PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : aşık mahsuni şerif




SeVDaNıN_ReNGl
12-10-2007, 23:03
http://www.huizen-alevi.nl/Turkce/dosyalar/mahsuni.jpg


Asıl adı Şerif Çırık olan Mahzuni Şerif, 1943 yılında Kahramanmaraş`ın şimdilerde Afşin, o yıllarda ise Elbistan`a bağlı Berçenek Köyünde doğmuştur. Ozanlık geleneğinin güçlü olduğu Elbistan, Alevi inancının en saygın de delerinin ve erenlerinin yetiştiği bir bölgedir. Dedeleri, Tunceli`nin Hozat ilçesine bağlı Bargeni köyünden çıkmış Anadolu`nun netameli günlerinde ora ya savrularak gelip Elbistan ovasını mekan tutmuşlardır. Bargeni, Alevi ocaklarından mürşit ocağı olarak kabul gören Ağuiçen ocağının merkezidir.




Kalender Çelebi ayaklanması sırasında Anadolu`nun çeşitli bölgelerin den sökün eden Alevi Türkmenler, Nurhak Dağları`na sığınmış, ancak Osmanlının bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırmasından sonra çevre yörelere dağılmışlardır. Bu nedenle Elbistan Ovası`nda farklı bölgelerden gelmiş, farklı ocaklara mensup Alevi Türkmenler bugün de yaşamaktadır. Birçoğu baskılar nedeniyle Sünnileşmiş olsa da gerek aşiret adları gerekse yerleştikleri bu bölgelere verdikleri adlar, şecerelerini ortaya koyuyor.

Mahzuni Şerif`in büyük dedesi Seyyid Mehmet`in türbesinin bulunduğu Hasan Köyü de 1800`lü yılların ortasın da Sünniliği seçmiştir. Seyyid Mehmed`in ölümünden sonra aile iki kola ayrılmış. Bir kol, Berçenek`e yerleşerek Alevi inancını sürdürmüş, diğer kol ise Hasanköy`de kalarak Sünni inancı benimsemiştir.

Okul çağı geldiğinde köyü Berçenek`te ilkokul olmadığı için Elbistan`ın Alembey Köyü`nde bulunan Lütfü Efen di Medresesi`nde Kur`an kurslarına giden Mahzuni Şerif, böylece eski yazıyı da öğrenmiş, ilköğrenimini ancak 1956 yılında köyüne ilkokul yapılmasıyla tamamlayabilmiştir.

12 yaşından itibaren amcası Aşık Fezali (Behlül Baba)`den saz çalmayı öğrenen Şerif Çırık, Alevi yol ve erkanı ile tasavvuf bilgisini Şakir ve Cırık Baba`dan öğrenmiştir. Cırık Baba, saz çalıp nefesler de söyleyen bu kara kuru mahcup delikanlıya "Mahzuni" mahlasını vermiştir.
Şerif Çırık bir yandan Mahzuni mahlasıyla deyişler çalıp söylerken bir yandan da Mersin`de Astsubay Okuluna devam eder. 1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu`na devam eden Aşık Mahzuni, sonunda ordudan kendini kovdurtarak istediği yaşam biçimine kavuşmuştur.

Artık Mahzuni`nin mekanı şıkları, ozanların buluştuğu muhabbet sofralarıdır. Ankara`da elinde sazı sık sık usta aşıkların sofralarına konuk olur. İsmini yeni yeni duyurduğu yıllarda Aşık Veysel ve diğer ünlü ozanlar, büyük bir kitle tarafından tanınıyordu. Mahzuni Şerif, ilk plağı "İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım"ı yaptığı 1967 yılında henüz yirmili yaşlarının başındaydı.

1967`den 1980`li yılların başına kadar Türkiye`de bir Mahzuni Şerif kasırgası esmiştir. İlk plağına bir sevda türküsü okumasına karşın Mahzuni asıl çıkışını Alevi tasavvufu ve yola ilişkin ne fesleri ile yapmıştır. Daha 18 yaşında İmam Hüseyin`e yazdığı mersiyesi karşısında kendisinden yaşça büyük olan ozanların takdirini kazanmıştır. Özellikle de Aşık Veysel`in. Aşık Veysel, her platformda Aşık Mahzuni`ye ilgi göstermiş ve yaşı çok genç olmasına karşın aralarına büyük bir ozanın katıldığını ifade etmiştir. Mahzuni`nin İmam Hüseyin`e yazdığı mersiye 1967 yılında bir muhabbet sofrasında Fikret Otyam tarafından kaydedilmiş ve üç yıl önce albüm olarak piyasaya çıkmıştı. Bir senfoni niteliğindeki bu eserden sonra da Mahzuni, tasavvuf konulu deyişler üretmeyi sürdürdü ve asıl ününü bu alanda yaptı.

Anadolu halk ozanlığı geleneğinde önemli bir kilometre taşı olan Aşık Mahzuni Şerif, 17 Mayıs 2002`de Köln`de Hakka yürüdü. Aşık Mahzuni Şerif son yüzyılda yaşayan halk ozanlarının kuşkusuz en ünlüsüydü. O nedenle öldüğünü haber yapan yazılı basın ve televizyon kuruluşları onu "yüzyıla damgasını vuran ozan" olarak tanımladı. Ölümü, Türkiye`de ve Türklerin yaşadığı ülkelerde büyük yankı uyandırdı. Mahzuni Şerif, hiçbir halk ozanına, sanatçıya, hatta politikacıya kolay kolay nasip olmayacak görkemli bir törenle son yolculuğuna uğurlandı.

Vasiyet
Aşık Mahzuni Şerif son iki yılında ölümünün yaklaştığını, dostlarına bildirerek vasiyetini açıklamıştır. Öldüğünde, Hacıbektaş`a pîrinin irşad ettiği topraklara gömülecek, mezarının bulunduğu topraklara bostan ekilecek, gelen geçen yolcu bu bostanlardan yiyecektir. Bu vasiyeti aynı zamanda şiirleştirmiştir de.
Mahsunu şerif 17 mayıs 2002 tarihinde yaşama gözlerini yummuşdur.Son yolculuğunda sevenleri tarafından göz yaşları içinde uğurlanmıştır


eserleri:

Sora Sora

Divane ettin aklımı

Taştan taşa vura vura

Aradım can yoldaşımı

Baştan başa sora sora

Kimi yanar kimi söner

Kimi iner kimi biner

Saraylar virana döner

Baştan başa dura dura

Gir Mahzuni dost bağına

Kar yamış dostluk dağına

Gençliğim ömrüm çağına

Baştan başa yara yara

Şu Dünyanın Aleni

Kolay değil şu dünyanın aleni

Kuru lafla sürülmez ki süreyim

Tutupta nefsime idam kararı

Vicdan vardır verilmez ki vereyim

İçime akıyor gözümün yaşı

Ne kadar zor olur ahbalan taşı

Erciyes Dağı’nda uçan bir kuşu

Kör gözünen görülmezki göreyim

Kalkmadı dizimin gayrı dermanı

Ekin ektim yapamadım harmanı

Suçum yokken beyler vermiş fermanı

Dost Mahzuni verilmez ki vereyim




Tu_Guli
27-10-2007, 23:08
paylaşımın için sağol sevdanın_rengi :alkiss:

SeVDaNıN_ReNGl
27-10-2007, 23:19
yorumun için tşekkürler :)

ilaydaa
08-12-2007, 21:30
emeğine sağlık canım :cicek:

SeVDaNıN_ReNGl
09-12-2007, 19:20
teşekkür ederim :) :cicek: