*~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~* - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Genel » Bilelim Öğrenelim » *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

Bilelim Öğrenelim Bilelim öğrenelim - Yapılan bir araştırmaya göre hiçbir insan dirseğini yalayamaz.(Araştırmaya görede bu yazıyı okuyanların %75'i dirseğini yalamaya çalışmış)

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:47
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

*~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Sinop Gelenek ve Görenekleri


Âdet, gelenek ve töreler bir toplumun kültürünü oluşturan önemli yapı taşlarıdır.
Kültürel yapı içinde geçiş dönemleri önemli bir yer tutar. Doğum, evlenme ve
ölüm üç önemli geçiş dönemidir. Sinop'ta yapılan derlemeler sonucunda bu geçiş
dönemleri çevresinde oluşmuş pek çok gelenek tespit edilmiştir.

Doğum Âdetleri :

Doğum geçiş dönemlerinin birincisidir. Sinop'ta doğum âdetleri genel hatlarıyla
şöyledir:

Yörede bebek bekleyen kadına "yüklü", "gebe" veya "hamile" denir. Çocuğu
olmayan kadın ve erkeğe ise "kodaksız" ya da "kısır" denilmektedir.

Her yörede olduğu gibi Sinop'ta da ailelerin çocuğunun olması önemli bir olaydır
ve evliliğin ilk gününden itibaren çiftlerin bir an evvel çocuğu olması için
geleneksel bazı yöntemler uygulanır. Örneğin ilk çocuğun erkek olması için yeni
gelinin kucağına erkek çocuk verilir, yatağında erkek çocuk yuvarlanır.

Çiftlerin uzun süre çocuğu olmadığında çocuk olması için uygulan pratikler de
şunlardır :
- Yatıra, türbeye gidilir, adak adanır. Türbe etrafında namaz kılınır.
- Doğuma engel olduğu düşünülen rahim eğriliğini gidermek için kadın baş
aşağı tutulur.
- Gebe kalınması için rahime kirli koyun yapağından yapılan ilaç, çıra ya da
menekşe kökü konur. Çıranın meziri burnundan çıkarsa bir kusur olmadığı
anlaşılır.
- Tavuk gübresi kaynatılıp kadın onun buğusuna oturtulur.
- Kadının uşaklığına (rahime) ebegümeci konur.
- Kadının üç kere beli çekilir, kasıkları bağlanır.
- Rahim kapalıysa şiş salınır.
- Çocuğu olmayan kadına hacdan getirilen deve eti yedirilir.
- Hacda tavaf yapılırken okuya okuya bir ipe düğüm atılır. O ip de çocuğu
olmayan kadının beline bağlanırsa kadının çocuğu olacağına inanılır.
- Kadın yıkadığı giysinin buğusuna oturur.
- İncir yaprağının buğusuna oturur.

Bunun dışında kadın sık sık ölü doğum yapıyorsa doğacak çocuğun yaşaması
için hamileyken çocuk türbeye satılır. Çocuk doğduğunda erkek olursa "Satılmış",
kız olursa "Satı" ismi verilir.

Düşük olmasının nedeni ise kadının sütünde "südümiyen" olmasına bağlanır ve
buna inanılır. Böyle durumlarda ise çocuk için boy hamaylısı yapılır.
Bu yapıldığında "ümmü sübyan"ın çocuğu boğmayacağına inanılır. Çocuk doğana
kadar boy hamaylısı kadının üzerinde durur. Doğduktan sonra çocuğun yastığının
altına konur.

Kadın gebeliğini yaşıtları arkadaşlarına söyler. Ailedekiler ise gebeliği ancak
kadının karnı büyümeye başladığında anlarlar.

Yörede aşerme "aşyerme" olarak adlandırılıyor ve gebelik sırasında kadının
canının bir şeyler istemesi olarak tanımlanıyor. Bu dönemde gebe kadının canının
istediği şeyi mutlaka yemesi gerekir. Yemediği ya da yedirilmediği takdirde
doğacak çocuğun bir yerinin eksik olacağına inanılır.

Ayrıca gebe kadın aşerme sırasında gizli olarak kiren (kızılcık) ve elma yerse
veya onları saklarsa, bunlarla vücudunun neresine dokunursa doğacak çocuğun
vücudunun o kısmında bunların izi olacağına inanılır.

Gebelik sırasında doğacak çocuğun dış görünüşünün oluşturulması anlamında da
bazı pratikler uygulanır. Örneğin, gebe kadın çocuğunun kime benzemesini
istiyorsa ona bakar. Gökyüzüne bakan kadının çocuğunun gözünün mavi, gök
üzüm ya da gök bir şey yenirse gözlerinin yeşil olacağına inanılır. Gebe kadın
kocasını çok severse çocuk kocasına, annesini çok severse annesine
benzeyeceği inancı vardır.

Anadolu'nun genelinde olduğu gibi Sinop'ta da erkek çocuk aileler için önemlidir.
Bu nedenle doğumdan önce çocuğun cinsiyeti merak edilir. Gebe kadının dış
görünüşünden ve yapılan bir takım pratiklerle çocuğun cinsiyeti öğrenilmeye
çalışılır. Bunlardan bazıları şunlardır :

- Gebe kadına elini uzat dendiğinde elinin içi yere bakarsa çocuk oğlan,
yukarı bakarsa kız olur.
- Kadının karnı sivri olursa çocuk oğlan, yayvan olursa kız olur.
- Bebek sağ tarafta olursa oğlan, sol tarafta olursa kızdır.
- Doğacak çocuk kızsa kadın zayıflamaz, oğlan taşıması zor olduğu için
zayıflar.
- Doğacak çocuğun erkek olması için kocasının uçkuru kadının beline bağlanır.
- Gebe kadının haberi olmadan odadaki minderlerin birinin altına makas,
diğerinin altına bıçak konur.
Makas olana oturursa çocuk kız, bıçak olana oturursa oğlan olur.
- Doğacak çocuğun erkek olması için horoz kesilip sıcakken ödü yutulur.

Doğum eskiden ve kısmen günümüzde de köy ebeleri tarafından yaptırılır.
Evin bir odasında doğuma yardım edecek birkaç kişiyle birlikte köy ebesi
doğumu yaptırır. Ancak zaman zaman doğum zorlaşır. Gebelik sırasında yatakta
kocanın kadının üzerinden geçmesinin ya da kadının gebelik sırasında kapı
eşiğine oturmasının doğumu zorlaştıran nedenler olduğuna inanılır.

Bu durumlarda doğumu kolaylaştırmak için şu pratikler uygulanır :
- Kadın odada gezdirilir.
- Çarşaf, yorgan, battaniye gibi şeyler içinde sallanır.
- Su üzerinden, küfe üzerinden, eşikten atlatılır.
- Makas ağzı açılır. Ebe kadın saç bağını, saç örgüsünü açar, düğmeler çözülür.
- Kocasının avucundan ya da ayakkabısının içinden Fatma ana denilen otun bekletildiği su içirilir.
- Doğum odasına giren kadınlar gebe kadının sırtını sıvazlar, "köy göçtü
sen de göç" diyerek doğumun kolay olmasını dilerler.
- Odaya giren kişi bir şeyin dikişini söker ve "ben geldim sen de gel" der.
- Gebe kadın gebeliği sırasında dikiş dikmişse doğum yaparken eteği sökülür.
- Kadının kocası çağırılır ve kadının üzerinden üç kere geçirilir.
- Kadının saçında iğne, toka varsa açılır, yakasındaki ip çözülür.
- Sandıkların kilitleri açılır.

Bebek doğduktan sonra yıkanır ve tuzlanır. Doğumdan sonraki en önemli işlem
bebeğin göbeğinin kesilmesidir. Göbek pamuk ipliğiyle bağlanır.
Bir ayakkabı ya da lastiğin (ayağa giyilen) üzerinde jiletle kesilir. Göbeğin
üzerine kurumaması için anne sütü damlatılır ve "goğorsu" denilen yakılmış
beyaz bezin külü konur. İki günde bir ya da her gün göbek düşene kadar bu
işlem tekrarlanır.

Göbeğin kesildiği makas çocuk erkekse, kalbi askılı olsun, çalışkan olsun diyerek
duvara asılır. Çocuk kızsa makas, gezgin olmaması, eve bağlı olması için minder
altına konur.

Doğumu yaptıran ebeye doğumdan sonra kibrit ve sabun verilir. Çocuğun kırkı
çıktıktan sonra da para verilir.

Doğum sonrası loğusayı ziyarete gelenlere ikram etmek için bebek kız olmuşsa
katlama yapılır, erkek olmuşsa çörek gömülür. Küle gömülen çörek
"oğlan çöreği" diye dağıtılır.

Uzun yıllar çocuğu olmayan ya da ilk erkek çocukları dünyaya gelen aileler,
çocukları olduğunda yaşlı kadınları toplayarak "beşik düğünü" yaparlar.
Kadınlar beşiği düzerler. Bebek uykulu olsun, uyusun diyerek kadınlardan çok
uykulu olan birisi bebeği beşiğe yatırır.

Loğusa kadın ve bebek kırkları çıkana kadar yalnız bırakılmazlar. Bunun nedeni
bu dönemde anne ve bebeğe şeytanın çok ilişeceği ve doğum yapan kadının
mezarının kırk gün açık olduğu inancıdır.

Loğusa kadın ve bebek yalnız bırakılmaları gerektiğinde yanlarına su ve süpürge
konur. Bebek yalnız bırakılacaksa beşiğine süpürge dayanır, başının altına
süpürge teli konur, beşiğin altına ekmek konur. Çocuk mama, yemek yiyene
kadar da o ekmek oradan alınmaz.

Kırk içinde çocuğun üzerine âdetli kadın gelirse "ürfiye", "urufe" olur. Buna
"kabar" da denilir. Çocuğun vücudunda kızarıklıklar olur, darı gibi lekeler çıkar.
Bu durumda çocuğun yıkanacağı suya darı atılır ve çocuk bu suyla yıkanır.
Bunun dışında çocuğun vücuduna katran sürülür ya da buğday anızının külü
vücuda serpilir.

Çocuk doğduktan kırk gün sonra loğusa da bebek de kırklanır. Ancak kırklama
yapılana kadar bebek ve kadın sık sık yıkanır.

Kadın bu kırk gün boyunca âdet görür. Buna "çocuk âdeti" denir. Kırk gün
dolunca "kırk kazanı" konur. Kazanın içine kırk taş atılır. Buna "kırk taşı" denir.
Aynı zamanda kırklama suyuna gümüş yüzük, para, iğne atılır. Bunu yaşlı bir
kadın yapar, para ve iğne kırklamdan sonra bu kadına verilir. Bu su elekten
geçirilir ve kırk kaşık su konur. Artan su loğusanın ve bebeğin gittiği her yere
serpilir.

İki kırklı kadın bir araya geldiğinde "kırk baskını" olacağı inancı vardır.
Bu durumda çocuk ilerlemez. Kırk baskını olmaması için bebeklerin iç göynekleri
değiştirilir, iki kadın birbiriyle öpüşür ve iğne değiştirirler. Baskın durumunda ise
kadınlar birbirlerinin çocuklarını emzirirler.


**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:48
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Bilecik Gelenek ve Görenekleri

Gelenek ve göreneklerin birçoğu çağdaşlaşma nedeni ile terkedilmiştir.Batıl inançlar yok denilecek kadar azdır.Ailede baba etkindir.Anne ve çocuklar ona saygı duyarlar .Köylerde yaşayanlar gelenek ve göreneklere daha çok bağlıdır. Köylerde erkek çocuklar evlendiklerinde genellikle baba ocağında kalırlar.İlçe merkezinde ise ayrı bir ev açılır.Medeni nikahın yanında dini nikahta yapılır.

Giyim kuşamda mahalli olarak dokunan giyecekler bırakılmıştır.Daha çok hazır giyime ilgi duyulmaktadır.Yöreye ait giyeceklerden yeldirme, kirlik, terlik, örtme, atkı ve mahrama giyilmektedir.

Bayramlarda, düğünlerde ve önemli günlerde bindallı, şalvar, şıtari, elmasiye, cepken ve zeybek elbisesi giyilir.Poşu takılır.

I-Doğum Gelenekleri

Anne adayı hamileliğinden itibaren doğacak bebeğe çeyiz düzme'ye başlar.Aynı anda gelinin annesi ve damadın annesi de, bütçelerine göre, doğacak torunlarına giyim eşyası örerler.Yorgan diktirirler.Dünürler karşılıklı anlaşarak birisi beşik veya karyola, diğeri çocuk arabası alır.Kız annesi bebekle birlikte kızına ve damadına da kıyafet alır.

Doğuma bir hafta kala gelin yatak odasını süsler, bebeğin karyolası hazırlanır ve süslenir. Heyecanla doğum beklenmeye başlanır.

Yöremizde doğum evde veya hastanede olur. Hastaneden eve getirelen anne ve bebeğin önceden süslenip hazırlanan lohusa yatağına yatırırlar. Doğumu duyan akraba, komşu ve yakınları ; süt, sütlaç, börek gibi yiyecek maddeleri ve bebek için armağanlar alarak geçmiş olsuna gelirler. Gelenlere lohusa şerbeti ile pasta sunulur. Doğumdan sonraki ilk cuma günü bebeğin ismi konur. Sabah ile öğlen arasında ailenin yakınlarından biri ezan okuyarak çocuğun kulağına üç kez adını fısıldar ve bu suretle çocuğun adı konmuş olur.

Bebek bir haftalık veya 10 günlük olunca bebe mevlidi okutulur. Mevlit'ten bir gün önce gelin ve damat anneleri yaptıkları bebek çeyizlerini getirerek masa üstüne sergilerler. Mevlit'te konuklara gül suyu dökülür. Mevlit'in bitiminden önce bebek bir battaniye içine konur; babaanne ve anneanne bebeği sallar. Daha sonra diğer konuklar da bebeği sallarlar. Salam işi bittikten sonra konuklara pasta ve çay ikram edilir.

Bebek yarı kırkına gelince kırk uçurmaya çıkarılır. Gelin, annesi başka yakınları ile birlikte ilkönce babaanneden başlayarak el öpme ziyaretine ***ürülür. Gidilen evde bebeğin yanına yumurta ve şeker konması adettir. Babaanneden sonra anneanne ve diğer yakınlar ziyaret edilir.

Bebeğin ilk dişini gören kişi bebeğe iç çamaşırı veya oyuncak gibi armağanlar alır.

II- Sünnet Gelenekleri

Sünnet düğünleri okulların tatile girdiği, havaların güzel olduğu yaz aylarında yapılır. Sünnet olma çağı genelde ilkokul çağıdır, çocuğun başka erkek kardeşi yoksa, 10 yaşına kadar sünnet ettirilir. Kardeşi varsa onun büyümesi için 12 yaşına kadar da bekletilir.

Aileler çocuğun sünnet olduğunu bilmesi için küçük yaşlarda pek sünnet yapmazlar. Sünnetten bir müddet önce çocuğa özel sünnet giysileri olan: takım elbise, gömlek, şapka, pelerin gibi giysiler alınır.

Davetiye bastırılır ve dağıtılır. Sünnetten birkaç gün önce sünnet yatağı hazırlanır. Duvara ve tavana halı çakılır. Sünnet yatağı oyalı kreple, krepon kağıtları, balonlar, fenerlerle süslenir.

Sünnet törenleri genelde Cumartesi ve Pazar günleri yapılır. Törenden birkaç gün önce kına gecesi yapılır. Kına gecesinde bayanlar kendi aralarında eğlenirler. Sünnet olacak çocuğa kına yakılır. Önceden karılan kınanın içine mumlar yakılır ve tepsi çocuğun eline verilir. Orada bulunan davetliler çocuğa para takarlar.

Ertesi gün çocuk giydirilir, konuklar gelir, sünnet çocuğu ve arkadaşları arabalarla gezdirilir. Bazen bu gezi atla yapılı. Gezi tamamlandıktan sonra çocuk, at ya da arabadan inmez. Büyüklerinden armağanlar ister ve istediği armağanı alınca iner. Evde mevlit okutulur, çocuğa sünnet gömleği giydirilir. Mevlit'ten sonra dua yapılır; tekbirlerle sünnet işlemi tamamlanır.Tek çocuk sünnet ettiriliyorsa bir adet de horoz kesilir. Sünnet olayı tamamlandıktan sonra orada bulunan davetliler, sünnet olan çocuğa geçmiş olsun der para ve çeşitli armağanlar bırakırlar. Davetlilere yemek veya pasta, meşrubat ikram edilir. O gün akşama kadar çocuğun canının sıkılmaması için eğlenceler yapılır.

III- Evlenme Gelenekleri

Kız İsteme Ve Nişan:

İlimizde önceleri aile baskısı ile oluşan evlilik zamanla değişerek genç kız ve erkeğin birbirin beğenip arkadaşlıkları sonucunda gerçekleşmeye başlamıştır. Erkeğin ailesi oğullarının evini geçindireceğine inandıkları an beğendiği birinin olup olmadığı sorarlar. Böyle biri varsa, öncelikle o kız istenir. Eğer yoksa erkeğin yakınları kendisine yakın gördükleri kızı görmeye giderler. Kızı beğenirlerse tekrara rahatsız edeceklerini belirtir; ikinci defa giderken ağız tadı olarak şeker veya çikolata alınıp kararlaştırılan günde kızı istemeye giderler. Dünürcülerden biri Allah'ın emri, Peygamberin kavli şeklinde söze başlayarak kızı ister. Bu istek uygun görülürse belirti olarak nasipse olur denir, olumsuz karşılanırsa çeşitli bahanelerle istek geri çevrilir.

Kız istenip olumlu cevap alındıktan sonraki Perşembe veya Pazar günü akşamı kız evi tekrar ziyaret edilir. Mendil alma denilen bu ziyarette kıza çeyizinde harcamak için bir miktar para verip söz yüzüğü takar. Daha sonra nişan günü karalaştırılır. Nişandan bir müddet önce iki aile birlikte alışverişe çıkarak gelin ve damat için gerekli giyim eşyaların alırlar. Nişandan bir gün önce kızın evine nişan için alınan giyecek ve kuruyemişleri getirirler. Aynı gün iki üç saat sonra da kız tarafı, oğlan evine bohça ***ürür. Bu bohçada damat ve yakınları için çeşitli armağanlar bulunur. Nişan , salon ya da evde yapılır.

Davetlilerin huzurunda bir aile büyüğü tarafından nişan yüzükleri takılır. Oğlan tarafı aldıkları bilezikler, küpe, altın ve saat gibi ziynetleri kıza taktıktan sonra, kız ve oğlan davetlilerin elini öperler. Yeni nişanlılar ortaya çıkarak birlikte karşılama oynarlar. Daha sonra erkekler düğün yerini terk ederek bayanları kendi aralarında eğlenmeye bırakırlar.Nişandan bir gün önce gelen armağanlar konuklara gösterilir.Armağanlarla birlikte gelen yemişler, birgün sonra kızın arkadaşları tarafından eğlence düzenlenerek yenir.

Düğün:

Nişandan sonra yavaş yavaş düğün hazırlıklarına başlanır. Kız çeyizindeki eksiklikleri tamamlar. Oğlan tarafı maddi durumuna göre ev eşyaları alır. Kız tarafı durumu iyi ise yatak odası takımı alır. Her şey hazırlandıktan sonra düğün hazırlıklarına başlanır. Alışverişe çıkıp kıza gelinlik manto gibi giyecekler ile oğlana damatlık elbiseler alınır. Düğün davetiyeleri bastırılıp dağıtılır.

Düğünden üç dört gün önce oğlan tarafı çeyiz almaya gider. Alının çeyiz kız ve oğlan yakınlarınca gelinin evine serilir. Arzu edenler düğüne kadar çeyizi görmeye gelirler

Düğüne bir gün kala kız arkadaşları ile birlikte kız hamamına ***ürülür. Burada hem eğlenip hem yıkanırlar. Banyodan dönüşte kız kuaföre ***ürülür, saçları yaptırılır, milli kıyafetlerden bindallı ve şitari giydirilir. Akşam olduğunda davetli konuklar gelir, eğlence yapılır, eğlencenin sonuna doğru kına karılır, mumlar yakılır, gelinin başına kırmızı yazma örtülür, ilahilerle gelinin avucuna kına yakılıp ağlatılır. Kına yakıldıktan sonra orada bulunan davetliler geline para takarlar. Bir müddet sonra topluca eğlenildikten sonra kına gecesi tamamlanır. Gece saat 24.00e doğru kızın arkadaşları ve yakınları türküler söyleyerek damadın yakınlarını haklamaya giderler. Bir süre sonra kız evine dönülür.

Gelin alma günü gelin, düğün için hazırlanır. Oğlan tarafı otobüs ve taksilerle gelin almaya gelirler. Gelin, anne ve babasının orada bulunan yakınlarının ellerini öper; daha önceden süslenmiş gelin arabasına bindirilerek düğün salonuna ***ürülür. Salonda toplanan davetliler huzurunda medeni nikah kıyılır. Kadınlar kendi aralarında iki üç saat eğlenirle. Eğlence bitiminde gelin ve damat arabaya bindirilerek eve ***ürülür. Akşam namazından sonra tekbirlerle eve getirilir. Evin önünde dua yapılır, Damadın sırtı yumruklanarak eve sokulur.

Düğünden birkaç gün sonra kızın ailesi, oğlan evine yemeğe gider. Bu suretle iki aile arasında ilişki kuvvetlenmiş olur.

IV- Asker Uğurlama Gelenekleri

Askerlik çağı gelen gençler, silah altına alınmadan 10-15 gün önce çağrı pusulası tebliğ edildikten sonra toplanmaya başlar. Her akşam gençlerden birinin veya bir gencin akrabasının evinde toplanarak toplu halde yemek yerler. Askere gidecekleri sabahın akşamı her genç yemeğini kendi evinde yer ve kendi evinde yatar. Hane büyüğü o gence nasihat eder. Sabah erkenden meydanda toplanan gençler akrabalarıyla vedalaşırken ceplerine harçlık olarak para konur. Gençlerin samimi arkadaşları onların cebine çocuk emziği gibi şeyler koyarlar. Bazı köylerde meydandan otobüse kadar asker ***ürülürken tekbir getirilir. Yine bazı köylerde uğurlama törenini davul zurna eşliğinde yapıldığı ve Hey garip yol göründü türküsünün çalınıp söylendiği olur. Askere giden genç vedalaştıktan sonra geriye dönüp bakmaz, araba yada trene bindiğinde ne olursa olsun inmez. Adımını geri atmaz. Bu yiğitliğe yakışmayan bir davranış olarak kabul edilir.

V- Ölüm Gelenekleri

Durumu ciddileşen hastanın yakınlarına haber verilir. Son nefesinden önce zemzem içirilir. Başında Kur'an okunur. Konuşabiliyorsa Kelime-i Şadet getirtilir. Ölüm olayı gerçekleştikten sonra çene altından bir tülbentle baş üzerinden bağlanarak çene çekilir. Gözler açıksa kapatılır. Ayak baş parmakları birbirine bağlanır, yere yatak serilir, cenaze soyulduktan sonra ayakları kıbleye gelecek şekilde bu yatağa alınır. Üzerine bir çarşaf örtülür. Ölüm olayı gece olmuşsa,yakınları tarafından sabaha kadar beklenir. Ölüm haberi camiden sela verilerek duyurulur. Diğer yandan yıkama, kefen ve mezar hazırlıkları yapılır.Ölü evde sabun ve ölü lifi ile yıkanır. Daha sonra kefenlenerek tabuta konur tabutun baş tarafına erkekse havlu, kadınsa oyalı yazma takılır.

Cenaze evinde yapılan dini törenden sonra, orada hazır bulunan cemaat tarafından camiye ***ürülür. Burada musalla taşına yatırılır. Cenaze namazı, vakit namazından sonra kılınacaksa cenazenin yanında birkaç kişi bekçi bırakılır. Vakit namazı kılındıktan sonra cenaze namazı kılınarak mezarlığa ***ürülür. Daha önce açılmış olan mezara yakınlarından üç kişinin yardımıyla indirilir. Yüzü kıbleye döndürülerek yerleştirilir. Gömme işlemi bitiminde mezarın ayak ve baş ucuna kimliğini belirleyen iki tahta çakılır. Kur'an ve dua okunur. Dini tören bitiminde imam mezarın başında kalarak taklan duasını okur.

Cenaze evinde yedi gün Kuran okunur ve bitiminde mevlit'le beraber duası yapılır. Daha sonra 40. ve 52. günlerinin geceleri mevlit okutulur; konuklara şeker ve gülsuyu dağıtılır.

Bayramlar

Dini Bayramlar hemen hemen aynı eğlence ve adetlerle kutlanır. Bayramdan önce bütün evlerde bir sevinç ve heyecan vardır. Aile içindeki herkese evin büyüğü tarafından yeni elbiseler, giyecekler alınır, En güzel yemekler pişirilir. Evin reisi bir gününü ayırarak bu işler için pazara iner.

Bayramdan bir gün önce fırınlarda yağlı, susamlı, haşhaşlı, cevizli lokumlar, külçeler yapılır. Baklavalar, burmalar, kadayıflar hazırlanır. Erkekler o gün işe gitmezler. Arife günü hatalı gündür kaza olmasın, kan akmasın diye işe gidilmez. Ramazan Bayramı arifesinde kurtların, kuşların bile oruç tuttuğuna inanılır. Bayram akşamı kadınlar kına yakarlar. Sabahleyin erkekler yeni elbiseleriyle bayram namazına giderler.

Namaz çıkışında bütün küsler, dargınlar barışsınlar diye bayramlaşma yapılır. En başa köyün en yaşlısı dikilir. Ondan küçükler onun elini öper. Elini öptürmek için sıraya dizilirler. Bu bir sıra halinde devam eder. Herkes böylece birbiri ile bayramlaşmış olur. Kadınlar ise erkenden kalkarak o sabah hiç suyu alınmamış çeşmeden ve kuyudan su alınır. (Zemzem suyu diye) Çocuklar ise erkeklerin bayramlaşma yerine yakın bir yerde toplanır. Bayramlaşan erkeklerin büyüğü çocuklara şeker dağıtmaya başlar. Arkasından ise yaşlılık derecesine göre sırayla erkekler şeker dağıtır. Şeker sepetleri mısır soymadığından çocukların anneleri ve babaanneleri tarafından örülür. Şeker dağıtımından sonra erkekler mezarlığa giderek geçmişlerinin mezarlarını ziyaret ederler.

Kurban Bayramında mezarlık dönüşü kurbanlar kesilir. Sabah yemeği kurban etinden yapılır. Ev içi bayramlaşma dönüşü yapılır. Daha sonra el öpme ziyaretleri başlar ve evlerde yemek sofraları hiç kalkmaz. Her gelen misafire kurban etinden ve lokumdan tattırılır. Şöyle bir söz vardır: Bayramda insan dokuz karınlıdır; her gittiği yerde yemeğini yemek zorundadır. Gençler salıncaklara biner ve çeşitli oyunlar oynanır. Bayram neşe, dostluk kardeşlik, birlik içinde kutlanır

Yağmur Duası:

Yağmur yağmadığı zaman Allah'tan yağmur yağmasını istemek amacıyla yapılan tören bilindiği gibi Yağmur Duası töreni olup, yurdumuzun hemen her yerinde yapılan bir dua şeklidir. İlimiz ve yöresinde de yağmura ihtiyaç hissedildiğinde Yağmur Duası yapılmaktadır.

Yağmur duasının yapılacağı önceden duyurulur ve gerekli hazırlıklara başlanır. O gün halk temiz bir şekilde giyinerek abdest alır. Başta İmam olmak ve buna muadil kişiler olmak üzere toplu halde duanın yapılacağı açıklık veya yüksekçe bir yere gidilir. Duayı yapacak hoca ellerini kaldırarak Yağmur Duası'nı okur ve yağmurun yağmasını diler. Orada bulunan halk ta Amin diyerek yağmur dilerler. Dualar bitince kurbanlar kesilir. (Bazen kesilmeyebilir).

Kurban etiyle pilav yapılarak orada bulunanlar tarafından toplu halde yenilir. (Kurban kesilmemişse sadece pilav yapılır). Bu arada eğer varsa dargın kimseler de barıştırılırlar. Yemekler yendikten sonra Sofra Duası okunarak yağmur duası bitmiş olur.

Yağmur Duasını yaptıktan sonra yağmurun yağması, lütuf ve ihsanı bol olan Cenab-ı Allah'ın takdirine bağlıdır.
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:49
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Siirt Gelenek ve Görenekleri

NİŞAN

Siirtte nişan törenleri Anadolunun pekçok yerinde olduğu gibi yapılır.
Erkeğin askerden gelmesi beklenir ve erkek tarafı oğullary için kız
bakarlar. Flört yoktur, yani kız ve oğlan birbirlerini nişandan önce
görmezler. Erkek kızı Düğün nişan bayram vs. gezmelerde görerek
ailesine bu isteğini bildir.Erkek tarafı kızı araştırıp soruşturmaya
başlar. Daha sonra kız tarafıda erkek hakkında bu araştırmaları
yapar. Daha sonra iki tarafta birbirlerini uygun görürlerse kızı
istemeye gidilir. Kızlarını vermeye razı olan kız tarafı şeker ve kahve
ile misafirlerini ağırlar ve uygun görülen tarihte nişan merasimi
hazırlıklarına başlanır. İki tarafta birbirlerinden alyans için ölçü alır ve
ısmarlanır. Nişan Siirtte Cuma günü yapılır. Cuma akşamı erkek tarafı
yanlarına imamı da alarak topluca kız evine gider.Erkek tarafı kız evine
ufak tefek hediyelerle gelir. Kız tarafı erkek tarafına şeker ve kahve
ikram ettikten sonra imam 3 kere nişan duası okur. Merasimden sonra
türküler söylenir ve kız tarafının hazırladığı baklavalar dağıtılır. Daha
sonra geline getirilen alyans ve hediyeler kıza taklır. Nişandan sonraki
gün kız evi damada alyansını pijama gömlek iç çamaşırı vs.hediyelerini
***ürür. Nişanın ertesi cumartesi kız evine gelir kız büyükten başlayarak
erkek tarafının elini öper, eli öpülen kişi kıza hediyesini takar.


DÜĞÜN:

Siirtte düğünden önce resmi nikah yapılır. Çeyizler tamamlandyktan
sonra resmi nikah için gün alynyr.Resmi nikah kıyıldıktan sonra düğün
için belirlenen tarih için gün alınırve hazırlıklara başlanır. Düğün günü
Damadın hazırladığı çeyizler bir sandık içinde ve hamalın sırtında kızın
evine ***ürülür. Orada toplanan kadınlar tarafından getirilen eşyalar
teşhir edilir. Bu arada gelinin ailesinin damat akrabaları için hazırladıklaı
eşyalarda gösterilir. Bu eşyalar düğünün ertesi günü sahiplerine dağıtılr.
Artık 4 gün sürecek düğün başlamıştır. Düğün eğlenceleri daha çok erkek
evinde gerçekleşir.Kız evinde sadece kadınlar ve genç kızlar eğlenirler.
Ertesi gün kına gecesidir. Gece olunca damat tarafı kalabalık bir kadın
erkek topluluğuyla birlikte geline kına ***ürür ve gelinin eline sürer.
Gelinin avucuna kınadan önce altın konulur. Kız evinden döndükten sonra
erkeğe kına sürülür. Kınadan misafirlere dağıtılır. Eğlence yapılır şarkylar
türküler içinde kına gecesi tamamlanır. Kyna gecesi sabahı damat
evinden arkadaşlary tarafından alınıp hamama ***ürülür dönüşte topluca
çok güzel bir kahvaltı yapılır. Akşama doğru damat traşı yapılır ve gelinin
evinden çeyizleri taşınmaya başlanır. Damat odası kız tarafından gelen
kadınlar tarafından düzenlenir. bu arada kız evinde gelinin arkadaşları
veya kadınlar tarafından gelin süslenir. Gelinliği ve duvağıyla akşama
kadar kalan kızı kamşular ziyaret eder. Akşam saatlerinde gelin evinden
damat tarafından alınarak yeni evine ***ürülür. Gelin damat evine
getirilirken gamadın yakını tarafından cünle kapysından geçirilir ve gelinin
önünde içinde bozuk para ve arpa olan bir testi kırılır. Testinin kırılması
gelinin kayınbaba evinden korkması arpa ise erkek çocuk içindir. İçeri
alınan gelin damat ile karşılıklı oturtulur ve gelinle gamadın başından para
saçılır. Damat gelini salona girerken başından para saçarak karşılar.
Daha sonra gelin ve damat gerdek odasına alınır ve damat geline
yüzgörümlüğü için hediyesini verir.Ertesi sabah damat sabah namazyndan
önce hamama ***ürülür öğle vakti namazdan sonra ziyafet verilir.
Yemekten sonra gelinin akrabaları annesi ve ninesi hariç baklava ve bir
hediye ile kızlarını ziyarete gelirler. Burada yemek yerler. 3 gün sonra
damat gelini alır ve anne babasının ve akrabaların elini öpmesi için evine
getirir ve kayınpederi ve kayınvalidesinden hediyesini alır.
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:51
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Rize Gelenek ve Görenekleri

EVLİLİK VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER


** Evlilikler yakın çevreden yapılır, yakın çevrede kız yoksa dışarı çıkılırdı.

** Beşik kertme vardı. Ancak bu zorlayıcı olmayıp, çocuklar büyüyünce evleme zorunluğu taşımazlardı.

** Kız arama da elçi denilen insanlar devreye girerdi.

** Erkeklerin az da olsa eş seçiminde rolü olmasına karşın kızlar için bu söz konusu değildi.

** Kız seçimine çok önem verilirdi. Kızın soyu sopu araştırılırdı. Kız tarafıda erkeğin soyu sopunu araştırır, uygunsa verirdi.

** Kızın erkeğe gönüllü olması ve kaçma işini beraber planladıkları durumlarda olay fazla büyütülmez, zamanla örtbas edilirdi.

** Sevenlerin kavuşamama durumunda maraz denen ruh hastalıkları olurdu.

** Kız istenmeden önce evde ondan büyük kız olup olmadığı araştırılırdı. Böyle bir durum varsa kız istenmez, istense de büyük kız varken ufak kız verilmezdi.

** Kız onsekizini geçmişse "küle kalmış" yani evde kalmış kabul edilir, istenmezdi.

** Kızın bir başkasına sevdalı olup olmadığına bakılırdı.

** Kız daha istenmeden, yani iş resmiyete dökülmeden elçiler sayesinde iş halledilmiş olurdu.

** Kız istenmeye gidilirken karşı taraf haberdar edilir, hazırlıklı olmaları sağlanırdı.
Erkek tarafı karşılanır ağırlanır. Bir müddet ordan buradan konuşulduktan sonra asıl konuya girilirdi. "Allah'un izniyle, Peyganberun kavliyle kizinuzi oğlumuz Temel'e istiyiruk" denirdi. Kız tarafı kendini naza çeker, cevap vermek istemez, çay kahve, yemek ikram edip konuyu dağıtmaya çalışırdı. Erke tarafı da israr eder "Kızı vermezseniz ne yemeğinizi yeriz nede kahvenizi içeriz" derdi. Hayli mücadele sonunda istekler sıralanır, kabul edilince de kız verilirdi.

** Kız istendiğinde verilirdi. Çünkü söz önceden alınır ve kararlaştırılmış olurdu. Söz alınmadan kız istendiğinde, istenmedik olaylar olabilirdi. Erkek tarafı soğuk karşılanır. Mazeretler uydurulur. Bazen de kız görücüye çıkmazdı.

** Kız tarafı erkek tarfının karşılayabileceği kadar başlık parası isterdi. Bu kıza harcanırdı. Ayrıca kıza alınacak eşya ve altın tesbit edilirdi.

** Ara kesildikten sonra (kızın sözünün alınması) olay hemen duyurulurdu. Bu da erkek tarfının dılaru da hava ya kurşun sıkmasıyla olurdu. Peşinden yemek yenir. Düğün günü belirlenir, ayrıntılar konuşulurdu.

** Ara kesilirken kız tarfına verilen sözler düğnden önce yerine getirilirdi. Bir alış veriş günü tesbit edilirdi. Genellikle Çarşamba günü olurdu. Her iki tarfta birinci derece yakınlar olurdu.

** Takılardan genellikle çok eskiden dilme fes, beşli, daha sonraları zincir, bilezik, küpe, yüzük, saat, alyans, iğne gibi altın eşyalar alınırdı. Daha sonra söz verilen giyim kuşam ve yerleşimle ilgili diğer eşyalar alınırdı.

** Alınan eşyalar önce kız evine gönderilir, kızın kendi hazırladığı eşyalarla birlikte sergilenirdi. Bu olaya "Bohça Açıldı" denirdi. Perşembe'den Cumartesiye kadar açık kalır isteyen gelir bakardı.

** Eşyalar evden çıkarken, kızın erkek kardeşi yoksa bir yakını kapıyı keser ya da sanduğa otururdu. Kapı erkek tarafının bir miktar para vermesiyle açılırdı.

** Cumartesi erkek evine getirilen eşyalar kız tarafınca yerleştirilirdi.

** Kına gecesi Cumartesi olup her iki taraftada yapılırdı. Misafirler horon eder, oynar, toplu halde kurşun sıkılırdı.

** O gecede geline kına yakılır. Başka isteyenlerde var ise onlarda kına yakardı. Bazen geline yakma işlemi Pazar sabahına bıraklıdığı da olurdu.

** Erkek tarafı kına gecesinde şeker, fındık türü yiyecekler gönderirdi.

**Pazar sabahı erkek tarafı kalabalık bir halde kızı almaya giderdi.

** "Duğunci" denen grup yol boyunca sık sık silah sıkardı. Bunu duyan kız tarafı da karşılık verirdi.

** Gelini evden genellikte damadın babası veya ağabeyi çıkarırdı. Bu arada kapı kesilir bahşiş istenirdi. Yol boyunca yer yer yol kesildiği olurdu.

** Gelin evden çıkarken kurşun sesleri ortalığı yıkardı. Bazı evlerdede ilahiler okunurdu

** Yol yakınsa gelin yaya, uzaksa at ile getirilirdi.

** Gelinin evinden gelenlere ikram edilen lokumu damada ulaştıran ödüllendirilirdi. Bu kimseye "müjdeci" denirdi. Müjdeciye ya para ya da bir tepsi baklava verilirdi.

** Kız ve erkek tarafı birlikte kurşun ata ata gelinle birlikte erkek evine gelirdi. Bu gruba "alay" denirdi.

** Kız ağlarsa, "Hem ağlıyalum, hem gidelum" denirdi.

** Kız eve girmeden önce tatlı dilli olsun diye, elini bala tutturup sağ parmaklarıyla kapının başına sürerlerdi. Zengin olsun diye başına bez koyup para dökerlerdi.

** Kız tarafından birileri gelini içeri sokmaz.Bir şeyler isterdi. Buna "kapılık istemek" derlerdi.

** Gelin odasına ***ürülür, oturtulur, yanında genellikle ablası veya yengesi bulunurdu. Bazen de o mahalede yeni gelin olmuş birisi de olabilirdi.

** Düğün akşama kadar devam ederdi. Bu arada sıksaray, sallama, atlama, titreme gibi horonlar yapılırdı. Horonlar genellikle erkek erkeğe, kadın kadına oynanırdı. Erkekler daha çok evin dışında veya avluda, kadınlar ise evin içinde bir yerde oynarlardı.

** Erkekler kızlar bir arada oynadığında kadın veya kızların kollarına ancak yakınları girebilirdi.

** Horonlar kaval, tulum, akordiyon, mozika (mızıka) nadir olarak zurna ve daha çok kemençe eşliğinde oynanırdı.
Çoğu zeminde şairle atma türkülerle horona ayrı bir renk katarlardı.

** Bu arada erkek anaları da boş durmaz. Sağa sola göz gezdirir. Bir kız ararlardı.

** Yakın komşuların yardımıyla misafirlere yemek verilirdi. Bu arada bazıları bahşiş almak için yemeği engellerdi. Buna "sofra bağlama" denirdi.

** Hava kararamadan düğün alayı dağılır fakat kız tarafından bir kaç kişi bir müddet daha beklerdi.

** Gerdeğe girilmeden eğer önceden kıyılmadıysa " hoca nikahı" yapılırdı.

** Ev gerdeğe gireceklere bırakılır. Bir günlüğüne ev sakinleri komşulara kalırdı.

** Pazartesi günü gelin erken kalkar ve ev işlerine konulurdu. Sözde uğursuzluk getirmesin diye geline bir hafta süpürge tutturulmazdı. Bugün aynı zamanda kız ve erkek tarafının birbirine bohça içersinde hediye verdiği gündür. Bu olaya "bohça çıktı" denirdi.

** Düğünden bir hafta sonra "yedi" olurdu. Yedi, kızın damatla babasının evine gitmesiydi. Damat'a bu arada bazen ağra kaçan şakalar yapılırdı. Bu şakalardan korunmak için damadın yanında korumaları olurdu.

** Damat sofraya oturduğunda sofra arkadaşları tarafından bağlanır. Kaynana sofranın açılması ve damadın yemek yemesi için bahşiş verirdi.

** Yedididen birkaç gün sonra da kız tarafı erkek tarafınca devet edilirdi.
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:52
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Sakarya Gelenek ve Görenekleri

EVLİLİK TÖRENLERİ



Evlenme Çağı :
Eskiden (hala bazı köylerde) evlenme çağına gelen genç, evlenmek istediğini genellikle örf, adet ve geleneklerine bağlılığı, anne ve babaya olan hürmeti gibi sebeplerden dolayı ebeveynlerine söyleyemez, Ancak bu durumu çeşitli olaylarla ve hareketlerle anlatırdı. Ağzına kadar dolu su bardağını dökmeden getirmek, ayakkabı çakmak, pilava kaşık saplamak ve ayakkabıya su doldurmak gibi hareketler yörede en meşhur olan adetlerdi. Baba su istediğinde evlenmek isteyen genç bardağı silme doldurur ve dökmeden babasına ikram eder ki bu delikanlının artık evlenebilecek çağa geldiğinin en kibar işareti idi. Babanın ayakkabısını eşiğe çakmak (biraz saf gençlerin yaptığı hareket) , yemekte anne ve babadan birinin veya ikisinin de bulunduğu sofrada kaşığı pilava batırıp gitmek ve babanın ayakkabısını su ile doldurmak gibi asi hareketleri yapmak eskiden evlenmek isteyen gençlerin yaptığı geleneksel ilginç denilebilecek hareketlerdi.


Dünürlük:
(Kız istemesi) Tanışarak veya görücü usulü ile yapılan dünürlüklerde; "Allahın emri Peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik." şeklinde başlayan ilk kız isteme olayı, kız evinin; "Büyüklerimiz var onlara danışalım." şeklinde verdikleri cevabı ile başlardı. Kız da istekli değilse tatsız kahve, istekliyse tatlı kahve ikram ederek durumunu anlatmaya gayret ederdi. Dünürlüğe gelenlere ev çıkışında misafir ağırlamak için söylenen "Yine gelin, yine buyurun." gibi deyimler dünürlere ümit vermek anlamına geldiğinden genellikle söylenmez, dünürler ikinci kez geldiklerinde "evet" denilecekse, güler yüz tatlı dille sohbet edilir, dünürlerin ayakkabıları çevrilir, "Nasipse olur." denilerek misafirler uğurlanırdı. Dünürlerin üçüncü defa gelişlerinde genellikle söz kesilirdi.

Söz Kesimi :
Söz kesiminin diğer adı da küçük nişandır. Söz kesiminde en önemli gaye iki ailenin birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlamaktır. Yakın akraba ve çok samimi dostların katılımıyla gerçekleşen törende, öncelikle kız evinin istekleri ve damat evinin dilekleri konuşulur. Her ne kadar iki aile birbirleriyle samimiyet kuramamış olsalar da; gelin adayı ve arkadaşları samimiyet ifadesi olarak ilk şakaları damat adayına yaparlar. Damada tuzlu kahve veya tuzlu çay ikram edilir. Bazı damatlar işi pişkinliğe vurarak "tuzu az olmuş biraz daha tuz katın" diyerek içeceği geriye gönderirler. Bazıları ise ezilir, büzülür, terler, hatta olayı daha önceden bilmedikleri için "hatayla tuz konmuştur, nişanlımı utandırmayayım" düşüncesiyle tuzlu kahve veya çayı içerler.(Söz kesimi gelenekleri eskiden olduğu gibi bugün de devam etmektedir.)


Nişan :
Söz kesilip küçük nişan yapıldıktan sonra, kız evinin (gelin adayı) istekleri öğrenilir.Damadın akrabaları,samimi dostları, köylerde tüm köylü, nişan için ilan edilen günde kız evine giderler.Köylerde genellikle köy muhtarının da bulunduğu nişan töreninde, damat evi tarafından gelin adayına takılacak takıların muhtar tarafından tespiti yapılır. Damadın akrabaları ve yakın arkadaşları takılarını takarlar.Köylerde damat tarafından getirilen çay ve kahve; tüm köy erkeklerine ikram edilir. Erkeklerin görevi sona ermiştir.Kız evinden çıkılırken ev çıkışına gelinince, damadın babasının, yakın akrabalarının ve samimi olduğu arkadaşlarından bazılarının ayakkabıları saklanmıştır. Saklanan ayakkabıların bulunması için ayakkabıları saklayan kız evinin çocukları bahşişlerini alır ve ayakkabılar bulunur.
Köy kadınları, kendi aralarında eğlenerek geline hediyelerini takarlar. İlçe merkezinde ve bazı köylerde ise nişan töreni erkek ve kadınların müştereken katıldığı merasimle yapılır. Nişanlı gençlerin yüzük kurdeleleri ağzı laf yapan ve makamca iyi mevkide olan kişilerce kesilir. Eskiden olduğu gibi, şimdi de bazı gençler nişan kurdelelerinden kestikleri parçaları saklayarak nişanlanma sırasının kendilerine gelmesi dileğinde bulunurlar. Gelin ve damadın takıları davetliler huzurunda anons edilerek takılır.

Görümlük :
Köy dilindeki adı adettir. Nişandan sonra, sadece kadınlar tarafından gündüz yapılan, akrabaların ve aile dostlarının takılarını taktıkları eğlencedir. Görümlük bittikten sonra damat ve gelin taraflarının kadınları özel olarak süslenmiş içleri yiyecek ve hediye dolu sinileri başlarında taşıyarak birbirlerine ***ürürler. Görümlük günü, yabandan alınacak gelinlerde, kız tarafı gençleri ile ayak bastı pazarlığı yapılır. Ayak bastı köy gençliğinin temsilcisi olan Delikanlı Başı tarafından gençlik yararına kullanılmak üzere istenen toprak bastı parasıdır.

Çeyiz Asma :
Düğünden birkaç gün önce damat ve akrabaları, gelin kızın çeyiz eşyalarını almak üzere kız evine giderler. Çeyiz eşyaları arabalara taşınır, ancak çeyiz sandığının üzerine gelinin yengesi oturur; damadın bahşiş vermesini bekler. Gelinin yengesi bahşişi aldıktan sonra sandığı verir. Düğün evine taşınan çeyiz eşyaları, gelinin arkadaşları tarafından, özel bir model ile yerleştirilir. Çeyiz asan kızlara (çeyizcilere) damat çerez gibi çeşitli yiyecekler alır. Damadın hem el becerisini ölçmek, hem de çeyizin düzenlenebilmesi için duvarlara çakılması gereken çiviler damada çaktırılır. Çeyiz düzme işleri bittikten sonra, damada çeyiz gezdirilir. Bu esnada bir punduna getirilip, bahşiş almak için gelinin arkadaşları tarafından damat çeyizin asıldığı odaya kilitlenir.

Tel Kesme:
Kına gecesinden bir gece evvel çeyizin asıldığı gecede damadın kadın akrabalarının toplanarak yaptıkları eğlencedir. Bu gece damadın kadın akrabaları; kına gecesi düğün işleri ile meşgul olacağı, dolaysıyla ellerine kına yakamayacağı ve eğlenemeyeceği için ellerine kınaların yakıldığı ve eğlencelerin yapıldığı gecedir. Bu gece eskiden yakın akrabalara davetiye yerine gönderilen, gelinlere süs olarak takılan gelin telleri kesilerek hazırlanır ve tüm yakın akrabalara dağıtılır.
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:54
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Nevşehir Gelenek ve Görenekleri

Evlilik Gelenekleri

Evlilik, kişi hayatında ferdi sorumluluktan, ailevi sorumluluğa geçilen önemli bir rol ve statü değişikliğidir. Evlenebilmek için maddi ve manevi yönden, kişiler uzunca bir hazırlık dönemi geçirmek durumundadırlar. Genellikle erkekler için evlenme yaşı 23-25 tir. Askere gitmeden önce evlenen azdır. Bazen annesi ihtiyar veya babası çalışamaz durumda olanlar, eşi ailesine yardımcı olur amacıyla askere gitmeden evlenirler. Kızların genellikle evlenme yaşı 17 -18 dir. Nevşehir yöresinde, kızlar için evliliğe hazırlık, annesi tarafindan başlatılır. 12-13 yaşları civarındaki kız çoçukları annelerine iştirak ederler. Bu dönem içerisinde geleneğin gerekli kıldığı kadar çeyiz hazırlanır. Erkekler ise toplumun evlenmek için gerekli kıldığı kişisel yeterlilik, sorumluluk, maddi bakımdan küçük yaştan itibaren evliliğe hazırlanırlar. Evlenmelerde başlık verme geleneği yok olmuştur. Kız kaçırma olaylarına pek ender rastlanır.

Evlenme çağına gelen erkekler için kendisinden yaşça küçük olma, asil aileden gelme, huyu ve dini terbiyesi yerinde ve varlıklı aileden olma özelliklerine uygun bir kız tespit edilir. Daha sonra kızın evine erkek, tarafından kadınlarca görücü gidilir. Gelenlerin görücü olduğu anlaşılınca, kız tarafi bu evliliğe sıcak bakıyorsa, gelen misafirlere yakınlık göstererek ikramda kusur etmemeye çalışır. Şayet bu evliliğe rıza gösterilmiyorsa kız görücüye çıkartılmaz.

Kız İsteme ve Nişan: Erkek evinden birkaç erkek, kızı istemeye giderler. Kız tarafindan erkekler ise gelenleri karşılar. Sohbet edilir ve gelme amacı açıklanır. Daha sonra erkeğin babası, kızın babasının önünde diz çökerek, "Allahın emri, peygamberin kavli ile" diyerek kızını ister. Kızın ailesi ise düşünmeleri için bir kaç gün isterler. Bunun üzerine yine erkek tarafindan birkaç erkek, kız tarafina giderek durumu konuşur. Gelenlere sözü bağlama için kız tarafindan bir çift çorap verilir. Böylece söz kesilmiş olur.

Uygun görülen bir günde, kız evinde, iki tarafin akrabaları toplanır. Nişan törenleri yapılır. Nişanda şerbet ikram edilerek yüzük takılır. Bu işlemler neticesinde olay, toplum huzurunda resmi bir mahiyet kazanır. Nişandan sonra erkek tarafı sık sık kız evine ziyarete gelir. Ziyaret esnasında gelin kıza hediyeler getirmek adettendir. Bu gelip gitmeler esnasında iki taraf istişarelerde bulunarak düğün gününü belirlerler.

Düğünden bir hafta önce "düzen bozma (pazarlık bozma)" geleneği tamamlanır. Düzen işi için şehir pazarına gidilerek, erkek tarafı gelinin, kız tarafi damadın kılık-kıyafetiyle ilgili ihtiyaçlarını alır. Akşamleyin ise alınan eşyalar konu komşuya gösterilir.

Düğün: Bayrak kaldırma töreni ile düğünün olacağı topluma ilan edilir. Geleneksel düğüne salı günü başlanır. Bugünün düğün içerisindeki adı "kız başı yıkama" günüdür. Salı akşamı, kızın bir akrabası tarafindan kız başı yıkama işi üstlenilir. Buradaki uygulamalar sadece kadınlara yöneliktir. 0 evde kadınlar geç vakitlere kadar eğlenirler. Topluluk dağıldıktan sonra gelin kız banyo ettirilerek başı taranır. Geceyi ise aynı evde geçirir. O törende damada kız tarafinın almış olduğu kıyafetler dualarla giydirilir. O günün akşamında ise, kız tarafinda "Kına Gecesi" yapılır. Kına gecesine sadece kadınlar iştirak eder. Burada önce seyirlik kadın oyunları sergilenir.Folklorik oyunlarla eğlenceye devam edilir.Arkasından gelin olunacak kıza kınası yakılır. Sonuna doğru toplulukça gelin kız ağlatılmaya çalışılır.

Perşembe günü sabah kız tarafınca hazırlanmış çeyiz, erkek evinden gelen taşıtlara yüklenerek ***ürülür. Toplu halde çeyiz ***ürmeye "seysana" adı verilir. O gün öğle namazından sonra erkek tarafında oluşan kadın ve erkek topluluğu gelini almaya gelırler. Kız hazırlanmış ise ağıtlar arasında evden çıkarılır. Uzunca bir yol dolaştırıldıktan sonra erkek evine getirilir. Gelin, oğlan evine geldiği zaman "gelinimizin ayağı uğurlu başı devletli olsun "denir. Gelin girerken kapı eşiğinde kurban kesilir. Damat veya babası tarafından "saçı" denilen metal para ve leblebi karıştırılarak, gelinin üstüne saçılır: Gelin eve girdikten sonra kadınlar arasında eğlenceler devam eder. Aynı zamanda komşu ve akrabaların getirmiş olduğu hediyeler gelme takılır. Perşembe akşamı gerdek anıdır. Gerdeğe girmeden önce damat abdest alır ve yatsı namazına gider. Camiiden çıktıktan sonra cemaatle toplu olarak dualarla damat eve getirilir. Hoca son duasını yapar damadın arkadaşları hep bir ağızdan: "Amin, darısı bize olsun ." derler.

Damat içeri girerken arkadaşları tarafından yumruklanır. İçerde gelin kızın yanında bir kadın bulunmaktadır. Bu kadın; "kızın emaneti sana, senin emanetin Allaha."der ve çıkar. Aradan bir iki saat geçince iki el silah atılır. Bu da kızın namuslu olduğunu bildirir.

Cuma günü "kakül kesme" günüdür. Öğleye doğru erkek evine kadınlar toplanarak gelinin kakülünü keserler. Bu tören genç kızların kadınlığa geçişinin başlangıcı olarak kabul edilir. Yine bu törende kadınlar oynarlar. Oyunlar çıkartarak eğlenirler. Bu topluluğun dağılmasından sonra düğün töreni sona ermiş olur.

Nahıl Övme Geleneği

Ürgüp ve çevresindeki birkaç köyde, düğünlerde uygulanan bir gelenek olan nahıl övme, evlenecek erkeğin uğrunun açılması ve toplumda prestijinin yükselmesi içindir.

Nahıl, 1,5-2m.yüksekliğindeki tahta iskeletten ve düz, bükümlü, gül v.b. şekiller verilmiş grafon kağıtlarından yapılmaktadır. Erkeğin gelecek hayatının aydın olacağı inancıyla nahıl üzerine dört mum konulur. Bunların yanında geçmiş dönemlerde nahıl ağacının üzerine gerçek ve balmumundan kuşlar ve çeşitli meyvalar takıldığı da görülmüştür.

Düğünlerde çarşambayı, perşembeye bağlayan gece "Güvey Donatma" töreni yapılır. Bu tören sırasında gündüz hazırlanan nahıl, güveyin yanına konarak mumları yakılmaktadır. Nahılın övme işlemine güvey donatmadan sonra geçilmektedir. Övme işi bağlama, klarnet ve keman eşliğinde sözleri Mahfi Babaya ait olan bir ezgi ile yapılmaktadır.

**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:55
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Muş Gelenek ve Görenekleri


Muş ve çevresinin sosyal hayatında geleneksel yapı hâkimiyeti sürmektedir. Tarihe bakıldığında Türk Devlet geleneğinin en köklü ve en belirgin yapısı olan aşiret unsuru özelliğini halen korumaktadır. Zira Türk devletleri Tarihinde, aileler birleşip obaları; obalar birleşip aşiretleri; aşiretler birleşip oymakları; oymaklar birleşip beylikleri; beylikler birleşip devletler oluşturuyorlardı. Bu noktadan hareketle töreler inançla birleşip önemli bir konuma gelmiş özellikle köylerimizde bu hayat biçimi sosyal yapıyı güçlendiren bir faktör olarak karşımıza çıkar.


DOĞUM TÖRENLERİ

Muşlular esasen kalıplaşmış ve eskiden beri devam ede gelen birçok merasimleriyle kendi gelenek ve göreneklerini devam ettirmektedirler. Doğum törenleri de modern tıbbın hayatımıza girmesiyle unutulmaya yüz tutmuştur.

Doğuma Hazırlık: Doğumun olacağı ev büyük bir temizlik yapılarak hazırlanılır. Güzel kokularla evin havası değiştirilir. Anne adayı yıkanır ve yeni elbiseler giydirilir. Göbek annesi (Çocuğun göbeğini kesen) denilen çok çocuklu anneler ve tecrübeli nineler davet edilir. Komşuların hazırlamış olduğu çörek ve yemekler, gelen misafirlere ikram edilir. Doğum zamanı yaklaştığında evin yeme içme ihtiyaçları genellikle komşular tarafından karşılanır. Sofra hazırlanarak anne adayının evine getirilir. Bu durum doğum gerçekleştikten sonra yedi gün boyunca devam eder. Doğum müddetinden kırk gün sonra ya da kırkı çıktıktan sonra baba, yeni doğan bebekle birlikte eşini kayınpederine ***ürür. Belli bir süre geçtikten sonra ya kendisi ya da kayınpeder tarafından eşi ve çocuğu geri getirilir.


DOĞUM SONRASI TÖRENLER

Ad Verme: Çocuğun doğumunu müteakip 3-7 gün içerisinde özellikle baba (damat) tarafının büyükleri ve anne (gelin) tarafının büyükleri, bebeğe isim verilmesi için davet edilirler. Büyüklere danışılmadan ve onay alınmadan büyüklerden herhangi birinin adının bebeğe verilmesi hoş karşılanmaz.

Bebeğe isim verilirken, kundaklı bebek kucağa alınır. Sağ kulağa ezan, sol kulağa tekbir okunarak bebeğin ağzına kızılcık ya da içinde şeker eritilerek hazırlanan sudan verilir. Bu merasimin sonunda çocuğa ismi verilir. Doğan her çocuk için maddi durumları iyi olan ailelerce "Akika" denilen kurbanlar, fakir ailelere dağıtılmak amacıyla kesilir. Ayrıca yakın komşular yemeğe çağrılır.

Beşik: Bebek dünyaya geldikten 40 gün sonra anne ayağa kalkarak evin dışına çıkar. Loğusa annenin, anası kız kardeşi babasını evlerine gönderme amacı ile bu merasim düzenlenir. Kırkıncı günde eve yakın komşular ve akrabalar davet edilir. Her davetli yanında çocuk için giyim, beşik aksesuarları çeşitli hediyeler getirirler. Bu hediyeler arasında nazar boncuğu mutlaka bulunur. Getirilen bu hediyeler, önceden hazırlanmış beşiğe ya da yastığa iliştirilir ve hayır duada bulunulur...

Misafirlerin gitmesinden sonra yaşlı ve saygın bir bayan tarafından (genelde loğusa annenin kayınvalidesidir) bir leğende "Kırk Suyu" hazırlanır. Çocuğun saçını kesmekle görevli kişice çocuğun saçı kesilir ve çocuk yıkanmaya alınır. Tas veya büyükçe bir tahta kaşıkla su, "Kırk Suyu"ndan dua ve niyazlarla alınıp çocuğun başına dökülür ve annesinin ziynet eşyalarının batırılmış olduğu ılık suda yıkanır. Daha sonra yıkama işini yapan hanım tarafından bir defa sallanır ve kurulanıp pudralanarak giydirilir ve kundaklanır.

Bebeğin tıraşındaki saçı toplanarak tartılır. Bu saçın ağırlığınca altın, gümüş ya da para, tıraşı yapana verilir. Zengin aileler de adak kurbanı keserek etini yedi yoksul aileye dağıtırlar. Bebeğin saçı ise yeni bir beze sarılıp saklanır.

Sünnet Merasimi: Eğer bebek erkek ise, masraflarını üzerine alan bir yakının kirveliği eşliğinde sünnet ettirilir. Sünnet zamanı bebek ya bir haftalık iken ya da yedi yaşına kadar bekletilebilir. Kirve olanın bütün ailesi de sünnet olan çocuğun ailesinin kirvesi sayılır ve yeni bir yakınlığın doğmasına sebebiyet verir. Bu gelenek karşımıza çok eskilerde yaşanan "Putlaç" geleneğinin uzantısı olarak çıkar. (Putlaç, kirvelik geleneğinde kirvenin ailesi ile çocuğun ailesi arasında, - İslamdan gelen bir hüküm olmamasına rağmen- kız alıp vermeme ve kirveliğin akrabalık derecesine vardırılmasıdır.)

Diş Hediği: İlimizde çocuğun ileride hangi mesleği seçeceğini belirlemek amacıyla veya gurbette bulunan çocuğun hal ve durumunun nasıl ya da ne şekilde olduğunu anlamak için uygulanan bir takım pratik ve yorumlara dayalı fal şeklidir.

Çocuk ilk dişini çıkardığında yakın akrabalarının katılımıyla "Diş Hediği" adı verilen küçük bir merasim de çocuğun önüne her birisini ayrı mesleği temsil eden bıçak, kalem, kitap, bilezik, ekmek gibi nesneler bırakılır. Çocuk bunlardan hangisine uzanır ve alırsa ileride o mesleği seçeceğine inanılır. Eğer çocuğun diş çıkardığının farkına ilk annesi varır ve bir büyüğe sürpriz yaparsa çocuğun dişlerini gören ilk kişinin de çocuğa hediye alması usulden de olsa gerekli hale gelir.
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:57
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Muğla Gelenek ve Görenekleri

Her il ve yörede olduğu gibi, Muğlada da geçmişten bugüne süregelen bazı inançların gereğini yerine getirmek gelenek ve görenek haline gelmiştir.

Muğla'da ayrıca göze çarpan bir özellik de evlat edinme geleneğidir. Ekonomik durumu iyi olan aileler, bakıma muhtaç olan çocukları, kendi çocukları olsa bile, evlatlık olarak yanlarına alırlar ve onları büyütürler.
Daha sonra da okutarak evlendirirler.

Evlenme Gelenekleri ve Düğünler

İl Merkezinde

Muğla il merkezindeki evlenmelerde, kız anne ve babadan istenir, uygun görülürse hemen söz kesilip nışan takılır. Nişan, yüzük ve çeşitli süs eşyaları takılmak suretiyle olur.

Nişan ve düğün arasının uzaması erkek ve kız tarafı için çok masrafa yol açar. Hele Kurban Bayramına rastlarsa, bu bayramda erkek tarafı gösterişli bir koç alır. Koçun her tarafı kurdele ve tellerle süslenir. Üzerine veya boynuzlarına kız evine gidecek altın türünden değişik hediyeler bağlanır ve bu şekilde gönderilir. Kız tarafıda damat adayına, iç çamaşırı ve börek gibi hediyeler gönderir.

Nikah: Tamamen medeni kanunlar çerçevesinde yapılır Bu nikaha ek olarak imam nikahı kıyılır.Erkek tarafı değişik değerli altın ve benzeri takıları büyük nişan olarak ayrıca gelin adayına nikahta takar. Buna karşılık kız evi de çeyizin tamamını yapar.


Düğün: Düğünler cuma günü başlar ve Pazar günü " Gelin alması " ile biter. Erkek düğünlerinin baş çalgıları davul ve zurnadır. Kız düğünleri sadece defle rıtım tutularak kadınların okumasıyla yapılır. Günümüzde genellikle her iki düğün de, yörede "İnce Saz" tabir edilen Klasik çalgılarla icra edilmektedir.

Gelin Alma Töreni: Eskiden davul Zurna eşliğinde yapılan Gelin alma törenleri, bir dönemde yerini şehir bandosuna bırakmıştır. Otomobil ile evlerinden alınan gelinin yanına, erkek tarafından kadınlar biner. Oğlan evine gelen gelini kapıda damat karşılar. Koluna girerek evine çıkarır. Daha sonra damat dışarıda bekleyen arkadaşlarıyla buluşup, akşam ezanına kadar onlarla birlikte olur. Akşam namazı kılındıktan sonra davetlilerle eve gelinir. Dua okunur, tebrikler kabul edildikten sonra gerdeğe girilir. Gerdekten birkaç gün sonra damat ve gelin, kız evi tarafından yemeğe çağrılır. Buna "Artça" denir. Bu arada damadın arkadaşlarından biri de sağdıçlık görevini üstlenir. Böylece evlilik başlar.

Kırsal kesimler

Kırsal kesimler ise evlenme törenleri biraz daha farklı ve zengin bir görünümdedir. Bu adetler ise şöyledir:

Kız isteme: Önce görücüler gider. Kız beğenilirse, birkaç gün sonra istenir. Kız evi cevap için süre ister, karardan sonra kýz verilecekse iki ailenin büyükleri toplanarak niþan gününü tespit ederler. Ertesi günü kız evi, oğlan evine baklava gönderir.

Nişan: Hısım-akraba ile kararlaştırıldığı şekilde oğlan evi, kız evine nişana gider. Kıza yüzük, bilezik ve diğer ziynet eşyaları takılır. Bir hafta sonra kız evi de oðlan evine nişan ardına gider.

Pusat ( Giysi): Düğünden onbeş-yirmi gün önce pusat (giyim-kuşam eşyaları) almak üzere gelin adayı ile birlikte çarşıya gidilir. Kýz ve oğlan evinin ihtiyaçları alınır. Bunların parası oğlan evi tarafından ödenir. Bu arada kızın ve oğlanın akrabalarına da hediyeler alınır. Buna "Dürü" denir.

Okuntu Dağıtılması: Düğünden bir hafta önce okuntu dağıtılır. Okuntu bir nevi davetiyedir. Düğün sahipleri bu davetle birlikte kumaş, mendil, havlu, sabun, şeker ve fincan gibi küçük hediyeler gönderir.

Buğday Dövmesi: Düğünden birkaç gün önce düðün yemeği için yapılan bir hazırlıktır. Tanıdıklar çağrılır. Hep birlikte evde veya çevrede bulunan taş dibekte " Keşkek " için buğday dövülür. Sofralar kurulur. Misafirlere çerez ve meyve ikram edilir. Bu arada gelini bağlarlar. Damada haber salarlar. Damat gelini kurtarmak için hediyeler yollar. Kız kurtulunca "Buğday Dövmesi" sona erer.

Düğün: Salı günü başlayıp, cuma günü biten düğüne "ön düğün" Cuma günü başlayıp, Pazartesi günü bitene " ters düğün " denir.

Birinci Günü: Düğün Salı veya Cuma günü başlar. Oğlan evine bayrak dikilir. Çalgılar Çalınır. Gece " Çörek Kapma " gibi eğlenceler düzenlenir.

İkinci Gün: Gündüz veya bazı yörelerde gece Yağlı Pehlivan Güreşleri düzenlenir. Güreşenlere düğün sahibince ödüller verilir. Oğlan evi kız evine çalgılar eşliğinde kına ***ürür. Buna "Kına Verme" veya "Yük Verme"denir. Bu kına kız evinde yakılır. Gece, çengiler tarafından çalınan def veya dümbelek ile kadınlar kız evinde eğlenirler. Bu arada gelin getirilir ve ortaya oturtulur. Başının üstüne sini tutulur. Ayrıca sini üstünde şeker paralanır. Misafir ve akrabalar bu sininin üstüne paralar atarlar. Atılan bu paralar, kız anasının olur. Davet edilip de gelmeyenler ise sonradan para gönderirler. Buna "şeker Paralama" denir. Kına yakılırken, gelinin avucuna metal para konur. Sonra "Kına Havası" okunur.

Üçüncü Gün: Gelin alma günüdür. Davul ve zurnalarla gelin almaya gidilir. Kız hazırlanıncaya kadar çeyiz oğlan evine ***ürülür. Sonra gelin ata bindirilir. Kıbleye dönülerek dua edilir. Oğlan evine gelince çalgılar susar. Oğlanın anası ve babası çağrılır. Geline civcivli tavuk, köklü ağaç gibi indirmelikler verilir. Gelin ata binerken ve inerken başına şeker ve paralar atılır. Gelin kapıdan girerken eþiğe yağ sürülür ve sonra dini nikah Kıyılır.

Gerdek: Damat akşam namazını kıldıktan sonra sağdıçlarıyla eve gelir. Geline bir hedieye vererek duvağını açar.

Dördüncü Gün: Gerdeğin ertesi gününe "Duvak" denir. Gelin süslenerek yanında kız arkadaþı ile gelenleri karşılar ve ellerini öper. Gelenler bu arada gelinin çeyizlerine bakarlar. Buna ayrıca gelinlik giyme denir.

Gelinlik Gezmesi: Gelin yakınlarınca alınıp, eşe dosta ziyarete ***ürülür. Buna "Gelin Gezmesi" denir.
Bu arada sağdıca ve akrabalara, içinde hediyeler bulunan bohçalar verilir. Düğün böylece sona erer...
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink) Alt 17-05-2006, 13:58
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Muğla Gelenek ve Görenekleri

Her il ve yörede olduğu gibi, Muğlada da geçmişten bugüne süregelen bazı inançların gereğini yerine getirmek gelenek ve görenek haline gelmiştir.

Muğla'da ayrıca göze çarpan bir özellik de evlat edinme geleneğidir. Ekonomik durumu iyi olan aileler, bakıma muhtaç olan çocukları, kendi çocukları olsa bile, evlatlık olarak yanlarına alırlar ve onları büyütürler.
Daha sonra da okutarak evlendirirler.

Evlenme Gelenekleri ve Düğünler

İl Merkezinde

Muğla il merkezindeki evlenmelerde, kız anne ve babadan istenir, uygun görülürse hemen söz kesilip nışan takılır. Nişan, yüzük ve çeşitli süs eşyaları takılmak suretiyle olur.

Nişan ve düğün arasının uzaması erkek ve kız tarafı için çok masrafa yol açar. Hele Kurban Bayramına rastlarsa, bu bayramda erkek tarafı gösterişli bir koç alır. Koçun her tarafı kurdele ve tellerle süslenir. Üzerine veya boynuzlarına kız evine gidecek altın türünden değişik hediyeler bağlanır ve bu şekilde gönderilir. Kız tarafıda damat adayına, iç çamaşırı ve börek gibi hediyeler gönderir.

Nikah: Tamamen medeni kanunlar çerçevesinde yapılır Bu nikaha ek olarak imam nikahı kıyılır.Erkek tarafı değişik değerli altın ve benzeri takıları büyük nişan olarak ayrıca gelin adayına nikahta takar. Buna karşılık kız evi de çeyizin tamamını yapar.


Düğün: Düğünler cuma günü başlar ve Pazar günü " Gelin alması " ile biter. Erkek düğünlerinin baş çalgıları davul ve zurnadır. Kız düğünleri sadece defle rıtım tutularak kadınların okumasıyla yapılır. Günümüzde genellikle her iki düğün de, yörede "İnce Saz" tabir edilen Klasik çalgılarla icra edilmektedir.

Gelin Alma Töreni: Eskiden davul Zurna eşliğinde yapılan Gelin alma törenleri, bir dönemde yerini şehir bandosuna bırakmıştır. Otomobil ile evlerinden alınan gelinin yanına, erkek tarafından kadınlar biner. Oğlan evine gelen gelini kapıda damat karşılar. Koluna girerek evine çıkarır. Daha sonra damat dışarıda bekleyen arkadaşlarıyla buluşup, akşam ezanına kadar onlarla birlikte olur. Akşam namazı kılındıktan sonra davetlilerle eve gelinir. Dua okunur, tebrikler kabul edildikten sonra gerdeğe girilir. Gerdekten birkaç gün sonra damat ve gelin, kız evi tarafından yemeğe çağrılır. Buna "Artça" denir. Bu arada damadın arkadaşlarından biri de sağdıçlık görevini üstlenir. Böylece evlilik başlar.

Kırsal kesimler

Kırsal kesimler ise evlenme törenleri biraz daha farklı ve zengin bir görünümdedir. Bu adetler ise şöyledir:

Kız isteme: Önce görücüler gider. Kız beğenilirse, birkaç gün sonra istenir. Kız evi cevap için süre ister, karardan sonra kýz verilecekse iki ailenin büyükleri toplanarak niþan gününü tespit ederler. Ertesi günü kız evi, oğlan evine baklava gönderir.

Nişan: Hısım-akraba ile kararlaştırıldığı şekilde oğlan evi, kız evine nişana gider. Kıza yüzük, bilezik ve diğer ziynet eşyaları takılır. Bir hafta sonra kız evi de oðlan evine nişan ardına gider.

Pusat ( Giysi): Düğünden onbeş-yirmi gün önce pusat (giyim-kuşam eşyaları) almak üzere gelin adayı ile birlikte çarşıya gidilir. Kýz ve oğlan evinin ihtiyaçları alınır. Bunların parası oğlan evi tarafından ödenir. Bu arada kızın ve oğlanın akrabalarına da hediyeler alınır. Buna "Dürü" denir.

Okuntu Dağıtılması: Düğünden bir hafta önce okuntu dağıtılır. Okuntu bir nevi davetiyedir. Düğün sahipleri bu davetle birlikte kumaş, mendil, havlu, sabun, şeker ve fincan gibi küçük hediyeler gönderir.

Buğday Dövmesi: Düğünden birkaç gün önce düðün yemeği için yapılan bir hazırlıktır. Tanıdıklar çağrılır. Hep birlikte evde veya çevrede bulunan taş dibekte " Keşkek " için buğday dövülür. Sofralar kurulur. Misafirlere çerez ve meyve ikram edilir. Bu arada gelini bağlarlar. Damada haber salarlar. Damat gelini kurtarmak için hediyeler yollar. Kız kurtulunca "Buğday Dövmesi" sona erer.

Düğün: Salı günü başlayıp, cuma günü biten düğüne "ön düğün" Cuma günü başlayıp, Pazartesi günü bitene " ters düğün " denir.

Birinci Günü: Düğün Salı veya Cuma günü başlar. Oğlan evine bayrak dikilir. Çalgılar Çalınır. Gece " Çörek Kapma " gibi eğlenceler düzenlenir.

İkinci Gün: Gündüz veya bazı yörelerde gece Yağlı Pehlivan Güreşleri düzenlenir. Güreşenlere düğün sahibince ödüller verilir. Oğlan evi kız evine çalgılar eşliğinde kına ***ürür. Buna "Kına Verme" veya "Yük Verme"denir. Bu kına kız evinde yakılır. Gece, çengiler tarafından çalınan def veya dümbelek ile kadınlar kız evinde eğlenirler. Bu arada gelin getirilir ve ortaya oturtulur. Başının üstüne sini tutulur. Ayrıca sini üstünde şeker paralanır. Misafir ve akrabalar bu sininin üstüne paralar atarlar. Atılan bu paralar, kız anasının olur. Davet edilip de gelmeyenler ise sonradan para gönderirler. Buna "şeker Paralama" denir. Kına yakılırken, gelinin avucuna metal para konur. Sonra "Kına Havası" okunur.

Üçüncü Gün: Gelin alma günüdür. Davul ve zurnalarla gelin almaya gidilir. Kız hazırlanıncaya kadar çeyiz oğlan evine ***ürülür. Sonra gelin ata bindirilir. Kıbleye dönülerek dua edilir. Oğlan evine gelince çalgılar susar. Oğlanın anası ve babası çağrılır. Geline civcivli tavuk, köklü ağaç gibi indirmelikler verilir. Gelin ata binerken ve inerken başına şeker ve paralar atılır. Gelin kapıdan girerken eþiğe yağ sürülür ve sonra dini nikah Kıyılır.

Gerdek: Damat akşam namazını kıldıktan sonra sağdıçlarıyla eve gelir. Geline bir hedieye vererek duvağını açar.

Dördüncü Gün: Gerdeğin ertesi gününe "Duvak" denir. Gelin süslenerek yanında kız arkadaþı ile gelenleri karşılar ve ellerini öper. Gelenler bu arada gelinin çeyizlerine bakarlar. Buna ayrıca gelinlik giyme denir.

Gelinlik Gezmesi: Gelin yakınlarınca alınıp, eşe dosta ziyarete ***ürülür. Buna "Gelin Gezmesi" denir.
Bu arada sağdıca ve akrabalara, içinde hediyeler bulunan bohçalar verilir. Düğün böylece sona erer...
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink) Alt 17-05-2006, 14:01
Kendini aşan 2de1'ci
 
**Zerd@** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 7.685
Rep gücü: 26
Rep derecesi: **Zerd@** Daha Yolun Başında

Ynt: *~~*Gelenek ve Göreneklerimiz*~~*

 
Malatya Gelenek ve Görenekleri

Malatya tarih boyunca çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Aslantepe, Nemrut Dağı, Fırıncılar Höyük, Bayramtepe Höyük, Ören Höyük, ikinciler Höyük, Aslantaş, Kağköy Kaya Kabartmaları, Levent Vadisi, Ansur ve Kaletepe Höyük görülebilecek arkeolojik alanlardır.

DOĞUM VE ÇOCUKLA İLGİLİ GELENEKLER

Doğum;
insan hayatının üç önemli safhasından ilkidir. Doğum-evlenme-ölüm... Bu önemli üç safha etrafında birçok gelenek görenek, adet, töre ve tören oluşturulmuştur.

Evlenen çiftlerin evliliklerinin en geç 1-2 yılında çocukları olması beklentisi vardır. Bu süre içerisinde çocuk olmayınca, özellikle geleneksel kültürde halk hekimliği ilaçlarına dayalı çeşitli çarelere başvurulduğu, ziyartelere, köy ebelerine gidildiği görülür. Bu uygulamaların yanı sıra doktora başvurmalar da artmıştır. Hamile kadına yörede "İki canlı, hamile, yerikli" adları verilir. Hamilelik süresi içerisinde doğacak çocuğun kız mı, oğlan mı olacağını hamilenin yediği yiyecekler, baktığı, dokunduğu vb. ile ilgili olarak birçok uygulama ve inanışlar mevcuttur.

Hamile kadın elma yerse kızı, çok tatlı yerse oğlu olur. Rüyasında boynuna altın takılmışsa kızı, el bileğine altın takılmışsa oğlu olurmuş. Hamilelik döneminde baykuşa, yılana, çirkinlere bakamamaya dikkat edilir. Çünkü, bakıldığında çocuğun bunlara benzemesi inancı hakimdir. Bu dönemde güzel şeylere bakılmaya dikkat edilir. Kırdan toplanan çiğdem destesi bir metre kadar yüksekten atılır, eğer top yere düşerse oğlan, dağılırsa kız olacağı inancı mevcuttur. Kadının aşerme döneminde canının çektiği yiyecekleri temin etmek için ailesi büyük çaba sarfeder. Doğum yaklaştıkça, çocuk için hazırlıklar da yoğunlaşır. Evde beşik donatma, bebek için yorgan, yastık, yatak, giysiler ve bezler hazırlanır. Doğumu yaptıran kadına "ebe" denilir. Çocuğun göbeği kesildikten sonra ya bir cami duvarı dibine, ya da ayak değmeyecek bir yere dua okunarak gömülür.

Yeni doğan çocuk tuzlanır. Bu işlem çocuğun pişmemesi, terlememi ve çiğ kalmasını önler. Yeni doğan çocuk önceleri "öllük" denilen kırmızımsı bir toprak ile belenir. Bu pratik günümüzde ortadan kalkmıştır. Yeni doğum yapmış kadına yörede "loğusa", ya da "Dığasken" adı verilir. Loğusa kadına ilk önce undan hazırlanan ve içerisinde pekmez katılarak yapılan kuymak yedirilir. Bu, özel gün yemeği sayılır.

Doğum yapan kadınla çocuğu, inanışa göre kırk gün dış zararlardan ve tehlikelerden korunur. Kırkgün boyunca yattıkları odanın ışığı söndürülmez. Yastıklarının baş tarafına Kur'an-ı Kerim konulur. İki kırklı kadın birbiriyle karşılaştıklarında iğne değiştirirler ki, kırkları birbirini basmasın. Evde değirmenden un, bulgur Sünnetten bir görünüm

getirildiğinde çocukla kadın birkaç adım dışarı çıkarılır. Yine yakın bir evden cenaze çıkmışsa, kırkı çıkmamış loğusayla çocuğu cenaze oradan ***ürülürken dışarı çıkarılır. Bu âdetler kırk basmaması için yapılır.

Yine kırk basmaması için "kırklama" yapılır. Çocuğun yıkanacağı suya yirmi ve kırkıncı günde kırk kaşık şu, ya da kırk tane arpa sayılarak atılır. Çocuğun başı üzerinde bir kalburdan su dökülür. Böylece kırk çıkarılır. Kırk çıktıktan sonra çocuk ve anneye zarar verecek etkenler de ortadan kalkmış olur.

Lohusalık döneminde geleneksel kültür içerisinde anne ve çocuğa zararı dokunacağına inanılan "Alkarısı" adını verdikleri saçı başı dağınık, dişleri iri, parmakları çok uzun çirkin bir yaratığın olduğundan da söz edilir. Buna karşın geçmişte annenin ve çocuğun yatağının çevresine kıl ip bırakıldığı, yastığına iğne takıldığı görülmüştür.

Böylece alkırısı denilen mahlûkun zarar veremeyeceği inanışı yaygınken, günümüzdeki bu tür uygulamalar kalkmış olup, yatılan yerin başucuna Kur'an-ı Kerim konulmaktadır.

Yeni doğum yapmış lohusayı ve çocuğunu görmeye gitme âdeti vardır. Bu gidişle birlikte giyim eşyası vb. ***ürülür. Özellikle ilk doğumda kadının annesi tarafından beşik donatılır.

Çocuğun ilk dişi çıktığında buğday kaynatılarak hedik yapılır. Bazen hedik taneleri bir ipliğe dikilerek bebeğin boynuna takılır. Çağırılan akraba ve komşulara "Diş Hediği" ikram edilir. Çocukluk çağı içerisinde birçok geleneklere dayanan uygulamaların varlığı da dikkati çeker. Doğup yaşamayan çocuklara "Tıpkı" oldu derler ve tıpkı çeşmesi denilen suda yıkarlar. Hekimhan'ın Güzelyurt beldesindeki Tıpkı/Tıpka çeşmesine bu gaye ile gidilir. Konuyla ilgili olarak bir kişi yılanın veya yengecin ağzında bir böcek görürse çocuğu doğup yaşamayanın adını seslice söylediğinde yılan veya yengeç ağzındakini bıraktığında Tıpkı'nın geçeceğine inanılır. Çocuk yürümede geç kalmışsa, iki ayak bileğine ip bağlanır, hızla biri gelerek ayağındaki bu ipi keserek kaçar buna "Duşak Kesme" denilir. Geç konuşan, konuşma güçlüğü olan çocuklar için ziyaretlere gidildiği görülür.

Uyumayan, korkan çocuklara "okutulur"; çocuğa korkularının geçmesi için geleneksel bazı pratikler uygulanır. Nazar değmemesi için kulak memesinin ardına kara çalınır. Omuz başına ya da giysisinin iç tarafına nazarlık takılır. Bebeklik çağındaki sancılarına, kulak ağrılarına ve rahatsızlıklara yönelik uygulamalar günümüzde az da olsa devam etmektedir. Şehirleşmenin hızlandığı yörelerde doktora başvurmalar artmıştır.


__________________
**Zerd@** Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Gelenek ve Görenekler ^^SuLuBoYa^^ Batman 3 25-05-2008 15:51