PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : vahyin gelmeye baslamasi




nUv@nd@
03-10-2007, 15:48
SELAMUN ALEYKUM



Vahyin Gelmeye Başlaması


1-

ibn Kesir anlatıyor:

Hz Peygamber kırk yaşında iken kendisine ilk vahiy geldi.
İbn Cerir’in, ibn Abbas ile Said b Müseyyeb’den naklettiğine göre, o esnada Hz peygamber 43 yaşında idi. (Bu, kameri takvime göre olmalı. Güneş takvimine göre daha az)


* ibn İshak’ın, ilim ehli kimselerden rivayetine göre:

Cenab-ı Allah, Hz Peygamber’e ikramda bulunmak ve nübüvveti vermek istediği esnada,

kendisi (SAV) bir ihtiyacını gidermek için evden dışarı çıktığında uzaklara gider, bütün evleri geride bırakır, Mekke’nin mahallelerinin arasında, vadilerin içinden geçip giderdi.


Yolda giderken önünden geçtiği her taş ve ağaç kendisine:

- es-selamu aleyke ya Rasulallah ! derdi.


Efendimiz sağına, soluna, arkasına dönüp bakar,
taş ve ağaçlardan başka bir şey göremezdi.
Bir süre böyle devam etti. Bu gibi şeyleri görüp, işitirdi.

Allah’ın dilediği kadar bir süre böyle devam etti.
Daha sonra Ramazan ayında, Hira mağarasında iken
Cebrail, kendisine gelerek Allah’ın ikramını getirmişti.



* Ubeyd b Ümeyr b Katade el-Leysi’den rivayetle (ibn İshak’tan)

“ Rasulullah (SAV) her sene bir ay müddetle Hira mağarasına ibadete çekilirdi. Bu, Kureyşlilerin cahiliye döneminde adet haline getirdikleri bir ibadet şekli idi.

Efendimiz her sene bir ay süreyle uzlete çekilip
ibadet eder, yanına gelen her düşküne yemek yedirirdi.
Bu bir aylık süreyi tamamlayıp evine dönerken ilk olarak Kabe’ye uğrardı..

Allah’ın kendisine nübüvvet ikramında bulunmayı dilediği senenin, ibadet ayı Ramazan geldiğinde yine ehli ile birlikte Hira mağarasına çıktı.
Risalet kendisine verileceği, nübüvvet ikramında bulunulacağı
ve kullara rahmet olarak gönderileceği gece olduğunda Cebrail,
Allah’ın emri ile ona geldi.


Bu durumu anlatan Rasulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:


“ Bana geldi.
Ben de üzerinde yazılar bulunan ipek bir yaygı üzerinde uyumakta idim.

Bana:

- Oku ! dedi.

Ben de:
- Ne okuyayım ? dedim.

Beni sıktı, öyle ki öleceğimi zannettim. Sonra beni bıraktı ve:

- Oku ! dedi.


Ben de:
- Ne okuyayım ? diye sordum. Beni sıktı.

Öyle ki öleceğimi zannettim. Sonra beni bıraktı ve:

- Oku ! dedi. Ben de:
- Ne okuyayım ? diye sordum.

Tekrar bana aynı şeyi yapması için ona böyle diyordum.
Bana dedi ki:

“ Yaratan, insanı pıhtılaşmış kandan yaratan Rabbinin adıyla oku !
Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren(öğreten) Rabbin, en büyük kerem sahibidir.”
(el-Alak Suresi – Ayet: 1-5)


Ben de okudum.
Sonra melek yanımdan ayrılıp gitti.
Ben uykudan uyandığımda sanki o sözler kalbime yazı ile yazılmıştı..

(bu rivayetin devamını sonra vereceğim,
şimdi aynı süreci başka bir rivayetten okuyoruz )



* Hz Aişe’den rivayetle (Buhari’den)

“ Peygambere (SAV) ilk olarak vahiy, uykuda, sadık rüya şeklinde geldi.

Gördüğü rüyalar, sabah aydınlığı gibi zuhur edip gerçekleşirdi. ”


Daha sonra Efendimiz uzlete çekilmekten hoşlanır oldu.
Hira mağarasına çekilip, yalnız başına ibadet ederdi.
Ailesinin yanına gelmeksizin geceler boyu orada kalırdı.
Bunun için azığını önceden hazırlardı.
Azığı tükenince Hatice’nin yanına döner, yine azığını alıp giderdi.


Nihayet o (SAV), Hira mağarasında iken hak kendisine geldi.
Melek yanına gelerek:

- Oku ! dedi. O:
- Ben okuma bilmem (ma ene bi kaariy), dedi.

Efendimiz anlattı ki:

“ Melek beni yakaladı, sıktı, gücüm tükenecek derecede sıktı.
Sonra bıraktı. (üç kere oku dedikten sonra)

Bana dedi ki:
(Alak suresinin ilk 5 ayeti iniyor)


Bu hadise üzerine Hz Peygamber – kalbi titreyerek- eve döndü.
Huveylid kızı Hz Hatice’nin yanına geldi:

- Beni örtün, beni örtün, dedi.

Üzerini örttüler, nihayet dehşeti gidip sakinleşti.
Hz Hatice’ye (RA) olup biteni anlattıktan sonra:

- Başıma bir iş gelmesinden korktum, dedi.


Hz Hatice annemiz ona:

- Hayır, Allah’a yemin ederim ki O,
seni asla rüsvay etmeyecektir.
Çünkü sen akrabalık bağlarını gözetip, kuvvetlendirir, akrabalarını ziyaret eder, misafiri ağırlar, muhtacın yükünü hafifletir, yoksula kazandırır, Hakk’ın katından gelen musibetlere karşı, insanlara yardım edersin,


dedikten sonra, onu alıp amcası oğlu Varaka b Nevfel’in yanına götürdü.

Varaka, cahiliye döneminde Hıristiyanlaşmış bir kimse idi.
İbranice yazardı; İncil’in – Allah’ın müsaade ettiği kadarıyla- ayetlerini İbranice yazardı.

Yaşlı bir adam olup, gözleri görmezdi. Hatice ona:

- Ey amca oğlu! Kardeşin oğlunun sözlerine kulak ver, dedi.


Varaka da Hz Peygambere hitaben:

- Kardeşim oğlu! Neler gördün? Diye sordu.


Efendimiz de gördüklerini anlattı. Varaka dedi ki:

- Bu, Musa’ya (SA) inen namustur (Cebrail’dir)
Keşke ben bu iş için genç olsaydım.
Kavmin tarafından sürgün edileceğin zaman keşke hayatta olsam.


Efendimiz (SAV):

- Onlar, beni sürgün mü edecekler ? diye sorunca Varaka:

- Evet, senin getirdiğin dava gibisini getiren herkese, mutlaka düşmanlık gösterilmiştir. Senin zamanına yetişebilirsem, mutlaka sana yardım ederim, dedi.


İbn Kesir anlatıyor:

Çok geçmeden Varaka vefat etti. (Buhari; Bedi’l-Vahy)
Vahiy de bir süre kesintiye uğradı.

Öyle ki Hz Peygamber – bize ulaşan rivayetlere göre- çok üzülmüş, defalarca dağların tepesine çıkarak kendini uçurumlardan yuvarlamak istemişti.
Dağın tepesine her çıktığında Cebrail ona görünerek:

- Ya Muhammed! Şüphesiz sen, Allah’ın gerçek peygamberisin, der, ıstırabını dindirir, gönlünü sükuna kavuşturur, Efendimiz de eve dönermiş.

Vahyin kesintisi uzayınca tekrar aynı şeyleri yapar,
kendisini uçurumdan yuvarlamak üzere dağın tepesine çıkar, Cebrail yine ona görünür ve aynı şeyleri yaparak ıstırabını dindirirmiş.


* Cabir b Abdullah’tan rivayetle (ibn Şihap’tan)


Hz Peygamber şöyle buyurdu:

“Yürümekte olduğum sırada semadan bir ses duydum.
Gözlerimi semaya diktim.
Bir de baktım ki, Hira’da bana gelen melek, gökle yer arasında bir kürsü üzerine oturmuş.

Ondan korktum, dönüp evdekilere:

- Beni örtün, beni örtün ! dedim.

Bunun üzerinde yüce Allah, şu ayetleri inzal buyurdu:

“Ey örtüye bürünen Muhammed ! (Ya eyyühel müdessir)
Kalk da uyar. Rabbini de yücelt.
Giydiklerini temiz tut. Kötü şeyleri de terke devam et.”
(Müdessir Suresi – Ayet: 1-5)


Bundan sonra sürekli vahiy geldi..”

Bu hadisi İmam Buhari, kitabının birkaç yerinde nakletmiştir.

...


İbn Kesir devam ediyor:

Hz peygamber daha önce böyle bir şeyi beklemezken kendisine vahiy geldi.

Nitekim bu hususta Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

“ Sen, sana bu kitabın verileceğini ummazdın.
O, ancak Rabbinin bir rahmetidir.”
(Kasas Suresi – Ayet: 86)


Sahih-i Müslim’de açıkça belirtildiği gibi
Ebu Katada, Rasulullah’a (SAV) pazartesi günü tutulan orucun faziletini sorulduğunda, Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

- O, doğduğum gündür.
Bana vahyin geldiği gündür.


Meşhur görüşe göre Hz Peygamber ;
Ubeyd b Umeyr ile Muhammed b İshak ve diğerlerinin söyledikleri gibi,

Ramazan ayında risaletle (Resullükle) görevlendirilmiştir.
İbn İshak bu görüşüne delil olarak şu ayeti gösterir:


“ Ramazan ayı ki, o ayda insanlar için hidayet olarak Kuran indirildi.”

(Kuran'ın ilk indirilişinin)
Ayın onunda, ya da onyedisinde, ve ya yirmi dördünde nazil olduğunu söyleyenler vardır.


İbn Kesir; “el-Bidaye ve’n-nihaye” ; c:3; s: 9-21; Çağrı Yayınları





SELAMUN ALEYKUM




pilot
27-04-2008, 20:53
Susması konuşmasından uzun sürerdi.
Lüzumsuz yere konuşmazdı.
Konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için kızmazdı.
Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği tabii idi, intikam almazdı.
Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
Kimseyle çekişmezdi.
Çok konuşmazdı.
Boş şeylerle uğraşmazdı.
Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınamaz ve ayıplamazdı.
Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
Her zaman ağırbaşlıydı.
Konuşurken çevresindekileri kuşatırdı.
Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı.
Adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi.
Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
Dostlarına şöyle derdi: Dünyada garip bir kimse, yahut bir yolcu gibi ol.
Her zaman hüzünlü, fakat mütebessim bir haletle dururdu.
Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı.
Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilmezdi.
Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi.
Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım.
Sıradan değildi. Ama sıradan insanlar gibi yaşardı.
http://img354.imageshack.us/img354/9818/larafairiestockrosebylank7.jpg
Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
Mesafelerden usandım ya Resülallah
Sana sesleniyorum

Âlemlere rahmetsin
Seslenince yanımdasın
Buradasın
Günahkârım

Ama sen günahkârların umudusun
Temizle beni ya Resülallah!

Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
Mesafelerden usandım ya Resülallah
Sana sesleniyorum

Âlemlere rahmetsin
Seslenince yanımdasın
Buradasın
Günahkârım

Ama sen günahkârların umudusun
Temizle beni ya Resülallah!
Temizle beni ya Resülallah

umman
13-06-2008, 19:59
Allah razı olsun kardeşim...