de, biz de bu derecelere nail olsaydık” derler. 61
Bil ki mümin ne zaman şam yüce Allah’la olan akdini tashis ederse, amelini çoğaltırsa, tevbesini ince ve hassas yapar. Her kim ki kalbini günahtan temizler ve ünsiyet nurları onun üzerine doğarsa, artık onun kalbine gizli afatların girmesinden korkulmaz.
Mümin gece ve gündüzlerde çok istiğfar yaparak, peşi peşine tevbe etmeyi çoğaltırsa bu durum ona, gerçek kulluğu ve mevlası hakkındaki kusurunu hissettirir. Bu mümin ise, kulluğunu itiraf edip, Rabbine sadık kul olur. Yüce Rabbimiz buyuruyor:
“Dedim ki : Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol rahmet indirsin, Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” 62
Günahlarından hakikaten pişman olan müminin tevbesinin nışanesı, Rabbine döktüğü gözyaşlarıdır.
Gözyaşı, Hak yolcularının Cenab-ı Allah celle celaluhu’na takarrupları için yegane melcedir.
Gözyaşı kalbin teessür ifadesi ve gözün niyazıdır, nedamet manası taşır, Allah celle celaluhu’na tevbedir, aşıkın deruni hislerini coşturan kelimesiz ve sedasız lisanıdır. Gözyaşı arifin kalbinin tercümanıdır. Mağfiret için Allah’ın kullarından istediği istirhamdır.
62 Nuh Suresi, Ayet 10-12
Bil ki mümin ne zaman şam yüce Allah’la olan akdini tashih ederse, amelini çoğalhrsa, tevbesini ince ve hassas yapar. Her kim ki kalbini günahtan temizler ve ünsiyet nurları onun üzerine doğarsa artık onun kalbine gizli Matların girmesinden korkulmaz.
Mümin gece ve gündüzlerde çok istiğfar yaparak, peşi peşine tevbe etmeyi çoğaltırsa bu durum ona, gerçek kulluğu ve mevlası hakkındaki kusurunu hissettirir. Bu mümin ise, kulluğunu itiraf edip, Rabbine sadık kulolur. Yüce Rabbimiz buyuruyor:
“Dedim ki : Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol rahmet indirsin, Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” 62 Günahlarından hakikaten pişman olan müminin tevbesinin nışanesi Rabbine döktüğü gözyaşlarıdır.
Gözyaşı, Hak yolcularının Cenab-ı Allah celle celaluhu’na takarrupları için yegane meleedir.
Gözyaşı kalbin teessür ifadesi ve gözün niyazıdır, nedamet ma*nası taşır, Allah celle celaluhu’na tevbedir, aşıkın derfuıi hislerini coşturan kelimesiz ve sedasız lisanıdır. Gözyaşı arifin kalbinin tercümanıdır. Mağfiret için Allah’ın kullarından istediği istirhamdır.
Tevbe ve istiğfar eden kulun gözyaşı, Hakk’ın rahmetini tahrik ve merhametini celb eder. Gözyaşı, günahkarların sıdk ve ihlas ile rablerine arzettikleri ubudiyyet incisinin taneleridir. Y okluğa erenlerin saadet sermayeleridir. Allah için gözyaşı öyle sermaye-yi sadeftir ki; rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü’l-istiğfar ve tevbe-i nasuhtur. Gözyaşı günahkarların çare-i gufranıdır. Muhlisin habbe-i ihıasıdır. Asinin habl-ı salahıdır. Hülasa vuslata erenlerin yegane istinatgahıdır.
52 Nur Suresi, Ayet 3153 Talak Suresi, .Ayet 2-3
54 Tac Terc. c.5
55 Hud Suresi, .Ayet 52 56 Hadis, Ebu Davud, İbn’i Mace
57 Tahrim Suresi, Ayet 8
58 Hadis Müslim
59 Hadis Buhari
60 Zariyat Suresi, Ayet 15-18
61 KütÜb-i Sitte
62 Nuh Suresi, Ayet 10-12
Allah celle celaluhu buyuruyor:
“.. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” 52
Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve on*beklemediği yerden merzuk eder. Kim Allah’a güvenirse Allah, ona yeter.”53
Peygamber sallallhu aleyhi vesellem Efendimiz bu ayeti şu hadisi şerifle şerh etmiştir: “Kim istiğfar zikr-i şerifine devam ederse Cenab-ı Allah, o kimsenin üzüntülerini sevince, müzayakasını vüs’ ate, darlığını genişliğe çevirerek umulmadık yerlerden kendisini mer*zuk eder (rızıklandırır).” 54 buyurdu.
Tevbe şer’ i şerifte zemmedilenden medhedilene yönelmektir.
Tevbe, salikin yolunun başlangıcı, müridIerin saadet anahtarı ve şanı yüce Allah celle celaluh’a seyrin sıhhatinin şartıdır.
Hakikaten de şanı yüce Allah, müminlere bir çok ayetlerde onu emir buyurmuştur. Dünya ve ahirette kurtuluşa sebeb kılmıştır.
“Ey kavmim! Rabbinizden af dileyin; sonra da O’na tevbe edin ki, üzerinize rahmeti bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın. Günah işleyerek (Allah’ tan) yüz çevirmeyin.” 55
Rasülullah Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Günahtan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur” 56
Yine Allah celle celaluhu buyuruyor:
“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (arnellerinin) nurIarı aydınlatıp gider de, “Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin” derler.” 57
Masum olduğu halde RasUlullah sallallahu aleyhi vesellem ümmetine meşru olduğunu öğretmek için çok kere tevbeyi yeniler, istiğfarı tekrar tekrar yapardı.
Raslilullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ey insanlar! Allah celle celaluhu’na tevbe edin ve O’ndan mağfiret dileyin. Hakikaten ben günde yüz defa tevbe ediyorum.” 58 buyurdu.
İmam-ı Nevevi rahmetullahi aleyh dedi ki: “Her bir günahtan tevbe etmek vaciptir. Yapılan isyan bir kul hakkına taalluk etmiyor da, şanı yüce Allah’la kendi arasında ise, bu günahtan tevbenin üç şartı vardır:
1- Tecrid: İsyandan tamamıyla vazgeçip sıyrılmak, o isyana ebedi olarak bir daha dönmemeye azmetmek.
2- Nedamet: Yapılmış olan günaha pişman olmak
3- i’tizar: İşlediği günahdan dolayı Cenab-ı Hakk’a karşı özrünü beyan etmek, af dilemektir.
Bu üç şartın biri olmazsa tevbe de sahih olmaz. Eğer isyan, kul haklarına taalluk ederse tevbenin şartı dört olur. Bu üç şarttan sonra dördüncüsü ise, hak sahibine hakkı ödenerek temizlenmektir. Eğer o hak, mal veya buna benzer şeyler ise, sahibine iade edip, helalleşmek, eğer bu hak bir kişiye atılan zina iftirası sebebiyle lazım gelen bir had hakkı ise, hak sahibinin o haddi icra etmesine imkan vermek veya affını dilernek gerekir. Eğer gıybet ise, gıybet edilen şahıstan helallık istenmelidir. İşte bu surette bütün günahlardan tevbe etmek vacibtir.
Ma’siyetle iştigal eden insan, şam yüce Allah celle celaluhu’nun yolundan uzaklaştıran fasık arkadaşlarından ayrılıp, hayırlı ve sadık olan kişilerin sohbetine devam etmelidir. Zira sadık dostların sohbetleri insanın isyan ve günaha dönmesine engel ve mani olur.
Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle dedi: “Siz bir takım çirkin amelleri işliyorsunuz, bu amelleri gözünüzde kıldan daha ince görüyorsunuz. Halbuki biz onları Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin zamanında büyük günahlardan sayardık.” 59
Mümin masiyette tevbesiz kalmamalıdır. Zira bu şekilde tevbe, kendi reyindeki avamın tevbesidir. Mümin isyanlardan tevbe ettiği gibi, Allah’ı zikretmekten alıkoyan herşeyden de tevbe ede! Bu konuda büyük Şeyh Zinun-i Mısri rahmetullahi aleyh’ e tevbeden sorulduğunda:
” Avamın tevbesi günahtan; havassın tevbesi ise, gafletten dolayıdır” dedi. Abdullah Temimı radıyallahu anh buyurur ki: “Tevbe edenlerin arasında farklılıklar vardır. Kimi günah ve seyyiatından; kimi sürçme ve gafletinden; kimi de hasenat ve taatını gördüğünden tevbe eder.”
Allahu Teala buyuruyor:
“Şüphesiz ki Allah’ a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Şüphesiz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı. Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi. ” 60
Rasulullah Efendimiz buyurur: “Ehl-i Cennet cennete girip ali dereceleri gördüklerinde bir şey için nedamet ederler. Keşke dünyada bir saatimizi dahi gafletle geçirmeyip Allah’ı zikretseydik de, biz de bu derecelere nail olsaydık” derler. 61
Bil ki mümin ne zaman şam yüce Allah’la olan akdini tashis ederse, amelini çoğaltırsa, tevbesini ince ve hassas yapar. Her kim ki kalbini günahtan temizler ve ünsiyet nurları onun üzerine doğarsa, artık onun kalbine gizli afatların girmesinden korkulmaz.
Mümin gece ve gündüzlerde çok istiğfar yaparak, peşi peşine tevbe etmeyi çoğaltırsa bu durum ona, gerçek kulluğu ve mevlası hakkındaki kusurunu hissettirir. Bu mümin ise, kulluğunu itiraf edip, Rabbine sadık kul olur. Yüce Rabbimiz buyuruyor:
“Dedim ki : Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol rahmet indirsin, Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” 62
Günahlarından hakikaten pişman olan müminin tevbesinin nışanesı, Rabbine döktüğü gözyaşlarıdır.
Gözyaşı, Hak yolcularının Cenab-ı Allah celle celaluhu’na takarrupları için yegane melcedir.
Gözyaşı kalbin teessür ifadesi ve gözün niyazıdır, nedamet manası taşır, Allah celle celaluhu’na tevbedir, aşıkın deruni hislerini coşturan kelimesiz ve sedasız lisanıdır. Gözyaşı arifin kalbinin tercümanıdır. Mağfiret için Allah’ın kullarından istediği istirhamdır.
62 Nuh Suresi, Ayet 10-12
Bil ki mümin ne zaman şam yüce Allah’la olan akdini tashih ederse, amelini çoğalhrsa, tevbesini ince ve hassas yapar. Her kim ki kalbini günahtan temizler ve ünsiyet nurları onun üzerine doğarsa artık onun kalbine gizli Matların girmesinden korkulmaz.
Mümin gece ve gündüzlerde çok istiğfar yaparak, peşi peşine tevbe etmeyi çoğaltırsa bu durum ona, gerçek kulluğu ve mevlası hakkındaki kusurunu hissettirir. Bu mümin ise, kulluğunu itiraf edip, Rabbine sadık kulolur. Yüce Rabbimiz buyuruyor:
“Dedim ki : Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol rahmet indirsin, Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” 62 Günahlarından hakikaten pişman olan müminin tevbesinin nışanesi Rabbine döktüğü gözyaşlarıdır.
Gözyaşı, Hak yolcularının Cenab-ı Allah celle celaluhu’na takarrupları için yegane meleedir.
Gözyaşı kalbin teessür ifadesi ve gözün niyazıdır, nedamet ma*nası taşır, Allah celle celaluhu’na tevbedir, aşıkın derfuıi hislerini coşturan kelimesiz ve sedasız lisanıdır. Gözyaşı arifin kalbinin tercümanıdır. Mağfiret için Allah’ın kullarından istediği istirhamdır.
Tevbe ve istiğfar eden kulun gözyaşı, Hakk’ın rahmetini tahrik ve merhametini celb eder. Gözyaşı, günahkarların sıdk ve ihlas ile rablerine arzettikleri ubudiyyet incisinin taneleridir. Y okluğa erenlerin saadet sermayeleridir. Allah için gözyaşı öyle sermaye-yi sadeftir ki; rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü’l-istiğfar ve tevbe-i nasuhtur. Gözyaşı günahkarların çare-i gufranıdır. Muhlisin habbe-i ihıasıdır. Asinin habl-ı salahıdır. Hülasa vuslata erenlerin yegane istinatgahıdır.
52 Nur Suresi, Ayet 3153 Talak Suresi, .Ayet 2-3
54 Tac Terc. c.5
55 Hud Suresi, .Ayet 52 56 Hadis, Ebu Davud, İbn’i Mace
57 Tahrim Suresi, Ayet 8
58 Hadis Müslim
59 Hadis Buhari
60 Zariyat Suresi, Ayet 15-18
61 KütÜb-i Sitte
62 Nuh Suresi, Ayet 10-12