| | Eşref Saati’nin Reyhan ve Ceylan’ı racon kesiyor
Her cuma Show TV’de yayınlanan Eşref Saati dizisinin hatırı sayılır bir izleyici kitlesi var. İki eski zaman kabadayısı Sarı Eşref (Yetkin Dikinciler) ve Kara Eşref’in (Yavuz Bingöl) abartılı hareket ve diyalogları seyircinin büyük ilgisini çekiyor.
Tabii Eşref’lerin bacılarının birbirlerinin ağabeylerine duydukları aşk da en az o kadar ilginç bir hikâyeyi besliyor. Biz de Kara Eşref’in kardeşi Özge Borak (Reyhan) ile Sarı Eşref’in kardeşi Yağmur Kâşifoğlu’nu (Ceylan) bir araya getirerek kabadayılık raconuna göz atalım istedik. Özge Borak’ı daha önceki Sultan Makamı ve Ihlamurlar Altında; Yağmur Kâşifoğlu’nu ise Yılan Hikâyesi, Çaylak ve Bekârlar dizilerinden hatırlayacaksınız.
Gerçek hayatta ne kabadayı bir eşe ne de bir ağabeye tahammül edebileceklerini belirten oyuncular, her insanın içinde bir kabadayılık ruhu olduğunu da kabul ediyorlar. Kendisini Yağmur Kâşifoğlu’ndan daha kabadayı bulan Özge Borak, balerin olmak istediğini ama kendisini birden tiyatronun içinde bulduğunu söylüyor. Yağmur Kâşifoğlu ise kocasının kendisine ‘Şuursuz hümanist’ diye takıldığını belirterek, “Benden kabadayı olmaz.” diyor. Özge Borak ve Yağmur Kâşifoğlu, Eşref’lerin evlenmeyeceğini söylüyor.
Özge Hanım siz Sultan Makamı, Ihlamurlar Altında; Yağmur Hanım ise Yılan Hikayesi, Çaylak, Bekarlar gibi dizilerde oynadınız. Şimdi ise Eşref Saati isimli mizah ve ironinin iç içe geçtiği bir dizidesiniz. Komik rollerde oynamanın zorluğunu hiç hissetmiyor musunuz yani?
Özge Borak: 8 yaşından beri Şehir Tiyatroları’ndayım. Üniversitede ise konservatuar bitirdim. Dolayısıyla okulda da, tiyatroda da komedi yaptım; ama televizyonda ilk oldu. Çok keyifli ve eğlenceli. Zorluğundan ziyade, ‘eğlenmezsen eğlendiremezsin’ durumu var.
Yağmur Kaşifoğlu: Biz set arkasında da çok eğleniyoruz. Biz eğleniyorsak seyirci de eğleniyordur diye düşünüyoruz. O enerji geçiyordur.
Rol teklifini eşref saatinizde mi kabul etiniz?
Özge: İlk belli olan bayan oyuncuydum. Diğer oyuncuda bir muamma oldu. Kim olacak diye bekledim. Yağmur’un olduğunu duyunca çok sevindim. Çaylak dizisinin bir bölümünde oynamıştık. İyi zamanıma denk geldi yani.
İhale size kaldı yani Yağmur Hanım?
Yağmur: (Gülüyor) Evet öyle oldu, son anda dahil oldum ekibe. Senaryonun deneme çekimini yaptık, olur mu olmaz mı diye düşündük. Çünkü karakter benim çok dışımda bir karakterdi. Yönetmen Zeynep Günay Tan, ‘Tamam’ dedi. Ama o üç günlük bekleme süresinde öldüm, öldüm… Şu an TV’de karşılığı olan bir iş yok Eşref Saati’nin. Ekip çok güzel…
Peki sizin her şeye olur diyebileceğiniz bir eşref saatiniz var mı?
Özge: Yağmur yüzde 95 eşref saatinde zaten. (Gülüşmeler) Ben iyi bir insanım yaa. Ne diyeyim bir şey diyemedim, o kadar.
Dizide iki kabadayının hiç uzlaşmayan; ama ayrılmaya da niyeti olmayan dostlukları söz konusu. Bu iki kabadayının kız kardeşleri olmak mı sizi dizide kader birliğine itiyor? Nihayetinde gelin-görümce konumunda olan sizlerden çatışma bekliyor insan...
Yağmur: Aynı mahallede büyüdükleri için gelin-görümce durumu yok aslında, kardeş gibiler. Arada ufak ufak laf atıyorlar; ama dozunda kalıyor. Eşrefler ne kadar dostsa Reyhan ve Ceylan da o kadar dost.
Özge: Bir de aynı kaderi paylaştıkları için zaten kavga edecek durumları yok. Ara bulma ve yardım şeklinde ilerliyor muhabbetleri.
Bu muhabbet Eşrefler ile evlendiğinizde de devam edecek mi yoksa gelin-görümce ilişkisinde yaşanan bir çatışmaya dönüşecek mi?
Özge: Bence evlenmezler.
Yağmur: Bence de…
Özge: Zaten mevzu bu yani. Belki finale doğrudur, senaristler ne düşünüyor bilemiyorum. Evlenince birbirimize girer miyiz acaba? Bilmem.
Kara Eşref ve Sarı Eşref, Galatasaray ve Fenerbahçe gibi duruyor. Siz ise Beşiktaşlı gibisiniz. Yanılıyor muyum? (Gülüşmeler)
Özge: Aynen öyle. BJK’li sayılırız onların yanında.
Eşrefler’in temsil ettiği geleneksel değerlerle sizin değerlerinizin çatışması onların yaşadığı mahalle hayatıyla ilintili bir süreç. Sizin nasıl bir mahalle hayatınız oldu mu?
Özge: Ben Şişli’de büyüdüğüm için öyle bir mahalle kültürüm yok. Sokağa çıkıp arkadaşlarıyla oynama durumum olmadı, sadece küçük bir parkımız vardı. Ama benim babamların döneminde tam bir mahalle arkadaşlığı varmış. Hâlâ aile dostlarımız onların mahalle arkadaşlarıdır.
Yağmur: Ben Üsküdar Bağlarbaşı’nda büyüdüm. Hakikaten kapının önünde çekirdek yemekten tutun da arka bahçede evcilik oynamaya kadar mahalle hayatına dair her şeyi yaşadım. Ağabeyim mahalle maçlarına giderdi. Komşularımızın evine yeni film geldiğinde videosunda izlemeye giderdik. O konuda çok şanslıyım. Ama mahallenin ağır abisi, kabadayısı yoktu. Ama saygı duyduğumuz kişiler vardı tabii.
Bu, kabadayılıkla bütünleşen mahalle kültürü devam etmeli miydi sizce?
Yağmur: Bence devam etmeliydi. Bazen ‘biz mi şanslıyız, şimdiki çocuklar mı?’ diye düşünüyorum. Evet şimdiki çocuklar teknoloji anlamında her şeye sahip; ama bir yandan da herkesten çok uzaklaştırıyor. Benim çocukluğumda herkes bir aradaydı.
Özge: Teknoloji belki çok önemli; ama komşuluğun yavaş yavaş ölüyor olduğunu görüyoruz. Ben de bir kabadayı görmedim.
Anlaşılan sizin Kasımpaşa’ya yolunuz düşmemiş! (Gülüşmeler) İkinizin de abisi var. Onların kabadayı olmasını ister miydiniz?
Özge: Benim abim kabadayı, düşünsene!
Yağmur: Ben de düşünemiyorum.
Ne o? Yoksa siz daha mı kabadayı kalıyorsunuz ağabeyleriniz yanında?
Özge: Dizinin son bölümünü düşünürsek… (Gülüşmeler) Eğer ağabeyim öyle kabadayı olsaydı çekilir gelmezdi. O kültürün içinde büyüsek belki kabadayılık çekilir bir şey olabilirdi.
Yağmur: Benim ağabeyimin alâkası yok kabadayılıkla. Benim ağabeyim beni çok destekleyen birisi. Annem ‘oraya buraya gitme’ dedikçe, ‘gidecek tabii arkadaşlarıyla’ derdi. Kabadayı bir ağabey ister miydim çok emin değilim...
Dizideki Eşrefler gibi bir ‘yavuklu’ ister miydiniz? Hadi bakalım… (Gülüşmeler)
Yağmur: Abiyle aynı şey, kalsın. (Özge onaylıyor)
Peki Eşrefler’in kız kardeşleri rolünde birbirinizin abisini severken aslında aynı şeyi sevdiğinizi düşünmüyor musunuz? Evlenmeyi düşündüğünüz kişi, aslında özelliklerini sevmediğiniz abinizin bire bir kopyası değil mi?
Yağmur: Bildikleri erkek modeli o, bir yere çıkmadıkları için başka bir şey bilmiyorlar ki?!
Özge: Herkesi öyle zannediyorlar. O mahallenin dışına çıkmamışlar. Feraye’nin anlattığı Türk sineması sahnelerine de inanıp ağlıyorlar.
İtalik yürüyen kadın kabadayı olur mu?
Özge: Ağır ablalarımız da vardır yani.
Siz böyle cool bir abla yani ‘kabahala’ olsaydınız, nasıl bir tipe girerdiniz? (Gülüşmeler)
Özge: Pantolon giymezdim, etekten vazgeçmezdim. Yürüyüşüm daha sert olurdu ve masaya vurunca titretirdim. İsmimi de Aynur Abla koyardım. Öyle bir rolü yapabilir miydim bilmiyorum. Dizide 3. Eşref kılığına girdim; ama sudan Eşref bizimkisi. Foyası çabuk ortaya çıktı.
Yağmur: Benden olmaz abi! Kabahalalık bende durmaz.
Her insanın içinde bir kabadayı var mıdır?
Yağmur: Trafikte ortaya çıkabilir. ‘Ne diyorsun sen kardeşim?’ durumları oluyor.
Özge: Vardır tabii. Normalde sabırlıyım; ama tepem atınca da fena atıyor.
Kim daha kabadayı?
Özge: Yağmur daha yumuşak bana göre. Ben daha kabadayıyım. Ben gerilince o yumuşatıyor.
Yağmur: Kocam bana ‘Şuursuz hümanist’ diyor. (Gülüşmeler)
En başta Yetkin Dikinciler ve Yavuz Bingöl yerine Kadir İnanır ve İbrahim Tatlıses düşünülmüş. Onlar oynasaydı ne değişirdi sizce?
Özge: O durumda biz olmazdık sanırım; çünkü yaş farkı çok olurdu. Şu anki cast çok doğru seçilmiş. Görünen kılavuz... Eee... Köy... Neyse yok kılavuz. Köy var, kılavuzu yok... (Gülüşmeler)
Yağmur: Yetkin ve Yavuz abilerin yerine başkalarını gözümde canlandıramıyorum. Onlarla oynamak çok keyifli! Tiyatronun kabadayısı onlar. Yavuz Bingöl çok eğlenceli ve komik.
Dizinin çekimlerini yaptığınız Sarıyer’de gerçek mahalleliyle aranız nasıl?
Özge: Bu tür çekimlerde mahalleli rahatsız olur. En başında küçük tatsızlık yaşar gibi olduk.
Yağmur: Gelip izleyen çok. Geçenlerde bir kadın “Sizi hem burada izliyor, sonra da gidip evde izliyoruz” dedi. Bu çok güzel… Geçen sene Ezo Gelin’i canlandırırken Antep’te biri yolumu kesip “Ezo’dan uzak dur!” demişti. Kaçtım. (Gülüşmeler) Şu anki tepkiler iyi.
Özge: Ben de Sultan Makamı’nda oynarken taksiye binmek için yola çıkarken esnaftan birisi “Bu değil mi bu, mahalleyi sattı?” dedi. Önüme baka baka kaçtım, ödüm koptu.
Oyunculuğa nasıl başlamıştınız?
Özge: Ailem Devlet Opera ve Balesi’ndeler. Gözümü açtığımda kulisteydim zaten. Abim ve eşi de baleye girdi. Bir tek ben ve eşim tiyatrodayız. Balerin olmak istiyordum, nasıl olduysa Şehir Tiyatroları ve ardından konservatuara girdim.
Yağmur: Konservatuarın bale bölümünden mezun oldum. Belimden sakatlık geçirince Med Yapım’da asistan olarak çalıştım. Onlar ‘reklamda filan oyna’ deyince baktım yapabiliyorum. Akademi İstanbul’da eğitimini aldım
Yemeklerle aranız nasıl?
Özge: Mutfakta uğraşmayı çok seviyorum. Eşim güzel yaptığımı söylüyor ama… (Gülüyor)
Yağmur: Evlenmeden önce yemek yapmaya dair hiçbir fikrim yoktu. Evlenince zorla öğreniyorsunuz. Şu anda mutfak benim özel alanım, orada vakit geçirmek çok büyük keyif. Başka bir şeymiş! Şu ana kadar gelip yemek yiyenlerden zehirlenen olmadı. (Gülüyor)
Dizide kız kardeşi olduğunuz Doğulu Kara Eşref gibi acı yiyebiliyor musunuz?
Özge: Ben hiç acı yiyemem. Yemeğin tadını alamıyorum. Sette yemek yerken acı koymam, gerekirse yemediğim tarafa döküyorum. Acılı olmayan her şeyi yerim.
Siz de sakın Karadenizli Sarı Eşref’in sevdiği balıkları sevmediğinizi söylemeyin!
Yağmur: Aynen! (Gülüşmeler) Hiç balık yiyemem. Egeli ailemin yüz karasıyım. Balıktan hiç anlamam. Acıyı da sevmem
H.SALİH ZENGİN | |