Orijinalini görmek için tıklayınız : Türk Rockçıların AdanZye Biyografisi
100 DERECE
http://www.istiklalcaddesi.org/images/haberler/100derece.jpg
"Punk'n Rock" adını verdikleri kendilerine özgü müzikleriyle dinleyenleri "ısıtacaklarını" vaad eden 100 Derece adını ilk olarak çıkardıkları demoyla 2002'de duyurdular. Ama onların öncesi de vardı; bıkmadan usanmadan çıkılan bar programları konserlere dönüştü; Eskişehir, Ankara, İzmir, İstanbul konserlerinde peşlerine taktıkları kitleye, işte o yıllarda ilk demolarını sundular.
Demo o kadar beğenildi ki albüm için hemen kollarını sıvadılar. Uzun bir müddet yapımcı bulma konusunda sıkıntı çektiler. Grubun kaliteli bir iş çıkarmak için verdiği onca çaba sonunda meyvesini 2005 Ocak ayında verdi.
Pozitif enerjileri ve radikal tavırlarıyla dikkat çeken, "grup müziği" yaptıklarını önemle vurgulayan 100 Derece'nin Ada Müzik'ten çıkan ilk albümü "Kahpe Felek" dağıtımındaki sorunlara rağmen alternatif rock dinleyicilerinin büyük beğenisini kazandı. Yarattığı Punk and Roll tarzıyla da müzik piyasasına hoş ve özelenen bir çeşitlilik getirdi. Punk'n Roll nedir sorusunun gerçek cevabınının "Kahpe Felek"te saklı olduğunu belirterek yine de kısaca açıklarsak; punk, swing, reggea ve rock�n roll gibi müziklerin 70'lerin Türkçe pop müziği altyapılarıyla buluşması diyebiliriz. Grup işte bu müzikal sentezi, esprili ve ironik sözlerle birleştirerek oldukça eğlenceli şarkılar yazıyor.
GRUP ELEMANLARI
Barış Çakır: 1991'den beri aktif olarak çeşitli bar ve beste gruplarıyla çalıştı. Eski grupları Monkey's popcorn, Cockroach. Söz ve besteleri yapıyor ve grubun solisti ve gitaristi.
Uluç Taşocak: 14 yıldır müzikle uğraşıyor. Dawn, Too Much gibi gruplarla çalıştı. Bateri çalıyor.
Emre Cebeci: 1992'den beri müzikle uğraşıyor. Dimensions,Spark ve Taxi gibi gruplarla çalıştı. Profesyonel dövmecidir. Bas gitar ve armonika çalıyor.
Birkan Aras: 8 yıldır müzikle uğraşıyor. Çeşitli proje ve gruplarda yer aldı. Saksafon çalıyor.
Mert Alatan: 4 yıldır trompet çalıyor. İmer Demirer ,Butch Morris, Ricky Ford, Ali Perret ile ensemble çalışmaları yaptı. Trompet çalıyor.
110
http://www.anatolianrock.com/images/sanatci_ve_grup_fotograflari/912_1164554432_6703.jpg
Candan Tezel / Solist & bilgisayar
12 Şubat 1979 doğumlu. Karadeniz Ereğli TED Kolej'i mezunu, halen Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği öğrencisi. Yaklaşık 11 senedir müzikle uğraşıyor.
Ozan Yılmaz / Klavye & bilgisayar
07 Temmuz 1979 Ankara doğumlu. Babası Zeki Yılmaz'ın (saksafon sanatçısı) desteği ile müzikte kendini geliştirdi. Eğitimine İstanbul Üniversitesi Fizik bölümünden ayrılmış durumdadır. başka bi üniverstede devam etmektedir. 1997 yılından beri birçok müzik grubunda klavye çalmaktadır.
Nedim Ruacan / Davul
21 Aralık 1979 Brooklyn doğumlu. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuar'ında iki sene keman, yedi sene vurmalı sazlar öğrenimi gördü. Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü'nü bitirdi. Bir sene Berklee College of Music okuluna devam etti. Babası Neşet Ruacan ile çalışmaya devam ediyor.
Mehmet Esemen / Gitar
29 Eylül 1979 İstanbul doğumlu. Müziğe 12 yaşında gitar çalarak başladı. 1996 yılından itibaren profesyonel olarak stüdyo ve sahne çalışmalarında bulundu. 1997 yılında girdiği Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü'nde Neşet Ruacan, Kamil Özler gibi isimlerle çalıştı. 2002 yılında kurulan Funktion ile birçok yerde konserler verdi.
Serkan Aktaş / Bas gitar
16 Ocak 1981 İstanbul doğumlu. Halen İstanbul Üniversitesi Yunan Dili Edebiyatı Bölümü'nde eğitimini sürdürmektedir.
Şuana kadar gösterilmekte olan 3 klipleri bulunmaktadır. İlk klipleri "Bitti mi" şarkısına daha sonrasında "Özledim Seni" ve son olarakta "Tuzak" şarkısına çekilmiştir.
6. CADDE
http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/MU959939UI458_250.jpg
Grup, Emre Aydın ve Onur Ela’nın 1999 yılı, Mayıs ayında Dokuz Eylül Üniversitesi’nin kantininde tanışmalarıyla kuruldu. Pek çok kez isim ve eleman değiştiren ikili ilk ciddi deneyimini EQ adıyla Antalya E TV’de iki ay program yaparak gerçekleştirdi.
2000 yılında internet üzerinden yayımladıkları ilk demoları "Rüyamdaki Aptal Kadın" beklenenden fazla ilgi gördü. O dönemlerde kadrodan ayrılan arkadaşlarından sonra grup yola iki kişi olarak devam etme kararı aldı.
İkinci demoları "Tesadüfen"i 2001 yılında tamamlayıp, yayımladılar.
Grup, 2002 yılına kadar çeşitli üniversite şenliklerinde "6.Cadde" ismiyle sahne aldı. İkinci demoları "Tesadüfen"de yer alan "Dönersen" isimli şarkıyla Show TV’de yayınlanan "Sing Your Song" beste yarışmasında Türkiye Birincisi oldular. Aynı şarkıyla Universal Müzik Türkiye tarafından yayınlanan Sing Your Song Compilation albümünde yer aldılar. Prodüksiyonu Sıfır Müzik ve Universal Müzik Türkiye tarafından gerçekleştirilen ve kendi isimlerini taşıyan albümleri 6.Cadde ile profesyonel müzik hayatına başlamış oldular.
Muse, Coldplay, Starsailor, Pearl Jam, U2, Sting, Queen, Bush, Placebo, Travis, Oasis, aerosmith, Creed, Dido, MFÖ, Mavi Sakal, Kesmeşeker, Nazan Öncel, Erkin Koray, Özdemir Erdoğan, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses başta olmak üzere bir çok grup ve sanatçıdan etkilenen grup, yaptıkları müziğe bir isim koymuyor.
Arabesk ve rock müziğin gerek tavır, gerekse yapı olarak birbirine yakın olduğunu düşünen 6.Cadde sahnede arabesk cover’lara da yer veriyor.
Onur Ela'nın profosyonel müzik hayatını bırakma kararı alıp gruptan ayrılması ve 6.Cadde’nin dağılmasıyla birlikte, yoluna tek başına devam eden Emre Aydın, yeni albüm hazırlıklarını tamamladı. GRGDN yapımı olan, “Afili Yalnızlık” isimli bu yeni albümde, şarkıların tamamına yakını Emre Aydın’a ait. 6.Cadde albümünde yer alan ve 6.Cadde hayranları tarafından çok sevilerek dinlenen, hala daha popülerliğini koruyan ‘Git’ isimli şarkıyı da bu albüme dahil eden Emre Aydın, aynı zamanda bir zamanlar Umay Umay’dan dinlediğimiz,söz ve müziği Barlas Erinç’e ait ‘Hareket Vakti’ ni de kendine özgü yorumuyla seslendiriyor.
Emre Aydın, Şubat 1981`de Isparta`da doğdu. İlk öğretimi Isparta`da tamamladı. Antalya Anadolu Lisesi`nden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde öğrenim gördü. 2002 yılında katıldığı SingYourSong beste yarışmasında grubu 6. Cadde`yle Türkiye birincisi oldu. Aynı yıl Universal Muzik tarafından yayınlanan toplama albümde "Dönersen" isimli şarkısıyla yer aldı. 2003 yılında grubu 6. Cadde`nin ilk resmi albümü yayınlandı. Aynı yıl gruptan ayrıldı. Solo kariyerinin ilk albümü "Afili Yalnızlık" Sony BMG Türkiye GRGDN işbirliğiyle Ekim 2006`da yayınlandı.
ACİL SERVİS
http://www.anatolianrock.com/images/sanatci_ve_grup_fotograflari/27_1182685577_855.jpg
Acil Servis 5 kişiden oluşan bir türk rock grubudur. 1970 İstanbul doğumlu Ertan KIZILTAN, grubun vokalisti, sekiz senedir profesyonel olarak şarkı söylüyor. En büyük hobileri dalgıçlık ve dağcılık. Ayrıca bilgisayar, günlük yaşamının önemli bir parçası. Kendi deyimiyle "derinliklere ve zirvelere ulaşmak", O'na huzur veriyor. Ertan, İstanbul Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Yüksekokulu mezunu.
Grubun "lead" gitaristi Emre KARABULUT, 1969 Çanakkale doğumlu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan Emre de Ertan gibi dalmaktan hoşlanıyor; tam anlamıyla bir deniz ve doğa tutkunu. Aynı zamanda satranç, en zevk aldığı uğraşlardan biri. On senedir gitar çalan Emre' ye göre "...gitar çalmak, nefes alıp vermek kadar doğal, önemli ve vazgeçilmez bir tutku."
1970 doğumlu Orhan YOLSAL, grubun "rhythym" gitaristi. Altı senedir gitar çalan Orhan, halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde Öğrenci. Müzikten sonra en büyük tutkusu sinema ve dostları. Orhan'a göre "...eğlence deyince ilk akla gelen kalabalık bir rock konseri veya küçük bir ev partisi."
Çetin GÜNEY, grubun bas gitaristi. Halen Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi öğrencisi olan Çetin, 1971 Ankara doğumlu. En büyük hobileri araba kullanmak ve kitap okumak. Motorsporlarını "...sadece seyirci olarak" çok heyecan verici buluyor. İnsanları izlemeyi ve Kuşadası'nı çok seviyor. Çetin, yedi senedir gitar çalıyor; bas gitarla ise son üç senedir ilgileniyor.
1973 doğumlu Bülent AKBAY, grubun bateristi. Halihazırda Yıldız Üniversitesi Makina Mühendisliği
bölümünde öğrenci olan Bülent, sekiz senedir davul çalıyor. Davuldan sonra en büyük zevki
"...yemek pişirmek ve pişirdiklerini arkadaşlarına denetmek".
ALMORA
http://img514.imageshack.us/img514/3148/almora2td.jpg
http://www.prizmases.com/imaj/almora6.jpg
Senfonik Rock Orkestrası Almôra, 2001 yılında Soner Canözer tarafından kuruldu. Almôra, 2002 yılında yayınlanan “Standing Still & Cyrano” E.P.si ve yine aynı yıl içerisinde yayınlanan debut albümü “Gates of Time” ile büyük başarı yakaladı. Basın ve radyolar tarafından da ilgi gören bu albüm, bazı gazete ve dergilerde 2002 yılının en iyi on albümü arasında gösterildi. Almôra, aynı yıl içerisinde Kemancı Zine dergisi tarafından dinleyici oyları ile belirlenen “Yılın Yeni Topluluğu” ödülüne layık görüldü. Bazı yabancı dergilerde de olumlu kritikler alan bu albüm, özellikle Ürdün’de o yılın en çok ilgi gören yabancı rock albümleri arasında yer aldı.
Takip eden yıl, grubun ikinci albümü “Kalihora’s Song” raflardaki yerini aldı. Almôra’nın ilk albümündeki başarısını perçinleyen bu albüm, özellikle yurt dışındaki bir çok basın organından olumlu kritikler aldı.
2004 yılı sonbaharında çıkan 3. albümü “Shehrâzad” ile yurt dışındaki başarısını arttıran Almôra, bu albümün Japonya’da yayınlanmasının ardından uluslararası platformdaki yerini de sağlamlaştırmış oldu. Shehrâzad albümünün Japonya’da ilgi görmesi üzerine, bu albümde bulunan Soner Canözer imzalı iki şarkı, ülkenin efsanevi müzikal topluluğu “Takarazuka” tarafından “Revue of Dreams” müzikalinde Japonca olarak seslendirildi. Ayrıca bu albümden Avrupa’nın en prestijli rock müzik dergilerinden biri olan Alman RockHard’da övgü ile bahsedildi ve Almôra bir müzik ve kültür elçisi olarak nitelendirildi.
Almôra bu tarihe kadar Dio, Therion, Opeth, Tankard, Kreator ve Pain of Salvation gibi dünyaca ünlü bir çok grupla çeşitli konser ve festivallerde aynı sahneyi paylaştı.
2006 yılı başlarına gelindiğinde ise, Almôra’nın, 4. stüdyo albümü olan “1945” yayınlandı.
Almôra’nın bu yeni albümündeki iki şarkı dünyaca ünlü Türk Tenor Hakan AYSEV tarafından seslendirildi. Türk Rock Müziğinde bir ilk niteliğinde olan Rock- Opera tarzındaki bu çalışmalar, basın ve dinleyiciden tam not aldı.
Prodüksiyon anlamında da önemli bir aşama kaydeden Almôra, “1945” albümüyle ulusal basında geniş yer buldu ve kendisinden övgü ile bahsettirdi.
Bu arada, Almôra’nın “Kalihora’s Song”, “Shehrâzad” ve “1945” albümleri 2006 yılı ortalarında Meksika’da yayınlanırken Almôra’nın son albümü “1945”, Temmuz ayında Japonya’da dinleyicinin beğenisine sunuldu.
ANIMA
http://www.anatolianrock.com/images/sanatci_ve_grup_fotograflari/848_1153412650_9551.jpg
Anima 2000 yılında kuruldu. Uzun bir çalışma sonunda 4 şarkılık ilk demosunu hazırladı. Bunun yanında müziğini paylaşmak için birçok konser verdi ve organizasyonlara dahil oldu.
İstanbullu alternatif rock grubu. Vokalde Ceylan Ertem, davulda Ekin Cengizkan, basta Murat Çopur ve gitar-mızıkada Tunçay Korkmaz'dan oluşmaktadır, ayrıca geç katıldığı için kapakta adı geçmese ve klipte gözükmese de, Serkan Çiftçi'nin Animasal adlı ilk albümlerine yaptığı katkılar büyüktür. Birkaç parçada trompet çalmış ve birçok parçada efekt düzenlemeleri yapmıştır. Grubun çıkış şarkısı Joker adını taşıyor. Grubun şarkı sözleri ve tarzı marjinalliği yansıtmaktadır.
Farklı tarz ve dönemlerdeki müzisyenlerin şarkılarını kendi bakış açılarıyla yorumlamaya çalışan ve rengarenk bes insandan kurulan anima grubu, coverladıkları Radiohead, Pink Floyd, Björk, Massive Attack, Erykah Badu, Janis Joplin, Jimi Hendrix, Yavuz Çetin, Nirvana, Incubus, Jamiroquai, Air gibi isimlerin etkileşimlerini kendi müziğine yansıtıyor ve kendi şarkılarını da ekleyerek idealist ve farklı bir çizgi çizmek için çabalıyorlar.
Progressive, trip-hop, rock dalında daha çok müzik dinlemeye ve eğlenmeye gelen bir dinleyici kitlesi edinme amacındalar.
Dinleyiciler çok iyi bildikleri şarkıları değişik formlarda dinlemeye hazırlıklı olmalılar.
ATHENA
http://www.biyografi.tv/biyografiresimler/athena_grup.jpg
Hakan ve Gökhan Özoğuz kardeşlerin müzik yapma sevdasına kapıldıkları 1987 yılı Athena macerasının başlangıç noktası olarak kabul edilebilir aslında. O dönemde henüz 11 yaşında olan ve okul hayatından pek haz etmeyen Hakan ve Gökhan ex-Pentagram gitaristi Ümit Yılbar’dan gitar dersleri almak suretiyle çalışmaya başladılar ve ardından da Akmar Pasajı’na ilanlar asarak grubu tamamlayacak bas gitarist ve davulcu arayışına giriştiler.
Çalışmalarını ilk etapta iki kişi devam ettiren Gökhan ve Hakan kardeşler ilk yıllarda aralarına katılan birtakım arkadaşlarıyla stüdyo ve aletler kiralayarak çalışmaya başladılar. Akmar Pasajı’nda tesadüfen karşılarına çıkan bir ilanla hem bir isim hem de grubu tamamlayacak bas gitarist ve davulcu bulmuş oldular.
O dönemde D.R.I, S.O.D, Nuclear Assult, Slayer, Megadeth ve Metallica gibi gruplardan heyecan duyan grup, 4 şarkıdan oluşan ve hardcore trash sound’lu ilk demolarını da kaydetmeyi başardılar. Fakat bas gitarist ve davulcu problemi halen devam etmekteydi. Grubun ilk ciddi kadrosu süregelen pek çok değişikliğin ardından nihayet 1990’da şekillenebildi, Gökhan ve Hakan, Turgay Gülaydın (davul) ve Asrın’ın (bas gitar) katılımıyla çalışmalara hız verdiler.
Söz konusu kadro ilk kez Bilsak Rock Cafe’de seyirci karşısına çıktı. Göztepe Parkı’nda Bulutsuzluk Özlemi ve Erkin Koray’ın alt grubu olarak çıktıkları konser ise Athena’yı yerel müzik ortamlarına tanıtan ilk ciddi etkinlik oldu. Bu sırada yedi şarkıdan oluşan demo “Punished Society” kaydedildi. Athena, 14 Haziran 1992’de Türkiye’ye konser vermeye gelen ilk yabancı topluluklardan biri olan Alman thrash devi Tankard’a alt grup olarak Bostancı Kültür Merkezi’nde sahne aldı. Başarılı performansıyla adından söz ettiren grup, bu sayede adını daha geniş kitlelere ulaştırmayı da başardı.
1993 yılında thrash sound’lu ilk albüm “One Last Breath” piyasaya sürüldü. Albüm piyasaya sürülmeden kısa bir süre önce bas gitarist Asrın Tuncer gruptan ayrılmıştı. Albümdeki tüm baslar Hakan Özoğuz tarafından çalındı. Bu arada Asrın’ın yeri Ozan Karaçuha tarafından dolduruldu. 1994 yazı Athena tarihinde son derece önemli bir yerde duran ve gruba yeni kapılar açan bir dönem olarak bilinir. Bu dönemde Marmaris'te hizmet veren Barfendi adlı barda canlı müzik programına start veren Athena; hardcore, punk ve ska ağırlıklı şovlarında Madness, Busters, The Specials, Bad Manners, Clash, RATM, The Cure ve Sex Pistols şeklinde uzayıp giden geniş bir yelpazeden oluşan play-list’leri ile seyircilerin kısa sürede ilgisini çekmeyi başardı.
Başarılı grup “Holigan” kasetinin çalışmalarına 1997’de başladı. Bu dönemde plak şirketleri Türkiye’deki dinleyici kitlesi için çok yeni bir tür olduğu için albümü yayınlamaya yanaşmıyorlardı. NR1 ise alternatif projelere şans veren bir plak şirketiydi dolayısıyla Athena’ya şans verildi ve şirketin ilk müzik projesi “Holigan” oldu. Albüm 1998 baharında piyasaya sürüldü ve galası Captain Hook’ta yapıldı. Albümden yayınlanan video’lardan biri olan ‘Tarlaya Ektim Soğan’ın çekimleri de yine Captain Hook’ta Athena’nın sahne aldığı Cumartesi gecelerinden birinde çekildi, mekanın atmosferi video'da birebir yansıtıldı. 1999’da sonlanan Athena programından kısa süre sonra Captain Hook da kapılarını kapattı.
Captain Hook macerası sonlanmıştı ama Athena için yeni bir sayfa açılmış, “Holigan” albümü ülke çapında büyük yankı uyandırmayı başarmıştı. Plak şirketleri tarafından üretilen teorilerinin aksine ska sound’u Athena’nın şarkılarıyla ülkemizde büyük ilgi gördü ki bunun en bariz kanıtı albümle aynı adı taşıyan ‘Holigan’ adlı şarkının sporla da özdeşleşerek bir marş misali yediden yetmişe ulaşmayı başarmış olmasıydı.
Athena 1999’da “Holigan” albümünü piyasaya sürüldükten kısa bir süre sonra geniş kapsamlı Türkiye turnesine başladı. Turnenin önemli anlarından biri olarak kabul edilen İstanbul Açıkhava Konseri'nin ardından Athena Ali Samiyen Stadyumu’nda gerçekleşen ve kariyerlerinin en önemli performanslarından biri olan Rolling Stones konserinde alt grup olarak sahne aldı. Aynı yıl yeni albüm çalışmalarına hız veren Athena anlaşmazlıklar sebebiyle NR1 İle yollarını ayırdı. “Tam Zamanı Şimdi” 1999 Kasım ayında Universal etiketiyle piyasaya sürüldü. Albümün yayınlanışından hemen sonra Taksim Meydanı’nda gerçekleşen Milenyum Konseri’nde sahne alan grup yeni yılı kutlayan binlerce kişiye unutulmaz anlar yaşattı. Söz konusu konser NTV ekranlarından canlı olarak yayınlandı.
Almanya'nın Köln şehrinde her yıl düzenlenen Popkomm Festivali’ne davet edilen Athena Alman seyircinin çoğunlukta olduğu etkinlikte başarılı bir performans sergiledi. Şehrin belli yerlerinde kurulan sahnelerde farklı grupların sahne aldığı festivalde Athena, Beastie Boys gibi dünya çapında nam salan gruplarla eş zamanlı olarak çaldı. Athena performansı Almanya'nın önde gelen radyo istasyonlarından biri olan WDR'dan canlı olarak yayınlandı. Bu festivaldeki başarılı performansın akabinde Athena Almanya'dan yeni bir teklif daha aldı.
Yeni Almanya konserleri 2001 yılında bu kez 3 farklı şehirde gerçekleşti. Athena’nın bar programlarında şarkılarını icra ettiği ünlü Alman ska grubu "The Fritz" üç konser boyunca Athena öncesi sahne aldı. İki grup konserler esnasında birlikte performans sergileme şansına da ulaştılar. Üç konserlik Almanya turnesi akabinde öncü ska label’ı Pork Pie Records Athena'yı Avrupa genelinde piyasaya sürülen "World Of Ska" adlı compilation serisinin 11. albümüne aldı. Athena söz konusu toplamaya “Holigan” albümünde yer alan ‘Devam Boşver’ adlı şarkıyla katıldı.
Athena, kariyerinin önemli anlarından biri de ülkemizin marşı haline gelen ve büyük yankı uyandıran ’12 Dev Adam’ projesi oldu. Milli Takım için bir marş yazılmasını talep eden Basketbol Federasyonu, Holigan ekolü dolayısıyla bu işin altından kalkabilecek en uygun ismin Athena olduğuna karar verdi. Alınan kararın ne kadar isabetli olduğu 12 Dev Adam'ın ülke genelinde yarattığı büyük yankının ardından iyice anlaşılmış oldu. Şarkı ülkemizde olduğu kadar Avrupa'da da büyük yankı uyandırdı, Basketbol Milli Takımı'nın 2. geldiği Avrupa Şampiyonası’na katılan diğer Avrupa ülkelerinin basın organları 12 Dev Adam şarkısının takıma verdiği güçten bahsetti.
Milli Takım’ın Avrupa Şampiyonası'ndaki başarısına büyük katkısı olduğu düşüncesiyle Basketbol Federasyonu Athena'yı ödüllendirdi ve gruba da bir kupa sundu. Bu arada 12 Dev Adam "Tam Zamanı Şimdi" albümüne eklendi ve albümün yeni kopyaları piyasada bu formatta yer aldı. Athena, Avrupa Şampiyonasından sonra Dünya Şampiyonası için Amerika’ya doğru yol almadan önce 'Macera' adlı şarkıya video çekme kararı aldı. Video'nun Amerika'da çekilmesine karar verildi fakat 11 Eylül faciası sebebiyle söz konusu proje gerçekleştirilemedi.
2001 yılı sonlanırken Athena kadrosunda birtakım değişiklikler meydana geldi, gruptan ayrılan Ozan Karaçuha ve Turgay Gülaydın’ın yerine 2002 yılı başında yeni elemanlar Canay Cengen (bas) ve Doğaç Titiz (davul) Athena kadrosuna dahil oldular ve yeni albüm çalışmalarına başlandı. Ancak başlangıçta ortada yeni albüme ait hiçbir materyal yoktu. Şubat ve Mart ayları ise gece gündüz stüdyoda geçti, Athena şimdiye kadar hiçbir albüm hazırlık döneminin bu kadar sancılı geçmediğini söylüyor. Athena Nisan ayında yeni albüm "Her şey Yolunda"yı piyasaya sürdü. Albüm 'Öpücük' video'su ile tanıtıldı. Grup daha sonra bu kez Dünya Şampiyonası sebebiyle Milli Takım ile birlikte Amerika'ya uçtu.
2003’ün ilk aylarında dünya genelinde büyük rahatsızlık yaratan Irak Savaşı için ülkemizde "Mor Ve Ötesi" tarafından başlatılan ve grup tarafından yazılan ‘Savaşa Hiç Gerek Yok’ şarkısıyla desteklenen savaş karşıtı projede pek çok müzisyenle birlikte Athena da yer aldı. Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu ve kareograf/yönetmen Beyhan Murphy tarafından Mayıs ayında sahneye konulan dev proje “ŞehirOrman”da konuk müzisyen olarak yer alan Athena, H2000 Festivali’nin son gününde ana sahnede Starsailor öncesi sahne aldı.
Ünlü grup, 49. Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil edecek. TRT'den yapılan açıklamaya göre, 15 Mayıs Cumartesi günü İstanbul'da yapılacak olan 49. Eurovision Şarkı Yarışması için Athena'nın hazırlayacağı üç eser bir televizyon programı ile kamuoyuna sunulacak. Televoting sistemi ile halk tarafından yapılacak değerlendirme sonrasında 49. Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil edecek eser belirlenecek.
AYLİN ASLIM
http://www.anatolianrock.com/images/sanatci_ve_grup_fotograflari/1152784578.jpg
1976 yılında Almanya'da Lich adında küçük bir kasabada doğdu.
1994'ten itibaren İstanbul'un çeşitli canlı müzik mekanlarında yabancı coverlar söyledi.
1996'da beş kızdan oluşan "Zeytin" adlı rock grubuyla canlı müzik piyasasında dikkatleri çekti.
1998 Roxy Müzik Günleri'nde 2.'lik ve 1999 Roxy Müzik Günleri'nde Jüri Özel Ödülü kazandı.
1998'de "Süpersonik" adlı grubu kurdu ve oldukça alışılmadık elektronik altyapılı parçalardan oluşan repertuarına karşın kısa sürede kendine has bir izleyici kitlesi yarattı.
2000'de "Gelgit" isimli alternatif elektronik pop albümünü Power Records'dan çıkardı.
2000'de müzikal direktörlüğünü yaptığı "H2000" organizasyonunda, BUSH, Chumbawamba, GusGus, Lamb Jay Jay Johanson gibi dünya müzisyenleriyle aynı sahneyi paylaştı.
2001'den itibaren H2000, Creamfieds ve Rockistanbul gibi büyük organizasyonlarda ve Tindersticks, HIM, Placebo, Macy Gray ve Queen Adreena gibi büyük konserlerin açılışında sahne aldı.
2003'te Mor ve Ötesi, Athena, Bülent Ortaçgil, Vega, Feridun Düzağaç, Bulutsuzluk Özlemi ve Koray Candemir'le birlikte "Savaşa Hiç Gerek Yok" single'ında yer aldı.
2003'ten itibaren elektronik sound üzerine kurulu ilk albümünün şarkılarını sahnede "Süt'lü" adını verdiği proje dahilinde, sert rock versiyonlarıyla söyledi.
2003'te ilk albümünde yer alan "Senin Gibi" isimli şarkısı Yunanlı pop müzik sanatçısı Teresa tarafından Yunanca yorumlandı.
2004'te Murathan Mungan'ın "Söz Vermiş Şarkılar" albümünde "Kimdi Giden Kimdi Kalan" şarkısını yeniden yorumladı.
2004'te Dj Mert Yücel'le birlikte yaptıkları "Dreamer" adlı İngilizce single İngiltere'de Baroque Records UK tarafından yayınlandı ve İngiltere'de Balance Chart UK'de 3 numaraya, Amerika'da Balance Chart USA'de 1 numaraya yükseldi.
2004'te Fatih Akın'ın "Duvara Karşı" filminde ilk albümünden "Senin Gibi" adlı şarkısı yer aldı.
2005'te Teoman'ın "Balans ve Manevra" filminde rol alan Aylin Aslım, filmin Pasaj Müzik tarafından yayınlanan soundtrack'inde Teoman'ın "Bazı Yalanlar" isimli parçasını yorumladı.
2005'te Bulutsuzluk Özlemi'nin "Felluce-Bağdat" adlı single albümünde "Bağdat Kafe" adlı şarkıda vokalde Nejat Yavaşoğulları'na eşlik etti.
2005'te Kutluğ Ataman'ın çektiği "İki Genç Kız" filminin soundtrack'inde ilk albümünden "Keşke" adlı şarkısı yer aldı.
Aynı yıl Aylin Aslım Ve Tayfası adı altında Pasaj Müzik'ten Gülyabani albümünü çıkardı. Bu albümden Gülyabani, Ben Kalender Meşrebim ve Ahh şarkılarına klip çekti. Daha sonra Bulutsuzluk Özlemi’nin “Felluce-Bağdat” adlı single albümünde “Bağdat Kafe” adlı şarkıda vokalde Nejat Yavaşoğulları’na ve Çilekeş'in "Yetmiyor" adlı şarkısına eşlik etti.
2006'da da Ogün Sanlısoy ile "Kendin Oldun" şarkısını yorumladı.
AYNA
http://shop.country-info.ru/catalog/images/ayna.jpg
Aslen beş kişi ile kurulan grup, daha çok Erhan Güleryüz ve Cemil Özeren adlı üyeleri ile tanındı. Ayna grubu kurulmadan önce Erhan Güleryüz 1992 yılında çıkarttığı "Güller Açtı" ve 1995 yılında çıkarttığı "Garibim" isimli albümleriyle müzik piyasasına daha önceden giriş yapmıştı. Meçhul şarkıcı olarak bilinen Güleryüz halk arasında pek tanınmasa da diğer şarkıcılar tarafından seslendirilen bir çok hit şarkının sahibi konumundaydı. Cemil Özeren ise bodrumda kendi kurduğu rock ağırlıklı grubuyla müzik çalışmalarını sürdürmekteydi.
1996 yılında müzikseverlerin karşısına çıkan gurup, 'Ceylan' isimli parçası ile büyük beğeni topladı. Anonim bir halk türküsü olan bu şarkı Ayna'nın rock tarzındaki yorumu ile müzik listelerinde en üst sıralara çıktı. Daha sonra çıkardığı albümler ile de çizgisini koruyan Ayna, gördüğü ilgiyi devam ettirdi. Albümlerinde halk müziği örneklerini rock motifleriyle süsleyerek kendi tarzlarını oluşturdular. Yurtçapında verdikleri konserlerle dinleyenlerinden uzak kalmayan gurup, bu yolla Anadolu'da da büyük bir hayran kitlesi oluşturdu.
Telsim sponsorluğunda Tunceli hariç konser vermedik il bırakmayan Ayna, yurtdışında da önemli konserler verdi.
Bu arada grupta elemanlar değişiyor yenileri geliyordu.. Çayımın şekeri albümünde Can güneyin kendi solo calışmaları için gruptan ayrılması hayranlarını cok üzdü.
İki kaset sonra "Denizden geliyoruz" Albümünde Cemil Özeren de yollarını aynadan ayırdı. Erol Kösedende ayrılan Erhan güzelryüz kendi plak şirketi Rüzgar Yapımı kurdu. Denizden Geliyoruz albümüde kendi firmasından cıktı. Can güney bu albümde geri dönmüştü... Aynayı bir rock grubu olarak seven hayranlarına rağmen, kasette sadece bir rock altyapılı şarkı vardı. Bu hayranlar arasında büyük tepkilere yol açtı..
Erhan Güleryüz - Vokal-Gitar
Can Güney - Vokal - Solo Gitar
Orçun Çolak - Klavye
Can Ergenler - Bass
Ferda Orçun Aca - Davul
BARIŞ MANÇO
http://www.bluepoint.gen.tr/manco/2.jpg
Barış Manço 2 ocak 1943 tarihinde saatler 02.00 civarını göstermekte iken Bağlarbaşı-Üsküdar semtindeki Zeynep-Kamil hastenesinde dünyaya gözlerini açar.
İsmail Hakkı Bey ile Rikkat Uyanık Hanım'ın ikinci oğululları olarak, ekmeğin karneyle dağıtıldığı ve ikinci dünya savaşının en kızgın oldugu zamanda dünyaya gelen Manço, 2 yıl önce dünyaya gelen abisinin 'Savaş' ismini almasından sonra, ailesinin 'artık dünyaya Barış gelsin' diye düşünmesinden dolayı barış adını almıştı.
Türkiye'de Barış adını ilk alan kişinin kendisi olduğunu yıllar sonra TRT için hazırladığı '7 den 77 ye' adlı programı aracılığıyla, öğrenecekti.
Bit salgınının ortalığı kırıp geçirdiği bir dönemde ilkokula başlayan Manço, gezginliğe bu dönemlerde başlar. Gezginliğinin ilk durakları okullardır. Zira bu dönemlerde birsürü okul değiştirmek zorunda kalıyordu.
İlkokula Kadıköy Yeldeğirmeni Mustafa Kemal Paşa İlkokulunda başlayan Barış, 4. Sınıfı Ankara Maarif Koleji İlkokulu nda, 5.Sınıfıda yine Kadıköy Yeldeğirmeni Mustafa Kemal Paşa İlkokulunda okuyordu. İlkokul'u bitirdikten sonra Galatasaray Lisesi yılları başlıyordu.
Galatasaray Lisesi'nde okuyan abisi Savaş Manço'nun okuldaki lakabı 'Ayı' idi. Barış'ında Galatasaray Lisesi 'ne gelmesinden sonra lakapları 'Büyük Ayı ve 'Küçük Ayı' olarak değişiyordu. 1957 yılı Şeker Bayramında çok sevdiği Babaannesi Nimet Hanım'ı yitirir. Manço, yıllar sonra bir şarkı yazacaktır onun adına (Gülpembe) çok beğeni kazanacak olan bu şarkı aynı zamanda dinleyenleri üzerinde büyük merak uyandıracaktır kim bu Gül Pembe?
Müzikle daha küçük yaşlarında tanışmıştı. Annesinin bir ses sanatçısı olması, O'nun müziğe pek yabancılık çekmemesini sağladı. İlk olarak 14 yaşında sınıf arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Lisesinde Kafadarlar adlı grubu kurdu. Bugünün ünlü ekonomistlerinden 'Asaf Savaş Akad' bu grubun saksofoncusuydu. İkinci grubu olan Haramiler' de yine Galatasaray Lisesindeki arkadaşlarıyla birlikte çalıştı. Haramiler'le birlikte dönemin popüler müziklerini yorumladı.
1958 yılında ilk defa sahneye çıkıyordu. 1958 in Mart ayında yeğeni Aysel'in evlendiği akşam, Moda Düğün Salonunda Elvis Presley' den iki şarkı söyleyen (bunlardan biri 'Jailhouse Rock'dı) Manço, o gün abisi Savaş Manço'ya belkide hayatındaki yapacağı en önemli şeyi söylüyordu: 'ben çocuklara şarkı söyleyeceğim'.
1959 yılının Nisan başında Galatasaray Lisesi konferans salonunda ilk resmi konserini veren manço, 4 Mayıs 1959 da babası İsmail Hakkı Bey'in ani ölümüyle ruhen yıkılıyordu.
1960'lı yıllarda Türkiye'de Hafif Batı Müziğinde Erol Büyükburç, Metin Ersoy fırtınası esiyordu. Barış'da aklına koymuştu bu müzik dünyasının içinde yer alacaktı. Henüz 14 yaşında iken Galatasaray Lise'sindeki arkadaşlarıyla kurduğu grubu Kafadarlar 'la 'Barış Manço ve Kafadarları' ismiyle sahne alıyordu. Bu dönemlerde daha çok o sıralarda tutulan parçaları seslendiren Barış ve Arkadaşları, Okul bitince dağılıyorlardı.
1962 yılına gelindiğinde Galatasaray Lisesinde 11. sınıfı geçemeyen Barış, bir an evvel Paris'e gidip, Güzel Sanatlar Akademisinde okuma istediğinden Özel Şişli Kolejine gider ve 1963 yılında bu okuldan lise diplomasını alır. Yine 1962 yılında Barış Manço ilk 45'liği Twistin Usa / The Jet'i Harmoniler 'le kaydediyor ve Grafson plak'tan satışa sunuyordu. 'Neden Türkçe değil' mantığıylada o yıllarda Çıt Çıt Çedene, Urfa nın Etrafı Dumanlı Dağlar ve Kızılcıklar Oldu mu? (Barış'ın annesi Rikkat Uyanık Hanım'ın derlediği bir türkü) isimli türkülerini kaydediyordu.
1963 yılında Salyangoz yüklü bir kamyonun tercüman-şöför yardımcısı olarak İstanbul'dan Lion'a oradanda otostopla Paris'e giden Manço, burada Güzel Sanatlar Akademisinde okumak istiyordu. Daha sonraları maddi sıkıntılar ve Belçika da yaşamakta olan abisi Savaş'ın yanında kalmak için Liege şehrine gider.
Burada bazen türk işçilerine tercümanlık yaparak, bazen garsonluk yaparak veya Türkiye den getirttikleri filmleri orada yaşamakta olan türk işçilerine göstererek geçimlerini sağlarlar. Tüm aksiliklere rağmen müzikten uzaklaşmaz. Arada bir Paris'e giderek plak şirketleriyle görüşen Barış, ünlü fransız komedyen 'Henri Salvador'un şirketinden 1964 yılının sonbaharında 4 parçadan (Baby Sitter, Jenny Jenny, Quelle Peste ve Un Amour Que Toi) oluşan bir EP çıkarır.
1964 yılında Fransa'da 4 parçadan oluşan EP'yi çıkardığında, o zamanlar radyoda program yapan Engin Arman Paris'den gelen Plağın üstünde koskoca 'Barısh Mancho' yazısına rağmen, plağı, 'Fransa'da müzik yapan genç şarkıcı Bari Manso' olarak sunar.
Programı dinlemekde olan Barış Manço nun annesi 'Rikkat Hanım' ayağında terliklerle evinden fırlar ve İstanbul radyosuna giderek, 'yaa, benim oğlumdan bahsediyorsunuz, onun adı Barış Manço'dur' der.
Fransa daki bu maceradan sonra, Belçika da bulunduğu yıllarda Les Mistigris (Mistigris Siyam'da bir vahşi kedi türü anlamına geliyor) isimli, Belçika'lı ve Martinik li müzisyenlerden oluşan gruba katılır. Bu grupla 1967 nin başına kadar beraber çalışır. ve Aman Avcı Vurma Beni ve Bizim Gibi (Kol Düğmeleri isimli parçanın bir önceki hali) adlı parçaları kaydeder. Bu grupla Almanya, Belçika, Fransa gibi ülkelerin dışında Türkiye de de konserler verdi. Fakat grup üyelerinin ülkeye girip çıkmasında ve kalmasındaki problemlerden dolayı 'yerli' bir grupla çalışmayı tercih eder.
1965 yılının Ocak ayında, Adamo ve France Gall'inde katıldıkları bir programda, Paris'in meşhur 'Olympia' müzikholünde arkasında Franck Pourcel orkestrası ve Swingle Singers ile beraber plağından iki şarkı seslendirir: 'Babysitter ve Jenny Jenny'.
Fakat bu konser sonrasında, kendi olağanüstü yeteneği ve annesi Rikkat Uyanık Hanımın dışında müzisyenlik hayatını etkileyen biri çıkar karşısına: O gün Barış'ı izleyen Europe-1 radyosunun sahibi 'Daniel Filipacchi', Barış'ın aksanını beğenmediğini ifade ederek plağın radyosunda yayınlanmasını yasaklar. Barış bu işe çok kızar ve "bundan böyle sadece Türk şarkıcısı olacağım" kararını alır.
1967 yılında Hollanda da büyük bir trafik kazası geçirir. Bu kazanın kendisine hatırası ise, bıyığının altındaki kesik izidir. Bu kesiği kapatmak için bıyık bırakmaya başlar. sadece bıyığını uzatacak değildir ya saçlarınıda uzatır Manço.
1967 yılından itibaren 1969 yılına kadar sürecek Kaygısızlar dönemi başlar. Bu grubun üyeleri arasında, günümüzde MFÖ olarak tanınan gruptan 'Mazhar Alanson ve Fuat Güner' de vardır. Bu grupla kendi müzikal çizgisini bulma yolunda ilerleyen Barış, 'Kol Dügmeleri, Unutamıyorum' gibi kendi bestelerinin dışında, 'Bebek, Derule, Kağızman' gibi türküleride kaydetti, Karanlıklar İçinde ve Keep Lookin parcaların da da yabancı bestecilerin şarkılarından yararlandı. Yine bu grupla yurt dışına açılma konusunda faaliyetler gösterdi ve Fransa da 1968 yılında ilk defa kaydettikleri 'Trip' ve 'Susanna' isimli parçayı single olarak çıkartmaya çalıştı.
Özellikle Trip adlı parçayı mükemmel bir şekilde yeniden kaydeden grup elemanlarının 'biz yurt dışında yapamayacağız' demeleri üzerine Barış ve Kaygısızların yolları bir süre sonra ayrıldı. Kaygısızlar grup olarak dağıldı ama Barış Manço' nun plaklarında Onu yanlız bırakmamak için stüdyoda biraraya geldiler. Kaygısızların Avrupa'da kariyer yapmaya yanaşmayışları Barış'ı yeni baştan Avrupa'da yabancı bir grupla çalışmaya iter.
Londra Hyde park'ta tanıştığı İngiliz 'Jonathan Glemser' (Yardbirds' İn ilk gitaristi), Amerikalı müzikolog 'Jonathan', Tunuslu davulcu 'Mounir' ve Kafkasyalı basgitarist 'Onkan' dan oluşan Barış Manço Ve adını verdiği grup böylece kurulmuş oldu.
4 ayrı ülkenin kültüründen gelen müzisyenler, 4 ayrı müzik anlayışı ve icrası içinde bir çok yeni seyler ögrendi Barış. Bunun bir ürünü olarak bugün 7 den 77 ye herkesin ezbere bildiği Dağlar Dağlar isimli parçasını bu grup döneminde kaydetti. Bir çok yayın organında belirtildiği gibi bu parça Keban dan gelirken bestelenmemiştir. Barış'ın Keban a gitmesi daha sonraki yıllarda olacaktır. Barış bu parçayı kısa bir süre evli kaldığı Marie Cloud için ve annesine "senin oğlun alaturka söyleyemez" diyen Müzeyyen Senar gibi müzisyen dostlarına cevap olsun diye besteler. Kol Dügmeleri, Bebek, Kağızman gibi parçalarla ismini duyuran Barış Dağlar Dağlar'ın çıkış tarihinden dört ay sonra bu 45'liğin 700 bin satması üzerine müzik dünyasındaki o dönemin büyükleri olan, Cem Karaca, Erkin Koray ve Moğollar 'ın arasında yer alır. Altın Plak aldığı 'Dağlar Dağlar' 45'liği Barış'ın hayatının dönüm noktası olmuştur.
Eğitimini tamamlayan Barış'ın amacı grubuyla birlikte Türkiye'ye dönüş yapmaktır. Fakat Türkiye'ye yalnız olarak döner.
Barış'ın Türkiye'ye döndüğü yıllarda , 1970'lerin başında , Türkiye'de aranjman modasına karşı tepkiler başlamıştır. Aranjman modasına olan bu tepki başka bir akımın doğmasına sebep olmuştur. Bu yeni oluşan müzik türü Anadolu pop'tur. bunun üzerine Barış; Fuat Güner ve Mazhar Alanson'la (bugünkü MFÖ'nün elemanları) birlikte Kaygısızlar kurar.
Barış Manço artık yavaş yavaş müzik piyasasında yükseliyoru. İşte tam bu dönemlerde beklenen bombayı patlatır. Barış Manço Ve.. grubu ile 70'lerin başında çıkarttığı 'Dağlar Dağlar' 45'liği , çıkışından 4-5 ay sonra 700 bin satar.
Yabancı gruplarla yaşadığı sorunlar sebebiyle bir çok gruptan ayrılmak zorunda kalır. Fakat 1971 yılında bu sorunu çözer. Avrupa da da kariyer yapmaya meraklı olan, Anadolu Pop müziğinin öncüsü olarak kabul edilen Moğollar la beraber Fransa da çalışmaya başladı.
Bu grupla İşte Hendek İşte Deve, Katip Arzuhalim ve Binboğanın Kızı isimli parçaları kaydeden Barış, Moğollar'ın tek başlarına kaydettikleri 'Danses et Rythmes de la Turquie D'hier A'Aujourd'hui' (Bu LP Türkiye'de piyasaya Anadolu Pop adı altında çıktı) isimli albümle başarılı olmaları ve hatta bir önceki yıl Jimi Hendrix in, bir sonraki yıl Pink Floyd un kazandığı "Academie Charles Cross Grand Prix Du Disque" isimli ödülü kazanmaları ve tamamen yurt dışında çalışmak istemeleri sonucunda, ayrılma kararı alırlar.
Moğollar'dan Engin Yörükoğlu ile beraber yurda dönen Barış, Celal Güven, Ohannes Kemer, Özkan Ugur ve Fuat Güner gibi müzisyenlerle beraber ölümüne dek kendisinden ayrılmaya Kurtalan Ekspres isimli grubunu kurdu. Bir kaç değişimden sonra ideal kadrosuna ulaşan Kurtalan Ekspres ve Barış Manço birlikte bir çok başarıya imza atar.
1972 de Kurtalan Ekspres le ilk 45 liği, Ölüm Allah'ın Emri / Gamzedeyim Deva Bulmam piyasaya sunulduktan sonra 20 aya yakın bir süre, askerlik sebebiyle müzik'ten ayrı kaldı. Bu süre zarfında daha önceden hazırlanmış olan Lambaya Püf De / Kalk Gidelim Küheylan 45 liği piyasaya sürüldü. Askerden döner dönmezde Gönül Dağı / Hey koca Topcu Genç Osman yayınlandı.
Vatani görevine 1972'de yedek subay olarak Edremit'te başlayan Barış, bir takım pürüzler nedeniyle 19 ay 26 gün askerlik yapmak mecburiyetinde kalıyordu. Askerden tezkere aldığının ikinci günü 2 Aralık 1973'te ilk video klibini Hey Koca Topcu-Genç Osman adlı şarkıya çeker. Bu şarkıyı Polatlı'da geçen topçu asteğmen günlerinin etkisiyle, bir anı olarak yapmıştır.
1975 yılında Barış Manço ilk Long Play ini hazırlar. Barış Manço bu albüm icin özel olarak stüdyoya girmedi. Ellerindeki birikmis parçaları 45 lik olarak çıkartmanın zor olacağını düşünerek albüm yapmaya karar verilir. Daha önce yayınlanan Dünden Bugüne isimli albüm Barış Manço' nun Sayan Plak döneminde çıkardığı 45' liklerden toplama olan bir albümdü. Böylelikle 1975 yılında Türkiye' nin sayılı senfonik rock albümlerinden "2023" piyasaya çıktı. Albümde yine Türkiye nin sayılı Rock Operalarından "Baykoca Destanı", Türkiye Cumhuriyetinin 100. yılını konu alan 2023 giıbi parçalar yer aldı.
1976 yılında yine Avrupa'da kariyer yapma ümidiyle çalışmalarına başladı. Hemen hemen bütün bir yılı Belçika'da geçiren Barış, bir Amerikan firmasi olan CBS ile anlaşma imzalar. Büyük bir bölümü George Hayes Orchestra'sıyla kaydedilen Barish Mancho (Aynı yıl Türkiye de Nick The Chopper olarak piyasa çıkar) isimli albüm 1976 yılında, ilk önce Belçika ve Hollanda da, daha sonra Fransa, Fas, Fildişi Sahilleri gibi ülkelerde piyasaya cıktı.
Barış bu albümüyle, beklediği başarıyı elde edemez ama beklemediği başarılarda elde etti. Örneğin Fas, Romanya gibi ülkelerde albüm, içerdiği doğu karakterinden dolayı, liste başı oldu. Sonuçta İngiltere deki Rainbow konserine ve diğer promosyon konserleri sırasında Barış'ın hasta olması gibi sebeplerden dolayı, albüm yaklaşık olarak 17-18 ülkede dinlenmesine rağmen, Barış'ın Avrupa da kariyer yapma hayalini sona erdirdi.
Barış Manço, ilk evliliğini Belçika'da bulunduğu yıllarda yaptı. Bir giysi mağazasında tezgahtar olarak çalışan Marie-Claude adlı bir kızla tanıştı ve tam 6 yıl beraber yaşadılar. Arkasından 31 Ocak 1970 günü Liêge'de evlendiler ama 6 ay kadar sonra, 16 Temmuz 1970 günü ayrıldılar. Barış ın okul hayatında ve geçimini sağlamasında Maria Claude'un rolü büyüktür.
Gerçek hayat arkadaşını, 'benim her şeyim' dediği Lale Manço'yu, 1975 yılında tanır. İlginç bir tanışmaları vardır Lale ve Barış'ın. Çiftin tanışması bozuk bir telefon sayesinde olur. Ablasına misafirliğe gelen Lale, telefon bozulunca eniştesinin arkadaşı olan üst kat komşusuna telefon etmeye çıkar. Kapıyı açan Barış Manço'ya 'Telefon edebilir miyim?' diye sorar Lale. Aldığı yanıt ise 'Benimle evlenirsen edebilirsin' olur. 'Neden olmasın' diyen Lale , içeriye girerek telefonunu eder ve parasını ödemeye kalkınca aldığı yanıt karşısında şaşkına döner. 'Nasıl olsa evleneceğiz ne parası'.
Ve 1978 yılında bir nikah töreniyle resmen yaşamlarını birleştirirler. Şakayı çok seven Barış düğünde Nikah Şekeri niyetine Lale'yle beraber doldurduğu bir plağı dağıtır. Plağın A yüzünde birbirlerini seven bir çiftin aşklarını dile getirdikten sonra kavga ettikleri bir konuşma vardır. İkinci yüzünde ise Barış kendi deyimiyle "kendi mutluluk öykülerini anlatacakları" bir parça hazırlamıştır. 19 Mayıs 1981'de Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984'te de Batıkan Zorbey dünyaya gelir.
Yaşamındaki ikinci evliligini 1978 de Lale Cağlar ile yapan Barış, 1979 yılında müzik dünyasına geri döndü. Cok sevdiği Kurtalan Eskpres'iyle Yeni bir Gün isimli albümünü çıkaran Barış, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Gesi Bağları, Aynalı Kemer İnce Bele gibi parçaları ile büyük dikkat çekti. Bu albümle başlayan hiç dinmeyen başarı süreci, 1980 yılındakı Hal hal / Eğri Eğri Doğru Doğru Eğri Büğru Ama Yine De Doğru 45 liği ile, 1981 yılında Sözum Meclisten Dışarı albümüyle, 1983 yılında Estağfurullah...Ne Haddimize! albümüyle sürüp gitti.
Büyük birikiminden her yaş kuşağının yararlanmasını istediğinden, biraz da seyyah olup, dünyayı gezmek istediğinden dolayı, 1988 yılında TRT 1 televizyonuna bir teklifte bulundu.
''Çocuk ve aileye yönelik eğitici ve eğlendirici bir dünya belgeseli''dir düşündüğü. Yayına girdigi ilk gün milyonlarca izleyiciyi ekran başına toplayan ''Barış Manço ile 7'den 77'ye'', böylelikle onun bir başka yavrusu oldu, ölümünden birkaç zaman öncesine kadar. Program çekimleri için oluşturulan TV ekibi, Ekvator'dan Kutuplar'a kadar yerküre üzerinde 150 değişik ülkeye giderek 500 bin km.'den fazla yol katetti. Bir başka deyişle, Barış Manço dünyanın çevresini 12 kez dolaşmış oldu. Devlet başkanları, dünyaca ünlü şair, düşünür ve yazarlar, astronotlar, sporcular, süperstarlar da konuk oldular Barış'a. Bu program Türk Televizyonculuğunda ulaşılamamış pek çok rekoru da elde ederek ayrı bir başarıya ulaştı.
Yüreğindeki çocuk sevgisi, kendi çocuklarıyla sınırlı kalmayıp dünyanın tüm çocuklarını sarmaya, sorunlarını, dertlerini dinlemeye itti Barış Manço'yu... Ak saçlarının örttüğü bedenindeki yüreği çocukların gülümseyen yüzlerinde hayat buldu...
Toplumdaki bozulmaya kayıtsız kalmamak, kendince birseyler yapmak için politikaya da soyundu. 30 yıldır yapmak istediği ve uygulamak için fırsatını kolladığı projelerini DYP'den yapılan teklifle birlikte 'Hayata geçiririm' umudu başladı. "Neden siyaset, üstelik bu Barış Manço'ysa, mutlaka başkalarının yapamayacağı bir şeyleri yapabileceğine inandığı için olmuştur" düşüncesi ona şu yorumu yaptırmıştı. "DYP'den Kadıköy başkan adayı oldum. Belediyelerin sorunları belli zaten. Farklı bir renk vardır, farklı bir yaklaşım vardır. Çocuğun sağlığı diye bir olay var. Zaman zaman ana çocuk sağlığı gündeme gelir. Hastane olabilir, gençlik merkezleri olabilir. Bunlar benim hep düşündüğüm şeyler" diyerek müziği asla bırakmayacağını ve çalışmalarını durdurmayacağını ısrarla vurguluyordu o günlerde. Hatta siyasete soyunmasıyla ilgili olarak aldığı eleştirilere "Ben bir şarkıcı olarak gelmedim bu dünyaya, düşüncelerimi aktarmak üzere geldim. Gün geldi şarkı söylemekle oldu, gün geldi bir televizyon programında bir çocuğun saçlarını okşamakla oldu. Gün geldi, Güney Kutbu'nda penguenlerle konuşmakla oldu, gün geldi Ekvator'da suyun nasıl döndüğünü aramakla oldu. Şimdi insan en iyi kendini bilir herkesten önce. Ben de bildiğim kadarıyla kendimi anlatmaya çalıştım. Kendimin doğru olduğuna inandığım şeyleri aktarmaya çalışacağım insanlara" sözleriyle mesajını iletiyordu. Fakat kalbi ona siyaset yapması için izin vermiyordu. Aynı dönemlerde geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle doktorların tavsiyesini dinleyerek siyaset hayatına başlayamadan son verdiğini açıkladı.
Türkiye'nin kültür sanat ortamını kötü bulduğunu söyleyen Barış Manço, "Manzara tek kelime ile kötü ama beni bu denli karamsarlığa iten nokta herşeyin daha da kötü olacağını düşünüyor olmamdır. Çanak çömleklerle tüketilen gazetelerin olduğu, bin-iki bin kitabın ancak okunduğu bir memlekette güzel şeylerden bahsetmek oldukça zor" diyor ve ilave ediyordu: "Ben bunu kültüre karşı bir direniş olarak görüyorum.
Direkt olarak da halkı suçlu buluyorum. Benim açımdan bir problem yok aslında. Programlarım seyrediliyor ve bu camiada kırk yılı doldurmuş bir sanatçıyım. Hiçbir şeye ihtiyacım yok." Türkiye'de bazı gerçeklerin bilinmesi gerektiğini ancak bu gerçekleri ortaya koyacak zekaların cesaret edip konuşamadığını söyleyen Barış Manço, her şeyin popüler zihniyetle ve basit bir mantıkla işlendiğini, derinlikli olmayan fikirlerin daha çok rağbet gördüğünü belirterek, "Türkiye'nin önü açık. Kültürümüz bütün çağdaş değerlerin üstünde. Bu değeri işlemek gerekiyor. Benim seyahatlerim, çocuk programlarım, röportajlarım bu güzellikleri ortaya koymak ve evrensel düzeyde tanınmasını sağlamak üzerine kuruludur. Ben kendi adıma önemli şeyler yaptığıma inaniyorum ve herkesin aynı oranda çalışması gerektigini savunuyorum" diyerek sözlerini bitiriyordu.
1991 yılında Devlet sanatçısı olan Barış, 1990 yılında, ölümüne dek sürecek Japonya macerasına başlayacaktı. İçindeki büyük sevgiyi Japon halkıylada paylaşmasını bilen Barış, oradada süperstar sıfatını elde ediyordu.
1990 yılında, Ertuğrul Gemisinin Japonya'yı ziyareti ve Japonya açıklarında batmasının 100. yılı sebebiyle Tokyo Emperial Hotel, japonya veliaht presinin de izlediği bir konser verir ve Japon halkı tarafından, sebzelerden şarkı yapan adam lakabını alır (Domates, Biber, Patlıcan, Nane Limon Kabuğu). Bunu 1991 deki bir konser, 1995 yılında Japonya' nın 16 şehrini kapsayan bir turne ve 2 tane albüm takip eder.
1982 yılında onu ilk defa yoklayan kalbi, 1999 yılında aramızdan ayrılmasına sebep oldu. 31 ocak 1999 akşamı saat 23.30 da hastaneye getirildiğinde 1 saat öncesinde yaşama gözlerini yummuştur.
200'ün üzerinde şarkısı, bunların kazandırdığı bir o kadar ödül O'nun nasıl bir müzisyen olduğunu anlatmaya yetiyordu. Öyle ki bazı şarkıları Rumca, İbranice, Bulgarca, Arapça, Farsça, Japonca, Flemenkçe, Fransızca ve İngilizce dillerinde söylendi.
Türkiye'nin müzik tarihinin kilometre taşlarından biri olan Barış Manço, el attığı her işte başarılı olmayı bildi. Televizyonuculukta bunlardan birisiydi. 1988 yılının Ekim ayında TRT'de başlayan "7'den 77'ye" programı O'nun başyapıtlarındandı. Barış ve Ekibi bu program için 10 yıl içinde Ekvatordan kutuplara , 5 kıtada 100'den fazla yöreye, ülkeye giderek kırılması güç bir rekora daha imza atmış oldu. Bir nesil O'nun çocuklar için yaptığı "Adam Olacak Çocuk" programını seyrederek büyüdü.
Son olarak büyük bir projeye daha imza atacaktı. Çok kapsamlı bir tarih belgeseli hazırlayacaktı. Fakat buna ömrü yetmedi. 1 Şubat 1999 günü aramızdan ayrıldı.
Türk Müziğine damgasını vurmuş Barış Manço artık aramızda değil. Kısa ama dolu dolu bir hayattan sonra bize birçok şey öğretti. Belki müzik adına yapacağı pek bişey kalmamıştı (özellikle geçen 10-12 yılı göz önüne alırsak) ama başka alanlarda birçok büyük projeye imza atabilirdi.
Adam olacak çocukların artık kendi ayakları üzerinde durabiliyorlar. 'Arkadaşım Eşşek'şarkınla büyüyen bir nesil şimdilerde 'Ölüm Allahın Emri Ayrılık olmasaydı'şarkını söylüyor.
Yüksek öğrenimini Belçika'da "Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi"nde tamamlayan, evli, iki çocuk babası ve çok iyi derecede İngilizce ve Fransızca konuşan Barış Manço, 40. yılına ulaşan sanat yaşamında kendisine layık görülen 300'ün üzerindeki ödülün dışında, aşağıdaki ünvanlara'da sahiptir:
Türkiye Cumhuriyeti: Devlet Sanatçısı Ankara (1991)
Hacettepe Üniversitesi: Onursal Doktora Ankara (1991)
Soka Üniversitesi: Uluslararası Kültür ve Barış Ödülü Tokyo, Japonya (1991)
Belçika Krallığı: Leopold II Şövalyesi nişanı Brüksel, Belçika (1992)
Fransa Devleti: Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı Paris, Fransa (1992)
Pamukkale Üniversitesi: Onursal Doktora Denizli (1995)
Min-On Sanat Vakfı: Yüksek Şeref Madalyası Tokyo, Japonya (1995)
Liege Prensliği: Onursal Hemşehrilik Beratı Liege, Belçika (1997)
BULUTSUZLUK ÖZLEMİ
http://www.serdaroztop.com/foto/resim10.jpg
BURAK GÜVEN (Bas Gitar)
Bulutsuzluk Özlemi'ne 2001 başında katılan, Ankara doğumlu ve 1988 ODTÜ Elektronik Mühendisliği mezunu olan Burak kendini bildi bileli rock müzikle içiçe. Hem aktif olarak çalan, hem de herşeyi dinlemeye çalışan ve bunu aslında Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki okul yıllarında iyi müziğe verilen öneme bağlayan Burak, uzun süre yurt dışında da kaldığı için müziği kaynağından takip etmenin tadına vardığına ve bilinçli bir dinleyici olma yolunda önemli mesafeler katettiğime inanıyor. İlk dönemlerde gelişmeleri çeşitli yabancı dergilerden takip ederken, şu dönemde internet sayesinde dünyanın dört bir yanında olan biteni anında takip edebildiği için rock gündeminden ayrı kalmamanın huzuru içerisinde. Münih, Londra ve Boston’da çok çeşitli konserlere giden, ayrıca bu işin endüstrileşme ve pazara dönüşme sürecini de bizzat yaşayan Burak, 15 yıla yakın bir süredir aktif olarak müzisyenlik de yaptığı için (profesyonel müzisyenliğe bas gitarla başladı, ancak epeydir sahnede elektro-gitar da çalıyor) işin teknik yönünü de daima ön plana tutmakta. Londra’da 1 yıldan fazla bir süre müzisyenlik yaparak ordaki endüstriyi de tanıma imkanına sahip olmuş. Ama sadece yüksek teknik gerektiren müzikleri değil basit düşünülmüş eserleri de dinlemekten haz duyuyor. Yıllarca plak koleksiyonu yapan Burak, artık CD döneminde olsak da plaktan alınan o hazzın CD’lere aynen yansıtılmasının başarıldığını sanmıyor.
Askerliğin ardından 1991 yılında bir özel firmada AR-GE mühendisi olarak çalışan, 1999 yazında mühendislikten ayrılıp kendini sırf müziğe verden Burak, yeni başlayanlara gitar ve bas dersi vermenin yanı sıra halen Blues Express ve Mustafa Hadi Dedi gruplarında da düzenli olarak çalmakta. Ayrıca Ankara Polis Radyosu zamanlarından beri 15-20 yıla yaklaşan radyo tutkusunun sonucu olarak Radyo ODTÜ’de tüm bilgi birikimini pazar akşamları Rock Tarihi programı vasıtasıyla paylaşmaktan son derece mutlu.
Deniz Demiröz (Solo Gitar)
Babasının müzisyen olması nedeniyle küçük yaşlara piyano ve kemanla müziğe başladı. Ortaokulu Akçakoca Lisesinde bitirdikten sonra 14 yaşında Bolu Anadolu Güzel Sanatlar Lisesini kazandı. Ana branş olarak piyano ve yan branş olarak keman eğitimi aldıktan sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Merkezi Müzik Öğretmenliği Bölümünü kazandı ve ana branş olarak klasik gitarı seçti.
Çeşitli grup ve sanatçıların albümlerinde çaldı. 2005'ten beri Bulutsuzluk Özlemi'nde solo gitar çalıyor.
NEJAT YAVAŞOĞULLARI (Vokal, Gitar)
Doğma büyüme Anadoluhisarlı olan Nejat Yavaşoğulları, müziğe ilkokulda mandolin çalarak başladı. Haydarpaşa Lisesi'nde okuyan Nejat burada gitarla tanıştı. Üniversite yıllarında çeşitli gruplarla müzik çalışmalarını sürdürdü. Müzik üzerinde yoğunlaşan Nejat Yavaşoğulları Antalya Altın Portakal Şarkı Yarışması'nda en iyi sarkı ödülüne layık görüldü. 1980'li yılların başında Ferhan Şensoy Ortaoyuncular'la tiyatro müziği çalışmaları yaptı. 1986'da Bulutsuzluk Özlemi'ni kurdu. Bulutsuzluk Özlemi ile Türkiye'de müzik adına birçok ilke imzasını attı.
Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık bölümünden mezun olan Nejat Yavaşoğulları halen restorasyon çalışmaları yapmaktadır. Müzisyen olarak Nejat, beste ve söz yazarlığının yanında grupta ritm gitar çalıp solistlik yapmakta. Bulutsuzluk Özlemi'nin liderliğini de üstlenen Nejat Yavaşoğulları, Türkiye'de birçok sanatçının yapamadıklarını başarmış, ileri görüşlü ve üretici bir sanatçı. Şarkı sözlerindeki özgürlük, toplumsal olaylar üzerindeki hassasiyetini müziğine yansıtması, müziğinde ticari amaç gütmemesi ve konserlerde seyirciyle adeta bütünleşmesi zaten Nejat Yavaşoğulları'nın gerçek kişiliğini ortaya koyuyor. Türk rock müziğinin gelişimini en fazla etkileyen müzisyenlerin başında Nejat Yavaşoğulları'nı saymak bütün müzik eleştirmenlerinin buluştukları ortak nokta olsa gerek.
SİNA KOLOĞLU (Klavye)
İstanbul doğumlu Sina Koloğlu müziğe dört-beş yaşlarında klasik piyano eğitimi alarak başladı. Galatasaray Lisesi mezunu olan Sina Koloğlu lise yıllarında tiyatro kolunda tiyatro müzikleri yaparak müzik hayatını sürdürdü. Liseler arası müzik yarışmalarında tiyatro müzikleri ile ödüller aldı. Bağımsız piyano konserleri verdi. Profesyonel olarak müziğe 1986 yılında Nejat Yavaşoğulları ile birlikte Bulutsuzluk Özlemi'nin kurulmasıyla başladı.
Gazi Üniversitesi Yönetim Bilimleri'nden mezun olan Sina on sene Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Her konuda muhabirlik yapan Sina son bes senedir Milliyet gazetesinde televizyon sayfasını hazırlamaktadır. Ayrıca Rating Canavarı köşesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir. Grubun en eski elemanlarından olan Sina Koloğlu Bulutsuzluk Özlemi'ni bu günlere taşıyan isimlerin başında gelmektedir.
BERKE ÖZGÜMÜŞ (Davul)
16 yaşında davul çalmaya başladı. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi matematik bölümüne girdi. 1996-1999 yıllara arasında Pandora ve Iceberg gruplarıyla İstanbul'da çeşitli konserler verdi. Şu anda Bora Uslusoy band hariçinde, Acil Servis ve Mehmet Gürali Band'da çalıyor. Ayrıca Tahsin Ünivar, Nezih Yeşilnil, Birol Ağırbaş, Raci Pişmişoğlu, Demirhan Baylan, Kerim Çaplı ve de Yavuz Çetin ile birlikte çaldı.
Bir süre önce Bulutsuzluk Özlemi'ne Utku Ünal'ın yerine davulcu olarak girdi.
CEM KARACA
http://anadolupop.fisek.com.tr/cemkaraca/gfx/cem_baba_kartpostal.jpg
5 Nisan 1945'te Dünya'ya geldi Cem Karaca.Ünleri yurt çapında yaygınlaşmış olan Toto-Mehmet Karaca çiftinin ilk çocuğuydu.Cem'in müzikle ilk tanışması annesinin teyzesi Rosa Felekyan'ın piyonosundan çıkan nağmeleri ve küçük Cem'e piyonada notaları öğretmesiyle olmuştur. Bu sıralarda, 50'lere girerken operet tarzı, Türk tiyatrosundaki en parlak devrini yaşamaktaydı. Artık ebeveynleriyle çok daha sık tiyatro salonlarına gider olan Cem'in kulislerde geçirdiği saatler, müziğe olan ilgisini giderek arttırıyordu.Cem karaca için bir dönüm noktası sayılan olay 14 yaşındayken İzmir'deki , ahbablarının yanına gittiği o yaz olmuştur. Suadiyeli Nesrin adlı bir kıza aşık olan Cem , kızı etkilemek için "Johnny Guitar" adlı şarkıyı söyler. Fakat Nesrin'den çok annesi Toto Karaca'yı etkiler. Oğlunun müziğe olan yatkınlığını keşfeden Toto hanım , oğlunun müziğe yönelmesinde baş rol oynar.
Okul-ev-tiyatro kulisleri arasında geçen yaşamı, Robert Koleji'nde yatılı okumaya başlamasıyla başka bir dönemece girdi.Gün geçtikçe müzik zevki rock'n roll üzerine yoğunlaşan Cem, artık ciddi ciddi plak dinlemekte ve haftanın belirli saatleri yayınlanan günün popüler batı müziği parçalarının çalındığı programları takip etmekteydi.
Böylece geçen 1961 senesinden sonra 1962'ye geldiğimizde Karaca'nın müzik hayatının başlatacak deneyimlerin gerçekleştiği günlerle karşılaşıyoruz. "Bir gün arkadaşlarla Beyoğlu Spor Klübü'ne çaya gittik. Muhabbet ederken orada şarkı söyleyen gençlerin farkına varan arkadaşım "Cem de söyler" diyerek beni ve beraberimdeki iki arkadaşı sahneye aldı" diyor Karaca. "Sonra da orada beraber şarkı söyledik." Bu tecrübeden şevk alan dörtlü "Neden beraber çalmıyoruzi bir grup kuralım!" dedi ve enstrüman arayışına girdiler.Karaca'ların evlerinde provalara başlayan grup günün popüler batı müziği parçalarından oluşan bir repertuar hazırladı. Provaları dinleyen İlham Gençer gruba desteğini esirgemedi. İlham gençer dönemin en ünlü ve en iyi müzisyenlerindendi ve dahası müzik dünyasında belirli bir forsu vardı.
Cem'e ilk büyük tepki çok yakınından , babsında geldi. Başından beri onun müzikle uğraşmasına karşı olan babası , onun hariciyeci olmasını istiyordu. Cem müziği bıraksın elinden gelen herşeyi yaptı. Sırf şevki kırılsın diye parayla adam tutup yuhalattı. Fakat bütün bunlar Cem'i daha da hırslandırıyordu. Sonunda babasıda pes etti.
Karaca ve arkadaşları, 1963'e doğru "Dinamitler" adı ile sahne almaya başlamışlardı. Çoğunlukla Elvis Presley ve dönemin diğer rock'n müzisyenlerine ait parçaları yorumlayan Dinamitler 1963'ün sonbaharında dağıldığını, Karacanın "Cem Karaca ve Bekledikleriniz" adlı yeni bir grup kurduğunu görüyoruz. "Bekledikleriniz" macerası bir iki ay sürmüştü çünkü Karaca, dönemin yıldızı yükseklerde seyreden bir başka ismin grubuna katılmıştı: Gökçen Kaynatan.
Gökçen Kaynatan'la olan beraberliği bittikten sonra müzikten kopmak istemeyen Karaca bir dönem tiyatroyla ilgilendi.Annesinin İstanbul Tiyatrosu'nda irili ufaklı roller alan Karaca, 1964'ün sonlarında bir kaç arkadaşıyla beraber bir başka rock'n roll/beat grubu daha kurdu: "Cem Karaca-Jaguarlar". Edindiğimiz bilgiler ve Karaca'nın söylediklerine göre Jaguarlar, "papağan gibi Elvis Presley taklidi yapan" bir gruptu.
Karaca, Jaguarlar'la 1965 senesi boyunca çalıştı ve tiyatro oyunlarında oynadı.Bu sıralarda ilk evliliğini de tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile gerçekleştiren Karaca'nın askerlik vakti gelmişti.
1965'in Kasım'ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda askerlik hizmetini yerine getirmek üzere yola çıktı: "daha önce benim Anadolu hakkında okul kitaplarından başka bir malumatım yoktu" diyor Karaca.Askerlik günlerinde Anadolu gerçeğiyle ve kimliğiyle tanışan Karaca'nın beyninde artık bambaşka bir pencere açılmıştı. Anadolu kültürünü araştırmaya koyuldu. Bu sırada Aşık Mahsuni Şerif gibi değerli halk ozanlarıyla tanıştı.
Döndüğünde bir süre tiyatroyla uğraştıktan sonra 1967 senesinde Cem Karaca ve Apaşlar'ı kurdu. İlk büyük çıkışlarını Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Altın mikrofon yarışmasında seslendirdikleri "Emrah" adlı parçayla yaptılar. Sözleri Aşık Emrah'a ait olan parçanın bestesi Cem Karaca'ya aitti. Askerlikte karşılaştığı Anadolu gerçeği yavaş yavaş fikirlerine ve düşüncelerine yansımaya başlamıştı.
Altın Mikrofon ile start alan profesyonel dönemin ilk plağı 1967 Haziran'ının başlarında piyasaya çıktı "Hudey". Pir Sultan Abdal'ın "Hudey" türküsünün rock'n roll-beat tarzındaki yorumunda adeta kükreyen bir Cem Karaca görüyoruz.Ağustos ayına doğru ikinci plaklarını da kaydettiler.Yeni plağın adı "Emrah" tı. Bu plakta Karaca'nın sesine daha hakim olduğunu hissedebiliyoruz. 1967 Kasım'ının sonlarında Sayan'a yapmakla mükellef oldukları üçüncü plaklarını kaydettiler: "Ümit Tarlaları".
Plak satışlarından ve özellikle de Anadolu turnesinden biriktirdikleri 45.000 lira ile Avrupa'ya gitmeye karar verdiler.Grubun Almanya'da Ferdy Klein Orkestrası'yla yaptığı 45'liklerden ilk üçü, 1968 Haziran'ının sonundan itibaren ikişer hafta aralıklarla ardı ardına piyasaya çıkmıştı.Bu plaklar sırayla "İstanbulu dinliyorum", "Oy babo" ve "İstanbul" idi. İstanbul 45'liği "İstanbul'u dinliyorum" ve "Oy Babo" parçalarının ingilizcelerinden oluşuyordu.
1968 yılının Ağustos ayında yine Türkofon imzalı üç 45'liğin daha piyasaya çıktığını görüyoruz: "Emrah 1979", "Resimdeki Gözyaşları", "Tears". Cem Karaca-Apaşlar'ın bu "dönüş" 45'liklerinin en büyük özelliklerinden biri, stereo teknolojisi ile kaydedilmiş olmalarıydı.Türkiye'deki pikaplar mono iken ve plak fabrikalarında streo kalıp bulunmazken yapılan ve stereo sistemlerin ithaliyle gerçeklerştirilen bu olayın stereo ses sisteminin ülkede yaygınlaşmasında büyük etkisi olmuştur.
Artık bir yerden sonra grup Karaca ve Soyarslan için dar gelmeye başlamıştı. Tüm bu gerilimler, Konya Ereğlisinde bağları koparttı. Bağlar kopmuştu kopmasına ama grubun daha yeni imzalamış olduğu mukaveleler vardı ve bu sözleşmeler Cem Karaca-Apaşlar'ı hem konser hem plak etkinlikleri açısından 31 Ocak 1970'e dek birlikte olmaya zorluyordu.
Bu sıralarda Eylül ayının üçüncü haftası gelmiş veTürkofon firması arka arkaya "Ayrılık Günümüz" ve "Zeyno" 45'liklerni çıkartmıştı.
1970 yılına gelindiğinde Karaca'nın Apaşlar'la birlikteliği tam anlamıyla kopmuştu.Cem Karaca basçı Seyhan Karabay'la birlikte Kardaşlar grubunu kurdu.Artık kendisininde yaratıcılarından biri olduğu "Anadolu Rock" adlı müzik türü belirgin bir biçimde ön plana çıktı. Cem Karaca ve Kardaşlar bu dönem önemli bir çizgiyi sembolize ettiler. Toplumcu kimliği belirgin bir biçimde önplana çıkmaya başladı. Fakat Kardaşlar hemen başarıyı yakalayamadı. Büyük bir bocalama dönemi geçirdiler. Guptaki en önemli problemlerden biri ekipman sorunuydu. Grup son derece yetersiz ekipmanlarla çalışmak zorunda kalıyordu. Bu problemin çözümü için Cem Karaca'yı Almanya'ya gönderme kararı aldılar. 1970 Ağustos'u geldiğinde Cem Karaca İtanbul'a elinde bantlar ve bir dolu ekipmala döndü.
Karaca'nın İstanbul'a dönmesiyle birlikte Almanya'da yapılan parçalardan oluşan dört adet 45'lik Eylül'ün son haftasından itibaren Türküola'dan yayınlandı. Bu 45'likler sırayla "Emmioğlu", "Kendim Ettim Kendim Buldum", "Adsız" ve "Muhtar" dı.
Plakların satışı sürerken Cem Karaca-Kardaşlar kendi kayıtlarını tamamladılar ve ilk plakları "Dadaloğlu" nu 1970 Kasım'ının son günlerinde piyasaya sürdüler. Plak büyük bir başarı yakaladı ve 1971 yılının Ocak'ında günün plak listesini tutan dergilerinde bir numara oldu!
Dadaloğlu'nun getirdiği başarı, gruba mali güç ve moral sağlamıştı. Konserlerde de büyük ilgi gören grup palk şirketleriyle yaptıkları anlaşma gereği yeni albümlerini Almanya'da doldurma kararı aldılar.Almanya'da kayıtları yapılan 45'likler ise şunlardı: "Oy Gülüm Oy", "Tatlı dillim", "Kara Yılan", "Acı Doktor"
Bahar aylarında çıkan 45'liklerin listelerdeki midyadlarını doldurmalarıyla beraber sonbahara doğru yeni bir 45'liğin hazırlığını yapmaya başladılar ve Cem karaca kardaşlar 45'liği daha Kasım 1971'de piyasaya çıktı: "Mehmed'e Ağıt"
1972 yılında ise son 45'likleri "Akoros Deresi" ni dolduruyorlardı. Cem Karaca, müzikal olarak devamlı bir arayış içindeydi. Müzik açısından Kardaşlar kendi arayışlarına yanıt vermekte geride kalmaya başlamıştı. Gençlik hareketlerinin hızla büyüdüğü bu dönemde , toplumsal değer yargıları hızla değişmekte ve yeni özgürlük talepleri aktif bir siyasi mücadeleyle hızla bütünleşmekteydi.Müzik artık güzel sanat olmaktan çıkıp , farklı bir görev üstlenmişti. Bir süre sonra Cem Karaca ve Kardaşlar bir tıkanmanın eşiğine geldiler. Cem bir revizyonun iyi olacağını düşünerek 1972'de gruptan ayrıldı.
O zamanlar Moğollarda solist olarak denenen Ersen'le yer değiştirerek dönemin efsanevi grubu Moğollar'a geçti. Ersen üzgün bir şekilde Moğollardan ayrılınca 30 Eylül 1972 Cumartesi günü Cem Karaca Moğollar kurulmuş oldu. Müzik dünyasındaki bu ilginç değiş tokuş kamuoyunda uzun süre yer buldu.
Karaca'nın Moğollar'la birleşmesiyle birlikte Moğollar da sesörgülerinde bir yenilenmeye gittiler ve ipiçlarını Ersen'in "Sor Kendine" plağında verdikleri sesörgülerini Cem Karaca Moğollar adıyla Şubat 1973'te çıkan ilk plak olan "Öbür Dünya" da gösterdiler. Ardından da Temmuz 73'te ikinci plakları "Gel Gel" i çıkarttılar.
Grubun mega-popülaritesine rağmen ne "Öbür Dünya" ne de "Gel Gel", listelerin zirvelerine tırmanamadı. "Gel Gel" çıktığı sıralarda grup içinde bir takım kutuplaşmalar başlamıştı. 60!ların sonlarından beri sol politikalara gittikçe daha da bağlanan ve Kardaşlar'da bu tavrını ilerleten karaca, Moğollar dönemine doğru sosyolizm ve uzantıları hakkında daha ciddi araştırmalara başlamış "köylü sosyolizmi" ni benimsemiş ve "sanat halk içindir" savına tümüyle bağlanmıştı.
Müzik tarzı olarak yine aynı yoldan yürüyen yeni Moğollar, artık "topluluk formu" anlamında ne 1968'deki ne de 1972'deki Moğollar değil; adeta başka bir gruptu.
Bu değişim sürecinde hey derhisi tarafından "Pop müziğin namusunu yine Cem Karaca kurtardı" ibaresi ile övülen son Cem Karaca-Moğollar plağı "Namus Belası" , 1974 Ocak'ının son günlerinde piyasaya çıktı. Listelerde ilk haftalardan itibaren çok hızlı bir şekilde yükselen plak, kaçınılmaz olarak bir numaraya yerleşti.
"Namus Belası" nın ülkede bomba gibi patladığı günlerde mart ayı başlarında grubun kazanmış olduğu büyük başarıya rağmen Cahit Berkay Moğollar'a uluslararsı bir kimlik kazandırmak için Fransa'ya gitme kararı aldı.Dolayısıyla Türkiye'deki Moğollar'ı dağıtarak Cem Karaca-Moğollar dönemine son vermiş oldu.
Cem Taner Öngür'ü de yanı alıp gruptan ayrıldı ve 1974 Nisan'ının ortasında Türk Rock tarihinin (belki de) en önemli süpergrubu Dervişan'ı kurdu. Dervişan'la birlikte Cem Karaca en radikal dönemini yaşamaya başlıyordu. Çalışmalarının neredeyse hepsinde dolaylı yoldan veya doğrudan bozuk düzene eleştirleri bulunuyordu. Politik baskının dorukta olduğu bu yıllar , dinleyenlerini bozuk düzene karşı bir kavgaya davet edip durdu. Bu dönem içinde değindiğim politik çizgiyi sürdüren başka müzisyenler olmasına rağmen , içlerinde müzikal açıdan en büyük misyonu Cem Karaca üstleniyordu.
Dervişan ilk çalışmalarını sürdürürken Mayıs ayında Cem Karaca'nın ikinci uzunçaları "Cem Karaca'nın Apaşlar, Kardaşlar, Moğollar ve Ferdy Klein Orkestrası'na teşekkürleriyle..." piyasaya çıktı. Plak, piyasaya verildikten kısa bir süre sonra Edip Akbayram ve Erkin Koray'ın kendi adlarıyla çıkan ilk albümlerinin aşıp bir numaraya oturdu. Bu esnada ilk konserlerinin vermeye başlayan Dervişan'da bazı huzursuzluklar belirmeye başlamıştı. Erol Büyükgönenç grupta hiç bir şeyin kararlaştırılan ilkeler doğrultusunda yürümediği düşüncesiyle gruptan ayrıldı.
Büyükgönenç'in ayrılmasından sonra Dervişan, adaptasyon açısından ilk önce biraz sıkıntıya düştü. Ancak kısa zamanda yaptıkları sıkı çalışmalar sonucunda Anadolu Rock mevzuunda çok hızlı ilerlediler ve bunun ilk meyvesinin de Haziran ayının sonunda piyasaya çıkan "Beyaz Atlı" 45'liğinde verdiler.
Grup, gün geçtikçe toparlanıyordu ve Anadolu Rock konseptini iyice içselleştirmişti. 1974 sonbaharına gelindiğinde performans açısından da zirveye ulaşmışlardı.
Eylül ayında Cem karaca, Bursa yakınlarında ciddi bir trafik kazası geçirdi. Ayağa kalkmasının oldukça riskli olabileceğini söyleyen doktorlar, "Mukavelelerim var, çalışmam lazım" diyen Karaca'yı hastanede iki hafta zor tuttular. Hastaneden çıkan Karaca, yine tam gaz çalışmaya başladı.
Derken 1975 Ocak'ının başında stüdyo çalışmaları tamamlandı ve Cem Karaca-Dervişan yeni bir Anadolu turnesine çıktığında, Şubat 1975'te az önce bahsetmiş olduğumuz değişim sürecinin ilk olgun meyvesi olan "Tamirci Çırağı", son derece şık bir kapak tasarımıyla piyasaya çıktı.
"Tamirci Çırağı", Cem Karaca'nın belli bir süredir çok su yüzüne çıkartmadan yürüttüğü sol söylemin ilk kez derin bir vurguyla plağa yansımış haliydi.
Cem Karaca-Dervişan artık gündemdeki toluluktu ve ülkenin durumuyla doğru orantılı şekilde daha da politize oluyordu. Bir diğer deyişle kendi bulundukları kampın sorumluluklarını daha fazla üstlerinde hissediyor ve karşı tarafa daha fazla şarj oluyordulardı.
İşte böyle bir ortamda grupta ardarda iki önemli kopuş oldu. Oğuz Durukan ve Uğur Dikmen ardarda gruptan ayrılma kararı aldılar.
Grubun dağılmasını istemeyen Karaca Haziran ayının sonlarına doğru Dervişan'ı yeniden şekillendirdi. Ayrılma ve katılım süreci bir süre devam ettikten sonra nihayetinde tekrar sağlam bir kadroyla Dervişan kaldığı yerden müzik hayatına devam ediyordu. Yeni kadroda Taner Öngür, Kılıç Danışman , Murat Töz ve Hüseyin Sultanoğlu vardı.
Eylül ayında üçüncü Cem Karaca uzunçaları Yavuz Plak etiketiyle piyasaya çıktı : "Nem Kaldı?"
"Nem Kaldı" albümü piyasaya çıktıktan sonra stüdyoya giren grup yeni 45'likleri "Mutlaka Yavrum" u kaydetiler. Kasım 1975'te piyasaya sürülen bu plak Cem Karaca'nın bütünüyle mesaj müziğine yöneldiğinin ilk belgesiydi.
Grup, yeniden provalara ve hemen arkasından konserlere başladı.Yine turneler, buluşmalar... Her geçen gün yoğunlaşan politik havanın en radikal tavırlı oluşumu olarak Cem Karaca-Dervişan Edip Akbayram Dostlar ve Timur Selçuk'u sollamak üzere toplumla birlikte yükselen bir tansiyonu temsil eder hale gelmişti.
1976'nın Nisan'ında grup stüdyoya girdi ve üç parça kaydetti. Bu üç parçadan ikisi yine Nisan ayı sonlarına doğru Cem Karaca Dervişan'ın yeni plağı olarak piyasaya çıktı: "Beni Siz Delirttiniz." 1976 sonbaharında Karaca, yeni bir long play hazırlığının haberini verdi. Dinleyiciler albümü merakla beklerken Aralık ayının başında Cem Karaca'yı hayrete düşüren bir gelişme oldu: Yavuz Plak, kendisinden izin almadan yeni çıkarağı LP için sakladığı ve LP'e adını vermeyi düşündüğü "Parka" yı 45'lik formatında piyasaya sürmüştü. Özensizce hazırlanmış plak kapağından düşük kaliteli baskıya kadar biraz alelacele yapılmış bir para operasyonu intibası veren 45'likte, parçanın hangi gruplarla yapılmış olduğu da yazmıyordu.
Bu 45'lik plağın piyasaya çıkmasından bir ay kadar sonra 1977'nin Ocak'ında Cem Karaca'nın yeni uzunçaları "Parka" biraz gecikmeli olsa da piyasaya çıktı.
"Parka" albümünün çıkmasından sonra grup yepyeni bir albüm için tekrar çalışmalara başladı. Müzik için ne kadar çalışsalarda konserler artık konserlikten çıkmış, sosyo-politik olarak kendini tatmin ortamı haline gelmişti.
Mayıs ayında Ünol Büyükgönenç'in CHP için hazırladığı "Yeni bir Türkiye" 45'liğinde yer aldı Dervişan. Yine Mayıs'ın sonlarında, sekiz aylık bir çalışmanın ürünü olan ve Erkin Koray'ın "Elektronik Türküler" albümüyle beraber Türk Rock'ının en tepesine yerleşen "Yoksulluk Kader Olamaz" uzunçaları yayımlandı.
Mayıs sonlarında çıkan albüm, kısa süre içinde listelerde zirveye yarışmaya başladı ve grup yine konserlere devam etti. Haziran ayının sonlarına doğru bambaşka bir Cem Karaca-Dervişan plağı daha piyasaya çıktı: "Mor Perşembe" 45'liği.
Bu sıralarda Almanya turnesine çıkmış olan Cem Karaca-Dervişan, Türkiye'ye yepyeni ekipmanlar ve ilk kez bir ses sistemi ile döndü.
Ülkedeki gerginliğin had safaya ulaştığı bir dönemde, Urfa'da verilen bir konserden sonra konserin düzenleyicisi CHP Gençlik Kolları Başkanı öğrencinin ülkücülerce dövüldüğü haberi gelince Tamer Öngür "Ben Artık Yokum" dedi. Öngür'ün Ekim 1997'de ayrılmasında hemen sonra Karaca, bir süredir gerçekleştirmeyi düşündüğü bir plağın kayıtları için Dervişan'ı bir tekrar topladı.
Daha sonraları enternasyonel bir devrim marşı niteliği kazanacak olan "1 mayıs" adlı plak, 1977 Aralık'ın son haftasında piyasaya çıktı.Nitekim yayınlanmasından birkaç hafta sonra Cem Karaca ve Sarper özsan hakkında dava açıldı ve plak toplatıldı. Dava haberi gelmeden çok kısa bir süre öncede 1978 Ocak'ının ortalarında yaptıkları işin politik açıdan çığrından çıktığını düşünen Sefa Ulaştır ve Uğur Dikmen, Dervişan'dan ayrıldılar. "Ayrılığımız siyasi sebeplerle değil" diyordu Karaca ama durum aslında çoğunlukla politik anlaşmazlıktan çıkmıştı. Böylece "1 Mayıs", Cem Karaca-Dervişan'ın son plağı olmuştu.
Dervişan'dan sonra kısa bir süre Edirdahan'la çalıştı. "Cem Karaca "devrimci müzik" yaklaşımını Edirdahan konserlerinde de devam ettirdi. Politik çizgisini Dervişan'da bıraktığı yerden devam ettiren Edirdahan'la konserlerde devam ettiren Karaca, kayıtlarına ilkbaharda girmeyi planladığı albüm içinse daha değişik şeyler düşünüyordu. Sonunda Cem Karaca-Edirdahan işbirliğinin ilk yapıtı "Safinaz" adlı uzun çalar piyasaya sürüldü. Safinaz 18 dakikalık bir rock opera denemesiydi. Dar anlamda bakıldığında ilk Türk rock operası değildi. Barış Manço'nun ilk studyo albümü "2023" te yer alan "Baykoca Destastanı" da benzer bir yapıya sahipti.
1978'in sonbaharını yine konserlerle değerlendirdi Karaca. Bu sıralarda da grupta bazı çatlamalar meydana gelmişti. Grup içi anlaşmazlıklara dönemin huzursuz ortamı yüzünden iyice yoğunlaşan gerginlikler de eklenince Edirdahan tam anlamıyla olmasa da dağıldı. Böyle diyoruz çünkü Karaca'nın konserlerinde kendisine eşlik etmeyi kabul etmişler ama aynı çatı altında grup olarak çalışma sürecine de son vermişlerdi.
Cem Karaca 1979 yılında işlerinden dolayı Almanya'ya gitti. Bu dönemde Türkiye'de büyük siyasal çalkantılar yaşanıyordu. Ülkede bir kaos vardı. Hemen hergün adam öldürülüyordu. Halk bir kutuplaşma dönemine girmişti.Bunun üzerine 12 Eylül 1980 sabah saat 4'de ordu yönetime el koydu. Ülkede insan avı başlamıştı. Sağcısı solcusu olaylara karışan herkes yakalanıyordu. Cem Karaca Almanya'dan ülkede olan gelişmeleri kaygıyla izliyordu. Bu arada Almanya'da katıldığı 1 Mayıs töreninde ülke yönetimine karşı sarf ettiği sözler nedeniyle hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Yapılan "geri dön" çağırılarına rağmen yurda dönmedi. Hatta babasının cenazesine bile katılamadı. Bu süreç içinde kendisiyle aynı davada yargılanan Selda Bağcan ve Melike Demirağ ile arasında kırgınlık yaşadı. Hatta anneside babasının cenazesine gelmedi diye oğluna tavır aldı. Ve sonunda vatandışlıktan çıkarıldı. Bütün bunlar olurken Cem Karaca Almaya'da sessiz bir bekleyiş içerisindeydi.
1987'de dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın girişimleriyle yurda döndü. Dönüşü çeşitli spekülasyonlara sebep oldu. Politik çizgisindeki yumuşama ve bazı önemli değişimler bazı kesimlerin Karaca'ya bakış açısını değiştirdi. Fakat bunlara aldırmayan Karaca müzik hayatını sürdürdü. Artık bugün Türkiye'de farklı bir ortam yaşanıyor.Bu baskı ve sömürünün olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece düzenin görünümü değiştiği söylenebilir.Ancak Cem Karaca'nın 70'li yıllardaki radikal tutumundan uzak olduğu bir gerçek. Tüm bunlara rağmen Cem Karaca'nın Türk Rock tarihinde çok önemli bir kilometre taşı olduğunu gözardı edemeyiz. Bir çok parçasının uzun yıllara rağmen hala ilgi görmesi O'nun büyük bir sanatçı olduğunun en büyük kanıtı.
ÇİLEKEŞ
http://www.cilekes.com.tr/site/images/default_15.jpg
Görkem Karabudak - Vokal, Elektro Gitar
Beş yaşında piyano ile müziğe başladı. 13 yaşında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi "keman" bölümünü kazandı ve yedi yıl burada Elif Enacar ve Arif Abbasov ile keman eğitimini sürdürdü. Elena Puşkova ile koro, daha sonra kazandığı Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesinde de Günay Akgün ile şan çalıştı. Prof. Erol Erdinç yönetimindeki Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrasında ve birçok oda müziği orkestrasında görev yaptı. Konservatuar eğitimini sürdürürken, 2002 Kasım ayında vokalist olarak Çilekeş grubuna dahil oldu. Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde eğitimini sürdürmektedir
Ali Güçlü Şimşek - Elektro Gitar
Kadıköy’de doğdu, Bursa'da büyüdü. 12 yaşında gitara heveslendi. Ankara Üniversitesi DTCF Fransız Filolojisini kazanınca, Bursa’dan tanıdığı Cumhur'un stüdyosuna takılmaya başladı. Stüdyoda Görkem'le tanıştı. Bir süre sonra Görkem ve Cumhur gruplarını dağıtıp; hep beraber Çilekeş'i kurdular. Geçen sene ilk hedefini gerçekleştirdi ve grup arkadaşlarıyla birlikte doğduğu kente, İstanbul'a yerleşti. Şimdi aynı evde, hep beraber takılıyorlar.
Cumhur Avcil - Davul
Bursa'da doğdu. Bursa Erkek Lisesi yıllarında müziğe ilgisi arttı ve davul çalmaya başladı. Lise yılları boyunca değişik gruplarla çalarak bir çok organizasyonda yer aldı. 1999 yılında Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümünü kazanarak Ankara'ya yerleşti. Bir sene sonra kendi stüdyosunu açarak, bir çok gruba eşlik etti ve müzik çalışmalarını sürdürdü. Bu yıllarda çeşitli rock festivallerinde ve barlarda ses teknisyeni olarak çalıştı. 2002 Kasım ayında Çilekeş'in kurulmasıyla grubun davulcusu oldu. 2004 yılında Psikolog unvanını alarak Ankara Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümünde yüksek lisans öğrenimine başladı.
Gökhan Şahinkaya - Bas Gitar
Samsun’da doğdu. Ortaokul yıllarında rock müziğe ilgi duymaya başladı. Lise yıllarında kurduğu grubu ile çeşitli organizasyon ve şenliklerde çaldı. Üniversite eğitimi almak için Ankara’ya yerleşti ve bir bar grubunda bas gitar çalmaya başladı. Limon Bar’da John Doe ile çalarken Çilekeş ile tanıştı. Görkem ile bir proje grubunda yer aldı. 2003 yılında Bilkent Üniversitesi’nden bilgisayar programcısı olarak mezun oldu ve tamamen müziğe yöneldi. 2006 ya kadar birçok grupta çaldı. 2006 Mart’ında Çilekeş’e katıldı.
İlk konserini Kasım 2002de Ankara Saklıkentte gerçekleştiren Çilekeş, 2003 ve 2004 yıllarında verdikleri konserlerle önce Ankarada dikkatleri çektiler. 2004`ün Mayıs ayında önlerinde gerçekten önemli bir fırsat olduğunu henüz bilmedikleri Fanta Genç Yetenekler Aramızda yarışmasına katıldılar. Ön elemeleri aşan Çilekeş, İç Anadolu Bölgesi Finali`nde canlı performansıyla beğeni toplayarak Türkiye Finali`ne katılmaya hak kazandı. Grup, yarışmanın Türkiye Finali`nde Melih Kibar, Meltem Taşkıran, Teoman, Levent Yüksel, Engin Akıncı`dan oluşan jüri önünde yine canlı performansıyla göz doldurarak yarışmayı kazandı.
Bu gelişmenin ardından daha büyük organizasyonlarda, daha geniş kitlelere ulaşmaya başlayan Çilekeş, konserlerin yanında albüm çıkarma fikrini aklına koydu ve yeni parçalar yaparak bir demo hazırladı.
Canlı performanslarıyla gözdolduran grup, yarışmanın arkasından davet edildikleri ve 17 şehri kapsayan Türkiye turnesinde Candan Erçetin, Beyaz, Harem ve Nev ile birlikte yaklaşık 350 bin kişiye ulaşma fırsatı yakaladı. Böylece büyük çapta bir turneye çıkan ilk amatör grup oldular ve henüz ilk albümleri çıkmadan kayda değer bir dinleyici kitlesi yakalamayı başardılar.
Prodüksüyonuna 2005`in Mart ayında İTÜ MIAM`da davullları kaydederek başladıkları ve özellikle üniversite gençliği tarafından dört gözle beklenen ilk albümleri Y.O.K. Volkan Başaranın prodüktörlüğünde Haziran 2005te ONAIR tarafından yayınlandı. Şarkıların söz, beste ve düzenlemelerinin tümünün Çilekeşe ait olduğu albümde Rap müziğin yükselen ismi Fuat, Kurban grubunun davulcusu Burak Gürpınar ve alternatif müziğin önemli ismi Aylin Aslım da birer şarkıda konuk müzisyen olarak katıldılar.
DEJA-VU
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/c/c9/Deja-vu.jpg/180px-Deja-vu.jpg
DEJA-VU 1999’un Ekim ayında Cenk Sönmez (gitar), Kerem İşeri (vokal), Ahmet Türk (davul) ve Mansur Asrar (bas) tarafından kuruldu. Grup, bilinen şarkıları yorumlarayarak işe başladı. Bir süre sonra beste çalışmaları başladı. İlk bestenin adı “Hope” idi. Mansur Asrar’ın (bas) geçirdiği kaza ve sonrasındaki ameliyatı nedeniyle çalışmalara ara vermek zorunda kalındı. 2000 yılının Mart ayında çalışmalara tekrar başlandı.. Grubun önceliği var olan şarkıları yorumlamak yerine kendi bestelerini yapmaktı. Bu nedenle bestelere ağırlık verilmeye başlandı. Konserler vererek insanlara bu müziği dinletmek amaçlandı. Ortak bir beğeniyle gruba keman da eklenmesine karar verildi. Daha sonra darbuka (Kerem Öktem) ve bağlama (Kıvanç Şenol) da gruba dahil oldu. Bu farklı müziğin ilgi çekeceği şüphesizdi.
DEJA-VU ilk konserini 2000 yılının Kasım ayında verdi ve konserden sonra da ilk demo CD’sinin kayıtlarına başladı. “Star” ve “Nothing” adlı iki parça kaydedildi fakat bu demo piyasaya sürülmedi. DEJA-VU, 2001 yılının Mart ayında Türkiye’nin önemli rock gruplarından Kurban’ın ön grubu olarak Ankara - Saklıkent’te sahne aldı. Bu konser DEJA-VU’nun ilk büyük deneyimi oldu. Konserden sonra Kerem İşeri (vokal) kendi özel sebepleri nedeniyle gruptan ayrıldı.
Yaz tatilinden sonra DEJA-VU, çalışmalarına birkaç eleman değişikliğiyle devam etti. Davula Ahmet Türk’ün yerine Güntaç Özdemir geldi. Yeni bas gitarist Erce Tümerk (PNF vokalisti), yeni vokalist ise Mansur Asrar oldu. Grubun kemancısı Ceren ise eğitimi nedeniyle gruptan ayrılmak zorunda kaldı.
Yeni kadrosuyla DEJA-VU, ilk konserini 2002 yılının Ocak ayında Ankara - Saklıkent’te verdi. İzleyenlerden alınan olumlu tepkiler grubu daha büyük amaçlara yöneltti. Fakat tam işler yolundayken Cenk Sönmez’in (gitar) sağlık sorunları yüzünden çalışmalara tekrar ara verildi. Bu sırada diğer elemanlar başka projelerle müzik hayatlarını sürdürürken, bağlamacı Kıvanç Şenol da askere gitti.
2002 yazında Cenk Sönmez (gitar) ve Mansur Asrar (vokal) DEJA-VU’yu tekrar toparlamak istediler fakat eski elemanlar iş ve okul hayatları nedeniyle gruba katılamadı. Cenk Sönmez bas ve davul için iki yeni eleman buldu. Davula Barış Bilgen, basa ise Tolga Nemutlu geldi. DEJA-VU, haftada 3 yeni şarkı yorumlayarak ve aynı zamanda bestelere de yoğunlaşarak 3 aylık bir zamanda 26 yorum ve 12 beste bulunan bir repertuar oluşturdu. Mansur Asrar’ın (vokal) önerisiyle gruba kemancı olarak Görkem Karabudak (Çilekeş vokalisti) katıldı.
DEJA-VU, takip eden üç ay içerisinde üç konser verdi. Yeni elemanlar ve yeni şarkılar çok beğeni topladı. Olumlu tepkiler sonucu grup web sitesini hazırladı. Aynı zamanda yeni bir demo çalışması başladı. Grup kendi besteleri olan “Are You Ready?” ve “Yeter Artık” ile Shaggy’nin “Hey Sexy Lady” adlı parçasının yorumunu kaydetti. Bu demoya ayrıca önceden kaydedilen “Star” da eklendi. Demo CD’si için grup “Are You Ready?” adlı parçaya bir de klip çekti. Bu demo CD’si ilk haftada 100 adet sattı. Dream TV YUXEXES programında tanıtıldı ve "Are You Ready?" video klibi birkaç kez yayınlandı.
Daha sonra grup Bilkent Mayfest 2003’te, Armada 1. Gençlik Festivali’nde, Saklıkent Corefest organizasyonlarında ve başka birçok konserde yer aldı. 2003 Ağustos ayında Kıvanç Şenol (bağlama) askerden döndü ve gruba tekrar dahil oldu. Eylül ayına gelindiğinde ise Mansur Asrar (vokal) özel sebepleri nedeni ile DEJA-VU'dan ayrıldı. Cenk Sönmez vokale geçti, yeni gitarist olarak ise gruba Barış Orhan dahil oldu.
DEJA-VU, bu yeni kadrosuyla "Kendin Coş" isimli yeni bir demo daha kaydetti fakat telif hakları nedeni ile satışa sunmadı. "Kendin Coş" ile 9. Efes Dark Roxy Müzik Günleri'nde birincilik elde eden DEJA-VU, 15 Ocak 2005’te Elec-Trip Records ile anlaştı. 8 Şubat 2005’te Oğuz Kaplangı prodüktörlüğünde albüm kayıtlarına başlayan DEJA-VU, “Kendin Coş” isimli albümlerini 27 Haziran 2005 tarihinde Elec-Trip Records etiketiyle piyasaya sürdü...
DEMIR DEMIRKAN
http://www.ntvmsnbc.com/news/154862.jpg
Demir Demirkan 12 Agustos 1972 yılında Adana'da doğdu.Üniversite yıllarından önce Ankara ve İzmir'de,daha sonra ise Bilkent Üniversitesi İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde öğrenim gördü. Üniversite yıllarında Pentagram gurubuna gitarcı olarak katıldı.
Pentagtam gurubu ile "Trail Blazer" albümünü tamamladıktan sonra Los Angles, CA'ya taşınarak 1992 de Musicians Institute'da eğitime başladı. Paul Hanson, Scott Henderson, Frank Gambale gibi bir çok müzisyenle beraber çalıştı. Mezuniyetinden sonrada Los Angeles'da kalarak pop-jazz, afro,latin ve rock gibi birçok müzik tarzında kayıtlarda bulundu, gitar caldı ve müzik yazdı.
1996'da eve, İstanbul'a döndü. Dönüşünde Pentagram gurubu ile Anatolia albümünün kayıtlarını yaptı, ve Şebnem Ferah'ın "Kadın" albümünün prodüktörlüğünü üstlendi. Aynı yıl Sertab Erener'in "Sertab gibi" albümünün prodüksiyonunu gerçekleştirdi (1997). Prodüktörlük tarafı ağır bastığı için Pentagram gurubundan ayrıldı. 1999 yılında Şebnem Ferah, "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" ve Sertab Erener'in "Sertab" albümünü hazırladı. Ricky Martin ve Sertab Erener'in düet yapığı, prodüktörlüğünü Desmond Child'ın üstlendiği "Private Emotions" adlı şarkının kayıtlarında bulundu, bu versiyon orta dogu ülkelerinde yayınlandı.
1999 yılında Sony müzik Türkiye ile antlaşma imzaladı. İlk solo albümü mayıs 2000 yılında yayımlandı.
İki Tv filminde yardımcı roller aldı. 2000 yılının sonunda Sertab Erener in "Turuncu" albümü için tekrar stüdyoya girdi. 2002 yılının Mart ayında 2. solo albümü "Dünya Benim" i yayımladı.
Demir Demirkan 2002 ekim ayından itibaren Show TV'de yayınlanmaya başlayan 5'i Bir yerde adlı TV Dizisinin başrolünde yeraldı. Jenerik şarkısı ve müziklerini yazan Demirkan, Hayat Sensiz Olmuyor adlı şarkıya da diziden alınan görüntülerinde bulunduğu bir klip de çekti.
2003 yılının Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye'ye birincilik getiren "every way that I can" adlı şarkıyı besteledi ve sözlerini yazdı.
2004 yılında artık kendi başınaydı ve 2004 İstanbul albümünü çıkardı. Pek çok konser sonrası albüm yapmıyacağını açıkladı fakat aradan 2 yıl geçtikten sonra 2006 mart ayında"Hayat Nedir" isimli single çıkardı. Geçtiğimiz Haziran ayında ise "Rüzgar" adlı parçasını hitindir.com adresinden sevenleri ile buluşturdu.
Demir Demirkan solo albümlerinin yanısıra prodüktörlük ve şarkı yazarlığı kariyerini de bırakmadı. Sertab Erener için yazdığı şarkılar Avrupa ve Türkiye'de büyük ilgi ile karşılanırken içlerinden bir tanesi "Every Way That I Can" 2003 Eurovision şarkı Yarışmasında birincilik ödülü aldı ve dünya marketlerinde 400.000 adet single satışı yaptı.
2004'de 2004 İstanbul albümleri yayınlandı. Bu albüm Avrupa'da onbir ülkede yayınlandı. Bu albümün tanıtım turnesi için Mike Tramp (Whitelion) ile bir Avrupa turnesi yaptı.
Yaptığı çalışmalar arasında reklam/TV jingle ları, dizi ve film müzikleri de bulunan Demir Demirkan'ın bu alanda yaptığı en önemli çalışması, 2005'de çekilen Gallipoli/Gelibolu savaşı belgeselinin müzikleridir. Etnik sazların Türkiye'de, senfonik orkestranın ve koronun da Prag'da kaydedildiği bu film müziği Türkiye'de ve Avustralya'da Soundtrack CD olarak da yayınlandı. Demir Demirkan bu günlerde Turkiye'de solo kariyerine devam etmektedir
DUMAN
http://www.aptulika.com/photos/anasayfa/max/noluyororda_duman_2_max.jpg
Doksanlı yıllarin başlarında müzik yaşantilarına başlayan grup elemanlarından Kaan Tangöze (Vokal) ögrenim görmek amacı ile gittiği Seattle'da müzik yaşamına devam etti ve oradayken Türkiye'de çıkarmak istediği albüm için parçalarını hazırladı. Türkiye'de bulunan grubu Mad Madame ile Saettle ve Los Angeles'da yayınlanan toplama albümlerde yer aldi. Türkiye'ye döndüğünde Blue Blues Band ile beraber çalışan Batuhan Mutlugil'i (Gitar) ve Ari Barokas (Bas Gitar) ile beraber çaldıklari Mad Madame grubuna dahil ederek DUMAN isminde şimdiki gruplarini kurdular.
Böylece DUMAN "Eski Köprünün Altında" isimli albümleri ile büyük bir dinleyici kitlesinede ulaşmayı başardı. Çoğunlukla davulcu sorunu yaşayan grup bir çok isimle beraber çalıştı ama çoğunlukla albüm ve konserlerinde Türkiye'nin en basarili isimlerinden Alen Konakoğlu (Davul) eşlik etti. Özellikle "Belki Alışman Lazım" isimli albümden sonra stüdyo ve konser çalışmaların Alen Konakoğlu DUMAN grubunun 4. ismi oldu.
DUMAN hayranlari büyük bir sabırsızlıkla beklediği, ve grubun tam bir titizlikle hazırladıkları "Belki Alışman Lazım" isimli albüm, "Eski Köprünün Altında" isimli ilk albüme göre biraz daha melankolik bir albüm. İlk albümde bulunan daha eğlenceli parçalar yerini tamamen daha hüzünlü ifadeler ve Kaan'ın sesiyle bütünleşti. Aşk, umutsuzluk ve hüzün temasi disinda "Masal" isimli parçada Adnan Menderes ve Deniz Gezmiş'in asılmalarına eleştirili bir yaklaşimda bulunmuş.
Sezen Aksu'nun daha önce seslendirdiği "Her Seyi Yak" isimli parça ise Kaan'ın yorumu ile birkez daha alışılmış bir DUMAN tadı verdi ve çıkış parçası oldu. Umarız bir sonraki albümlerini daha kısa zaman içerisinde çıkararak hayranlarını yeni bir albümle sevindirebilirler.
NR1 Müzik, 2005’in yaz aylarını ülkemizin en iyi rock grubu Duman’ ın uzun süredir merakla beklenen yeni stüdyo albümü “Seni Kendime Sakladım” ile karşılıyor.
Vokal ve gitarda Kaan Tangöze, gitar ve geri vokalde Batuhan Mutlugil, bas gitar ve geri vokalde Ari Barokas’ tan oluşan Duman, büyük çıkış yaptığı albümü “Belki Alışman Lazım”ın ardından hayranlarını ve müzikseverleri uzun süredir bekletiyordu. Duman severler grubun müthiş sahne performansını yansıtan “Konser” albümü ve yine NR1 Müzik tarafından 2004 yılı sonunda yayınlanan Türkiye’nin ilk müzik DVD’ si “Bu Akşam” ile teselli bulmuşlardı. Duman grubu geçen süre içerisinde iki yüze yakın konserde hayranlarıyla buluşurken, birçok gazete, dergi, TV, okul ve üniversite tarafından “Yılın En İyi Grubu” seçildi.
Albümde yer alan 12 şarkının kayıt ve mixleri de Stüdyo 18’de Levent Büyük tarafından yapıldı. Gruba davulda “Belki Alışman Lazım” albümünde olduğu gibi Cengiz Baysal eşlik etti. Ari Barokas’ın şarkıları “Aman Aman” ve “Sayın Bayan” dışında kalan tüm parçaların söz ve müzikleri Kaan Tangöze’ye ait.
Açılışta yer alan “Özgürlüğün Ülkesi” dünya politikasını eleştiren enerjik bir punk rock şarkısı. Muhteşem balladlar “Seni Kendime Sakladım” ve “Melek”in yanı sıra, “Sen Ben” ve “Yürekten” de Duman’ ın başarılı modern rock çalışmaları. Türkçe rock müziğin en önemli grubu Duman, kendine özgü tarzını “Yanıbaşımdan”, “Sadece Koklayacaktım” ve “Rüyanda Görsen İnanma” gibi şarkılarda gösterirken, “En Güzel Günüm Gecem”i ise kendilerini konserlerde yalnız bırakmayan seyircilerine hediye ediyor.
DÜŞ SOKAĞI SAKİNLERİ
http://www.anatolianrock.com/images/sanatci_ve_grup_fotograflari/16_1153034818_1909.jpg
4 Mart 1965'te Bakırköy'de dünyaya geldi düşlerimizin tutsak kahramanı...
Müzikal anlamda 1993 yılında Düş Sokağı Sakinleri grubunu Murat Yılmazyıldırım ile birlikte kurarak profosyenellige adım attı.
Futbolcu olacaktım, sakatlanınca istanbul Üniversitesi Fen Fakültesine girdim. Hocalarımın saçını kes ısrarına dayanamayıp müzisyen oldum...
1965'ten beri yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı Düş Sokağı Sakinleriyle paylaşmaktayım. En güzel bestem kızım Zeynep
Ada'dır; ben güzel olan her şeyi severim, çünkü Rabbimi bana hatırlatır !..
Murat Çelik
Düş Sokağı Sakinleri Albümleri:
Düş Sokağı 1993 - Eylül (Piccatura)
Yaşadıkça 1997 - Şubat (EMI)
Üç 1999 - Kasım (EMI)
Solo Çalışmaları:
Su Düşleri - 1999 (Piccatura)
Seyyah - 2002, (Piccatura)
Kitap: Murat Çelik "GÜLZİYA","AŞKINELİF HALİ"
MURAT YILMAZYILDIRIM
Düşsel bir dünyanın kapısından içeri girdiğimde 9.5.1964 tarihini gösteriyordu zaman. Ve dünya üzerindeki yolculuğum beni sevinçleri ve hüzünleri birbirine karışmış bu coğrafyada müzik denen sadık dostumla tanıştırdı.
Beni çoğunuz Düş Sokağı Sakinleri'nden tanır. Kiminizde solo olarak yaptığım albümlerden.
Sırasıyla şimdiye kadar çıkan albümler:
Düş Sokağı Sakinleri:
Düş Sokağı 1993 - Eylül (Piccatura)
Yaşadıkça 1997 - Şubat (EMI) -
Üç 1999 - Kasım (EMI)
Solo albümler :
Aşk-ı Alem -1996 (Naz) (Bu albüm henüz çıkmadı.)
Yelkenin Gözyaşları - 1998 Ocak, Ada
Kırık Yelken - 2000, Ada
Cennet - Şubat, EMI Kent - 2002
Büyü - Ekim, EMI Kent - 2003
Kara Aşka Beyaz Göndermeler - Ağustos, EMI Kent 2004
Birde henüz basıma girmeyen, yurtdışı için otantik tarzda hazırladığım 8'li albüm serim var.
Ayrıca Kent Ozanları adı altında çıkarılan karma albüme çeşitli sanatçılarla birlikte ben de kendime aitolan bir parçayla konuk oldum.
Okullu yıllarım beni Beyazıt İlkokulundan Bakırköy Yavuz evler İlkokuluna, oradan Bakırköy Şekerevler Ortaokuluna oradan da Bakırköy Lisesine en son olarak da Kadıköy Devlet Konservatuarı Kontrbas Bölümüne kadar sürükledi. Kafamın içinde beni düşsel bir zamanın sürrealist uzantıları arasına katıp duran düşünceler denizinde yüzüyor olmam, en sonokuduğum okulu bana yarıda bıraktırdı. Ben de böylece alaylılar arasına katılmış oldum.
İlk olarak 1981 yılında klasik gitarla akademik anlamda tanışma fırsatı buldum. Ve sonrası kendimi onunla keşfetme yollarıyla geçti. Bu yollar üzerinde farklı enstrümanlarla haşır neşir olmak, duyumlar ve onları albümlerinde kullanma şansı yaratmak bakımından çok yararlı oldu. Beni kendimle tanıştırdı.
Düşler bedenime giydirdiğim en güzel giysim oldu. Onu istediğim gibi nakışladım. Ortaya çıkardığım sözcüklerin ve melodilerin bedeniyle sevişmeyi olgunlaşma sürecindeki en tatlı meyve gibi gördüm...
Ayrıca 2003 Yılında "Serbest Vezin Sembolik Şizofreni" isimli Roman kitabi yayınladı...
ERKIN KORAY
http://www.anatolianrock.com/images/sanatci_ve_grup_fotograflari/1152789500.jpg
Elektro bağlamanın yaratıcısı, İlginç sentez adamı, Türk Rock müziğinin babası Erkin Koray, 24 Haziran 1941'de İstanbul'da dünyaya gelir. Enver beyle Vehice hanımın ilk oğludur. Annesi Vecihe Koray, Belediye Konservatuarında piyano öğretmeni olarak çalışıyordu ve müzisyen bir anneye sahip olmak, kendisinin ve kardeşi Korkut Koray'ın ufak yaşlarda müzikle tanışmalarında önemli rol oynadı. Bir başka deyişle Türk rock'ının üç devinden biri olan Erkin'de müziğe annesinin karnında başlamıştır. Klasik müzik evde tüm yaşamı biçimlendirir. 5 yaşında piyano dersi almaya başlar. Daha sonra gitara ilgi duyar. Gitarın daha canlı ve hareketli olması O'nun bu seçiminde önemli rol oynamış olabilir. Kardeşi Korkut'la beraber sıkı bir müzik eğitiminden geçerler. Annesinden almaya başladığı piyano dersleri ile müzikle ilgilenmeye başlayan Erkin Koray'ın rock'n'roll'a karşı olan yakın ilgisi, ortaöğrenimini gerçekleştirdiği Alman Lisesi sıralarındayken başlamıştır . Dönemim ünlü Rock'n Roll parçalarını arkadaşlarıyla birlikte çalmaya başlar. Bu dönem içinde Türkiye'de bu tarz müzik yapan ilk ve tek grup Deniz Harp Okulu Orkestrasıdır.
Erkin Koray ve arkadaşları çalışmalarını amatörce sürdürürken karşılarına büyük bir fırsat çıkar. 1957 yılında Galatasaray Lisesinde bir konser verirler. Seyirciler arasında o zaman orta ikiye gitmekte olan Barış Manço da vardır.
Erkin Koray ve arkadaşlarından çok etkilenen Manço, bir gün kendisinin de böyle konserler vereceğini hayal ederek müzik çalışmalarını sürdürür. Bu konser Erkin Koray'ın müzik hayatına start verir. Liseyi bitirince atom mühendisi olma gibi düşünceleri olan Koray'ın bir yandan da rock'n'roll tutkusu peşini bırakmıyordu. Sonunda müzik daha ağır bastı ve okulu bitirir bitirmez evi terkedip hayatını müzikten kazanmak üzere yola koyuldu.
Bu dönemlerde Türkiye'de müzisyenlerin elinde gitar bulunması, hele bir de elektrogitar bulunabilmesi zor ve nadir rastlanan bir olaydı ve Erkin Koray bir şekilde eline geçen ilk gitarlarla kendi kendine çalışmaya başladı.
1960'ların ilk dönemlerinde Erkin Koray, aralarında davulda kardeşi Korkut Koray'ın da bulunduğu Erkin Koray ve Ritmcileri isimli grubuyla, kendisinin gitar çalıp söylediği ve rock'n'roll çaldığı bar ve klüp programları yapıyordu. Daha sonra kendisine gelen 45'lik doldurma teklifini kabul eden Koray, ilk 45'liği 'Bir Eylül Akşamı/It's So Long'u kaydeder. Bu plağın özellikle B yüzünde bulunan It's So Long'un, İngiltere'de Beatles'ın öncülük ettiği Beat müziği özelliklerini taşıması ve Beatles'ın ilk plağı 'Love Me Do' ile hemen hemen aynı tarihte piyasaya sürülmüş olması, yani Koray'ın bu tarzı Beatles'tan hiç bir şekilde etkilenmeden kendi içinden geldiği gibi ortaya çıkarmış olması bir hayli ilginçtir.
Sıra askerliğe gelmiştir. Bu 45'likten sonra askere giden Erkin Koray Vatani görevini Eskişehir Hava Kuvvetleri Caz Orkestrasında yerine getirir. Bu dönemde türkülerimizi tanır ve bunları Batı müziği tınılarıyla yorumlamaya başlar. Askerden döndükten sonra bir süre daha İngilizce çalışmalarına ve klüp programlarına devam eder. Bu programların birine seyirci olarak gelmiş olan İstanbul Plak yetkililerince fark edilen Koray, 1967 yılında ülke çapında üne kavuşmasında büyük rol oynayan 'Kızları da Alın Askere' isimli 45'liğini yayımlar.
Bu plakta çalan grup Erkin Koray Dörtlüsü grubuydu. Erkin Koray bu grupla başka çalışmalarda da bulunur; hatta 1968 yılında Altın Mikrofon yarışmasına girip dördüncülük alır.
Bu dönemler ilerlerken Koray, uzun süreden beri saçına makas vurdurmadığı için Türkiye'ye göre o dönemler gayet marjinal gelen bu davranıştan ötürü oldukça tepki alıyordu. Sene 1970'e geldiğinde, çok daha ciddi anlamda rock ve özellikle Türkiye'ye göre son derece 'Underground' olarak adlandırılan bir müzik yaptıkları grup olan Yeraltı Dörtlüsü'nü kurar. Aslında Erkin Koray'ın bu grupla beraber çaldığı şarkılar dönemin popüler şarkı ve türkülerinin aranjmanlarından başka birşey değildi ama ne aranjman!
Koray dönemin türkü, türk sanat müziği gibi eserlerini Underground tarzda yorumluyordu. Bunu yaparken grubuyla kiraladığı komün evlerinde batı rock müziği ve doğu müziği hakkında ciddi araştırmalar yapıyorlardı bu araştırmalar sonucu ortaya çıkan çalışmalarda bu iki kültürün müziğini sentezliyorlardı. Bunlara örnek olarak 1970 yılında aranjmanını yaptığı dönemin popüler Neşet Ertaş türküsü 'Kendim Ettim Kendim Buldum' (Bu parçanın aranjmanını aynı sene içerisinde Cem Karaca da yapmıştı), türk sanat müziği olarak 'Nihansın Dideden','Kıskanırım', 'İstemem', Anadolu Rock olarak 'Köprüden Geçti Gelin' verilebilir. Bu aranjmanların yanısıra, grubun tamamen kendilerine ait olan ve batının psychedelic rock grupları ile yarışacak nitelikte olan 'Meçhul', 'Gel Bak Ne Söyliycem', 'Gün Doğmuyor', 'İlahi Morluk' gibi çalışmaları da mevcuttur. Bu dönem Erkin için parlak bir dönemdir. Yapmacıksız , kendi yorumuna yeni motifler katarak yapar müziğini. Yaşam tarzına hippy felsefesini uygular.
Yeraltı Dörtlüsü ile psychedelic rock yaparken yararlandıkları en büyük avantaj, batıdaki Pink Floyd, Grateful Dead gibi psychedelic rock gruplarından daha doğuda bir ülkede yaşamalarıydı. Dönemin Avrupalı çoğu rock müzisyeninin doğu mistisizmine ve de özellikle Hindistan'a merakı vardı ve bu merakı müziklerine de bol miktarda yansıtıyorladı. Bunun en önemli örneklerinden birisi Beatles'ın önce 'Norwegian Wood' adlı 45'liklerinde, daha sonra da 'Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band' albümlerinin 'Within You Without You' parçasında 'Sitar' kullanmasıydı. Sitar kökeni doğudan gelen bir enstrümandı ve bu enstrümanı İngiltere'de Beatles; Türkiye'de ise o dönemlerde Rock Müziği ile oldukça ilgili bir müzisyen olan 'Orhan Gencebay' kullanıyordu. O dönemlerde Erkin Koray ve Orhan Gencebay birbirlerinin müziklerinden ve fikirlerinden son derece etkilenmiş oldukça iyi iki arkadaştı ve bol miktarda fikir alışverişleri yapıyorlardı. Zaten Erkin Koray'ın 1974 ve sonrası doğu müziği etkilenimli çalışmaları da bu fikir alışverişlerinin meyvalarıydı.
Supergroup'un yaptığı çalışmalardan özellikle 'Yağmur', o dönemlerde genelde Orhan Gencebay bestelerini yorumlayan Mine Koşan'ın da söylediği bir Vedat Yıldırımbora bestesiydi. Erkin Koray'ın ellerinde şahane bir psychedelic rock parçasına dönüşen bu aranjman, Orhan Gencebay tarzındaki besteler ile psychedelic rock'ın ne kadar uyumlu olduğunun en güzel örneklerinden birisidir. Bu parça listelerde büyük başarı kazanır. Fakat bu grupta uzun sürmez. Erkin Koray Supergroup 1972 yazına kadar çalışmalarını devam ettirdikten sonra maddi sıkıntılardan dolayı Yeraltı Dörtlüsü macerasını 1971'e kadar sürdüren Koray, 1971'de grubu dağıtıp John Lennon'la olan efsanevi görüşmesini gerçekleştirmek ve orada bir süre macera yaşamak amacıyla Fransa'ya gitti. Fransa dönüşünde yeni bir grup arayışına giren Koray, 70'lerdeki ikinci grubu 'Erkin Koray Supergroup'u kurdu. Bu grupla rock müzik piyasasına iki adet çok sağlam 45'lik kazandırdı.
Grubun dağılmasından çok kısa bir süre sonra Koray, 'TER' adlı yeni bir grup kurdu. Erkin Koray bu grupla daha önce yapmadığı kadar underground çalışmalara yönelmek istiyordu. Bunu da bu grupla çıkarttığı 'Hor Görme Garibi' isimli 45'lik gayet iyi gösteriyordu. Bu plağın A yüzünde Erkin Koray, Orhan Gencebay'ın parçasını Heavy Metal'e yakın bir sertlikte yorumlamıştı. Fakat ne yazık ki yaşadığı ülkenin plak yapımcılarının underground müzik anlayışına pek de sıcak bakmamaları nedeniyle bu grupla başka plak yapamadı. TER grubu da dağıldıktan sonra 45'lik çıkarmadığı 'STOP!' isimli bir grup kuran Erkin Koray, daha sonra tamamen kendi adına çalışmalara girişti. Bunlardan ilki, enfes bir psychedelic rock şaheseri olan 'Mesafeler' isimli parçadır.
Avrupa'da Alice Cooper ve David Bowie renkli yüz makyajlarıyla sahneye çıkmaya başlamıştır. Erkin de uygular bu modayı ve büyük ilgi görür. Bu çalışmadan sonra Erkin Koray uzun süreliğine yurtdışına gider. Erkin'nin müziği artık yeni bir boyut almaya başlamıştır. Orhan Gencebay'la olan beraberlik ve yıllardır ilgisini çeken Doğu mistizmi meyvesini vermeye başlamıştır. Ve Erkin Koray'ın icat ettiği 'Elektro bağlama' nın nağmeleri sarar ortalığı. Arabesk Erkin Koray'ın müziğinde yerini almaya başlamıştır. Bu sırada da felsefe gezilerine ara vermez. Yolculuk bu sefer Doğu mistizminin ve hippy felsefesinin kaynağınadır. Hindistan , Nepal , İran , Kuzey Afrika uğradığı yerlerdir.
Yurtdışından döndükten sonra doğu etkilenimli çalışmalarına yer vermeye başlar. Bunlardan en önemlileri, hemen hemen bütün Türkiye'nin çok iyi bildiği 'Şaşkın', 'Arap Saçı', 'Fesuphanallah' gibi çalışmalardır. Bu dönemde bu tarz çalışmalara ağırlık vermesinin yanında 'Krallar', 'Hadi Hadi Oradan' gibi rock çalışmaları, hatta başlı başına rock parçalarından oluşan 'Elektronik Türküler' adında bir tane de LP yapan Koray, 1974-1977 yılları arasını böyle geçirdi. 1977 yılında,70'lerde Türkiye'de kurduğu son rock grubu olan 'Erkin Koray Tutkusu' isimli grubunu kurup, bu grupla aynı adı taşıyan bir rock LP'si çıkarttıktan sonra uzun süreler ortadan kayboldu Erkin Koray. Uzun bir süre yurtdışında yaşamak üzere Koray'ın Türkiye'yi terk etmesinin birçok nedeni vardı. Bunun en önemli nedeni, 70'lerin ikinci yarısında Türkiye'de cereyan etmiş politik gerginlikler ve bu gerginliklerin ülkeyi müzik yapılamayacak hale getirmesiydi.
12 Eylül Darbesinin haberini yurdışındayken alır. 1981 sonlarında yurda dönmeye karar verir. Bu dönemdeki Orhan Gencebay - Erkin Koray arabesk-pop çalışmaları Türkiye gerçeğini vurgular. Bu çalkantılı dönemde politikaya soyunmaya karar verir. Ama kıyısından döner. Yurtdışından döndükten sonra uzun bir süre tamamen solo çalışmalar yapan Erkin Koray'ın bu dönemdeki en ünlü çalışması şüphesiz 'Çöpçüler'dir.
90'larda zaman zaman çalışır, ama daha çok kızıyla ilgilenir. Israrla okula yollamaz. Sisteme tavrını birkezde burda koyar. Uzun süre İstanbul'a uğramayan Erkin Bodrum'da Estarabim adlı bir bar açar. Hem işletir, hemde şarkı söyler. Bu dönemde yayın hayatına başlayan binlerce özel radyo'da 'erkin koray klasikleri yayınlanmaktadır.
Yeni nesil yeni seçim' dönemidir. Pop müziğinde patlamalar yaşanmaktadır. Bu dönemde piyasada o kadar çok pop müziği albümü ve sanatçısı vardır ki sanırsınız pop sanatçısı üretim çiftlikleri kurulmuş da adlarını bile bugün anımsıyamadığımız bu kişiler buralarda üretilip yeni seçimlerde bulunacak olan yeni nesil'in kullanımına sunuluyor. Bu patlamalar daha sonraki yıllarda 'Halk Müziği' Rock ve Nostalji olarak devam etmiştir. 1996 yılında tüm bu patlamaların ortasında uzun bir suskunluk dönemi sonrası 'Gün Ola Harman Ola' albümüyle Erkin Koray yeni şarkılarını yeni nesil için söyler. 59 sene kolay geçmemiştir Erkin Baba için. Sokak kavgaları, konserler, turneler, seyehatler, hastalıklar... Fakat bu güne kadar ilk günkü çizgisini sürdürmüştür. Erkin koray için ' Rock bir müzik türü değil, bir hayat tarzıdır.' Devlerin Nefesi isimli son albümünü Haziran 1999'da çıkaran Erkin Koray, İzmir'de yaşadıktan sonra İstanbul'a yerleşmiştir.
SeVDaNıN_ReNGl
11-10-2007, 03:27
paylaşımın için teşekkürler
dumanım severimmm :)
amaa hani barış akarsuuuuuuuuuuu :s
emeğine sağlık...
ellerine sağlık ama ben bunların çoğğunu kendini rockcu zanneden özenti diyorum :Dama genede güzel olmuş
her insanın görüşü farklıdır güzelim sen beğenmezsin bi başkası beğenir ama dimi :)
anibus_rocker
16-10-2007, 17:35
Ellerine sağlık güzel paylaşım ama hala eksikler var bence
e eksikleri tamamlayalım arkadaslar sizinde sevdğiniz varsa buraya ekleyin :)
Ellerine sağlık güzel paylaşım ama hala eksikler var bence
katılıyorum çok eksikleri war ama paylaşımın için tenks
gripin'
http://www.2de1.net/resim/thumbs/731890_1154891928_4248.jpg (http://www.2de1.net/resim/viewer.php?id=731890_1154891928_4248.jpg)
Gripin '90 yılların sonunda bir araya gelen, İstanbul'lu bir rock gruptur. Kariyerine cover parçaları söylerken başladı, Bronx gibi barlarda sahne alıp geniş bir hayran kitlesine sahip oldu. 2000 yılından itibaren kendi şarkılarını yazmaya başladılar. Hikayeler Anlatıldı isimli ilk albümü 2004 yılında GRGDN tarafından yayınlandı. Albümü 2005'te şarkıların akustik versiyonlarıyla, iki yeni şarkı ekleyip duble albüm olarak yeniden çıkardılar. Gripin adlı ikinci stüdyo albümleri 26 Şubat 2007'de Sony BMG/GRGDN tarafından yayınlandı. Albüme maNga'nın solisti Ferman Akgül,Pamela Spence ve Emre Aydın gibi ünlülerin katkısı da oldu. Grubun prodüktörü Haluk kurosman'ın ismini bu sefer söz yazarı ve besteci olarak da görebiliriz.
Grubun elemanları: Süreyya Birol Namoğlu (vokal), Murat Başdoğan (gitarlar), Evren Gülçığ (bas gitar), İlker Baliç (davul) ve Arda İnceoğlu (klavye ve altyapılar)
-------------
BiROL NAMOGLU (solist)
Dogum Tarihi: 09.11.1978
Egitim: Metalurji Mühendisi
En begendigi gruplar ve solistler: Jeff Buckley, Nusrat Fateh Ali Khan, Eddie Vedder
Tuttugu takim: Galatasaray
Lakabi: Dede
Hikayesi: Amatör müzige iSTEK Kemal Atatürk Lisesi nde okurken Emir Isilay ve Murat Emre ile birlikte kurduklari lise grubunda vokalist olarak basladi. Bu grupla lise festivallerinde caldi. 1998 yilinda Serdar Dereköy ve Mustafa Keceli ile birlikte kurdugu Yanki grubu ile Bogazici üniversitesi 1. Amatör Müzik Yarismasi nda en iyi vokalist ödülünü kazandi. Ayni yarismada Yanki grubu ise en iyi grup, performans ve jüri özel ödülünü aldi. 1999 yilinda Evren Gülcig ile birlikte gripin i kurdu.
------------
EVREN GüLCIG (Bas Gitar)
Dogum Tarihi: 06.09.1977
Egitim: i.T.ü insaat Mühendisligi mezunu
En begendigi gruplar ve gitarist: Sneaker Pimps, Doves, Jeff Buckley, Beady Belle
Tuttugu takim: Galatasaray
Lakabi: Kemik
Hikayesi: 1993 yilinda Sisli Terakki Lisesi nde kurdugu grubuyla Altin Mikrofon da ikincilik ödülü aldi. 94-95 arasinda Emir Isilay ile birlikte kurdugu Pharoh isimli grupta gitar caldi. 97 yilinda Birol Namoglu ile birlikte kurdugu ismi lazim degil bir grupta gitar caldi. 97-99 yillari arasinda bir taraftan Pera Güzel Sanatlar da caz armonisi egitimi alirken bir taraftan da tiyatro müzikleri hazirladi. 99 yilinda Birol Namoglu ile birlikte gripin i kurdu.
---------
MURAT BASDOĞAN (Gitar)
Dogum Tarihi: 26.12.1981
Egitim: Mimar Sinan üniversitesi Mimarlik ta ögrenci
En begendigi gruplar ve gitarist: Slash, Guns n Roses, Pearl Jam
Tuttugu takim: Galatasaray
Lakabi: Muraz
Hikayesi: Amatör müzik hayatina Sisli Terakki Lisesi nde baslayan Murat, ilk grubu Popcorn u Kerem Sedef ile birlikte kurdu ve festivallere katildi. Murat 2001 yilindan bu yana gripin ile birlikte sahneye cikiyor.
---------
iLKER BALic (Davul)
Dogum Tarihi: 22.05.1980
Egitim: istanbul üniversitesi ingilizce iktisat Bölümü nde ögrenci
En begendigi gruplar : Rammstein
Tuttugu takim: Galatasaray
Lakabi: Baljic
Hikayesi: Kadiköy Anadolu Lisesi Grubu adiyla kurduklari Kungfu ile 9 sene boyunca calisti. 2000 yilinda gripin e katildi.
----------
ARDA iNCEOĞLU (Klavye)
Dogum Tarihi: 21.02.1982
Egitim: Kocaeli üniversitesi Kimya Bölümü ögrencisi
En begendigi gruplar: Deep Purple, Muse
Tuttugu takim: Besiktas
Lakabi: cakma Jon
Hikayesi: Amatör müzik hayatina Evren Lisesi nde basladi. Lise konserleri ve yarismalara katildi. 2001 yilinda Kungfu grubunda calmaya basladi. 2002 yazindan itibaren gripin ile birlikte caliyor.
http://www.2de1.net/resim/thumbs/87660790_1162667724_8813.jpg (http://www.2de1.net/resim/viewer.php?id=87660790_1162667724_8813.jpg)
-alıntı-
gripin' de benden olsun...
luna_bonny
21-10-2007, 20:37
dumana bayılırım gripinin hastasıyımm
süper ötesi olmuşşşşşşşş
HayFan_Dancer
14-12-2007, 17:14
Hayko Cepkin
1995 yılında Özel Getronagan Ermeni Lisesi (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%96zel_Getronagan_Ermeni_Lisesi&action=edit)'nden mezun Oldu. Liseden sonra iki yıl Mimar Sinan Üniversitesi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Sinan_%C3%9Cniversitesi)'nde şan eğitimi aldı. iki sene Timur Selçuk Çağdaş Müzik Merkezi (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Timur_Sel%C3%A7uk_%C3%87a%C4%9Fda% C5%9F_M%C3%BCzik_Merkezi&action=edit)'nde şan, solfej ve armoni dersleri aldı. Bir sene Akademi İstanbul (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Akademi_%C4%B0stanbul&action=edit)'da piyano eğitimi iki yıl opera eğitimi dokuz sene de kilise müziği ile ilgilendi ve 1997 yılında müzik dünyasına klavyeci olarak atıldı. Ve kısa sürede insanlara kendini sevdirmeyi başardı.
Sırasıyla Öztürk (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96zt%C3%BCrk), Ogün Sanlısoy (http://tr.wikipedia.org/wiki/Og%C3%BCn_Sanl%C4%B1soy), Aylin Aslım (http://tr.wikipedia.org/wiki/Aylin_Asl%C4%B1m), Koray Candemir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Koray_Candemir) ve Demir Demirkan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Demir_Demirkan) gibi isimlerle sahneyi paylaştı. Çalıştığı isimlerin bazılarının albümlerinde düzenlemeci kimliğiyle yer aldı. En son Murathan Mungan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Murathan_Mungan)'ın Söz Vermiş Şarkılar (http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%B6z_Vermi%C5%9F_%C5%9Eark%C4%B1lar) adlı albümünde Aylin Aslım'ın seslendirdiği "Kimdi Giden" adlı bir Yeni Türkü (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeni_T%C3%BCrk%C3%BC) bestesini düzenledi ve Ogün Sanlısoy (http://tr.wikipedia.org/wiki/Og%C3%BCn_Sanl%C4%B1soy) ile Korkma adlı şarkıyı seslendirdi. Bu düetleri Ogün Sanlısoy (http://tr.wikipedia.org/wiki/Og%C3%BCn_Sanl%C4%B1soy)'un albümünde yer aldı.
Bu sırada evinin odasında kaydettiği bestelerini hayata geçirme kararı aldı. 2005 yılı içinde Sakin Olmam Lazım (http://tr.wikipedia.org/wiki/Sakin_Olmam_Laz%C4%B1m) adlı albümü ile alternatif müzik piyasasında yerini aldı. 21 Mayıs (http://tr.wikipedia.org/wiki/21_May%C4%B1s) 2007 (http://tr.wikipedia.org/wiki/2007)'de, Tanışma Bitti (http://tr.wikipedia.org/wiki/Tan%C4%B1%C5%9Fma_Bitti) adlı ikinci albümünü piyasaya çıkmıştır.
Hayko Cepkin'in grubu gitarda Umut Töre (http://tr.wikipedia.org/wiki/Umut_T%C3%B6re), bas gitarda Poyraz Kılıç (http://tr.wikipedia.org/wiki/Poyraz_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7) ve davulda Murat Cem Ergül (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Murat_Cem_Erg%C3%BCl&action=edit)'den oluşmaktadır. 6 Ekim (http://tr.wikipedia.org/wiki/6_Ekim) 2006 (http://tr.wikipedia.org/wiki/2006) günü gösterime giren Araf (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Araf_%28film%29&action=edit) filminin müziklerini hazırladı. Ayrıca, Rock'n Coke (http://tr.wikipedia.org/wiki/Rock%27n_Coke) (2006 - 2007) ve Rock Müzikaller (http://tr.wikipedia.org/wiki/Rock_M%C3%BCzikaller) (2007) gibi bir çok üst düzey festivalde sahne aldı.
Sakin Olmam Lazım
Son kez
Ben Gideyim
Boşluk
Eller aldı
Fırtınam
Yarası saklı
Seninki Dert mi
Zaman geçti
Hüzünle Karışık
Hangimiz Masumuz
Görmüyorsun"Sakin Olmam Lazım" Albümünde "Son Kez" parçası ayrıca "Araf" Filminin Soundtrackıdır.
Tanışma Bitti
Yalnız Kalsın
777
Bertaraf Et
Sonra Görüşelim
Sıkı Tutun
Kaos
Ölüyorum
Siren
Melekler
Bilmezsin
Bonus"Tanışma Bitti" Albümünde "İntro"lar
Yalnız Kalsın İntro
777 İntro
Sıkı Tutun İntro
Kaos İntro
Melekler İntro
Korkma 2007 (Hayko Cepkin-Ogün Sanlısoy duet) http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/d/d6/HaykoCepkin.jpg
Şebnem 12 Nisan 1972'de Yalova'da doğdu. Evin en küçük çocuğuydu ve ona hep ya tiyatrocu ya da şarkıcı olacak gözüyle bakılıyordu çünkü ailesine gösteriler yapıp onları güldürmeye bayılıyordu. 5 yaşına geldiğinde en büyük hayali keman dersleri almaktı ama uygun bir öğretmen bulamadıklarından babası ona küçük bir keyboard aldı ve Şebnem de duyduğu her melodiyi çalmaya çalışarak kendi kendini eğitmeye başladı. İlkokul dönemlerinde ise Yalova'da ne kadar müzikal etkinlik ve kurs varsa hemen hepsine katıldı.Sabahları okuluna gidip; öğleden sonraları önlüğünü bile çıkarmadan sokaklarda oynayarak ilköğrenimini tamamladı ve kolej sınavlarına girip Bursa Koleji'nde yatılı öğrenci oldu...
Artık daha disiplinli bir hayatla karşı karşıyaydı ve okulu sosyal faaliyetler açısından pek zengin değildi. Bu yüzden derslerinin dışında zamanını paylaşacağı iyi bir arkadaşa ihtiyacı vardı ve işte o yıllarda müzik Şebnem'in hayatında hobi olmaktan çıkıp vazgeçilmez oldu.
Önce okulunun müzik grubunda sonra da çeşitli gruplarda solistlik yapmaya başladı. ''Gitar da çalabilsem keşke...'' deyip gitar dersleri almaya başladı. Çok hızlı öğreniyor ve öğrendiklerine yenilerini katmak için sevdiği şarkıların gitarlarını çalmaya çalışıyordu... Derken kendi grubunu kurmaya karar verdi. Bu grupta şarkı söyleyecek ve gitar çalacaktı. Fikirlerini, yakın hissettiği ve müzikle ilgilenen bazı arkadaşlarıyla paylaştı. İşte bir çok müzik dinleyicisinin hatırlayacağı Volvox böylece kurulmuş oldu... O dönemlerde kendi yaşındaki kız arkadaşlarının çoğu; ruj,oje gibi şeylerle ilgilenmeye başlamıştı. O ise gitar, gitar amfisi, kablo, distortion pedalı gibi şeylerle haşır neşirdi...
Şebnem o zamana kadar derslerinden hep yüksek notlar alırdı fakat birden bire eskiden 7, 8, 9, 10 aldığı derslerden; 0, 1, 2, gibi notlar almaya başladı. Okul idaresi; ailesini okula çağırıp çocuklarının müzik çalışmalarını derhal bırakması gerektiğini söylediler. Neyse ki Şebnem'in anne ve babası çocuklarının toparlanacağına inandıklarını söyleyerek; müziği Şebnem'in hayatından çıkarmak yerine kararı kendisine bıraktılar.
Şebnem, özel bir okulda okuduğunun bilincindeydi. Üniversite sınavları da yaklaşıyordu ve ailesini üzmek ya da hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu. ''Ben nasıl olsa bir şekilde müziğime devam ederim!'' deyip kendini üniversite sınavı sendromunun içine attı. Matematiği seviyordu; işletme, ekonomi gibi bölümlerin kendine uygun olduğuna inanıp tercihini bu yönde kullandı.
ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ-EKONOMİ BÖLÜMÜ'ne girdiğinde okulunu çok sevdi. Ama Volvox'taki bütün arkadaşları İstanbul'daydı ve bu yüzden biraz buruktu... Olsundu... Sabahları okuluna gidiyor; akşamları eve geldiğinde de her gün sevdiği bir albümü dinleyip gitarlarını ve vokallerini etüt ediyordu. Bu en az 4 saatini alıyordu ve geriye ders çalışacak zaman kalmıyordu. Şebnem ODTÜ'deki ilk yılını gayet iyi bir ortalamayla bitirdi. İkinci yıl başladığında ise okulunun müzik çalışmalarına engel olduğu düşüncesine kapıldı! Tüm zamanını müzikle geçirmek istiyordu. Ama ne yapacaktı? Okulu mu bırakacaktı???
Bunları düşündüğü zaman keyfi kaçıyordu, bu yüzden okuldaki ikinci yıl daha zor geçiyordu... Derken bir gece kararını verdi: İstanbul'a gidecek,arkadaşlarıyla bir araya gelip müzik yapacaktı. Karar verebildiği için içi rahattı ama ufak bir problem vardı. Şebnem'in annesi ve babası müzik çalışmalarına o güne dek hiç ses çıkarmamışlar hatta destek olmuşlardı. Annesini ikna edebileceğini biliyordu ama anlayışlı olduğu kadar otoriter de olan babasına bu durumu nasıl anlatacaktı? ''Babacım ben ODTÜ’yü bırakıp İstanbul'a yerleşmek istiyorum. Gitar çalıp şarkı söyleyeceğim. Ne olacağı belli olmaz, hiçbir garantiden sözedemem...'' mi diyecekti??? Ne de olsa her anne, baba çocuğunun geleceğini garanti altına almak isterdi ve bunlar kulağa pek de sağlam gelmiyordu.
Aynı hafta sonu Şebnem düşüncelerini ailesi ile paylaştı. Tahmin ettiği gibi annesi konuya daha ılımlı yaklaştı. Şimdi babasının ağzından çıkan kelimeleri bekliyordu. Hoş... Bir kez kararını vermişti...
Şebnem'in babası o kadar değerli ve tatlı bir babaydı ki ;''insan ancak çok sevdiği şeyleri yaparsa mutlu ve başarılı olur...'' deyip kızına belki hayatı boyunca alacağı en kıymetli dersi verdi...
Şebnem hiç vakit kaybetmeden valizlerini toplayıp İstanbul'a geldi. Volvox'la çeşitli rock barlarda çalmaya başladılar. Kendine bir ev tuttu. Hem müzik yapıyordu; hem de kendi ayakları üzerinde duruyordu; çoook mutluydu. Bazen haftada 5 gece çalıyorlardı ama hiç sıkılmıyordu; ta ki kendi şarkılarını söylemek isteyene kadar...
Çocuk denebilecek yaşlarda kurulan Volvox'un her bir elemanı hayatına yön vermek durumundaydı çünkü aradan uzun zaman geçmiş; tercihleri, öncelikleri değişmişti. Bazıları müziğe devam etti; bazıları ise hayatlarında yeni sayfalar açtılar... Böylece her elemanı için inanılmaz bir tecrübe ve adeta okul olan Volvox dönemi kapanmış oldu..
İşte bundan sonra Şebnem evine kapanıp yazmakta olduğu şarkıları tamamladı ve ilk albümü KADIN'ı müzikseverlerin beğenisine sundu. KADIN; müzikal açıdan bir çok ilki bünyesinde barındırıyordu. Albüm kısa sürede geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Sahne performansı açısından zaten tecrübeli sayılabilecek Şebnem, bu başarısını albüm konserleriyle daha da büyüttü.
Sonraları; yeni şarkılar yapmaya başladı. Bu şarkılar Şebnem'in çıkaracağı ARTIK KISA CÜMLELER KURUYORUM ve PERDELER albümlerinin içeriğini oluşturacak; Şebnem popüler olmak için çabalamak yerine ilk albümünde tanışıp ilişki kurduğu dinleyici kitlesiyle büyümeyi deneyecekti. Bu tavrı zaman içinde Şebnem'in kendi kitlesini oluşturmasında etkili oldu. Sadece sevdiği işi yapmak niyetindeydi. Dinleyici kitlesinin beklentilerini karşılamaya çalışırken bir diğer taraftan da bunun kendi özgürlük alanını daraltmaması için uğraşıyordu, çünkü hep içinden geleni yapmak istiyordu ve bunun tüm olası sonuçlarıyla yüzleşmeye de hazırdı. Şebnem'in ülkemizdeki müzik endüstrisinin genel gerekliliklerinden farklı hatta aykırı yapısı; aynı zamanda besteciliği ve şarkıcılığı, yine zaman içinde sayısız başarılara imza atan ünlü prodüktör ARİF MARDİN'in bile dikkatini çekecek; bu gibi şeyler de Şebnem'e hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar büyük mutluluk verecekti. Çünkü o manevi olarak tatmin olmadığı zaman gerisiyle hiç ilgilenmiyor, ancak içi rahatsa kendini başarılı hissediyordu.
Çok yakından takip edenler bileceklerdir; hayat Şebnem'e son yıllarda ailevi açıdan arka arkaya ağır tecrübeler de yaşattı. O da biraz yorgun olduğunu farkedip herşeye bir süre için ara verdi. Durdu. Olanı, biteni i