zevzeke
11-12-2007, 16:11
Çok yoğun bir trafiğin ortasında öylece kalakaldığınız oldu mu?
Hayat, insanlar, zaman, yaşananlar… Bir bir akıp gidedursun, “heyy arkada kaldım” diye sesleneniniz var mıdır? Yoksa size ait bu kervanın bilmem kaçıncı sırasında hangi deve(?)nin ardında yola devam ettiğinizi fark etmeyecek kadar yola mı kapıldınız?
Biz insan denen tuhaf mahlûklar pek bir severiz kendimizi pohpohlayıp cihana kafa tutmayı. “Âlem benim için yaratıldı, vur gözüne dünyanın!” diyerekten kemirmekte olduğunuzun kendi iç âleminiz olduğunu fark edebileniniz var mı?
Bazen iteklenmek gerekir yürümek için ve bazen de durmak için toslamak gerekir. Biz insan türü çoğu zaman dış etkenlersiz nasıl yaşamamız gerektiğini unuturuz. İşin kötüsü biz insan türü bazen dış etkenlerle nasıl yaşamamız gerektiğini unuturuz da. O halde ne yapmalı? Kaşınmayan kafamıza bit mi dökmeli? Ya da harakiri teknikleri kurslarına mı kaydolmalı?
İnsan arada bir iç dünyasının tozunu almalı. Ne birikti, ne eksildi, arada bir kolaçan etmeli. Çok şey yaşıyoruz, çoğu hayat içinde yaşatılıyoruz. Yıprandığımızı hissediyoruz çoğu zaman. Bilmek lazım ki kişi kendine çeki düzen vermedikçe hiçbir rüzgâr onun dağınıklığını düzeltmez. Herkesin yakındığı yalanlar, iftiralar, aldatılmalar, hayal kırıklıkları en zararlı haşerelerden olup içinizdeki düzeni etkiler. Bunun yanında sevinçler, mutluluklar, pohpohlanmalar ve haklılıklar da insanın iç âlemine olumlu-olumsuz etkilerde bulunur. Bu etkilerin ve içsel tepkimelerin neler olduğuna arada bir bakmak gerekir.
Zaten “ben böyle değildim, yaşarken oldum” felsefesi de bu dışsal yaşanılanların içsel değişikliklerine birer göndermedir. Yurdum insanı arabeske ne güzel oturtuyor kişisel gelişim felsefelerini.
Eğer değişmişseniz veya zamana rağmen hiç değişmemişseniz, şu temizlik işini titizlikle ele almanız gerektiğini belirtmekte fayda var. Ne için değiştiğinizi, bu içsel manevralarınızı nelerin belirlediğini ortaya koyun. Sonrası daha kolay, biraz dekor, biraz çivi; alın size sağlam yapı!
Hayatta ilerlemek adına seçtiğiniz yol ve araçların zamanla amacınızmış gibi hayatınıza taht kurmalarına sakın izin vermeyin. Yoksa bu kısa vakitli kervanda bir de bakmışınız, deve sizin sırtınızda. Beliniz iki büklüm. Yürüdüğünüz sürece hedefinizi kendinize hatırlatın. Yol neydi, hedef neredeydi, yoldaşım kimdi, rehberim kim ve bineğim ne olmalı? Bu soruları ayda bir aç karına bir bir sindirin. Cevapsız kullanmamanız hekim tavsiyesidir.
Bu kısa yolculukta ayağına kıymık battı diye tüm kervanını durdurup vaveylalar koparanlar, yolun devamını görmeden kendini yolun sahibi ilan edenler, atlarına heveslenip; at gözlüğü takanlar, farklı olmak adına bataklıklara sapanlar ve onların izinden gidenler… Hepsi, iç temizliğinden uzak kalmış, hayatı ve kendini doğru okuyamayan insanlardan oluşur. Psikologların, hastalarının çocukluğuna kadar inmeleri bu gecikmiş temizliği sil-baştan ele almak adınadır.
Tabi üstünden zaman geçmiş kirlerin; birikmiş “yağ”ların, perdeleşmiş “örümcek ağları”nın, camları kaplamış isin pasın, envai çeşit “bakteri” ve “mikrop”ların kurduğu sitelerin temizliği daha zor olacaktır. Sizin dekorasyon sandığınız bazı şeylerin de bir kir yığını olduğunu fark ettiğinizde bir de “küçük dil” nakline ihtiyacınız olacaktır.
Bunları göze alarak başlayın diye yazıyorum, ne de olsa herkes masraflı ve zorlu işlere kalkışmayı sevmez. Yani figüran değil; başrol oyuncusu olacak adaylara yazdığımızı belirtmiş olalım. Figüranlara maaşı da hayatta kapladıkları alan(?) da kâfi derecede yetiyordur. Hele dublörlere hiç sözümüz yok, nefes almaları onlara ekmek kapısı.
(ALINTI)
Hayat, insanlar, zaman, yaşananlar… Bir bir akıp gidedursun, “heyy arkada kaldım” diye sesleneniniz var mıdır? Yoksa size ait bu kervanın bilmem kaçıncı sırasında hangi deve(?)nin ardında yola devam ettiğinizi fark etmeyecek kadar yola mı kapıldınız?
Biz insan denen tuhaf mahlûklar pek bir severiz kendimizi pohpohlayıp cihana kafa tutmayı. “Âlem benim için yaratıldı, vur gözüne dünyanın!” diyerekten kemirmekte olduğunuzun kendi iç âleminiz olduğunu fark edebileniniz var mı?
Bazen iteklenmek gerekir yürümek için ve bazen de durmak için toslamak gerekir. Biz insan türü çoğu zaman dış etkenlersiz nasıl yaşamamız gerektiğini unuturuz. İşin kötüsü biz insan türü bazen dış etkenlerle nasıl yaşamamız gerektiğini unuturuz da. O halde ne yapmalı? Kaşınmayan kafamıza bit mi dökmeli? Ya da harakiri teknikleri kurslarına mı kaydolmalı?
İnsan arada bir iç dünyasının tozunu almalı. Ne birikti, ne eksildi, arada bir kolaçan etmeli. Çok şey yaşıyoruz, çoğu hayat içinde yaşatılıyoruz. Yıprandığımızı hissediyoruz çoğu zaman. Bilmek lazım ki kişi kendine çeki düzen vermedikçe hiçbir rüzgâr onun dağınıklığını düzeltmez. Herkesin yakındığı yalanlar, iftiralar, aldatılmalar, hayal kırıklıkları en zararlı haşerelerden olup içinizdeki düzeni etkiler. Bunun yanında sevinçler, mutluluklar, pohpohlanmalar ve haklılıklar da insanın iç âlemine olumlu-olumsuz etkilerde bulunur. Bu etkilerin ve içsel tepkimelerin neler olduğuna arada bir bakmak gerekir.
Zaten “ben böyle değildim, yaşarken oldum” felsefesi de bu dışsal yaşanılanların içsel değişikliklerine birer göndermedir. Yurdum insanı arabeske ne güzel oturtuyor kişisel gelişim felsefelerini.
Eğer değişmişseniz veya zamana rağmen hiç değişmemişseniz, şu temizlik işini titizlikle ele almanız gerektiğini belirtmekte fayda var. Ne için değiştiğinizi, bu içsel manevralarınızı nelerin belirlediğini ortaya koyun. Sonrası daha kolay, biraz dekor, biraz çivi; alın size sağlam yapı!
Hayatta ilerlemek adına seçtiğiniz yol ve araçların zamanla amacınızmış gibi hayatınıza taht kurmalarına sakın izin vermeyin. Yoksa bu kısa vakitli kervanda bir de bakmışınız, deve sizin sırtınızda. Beliniz iki büklüm. Yürüdüğünüz sürece hedefinizi kendinize hatırlatın. Yol neydi, hedef neredeydi, yoldaşım kimdi, rehberim kim ve bineğim ne olmalı? Bu soruları ayda bir aç karına bir bir sindirin. Cevapsız kullanmamanız hekim tavsiyesidir.
Bu kısa yolculukta ayağına kıymık battı diye tüm kervanını durdurup vaveylalar koparanlar, yolun devamını görmeden kendini yolun sahibi ilan edenler, atlarına heveslenip; at gözlüğü takanlar, farklı olmak adına bataklıklara sapanlar ve onların izinden gidenler… Hepsi, iç temizliğinden uzak kalmış, hayatı ve kendini doğru okuyamayan insanlardan oluşur. Psikologların, hastalarının çocukluğuna kadar inmeleri bu gecikmiş temizliği sil-baştan ele almak adınadır.
Tabi üstünden zaman geçmiş kirlerin; birikmiş “yağ”ların, perdeleşmiş “örümcek ağları”nın, camları kaplamış isin pasın, envai çeşit “bakteri” ve “mikrop”ların kurduğu sitelerin temizliği daha zor olacaktır. Sizin dekorasyon sandığınız bazı şeylerin de bir kir yığını olduğunu fark ettiğinizde bir de “küçük dil” nakline ihtiyacınız olacaktır.
Bunları göze alarak başlayın diye yazıyorum, ne de olsa herkes masraflı ve zorlu işlere kalkışmayı sevmez. Yani figüran değil; başrol oyuncusu olacak adaylara yazdığımızı belirtmiş olalım. Figüranlara maaşı da hayatta kapladıkları alan(?) da kâfi derecede yetiyordur. Hele dublörlere hiç sözümüz yok, nefes almaları onlara ekmek kapısı.
(ALINTI)