PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : beyşehir




watanist
30-10-2007, 15:18
EFSANELER
Anamas Efsanesi


Bir zamanlar Anamas Dağlarında yer alan obalardan birinde yaşayan Dul Ana ile küçük Oğlu varmış. Huyu kötü olan Ana, oğluna küçük yaşlarda hırsızlığı ve soygunculuğu öğretmiş.

Oğlan büyüyünce de Anamaslara dehşet saçan azılı ve acımasız bir eşkıya olup çıkmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Soymadığı kervan, basmadığı oba kalmamış.

Ama gün olmuş bu acımasız eşkıyayı Bey yakalatmış. Ve Asılmasına karar verilmiş.

Darağacına götürülürken sonra arzusunu sormuşlar.
Demiş ki, “Beyim, ben aslında suçsuzum, asıl suçlu anamdır, beni asma Anamı as.”

Bey bu eşkıyanın yetişmesinde anasını da suçlu bulunca, ikisini de astırmış.

Meğer bu Anamas dağının ismi “Anamı As” tan gelme imiş.


Angut Kuşu Efsanesi


Beyşehir’in kıyı köylerinin birinde yaşlı bir balıkçı varmış. Kendi yaptığı kayıkla kış demez, yaz demez gölde balığa çıkar geçimini bu yoldan sağlarmış.

Yaşlı balıkçı, bir gün avcıların yaraladığı bir angut kuşuna rastlamış. Bakmış ki, kuşcağız ağır yaralı ve ölecek; onu yakalayarak yarasını sarmış ve iyileştirmiş. O günden sonra balıkçı ile angut kuşu dost olmuşlar. Öylesine dost olmuşlar ki, Balıkçı gölde avlanırken kuş gelip balıkçının omzuna konarmış.

Soğuk ve fırtınalı bir kış günü Balıkçı yine ava çıkmış. Ancak dalgalar bir süre sonra öylesine azmış ki, köhne (eskimiş, aşınmış) kayığı parçalanıp batmış. Balıkçı yüzerek kendini bir adaya zor atmış. Bir süre sonra kar da yağmaya başlamış. Yaşlı Balıkçı, sığındığı Taş kovuğunda, ıslak elbiseleri ile neredeyse donacakmış.

O sırada dostu olan angut kuşunun yanındaki bir ağacın dalında tüneyerek, acılı gözlerle kendine aktığını ve cıvıldadığını görmüş. İhtiyar kuşa balıkçılardan yardım getirmesini söylemiş.

Bunun üzerine kuş, yardım getirmek üzere uçup gitmiş. Diğer balıkçılar, kıyıda bir avcı kulübesinde oturmuşlar, yaktıkları ateşte ısınıp, sohbet ediyorlarmış. Uçarak içeri giren kuş önce çırpına çırpına dolanmış ve sonra yanan ateşli bir dal parçasını gagasına alarak uçup gitmiş.

Aldığı ateşi götürüp yaşlı balıkçının önünde bırakmış. Balıkçı hemen tutuşturduğu dal parçaları ile ısınıp donmaktan kurtulmuş.

Ölümden dönen balıkçı dua etmiş. Demiş ki;
“ Her kim angut kuşuna tüfek atarsa tüfeği parçalansın.”

Duası kabul olası imiş. Bu yüzden avcılar, angut kuşuna tüfek atamazlar, atarlarsa tüfeklerinin parçalanmasından korkarlarmış.

Başka bir efsaneye göre;
Angut, kaynanasının geçimsizliğine dayanamayıp kuş olan gelindir.





Çoban Kayası Hikayesi


Dedegül Tepesi eteğinde bir Türkmen Beyi yaşarmış. Beyin yedi oğlu ve güzel bire kızı varmış.

Beye ait koyun sürüsünü Yıldız adlı çoban güder, Karagöl’de sulayıp Çobankayası mevkiinde yatırırmış. Beyin Güllü adında güzel kızı da Gül tepesine gelerek koyunları sağarmış. Genç ve güzel kız koyunları sağarken çoban da yanık yanık kaval çalarmış. Zaman içinde çoban ve kız birbirlerine aşık olmuşlar. Öyle ki genç kız çobanın hislerini kavalının sesinden anlar hale gelmiş.

Bir gün eşkıyalar sürüyü basıp çobanı esir almışlar köpeğinden biri olan Kara Köpek de öldürülmüş. Onbeş kadar eşkıya yanlarına sürüyü de alarak Eğirdir’e giden yol üzerindeki Kestel Boğazına yönelmişler. Mola verdikleri sırada eşkıya başından sizin alan çoban bir kaya üzerine çıkıp başlamış kavalına üflemeye. “Kara Köpek kan kustu, Eşkıyalar bizi bastı, Yetişin Ağalar, Koyun Ketseli aştı.”

Çobanın çaldığı kavalı dinleyip mesajı alan Güllü Kız babasını uyardıysa da inandıramamış. Kaval sesi halen devam edince ısrarla durumu izah etmeye çalışmış.
Bunun üzerine babası ve ağabeyleri yola koyulmuşlar. Eşkıyaları Ketsel Boğazında yakalayan Bey, üç tanesini de öldürmüş. Diğer eşkıyalar kaçarken, Çoban ve sürü de kurtulmuş.

Eve geri dönen Bey, Kısını yanına çağırmış ve kaval sesini nasıl anladığını sormuş. Kız da babasına; “Aşk söyletir, dert ağlatır. Dedegül Tepesi dinletir.” demiş.

Durumun farkına varan Bey Çobanı yanına çağırmış. Çobana bir şart koyup şöyle demiş; “Koyun sürüsünü tuzlayacağım. Sende kaval sesi eşliğinde sürüyü Karagöle götüreceksin. Yalnız Koyunların hepsi su içmeden geri dönemli.”

Söylenenleri dinleyen Güllü’nün gönlüne hüzün çökmüş ve başlamış mırıldanmaya;
“Çal kavalını hey garip çoban dağlar dinlesin.
Derdini bilmeyen seni neylesin,
Aşık Güllü gizli gizli ağlasın.”

Kavalını eline alan Çoban başlamış çalmaya. Göl kenarına varan bin kadar koyun hiç su içmeksizin durmaya başlamış. Derken sürmeli kara gözlü bir koyun kavalı dinlemeyip su içmeye başlamış. Meğer Güllü kızın koyunları sağarken gözünden öptüğü bu koyun Çobandan vazgeçmiş.

Kavalını yine eline alan dertli Çoban;

“ Koyun seni güttüm güttüm getirdim,
Getirdim de çoban kayasına yatırdım,
Güllü abla sağdı ben baklacını getirdim,
Ablanı sevdiğim sürmeli kara koyun.

Çıktım Anamas Yaylasının başına,
Ayağı deymesin toprağına taşına,
Gülleceğiz yeni girmiş on yedi yaşına,
Ablasını sevdiğim sürmeli kara koyun.

İçtin tükenmez Karagöl’ün suyunu,
Ablan Güllü değiştirmez eski huyu,
Gideceğimiz yer Cennetin yolu,
Ağa kızı vermez ise olurum deli.”

Son söz olarak Bey kızının Çobana uygun düşmeyeceği söylenir. Dahası çobana da yol gösterilir. Ne var ki kızın gönlüne sevda ateşi düşmüştür. Annesinden de yardım alan güzel kız evden kaçmış. Bir süre dağlarda dolaşan iki aşık beyin adamları tarafından yakalanmış. Bu sevda hikayesini kabullenemeyen Bey, kızını öldüremeye karar vermiş.

Kız da; “Baba, beni çobana aşık olmama sebep anamdır." demiş.
Nitekim anası da asılmış.

Anamas Dağı, Çoban Kayası, Dedegül Tepesi ve Karagöl’ün adı da bu hikayeden alasıymış.




MERVE_42
02-02-2008, 19:44
çok çok teşekkürler