PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : CeHenneM BahSİ




nUv@nd@
24-10-2007, 13:55
Ebu Hureyre’den (r.a) bildirilen hadis-i şerifte, Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: "Meydana gelmesinde asla şüphe edilmeyen kıyamet günü olunca, insanlar mahşer yerine toplandıkları zaman, halkı bir karanlık kaplar. Ayet-i kerime gereğince, karanlığın koyuluğundan insanlarbirbirlerine bakamazlar, birbirlerini göremezler. Ayakta dururlar. İnsanlar bu halde iken, Allahü teala meleklere tecelli eder. İlahi nuru ile mahşer yeri aydınlanır. Karanlık açılır. İnsanları Rablerinin nuru kaplar. Melekler ise arşın etrafında tavaf etmekte, hamd edip ceanb-ı Hakkı tesbih ve takdis etmektedirler. Insanlar saf saf kıyamda, her ümmet ve cemaat bir tarafta bulunmakta iken, amel defterleri ve mizan getirilir. Amel defterleri konup, mizan, meleklerden birinin eline asılır. O melek, mizanı bir kere yükseğe kaldırır. Sonra aşağı indirir. Bu zaman Cennet­ten perde açılıp, Cennet rüzgarı gelmeğe, yayılmağa başlayınca, müslümanlar kendi terlerini misk gibi bulurlar. Halbuki kendileri ile Cennet arasında beşyüz yıllık mesafe vardır. Sonra Cehennem­den de perde kaldırılır. Koyu bir duman ile Cehennem rüzgarı esmeğe başlayınca, mücrim ve müşrikler terlerini pis ve kerih bulurlar. Halbuki onlar ile Cehen­nem arasında beşyüz yıllık mesafe vardır. Sonra Cehennem büyük bukağı ve zincirlerle bağlı olduğu ve "Üzerinde ondokuz melek vardır" ayet-i kerimesinde bildi­rildiği gibi, ondokuz hazin ve her­birinin emrinde yetmişbin melek olduğu halde itilerek Arasat mey­danına getirilir. Ondokuz melek­ten her biri, kendi yardımcıları ile onu iterler, sağında, solunda ve arkasında yürürler. Her meleğin elinde demirden gürzler vardır. Cehenneme bağırıp, onu yürütürler. Cehennemin, merkeb anır­ması gibi, korkunç ve çirkin sesi, şiddet, karanlık ve dumanı, ehline gazabının şiddetinden meydana gelen alevi ve korkunç taşması vardır. Bu hal ile Cehennemi geti­rirler. Onu Cennet ile insanların durduğu yer arasına koyarlar. İnsanlara doğru bakıp, onları yut­mak için, üzerlerine hamle ve hücum eder. Melekler bukağı ve zincirlerle ona mani olurlar. Kendi­sinin insanları yutmaktan men edildiğini görünce, şiddetle öle bir feveran ve galeyana gelir ki, ayet-i kerimede bildirildiği gibi, "Gayz ve gazabından parça parça olmak derecesine gelir." Sonra yine bir çeşit avaz ile seslenir. Insanlar Cehennemi böyle görünce, kendilerinde meydana gelen korkunç dehşet ile, yürek­leri boğazına gelip ne olduklarını şaşırırlar. "
Bir kimse Resulullah’a (s.a.v) "Ey Allah’ın Peygamberi! Bana Cehennemi anlatınız" dediğinde, "Peki"buyurup şöle anlatmağa başladı:

"Cehennem şu dünyanın yetmiş büyüklüğündedir. Çok karanlık­tır. Yedi bölümü ve her bölümünde otuz kapısı ve her kapının üç gece­lik genişliği vardır. Onu yetmişbin melek tutar. Bu melekler çok kuvvetlidir. Yüzleri ekşi, gözleri ateş, renkleri ateş alevi gibidir.
Burun deliklerinden büyük alev­ler, korkunç duman saçılır. Onlar Allahü tealanın emrini ve buyru­ğunu beklerler"buyurdu. Yine Resu­luIlah buyurur: "Bu hal ile Cehennem Allahü tealadan secde için izin ister. Secdesine izin veri­lince, Cehennem Allahü tealanın dilediği kadar secde eder. Allahü teala secdeden kalk buyurur ve: Hamd ve sena o Allaha mahsustur ki, kendisine asi olanlardan inti­kam almak için beni yarattı. Ve mahlukatından hiçbir şeyi benden intikam almak için yaratmadı" der. "

Hadis-İ şerifte yine geldi ki: "Cehennem bundan sonra açık ve fasih bir dille: "Bundan bana hamd etmeyi nasib eden Allahü tealaya hamd olsun" der. Sonra büyük bir heybetle, şiddetli bir ses ile kükreyince, mukarreb melek­lerden, Peygamberlerden ve Ara­satta bulunanlardan her biri bu sesten ürkerler. Sonra ikinci defa kükrer. Mahşerdekilerin gözle­rinden yaşlar akar. Üçüncü defa­sında, yüksek bir sesle öyle
bağırır ki, insan ve cinden ne kadar çoh ameli olursa olsun düş­miyen kalmaz. Dördüncü defa kükreyip bağırınca, kimsenin konuşmağa mecali kalmaz. Ancak
Cebrail, Mikail ve İbrahim Hali­lullah Arş-ı a'Iaya yapışıp, hepsi nefsi nefsi deyip cenab-ı Hakka yalvarırlar. "

Peygamber efendimiz (s.a.v) devamla; "Bundan sonra, Sırat Cehennem üzerine kurulur. O Sırat için yedivüz bölüm ve uzun müddet eğlenip kalacak yer vardır.her bölümün uzunlığu yetmiş yıllık yoldur. (Bazı rivayete göre yedi bölüm vardır) Sırat’ın boyu, birinci tabakadan , ikinci tabakaya kadar beşyüz yıllık yoldur. İkinciden üçüncüye, üçüncüden dördüncüye, dördüncüden beşinciye, beşinciden altıncıya, altıncıdan yedinciye kadar da beşeryüz yıllık yoldur. Yedinci tabaka, diğer tabakalrın en sıcağı, en derini ve ateş bakımından da yetmiş kere daha fazla şiddetlisidir. Dünya (yani en yakın) tabakası ve Cehennemin birinci tabakasıdır. Onun alev ve ateşi Sırat’ın sağ ve solundan üç mil yükseğe çıkar. Her tabaka, üstünde bulunan tabakadan azabların çeşidi, ateş ve hararet bakımından yetmiş kere fazla ve şiddetlidir. Her tabakada deniz, nehir,dağ ve ağaçlar vardır. Her dağın uzunluğu yetmişbin yıllık mesafedir. Her tabakada yetmiş dağ vardır. Her dağın yetmişbin bölümü vardır.Her bölümde yetmişbin zehirli, dikenli ağaç vardır.Her ağacın yetmiş bin dalı, her dalında, yetmişbin yılan ve akrep ve her yılanın boyu birkaç kilometredir. Akrepler büyük develer gibidir. Her ağaçta bin meyve ve her meyve, şeytanlar başı denilen, korkunç ve bed (çirkin) görünüşlü yılan gibidir. Her meyvede yetmiş kurt, her kurdun boyu yüz metre kadardır. Bazı meyvelerde kurt olmayıp ancak diken vardır’’ buyurdu.
Yine buyurdu: ‘’ Cehennem yedi kapı ve yedi tabakadır. Her tabakada yedi vadi, her vadinin derinliği yetmişbin yıllık mesafedir.Her vadinin yetmiş bin bölümü vardır.Her bölümde yetmiş bin mağara vardır. Her mağara da yetmiş bin yarık ve çatlak vardır. Her yarık, yetmiş yıllık yoldur. Her yarıkta yetmişbin yılan vardır. Her yılanın ağzında yetmişbin akrep, her akrebin yetmişbin kuyruğu vardır. Her kuyruğunda ayrı ayrı zehir ve ağu bulunur. Cehenneme giren kafir ve münafıkların hepsi, bunların herbirinin elem ve şiddetini tadacaktır."
Yukarıda açıklandığı şekilde, insanlar korku ve dehşetlerinden diz­Ieri üzerine çökmüş oldukları halde, Cehennem azgın deve gibi harekete gelir. Bu durumda yüksek bir ses duyu­lur. Peygamberler, sıddiklar, şehidler ve veliler yerlerinden kalkarlar. Sonra kul haklarının görüldüğü bir yere, daha sonra bir başka yere gelirler. Üçüncüsünde Allahü tealanın huzu­runa çıkarılırlar. Bu durumda amel defterleri uçup gelir ve insanların eline düşer. Bazısının amel defteri sağ tara­fından, bazısının sol tarafından, bazısının da arka tarafından verilir.
Amel defteri sağından verilenlere nur-i ilahiden nur verilir. Hallerinin iyiliği için kendileri tebrik edilir. Sıratı, Allahü tealanın rahmeti ile geçerler. Cennete girerler. Cennet melekleri onlara elbiseler, binekler ve buraklar ve onlara layık şeyleri, girecekleri Cennetlerin kapıları önünde verip, onları karşılarlar. Onlar gidecekleri yerlere ayrılırlar. Köşk ve saraylarına sevinçle varırlar. Zevcelerinin yanlarına gidip, dillerinin anlatamadığı, göz­lerinin göremediği, kalplerinden geçiremedikleri zevcelerine bakarlar. Yerler, içerler ve süslerini takarlar. Kendilerine ayrılan zevcelerinle sohbet ederler. Sonra kendilerinden hüzün ve kederi gideren hesaplarını kolaylaıştı­ran yaratanlarına hamd ederler. Sonra Rablerinin kendilerine verdiği şeylere: "Bize hidayet veren AlIahü tealaya hamd olsun. O hidayet etmeseydi, hidayete eremezdik"mealindeki ayetini okurlar ve şükrederler.
Dünyada yakinleri, imanları ve tas­dikleri olduğundan, Allahü tealadan korkup, yine O'ndan ümid edenlerden oldukları halde, ahiret için Öncelik ver­dikleri salih amelleri sebebiyle gözleri aydın olur. Bu durumda kurtulacaklar kurtulmuş, kafirler veyl ve helake düçar olmuş olurlar.
Amel defterleri sol tarafından ve arkalarından verilenlerin yüzIeri siyah, gözleri gök ve mavi olur. Burun­larına dağ (damga) vurulur. CesedIeri büyür, derileri kalınlaşır. Amel defte­rine bakıp, Keh f süresi, kırkdokuzuncu ayet-i kerimede bildirildiği üzere mea­len; "Küçük ve büyük günahlardan bir teki bile terkedilmeyip, hepsi sayılmış, yazılmış"gördüklerinde korkarlar ve kendilerine esef ederler, eyvah helak olduk derler. HaI ve şan­ları kötü, zanları bozuk, ümidIeri kesil­miş, korku ve dehşetleri kuvvetli, gam ve kederleri artık ve haddinden fazla olur. Onlar kalbleri sarsan, gözleri ağlatan keskin ve şiddetli emri, ağla­tan, inleten büyük olaylar gördüklerin­den, dehşetin çokluğundan başları eğilmiş, gözlerini zül ve hakaret kapla­mış, belleri bükülmüş oldukları halde gözlerini Cehenneme dikerler. Kendilerine bakamazlar. Bu durumda Rablerinin kulu olduklarını söylerler, günahlarını itiraf ederler. Onların bu ikrar ve itirafları, Mülk suresinin onbi­rinci ayetinde bildirildiği gibi, ebedi Cehennemde kalmalarına hüküm verilmiş olmaktan başka hiçbir faide vermez.
Yine Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: İnsanlar, Allahü tealanın, huzu­runda dizleri üzerine çökerler. Günah ve kusurlarını itiraf ederler. Hayretlerinin çokluğundan ve dehşete kapılmalarından ötürü gözleri bulanıp görmez olurlar. Kalpleri anlıyamaz olur. Aza ve organları rahatsız ve kudretsiz olup, konuşamazlar. Ayet-i kerimede bildirildiği şekilde, kendileri ile yakınları ve akrabaları arasında, yaklaşma ve birleşme kesildiğin­den, birbirleriyle görüşmeğe, bir­birlerinin halinden konuşmağa, onlara sormağa gü çleri olmaz. Dünyada iken inkar ettikleri, inanmadıkları ahıret hallerini, elem ve kederleri ve çeşit çeşit azabları yakinen gördüklerınde, Secde süresi onikinci ayet-i keri­mesinde bildirildiği gibi: "Ya Rabbi, gördük ve işittik. Şimdi bizi dünyaya gönder de salih ameller işleyelim" derlerse de, istekleri kabul olmaz. Cehennemde susuz kalırlar. Kendilerine su verilmez. Açtırlar, doyurulmazlar. Çıplak­tırlar, giydirilmezler. Mağlubdur­lar, yardım olunmazlar, Mahzundurlar, sevindirilmezler. Nefslerinde, çoluk-çocuk, mal ve kazançlarında zarar ve ziyandadırlar. .
Insanlar bu halde iken, Allahu teala Cehennem hazinedarlarına, bukağı, zincir ve gürzler alarak yardımcıları ileCehennemden çıkmalarını emreder. Hemen Cehennemden çıkıp, Allahu tealanın emrini gözetirler. Şakiler onlara bakıp, ellerindeki bukağı ve zincirleri ve elbiselerini gör­düklerinde, parmaklarını ısırıp yerler. Kendilerine, eyvah helak olduk deyip, göz yaşlarını yerlere akıtırlar. Ayakları titrer. Her iyilikten me'yus ve ümidsiz olurlar. Bu anda Allahü teala, Cehennem meleklerine, Elhakka suresinin otuzbirinci ayetinde olduğu gibi: "Onları tutunuz, zincir ve bukağılarla bağlayınız, sonra Cehen­neme atınız" buyurur.
Allahu teala, şakileri Cehenne­min hangi tabakasına atmak dilerse, o tabakada görevli zebani­leri çağırıp, onlara: "Bunları alınız" diye emredince, herbirine yetmiş melek yapışıp bağlarlar. Ağır bukağıları boyunlarına, zin­cirleri kızgınlık ve gadabla burun­larına takıp başları ile ayakları arasını arkaları tarafından bir araya getirirler. Bu durumda bel kemikleri kırılır.
Bu durumda onlar gözlerini dikip, kapaklarını yummadan dururlar. Şah damarları şişer. Boyunlarındaki etler yanıp so­yulur. Bukağıların kızgınlığı beyinlerine işleyip, beyinleri kay­nar. Ayaklarına kadar derilerine tesir eder. Vücutlarından derileri sökülüp, etleri yeşil olup, etlerin­den sarı sular akar. Bukağılar boyunlarına konduğu zaman, omuzları ile kulakları arasını dol­durur, etlerini yakar. Dudakları yanıp dişleri meydana çıkar. Dil­leri korkunç seslerle feryad eder. Cehennemin yüksek alevleri onla­rın damar ve sinirlerinde kan gibi akar, her parçasına işler. Boyunla­rındaki bukağılar, bağlar ve demirlerin kızgınlıklarının çok­luğu kalbierine işler. Yürekleri boğazına gelip boğazları şişer. Şişkinlikleri artar. Sesleri kesilir, derileri yanıp mahvolur. Bu durumda Allahu teala Cehennem zebanilerine, onlara elbise giydir­melerini emreder. Zebaniler, İbra­him süresi, ellibirinci ayetinde bildirildiği gibi, onlara siyah ve kokusu pis ve gayet kalın katran­dan elbise ve don giydirirler. Bun­ların hararetinden öyle alevli ateş çıkar ki, bu ateş dağların üzerine konsaydı, büyüklük ve sertIikle­rine rağmen, erirlerdi." ­
Yine buyurdu: "Sonra AlIahu teala, Cehennem zebanilerine, onları kalacakları yere ve herkesi kendi yerine götürünüz buyurur. Cehennem zebanileri önce onlara vurdukları, taktıkları zincir ve bukağıların daha sert ve uzunları ile gelip, herbir melek o zincirler­den birini alıp bir grubu, ayet-i kerimede bildirildiği gibi, birbir­lerine yaklaşık olarak o zincire dizer, zincirin bir ucunu boynuna alır, onlara arkasını dönerek onları yüzleri üzerine sürüyerek, o grubun arkasında yetmiş bin melek, onları demirden gürzlerle döverek gider. Onları, elleri boyunlarına. alınları ayaklarına bağlı, sertlik, şiddet ve gazabla Cehennem kapısına iletip orada durdururlar.
Sonra melekler Tur süresi, ondördüncü ayet-i kerimesi olan: "İşte bu, sizin dünyada inanmadı­ğınız ateştir. Bu gördüğünüz azab büyü müdür? Yahud siz onu gör­mez misiniz? Çünkü siz, dünyada iken ona inanmaz, vahiy ve Kur'an-ı kerim’e büyü, azaba yalan derdiniz. Siz şu ateşe girin. Ister o azaba sabredin, ister etmeyip fer­yad ve figan edin. Ikisi de eşittir. Orada sonsuz kalırsınız. O, dün­yada işlediğiniz şirk ve yalanın cezasıdır" derler.
Cehennem kapısında durdurul­duklarında, Cehennem kapıları, onlar için açılır. Şiddetli alev ve dumanlar çıkıp, gökteki yıldızlar kadar kıvılcımlar saçılıp, binlerce yıllık yol mikdarı yukarı çıkarlar. O yüksekten Cehennem ehlinin balşlarına düşerler. Saçlarını yakıp, beyinlerini sarsar. "
Yine buyurdu: "Sonra Cehennem yüksek sesle: "Ey Cehennemlik­ler, bana geliniz. Yakinen biliniz, Rabbimin izzet ve celaline yemin ederim ki, elbette sizden intikam alırız" diye bağırır. Sonra Cehen­nem: "Allahu zülcelal hazretlerine hamd ederim ki, buğz ve gadabı için beni insanlara gazab edici kıldı. Beni düşmanlarından inti­kam alıcı kıldı. Ya Rabbi, harare­tim üzerine hararet ekle. Kuvvetime kuvvet ilave et" diye sena ve dua eder.
Bu halde Cehennemden başka melekler çıkıp, Cehennemlikler­den her grubu karşılayıp, onları elleri ile kaldırıp, hor ve zelil ola­rak yüzleri üzerlerine atarlar. Yetmişbin yılda Cehennemdeki dağların başına varırlar. Oraya varmadan ve dağ başlarında kal­madan her birinin yetmiş kere derisi yanıp değişir.
Onların Cehennem dağlarının başında ilk önce yedikleri, dışı çok sıcak, çok acı ve çok dikenli zakkumdur.
Onlar o zakkumu çiğnemekte iken, melekler gelip onlara gürz­ler ile vururlar. Kemiklerini
kırarlar. Sonra ayaklarından tutup başları aşağı Cehenneme atarlar. Onlar Cehennemin vadi ve derelerine doğru yetmişbin yıl bu hal üzere giderler. Oraya var­madan herbirinin yetmiş kere derisi yanıp değişir.
O zakkum, ağızlarında durur. Yutamazlar. O zakkum ile yürek­leri boğazlarına gelip, boğazları tıkanıp kalınca, her biri su ister­ler. Bu halde Cehenneme akmakta olan vadileri görürler. O vadilere varıp, yüzleri üzere düşüp ondan içmek istediklerinde, o anda yüzlerinin derileri soyulup, o vadilerin içine düşer. O ateş pınarlı vadide, yüzleri üzere düş­müş oldukları halde, melekler gelip dövlerler. Kemiklerini kırar­Iar. Sonra ayaklarından tulup, yüz kırk yıllık aşağıda bulunan ateş ve duman içine yüzükoyun atarlar. O vadilerde durmadan herbirisinin yetmiş kere derisiyanıp değişir. Onlar, o vadilerdeki sıcak ve kaynar sudan içerler. O kaynar su, onların karınlarında kalmaksızın, derileri yanıp yedi kere değişir.
O kaynar su, onların karınla­rında karar kıldığında, bağırsak­larını doğrayıp arkalarından çıkar. Sinir ve damarlarına tesireder. Etleri erir, kemikleri yarılır. Bu halde melekler gelip, yüzle­rine, arkalarına ve başlarına demirden öyle gürzlerle vururlar ki, bu gürzlerin herbirinin üçyüz altmış ağzı vardır. Başlarına vurunca, beyinlerini keser. Belle­rini kırar. Onları ateş içinde yüzü­ koyun sürüklerler. Cehenneme varırlar. Bu halde ateş, onların derilerine girip, kulaklarından çıkar. Ateşin alevleri burunları deliğinden ve eğe kemiklerinden çıkar. Bedenlerinden sarı ve kanla karışık sular akar. gözleri yuvalarından çıkıp, yüzlerine gelir. Sonra taat ettikleri şeytan­ları ile ve yardım istedikleri put­ları ile bir araya getirilip, birbirlerine yaklaşık olarak dar ve sıkışık yerlere atılırlar. Bu durumda, eyvah, helak olduk, mahvolduk, derler. Hatta malları da getirilip kızdırtlır. Tevbe suresi, otuzbeşinci ayetinde bildi­rildiği gibi: "O mallar ile onların yüzleri, yanları ve arkaları dağlanır." Cehennem ve şeytanla­rın arkadaş ve ahbabı olurlar. Azablarının şiddetli olması için, hata ve günahları arkalarına .yük­letilir. Onlardan birisinin uzun­luğu bir aylık, eni de beş günlük, kalınlığı da üç gecelik yol kadar­dır. Başı da Filistin taraflarında bulunan Ekra dağı gibidir. Ağzında otuziki diş vardır. Bazısı yüksek tepe gibi onun başından, bazısı da çenesi ve burnu altından çıkar. Başının her kılının kalın­lığı, pirinç sapı ve çoğu dünya ormanları gibidir. üst dudağı yukarıya kalkmış ve alt du dağı otuzbeş-kırk metre aşağıya sark­mıştır. Elinin uzunluğu on günlük, kalınlığı bir günlük mesafedir. Uyluğu Verkan adındaki yer gibi­dir. Derisinin kalınlığı ise, onbeş­-yirmi metredir. Bacağınınuzunluğu beş gecelik mesafe, kalınlığı bir günlük mesafedir. Başı üstünden katran döküldüğü vakitte, gözünün bebeğinde ateş alevlenir. "
Soran, Resulullaha (s.a.v.) nefsim yed-i kudretinde olan Allau tealaya yemin ederim ki, eğer, bir kimse, boy­nunda ateşten bukağılar, ayağında bağ ve zincirler olduğu, elleri boynuna bağlı bulunduğu halde, zincir ve buka­ğıları sürüyerek dünyaya çıksa da, insanlar onu görmüş olsalardı, mey­dana gelecek korku ve dehşetten, İnsan­lann herbirisi bir tarafa savuşup kaçar­lardı diye arz etti. Resulullah (s.a.v) "Cehennemin şiddetli hararetin­den, gamından, çeşit çeşit azab ve yer darlığından, Cehennemdeki­lerin etleri yeşil olur. Kemikleri parça parça olur. Beyinleri kayna­yıp, derileri üzerine akar. Derileri yanar. Azaları kesilir. Onlardan sarı su ve irinler akar. Bedenleri kurtlanıp, kurtlar kendisini yiyip kemirirler. Her biri yabani eşek gibi olur. O kurtların kartal ve atmaca gibi pençeleri vardır. Onların derileri ile etleri arasını yolup ısırırlar, koparırlar. Etle­rini yiyip, kanlarını içerler. O kurtların onlardan başka yiyip içecekleri yoktur. Sonra melekler, onları alıp yüzleri üzerine ateş ve taş üstünde sürüklüyerek, binlerce
yıllık mesafe olan Cehennem denizine çekerler, Cehennem denizine varmadan her gün birçok defa organları yanar, yeniden deri verilir, Cehennem denizine vardıklarında, Cehennem zebani­leri gelip, ayaklarından tutup Cehennem denizine atarlar. Cehennem denizinin derinliğini ve enginliğini, onu yaratandan başka bilen yoktur. Bazıları Tevrat 'ın bazı cüzlerinde, dünya denizi Cehennem denizi yanında ufacık bir su birikintisi gibidir diye yazılı olduğunu beyan ettiler. Onlar bu denize atılıp, kendilerine ateş dokunduğunda, Cehennem­liklerden bir kısmı, bir kısmına: Bundan önce azab olunduğumuz ateş, buna göre çok az ve sanki rüya gibi idi derler" buyurdu.
Yine buyurdu: "Cehennemlikle­rin, amellerine göre, Cehennem içinde yerleri vardır. Bazısına eni boyu bir aylık yol olan ateşle kızdırılmış yer verilir. Oraya başkası giremez. Kendisine mahsus olur. Bazısına da eni boyu yirmidokuz gecelik mesafe olan yer verilir. Bunların yerleri gittikçe daraltılır. Hatta bunlardan birisine eni boyu bir gün bir gecelik yer verilir. Böyle yerlerde azap olunurlar.Bunlardan bazısı sırt üstü yatar, bazısı oturur, bazısı dizleri üzerine çökmüş, bazısı da ayakta, bazısı yüzü ve karnı üzerine yatmış oldukları halde azab olunurlar. Bu yerlerin hepsi, içinde bulunanlara süngü demirinden daha dardır. Bunlar­dan bazısının ateş, topuklarına, bazısının dizlerine, bazısının beline, bazısının göbegine, bazısının boynuna kadar olur. Bazısının ateşi de, kendisini gömer. Bir aylık mesafe olan dibine indi­rir. Yerlerine vardıklannda, yakınları ile görüşüp ağlarlar. Hatta gözyaşları tükenirde, sonra kan ağlarlar. Şöyle ki, eğer gözle­rinden akan kanlı yaşlarında gemi yüzdürülse, mümkün olurdu, "
Yine buyurdu: "Cehennemdeki­lerin, Cehennem dibinde toplan­dıkları bir gün vardır. Sonra onlar için bir daha bir araya gelme yok­tur, O gün gelip, toplanmalarına izin verildiginde, Cehennemin dibinden birisi öyle seslenir ki, sesi en yükseginden en aşağısına, en yakınından en uzağına kadar olanlara ulaşır. Bu duruma haşr denir. Bağırmasında: Ey Cehen­nemlik olanlar! Toplanınız der. Hepsi toplanırlar. Zebaniler de yanlarında bulunurlar.
Onlar aralarında meşveret ederler. Dertleşirler. Zaifleri büyüklerine ve başkalarına, dünyada size uyduk. Size uyup şirk ettik. Bugün, Allahu tealanın azabından bir parçasını bizden uzaklaştırabilir misiniz? derler. O gururlu başkanlar, emirlerinde olanlara: Hepimiz Cehennemde­yiz. Biz sizden azabı nasıl gidere­biliriz. Gücümüz olsa, kendi azabımızı gideririz, Allahü teala kulları arasında hükmetti Herkesi layık olan yere gönderedi, derler. Yine onların başkanları kendile­rine uyan zaiflere; rahat yüzü gör­miyeceksiniz ki, bizden yardım istersiniz derler. Tekrar zaifler başkanlarına, ayet-i kerimede bildirildiği gibi: "Biakis o beddua size olsun. Siz küfürde bizden önce idiniz. Sizin aldatmanızla, biz de Cehennemliklerden olduk, burası ne korkunç yerdir" derler. Sad süresi altmışbirinci ayet-i kerime­sinde bildirildiği gibi: "Ey bizim Rabbimiz! Bizi aldatarak Cehen­neme takdim olunmamıza sebeb olanların azabını Cehennemde kat kat arttır" derler. Tekrar büyükleri onlara İbrahim Süresi, yirmibirinci ayetinde olduğu gibi: "Eğer Allahu teala bize iman hida­yet etmiş olsaydı, biz de size o yolu gösterirdik. Kurtuluş yolu kapan­dığından, feryad da etsek, sabırda etsek aynıdır. Bizim için bu azab­dan kaçıp kurtulmağa çare yoktur" derler. Yine zaifleri büyüklerine ve başkanlarına Sebe' suresi otuzüçüncü ayetinde bildirildiği gibi: "Belki sizin gece ­gündüz hileniz, oyunlarınızla bizim kafir olmamıza, ona şirk koşmamıza emrederdiniz. Biz siz­den, dünyada bizi kendilerine iba­dete çağırdığınız şeylerden sakınırız" derler.
Sonra onların başkanları, ita­atlıları ve Cehennemliklerin hepsi, şeytanlardan arkadaşları tarafına yüzlerini, çevirip, bizleri doğru yoldan saptıran, hak yol­dan ayıran siz idiniz diyerek üzer­lerine yürürler. Kavga ve mücadele, ayıblama, kötülemele­rinin sonunda, şeytan yüksek
sesle, Cehennemliklere ve şaki­lere hitaben ayet-i kerimede bildi­rildiği gibi: "Allahü teala size, haşır ve cezayı hak olarak vaad eyledi. Sizi doğru yola davet eyledi. Siz ise, o davete kulak ver­mediniz, onu kabul ve tasdik etmediniz" ve: "Ben size hilaf ola­rak, kıyamet ve haşır yoktur diye vaad eyledim. Benim sizi zorla yen­mem ve böyle bir hüccetim yok idi. Ancak vesvese ile davet eyledim. Siz kabul ettiniz. Siz beni kötüle­meyin, ben düşmanlığımı yerinegetirdim diye beni ayıplamayın. Belki kendinizi ayıplayın ki, Rabbinizi bırakıp, benim sözümü tuttunuz. Ne ben size yardım ede­bilirim, ne de siz bana yardımcı olabilirsiniz. Bundan önce bana uyarak, beni ortak tuttuğunuzu ve bana ibadetinizi, ben bugün kötü görür, ondan teberri ederim der.
Bu durumda, A 'raf suresi kırk­dördüncü ayet-i kerimede bildiril­diği gibi: "Aralarında yüksek sesle, Allahu tealanın laneti, baş­kalarına ibadet ile kendilerine zulmedenlere olsun" diyerek bir mü'nadi bağırır.
Bu anda, onlara uyanlar baş­kanlarına, başkanlar da kendile­rine uyanlara la 'net eder. Bunların hepsi de, şeytandan olan arkadaşlarına la'net eder. Şeytan­ları da onlara la 'net eder. Sonra hepsi şeytanlardan olan arkadaş­larına: "Keşke, bizimle sizin ara­nız, doğu ile batı kadar uzak olsaydı. Siz bugün bize, ne çirkin ve kötü arkadaş oldunuz. Siz dünyada bizim için ne kötü yardımcı oldunuz" derler. Bu halde birbirle­rine bakıp, bir kısmı diğerine: Geliniz Cehennem zebanilerine yalvaralım. Belki Rableri katında bize şefaat ederler. Bir gün kadar olsun azabımız hafifletilir" derler.
Bunlar bu sıkıntılı halde iken, Cehennem meleklerine başvur­maları yetmiş sene sürer. Sonra meleğe başvururlar. Cehennem melekleri onlara: "Size dünyada açık beyanlar ile peygamberleri­miz gelmedi mi, sizlere, hakkı ve bu halleri haber vermediler mi?" derler. Cehennemliklerin hepsi birden: "Evet" deyip, kendilerine dünyada açık beyanlarla peygam­ber gelip, hakkı ve düçar oldukları korkunç halleri haber verdikle­rini söylerler. Cehennem melek­leri onlara: "Siz dua edin. Kafirlerin duası kabul olunmaz, dalaletten başka birşey değildir" derler. Bu zaman Cehennemlik­ler, Cehennem melekleri tarafın­dan kendilerine iyi cevap verilmediğini gördüklerinde, Cehennem meleklerinin başıı olan Malik'e "Ey Malik, Rabbine bizim için dua eyle. Hakkımızda ölümle hükmetsin" derler. Bunun üzerine dünya ömrü mikdarınca durup onlara cevap vermez. Bir söz söy­lemez. Tekrar Malik'e başvurur­lar. Malik onlara: "Size ölümle hüküm olunmayıp sonsuz olarak Cehennemde kalırsınız" cevabını verir. Malik'den de müsbet cevap alamadıklarını gördükçe, Rable­rine yalvarıp: "Ya Rabbi! Bizi Cehennemden çıkar. Bir daha günah işlemeğe dönersek zalimlerdeniz" derler. Malik-i Cebbar tarafından onlara yetmiş sene cevap verilmez. Sonra onları köpek seviyesine indirerek son­suz olarak Cehennemde kalacak­sınız. Susunuz. Bana bir daha bir şey söylemeyiniz. Sizin için ora­dan çıkmak ve azabın kaldırılması yoktur" buyurur."
Yine buyurdu: "Cehennemdeki­ler, Allahu tealanın kendilerine rahmet etmiyeceğini, haklarında da müsbet cevap vermiyeceğini anla­dıklarında, birbirlerine: "Bize şefaat edici, dost, arkadaş ve şef­kat edici yoktur. Ne olurdu bir kere daha dünyaya dönseydik ve mü'minlerden olsaydık" derler.
Bundan sonra zebani melekleri, onları yerlerine döndürür. Hüccetleri bozulur. Diyecek söz­leri kalmadığından Hakkın rah­metinden ümidsiz olurlar. Kendilerine büyük elem ve üzüntü gelip, dünyada yaptıkları günah, kusur ve eksiklikleri için büyük zarar ve pişmanlıkla çağrışıp bağ­rışırlar. Kendilerinin ve kendile­rine uyanların azablarından hiçbir şey eksilmeden günah ve kusurlarını yüklenirler. İşleri çabuk, sözleri ağır, cesedleri büyük, yüzleri şimşek, gözleri ateş, renkleri alev gibi, dişleri sığır boynuzu gibi ağır ve uzun olur. Ellerinde gürzler bulunan zebani­ler yanlarında olur. Eğer o gürzler ile dağlara vursalar, dağlar ufala­nıp toprak olurdu. O gürzler ile, Allahü tealaya asi olanlara vurur­lar. Onların gözlerinden kanlı yaş akıtırlar. Zira Cehennemlikler onlara ne kadar yalvarsa, kabul etmezler. Ağlasalar, onlara rah­met etmezler. Su isteseler, içecek su vermezler. Ancak onlara erimiş bakır gibi su verilir. Ağızlarına götürürken, yüzlerini kebab gibi kızartır" buyurdu. Ayet-i kerimede geldiği gibi: "Ne çirkin su ve ne kötü yerdir" derler.
Yine buyurdu: "Cehennemlikle­rin her gün üzerlerine öyle büyük bulut gelir ki, onda gözleri kamaştırır şimşek ve yıldırımlar, belleri büken korkunç sesler, gür­lemeler, göz gözü görmez karanlık ve onunla beraber zebani melek­leri vardır. Bu büyük bulut, açık bir ses ile Cehennemliklere hitab edip: "Size yağmur yağdırmamı ister misiniz'?" dediğinde, Cehen­nemlikler hep bir ağızdan bize serin yağmur yağdır derler. Bu halde bu bulut, onlara bir saat taş yağdırıp, o taş, onların baş ve beyinlerini yarar. Sonra bir saat kaynar sular, ateş, alev ve demi çengeller yağdırır. Sonra bir saat yılan, akrep, kan ve irin yağdırır.
Bunlar cehenneme yağdırıldığında, cehennem denizi coşup gadaba gelir, dalgalanır. Bu anda Cehennem içinde dağ kalmaz.Dalgalar hepsini aşar. Cehennemdekilerin hepsi ölmeden denize gömülür. "
Yine buyurdu: "Cehennem içinde olan asilere, Allahu teala tarafından azap ve elem olmak üzere gayz ve gadabını, alev ve dumanını ve zulmetini arttırır.
Biz cehennemden ve ona girmeyi gerektiren amellerden , Cehennem ehline arkadaş ve yoldaş olmaktan Allahu tealaya sığınırız. Ey bizim ve Cehennemin yaratıcısı olan Rabbimiz! Bizi Cehennem çukurlarına düşürme! Cehennemin zincir ve bukağılarını boynumuza vurdurma. Cehennem elbiselerini bize giydirme! Cehennem zakkumunu bize yedirme! Cehennemin sıcaklığı ve kaynar suyu ile bize su verme. Cehennem zebanilerini üzerimize musallat etme! Cehennem ateşine bizi yedirme! Ancak rahmetinle bizi cehennem üzerine kurulmuş Sırat’tan geçir! Cehennemin şer ve alevini bizden uzak et. Rahmetinle bizi Cehenemden,onun dumanından ve şiddetinden koru! Amin , ya Rabbel alemin!......




kalem20
25-10-2007, 12:06
Allah GÜnahlarimizi BaĞiŞlasin Demek Geldİ İÇİmden