İşi kavrayan 2de1'ci SoN_BaHar
Kayıt: 01.06.2007 Mesajlar: 1.869 Rep gücü: 8 Rep derecesi:  |  | |  | | | Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış, Allah'ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı bir elçisidir. Matta İncili'nde Hz. İsa'nın I. Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka İncili'nde ise İmparator Augustus döneminde (MS 6), Yahudiye'deki nüfus sayımı sırasında doğduğu bildirilir. Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir. Ancak çeşitli kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz. İsa'nın MÖ 7-6 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedirler. Allah'ın üstün özelliklerle lütufta bulunduğu, sonsuz cennet yurduyla müjdelediği bu değerli elçisinin getirmiş olduğu hak din bugün ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte dejenerasyona uğramış ve aslından saptırılmıştır. Allah'ın Hz. İsa'ya vahyettiği İncil de aynı şekilde ismen mevcuttur, ancak aslı ortada yoktur. Hıristiyan kaynakları zaman içinde çeşitli bozulmalara uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla bugün Hz. İsa ile ilgili gerçek bilgileri bu kaynaklardan temin etmemiz mümkün değildir. Hz. İsa hakkında doğruluğu kesin bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak, Allah'ın kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran'dır. Kuran'da, Hz. İsa'nın doğumu, hayatı, bu süre içinde karşılaştığı olaylardan örnekler, çevresindeki insanların durumu ve daha birçok konudan bahsedilmiştir. HAZRETİ İSA ALLAH'IN OĞLU DEĞİLDİR ALLAH'IN PEYGAMBERİDİR Hazreti İsa'nın getirdiği din, "Allah'a bir ve tek olarak iman eden, hak din"dir. Ancak bu mübarek insanın tebliği, onun Allah Katına alınışının ardından, özünden uzaklaştırılmış, gerçek İseviliğin yerine "üçleme ve kefaret gibi" batıl felsefeleri temel alan yeni bir inanç oluşturulmuştur. Ve bu inanç insanlara "hiç düşünmeden, sorgulamadan, araştırmadan" kabul edilmesi gereken "mutlak bir kanun" olarak sunulmuştur. Ancak insanlar, konsillerde "oy çoğunluğuyla" kabul edilen bu yanlış inanışları artık sorgulamaya başlamışlardır. Geçmişte üçleme inancı hakkında şüphelerini dile getirenler, Engizisyon mahkemelerine çıkarılır, ölüm cezalarına çarptırılırken, artık bu tartışmalar suç olmaktan çıkmıştır. Asırlar boyunca üzerinde konuşulmayan, tartışılmayan üçleme inancının Hıristiyan kutsal metinlerinde yer almadığı, bu inancın Hz. İsa'dan 3 asır sonra Hıristiyanlığa girdiği her ortamda dile getirilmeye başlanmıştır. ^ Bu kitapta, hem Hıristiyan kaynakları hem de Kuran ayetleri ışığında gerçek Hıristiyanlığın tevhid inancını temel alan, muvahhid (Allah'ın birliğine iman eden) bir din olduğu ortaya koyulmaktadır. Amacımız, Allah'ın birçok Kuran ayetinde bildirdiği "iyiliği emredip, kötülükten menetme" emrinin gereğini yerine getirmek ve sağduyulu İsevilerin gerçekleri görmelerine yardımcı olmaktır. Temennimiz ise tüm İsevilerin bu yanılgının farkına varmaları ve tevhid inancına uymayan tüm yanlış inanışlardan tamamen vazgeçmeleridir. HIRİSTİYANLARIN ÜÇLEME YANILGILARI De ki: "Eğer Rahman (olan Allah)'ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum." Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden yücedir. (Zuhruf Suresi, 81-82) Kitab-ı Mukaddes incelendiğinde, üçleme inancının açıkça reddedildiği, Allah'ın sonsuz güç ve kudretinin çok sık vurgulandığı, Hz. İsa'nın insani özelliklere sahip mübarek bir elçi olarak tarif edildiği görülür. Buna rağmen neden bazı Hıristiyanlar üçleme yanılgısına inanmayı tercih etmişlerdir? * Üçleme inanışındaki yanılgılar ve çelişkiler nelerdir?
* Bu sapkın inanç karşısında Müslümanlara nasıl bir sorumluluk düşmektedir? Üçleme inancı nasıl ortaya çıktı? Hıristiyanlık, Hz. İsa'nın Allah Katına alınışının ve bu dinin Yahudilerin dünyasından çıkıp putperest dünyaya doğru yayılışının ardından farklılaşmaya başladı. Hz. Musa'nın şeriatının temeli olan tevhid inancı büyük bir değişikliğe uğradı. Hz. İsa üçleme inancı nedeniyle bir ilah olarak görülmeye başlandı. (Allah'ı tenzih ederiz.) Hz. İsa'nın Allah Katına alınışından 30-40 yıl sonra ortaya çıkan batıl "Allah'ın oğlu" kavramı zamanla insanlar arasında yaygınlaştı. Ancak bu kavramın neyi ifade ettiği oldukça uzun bir süre belirsiz kaldı. Bazıları bu ifadeyi sadece Hz. İsa'nın Allah Katındaki seçkin konumunu ifade eden mecazi bir kavram olarak yorumladılar ve Allah'ın birliğine inanmaya devam ettiler. Bazıları ise bu kavrama dayanarak Hz. İsa'yı sözde ilahlaştırdılar ve onu kendilerince "Oğul Tanrı" saydılar. Üçleme inancında dua çelişkisi Üçleme inancına sahip Hırisiyanların en belirgin özelliklerinden biri, dua ettiklerinde Hz. İsa ve Ruhul-Kudüs'ün adını anmaları ama Allah'ın adını anmamalarıdır. Bu durum, Allah ile birlikte Hz. İsa'ya ve Kutsal Ruh'a da ilahlık atfeden (Allah'ı tenzih ederiz) teslis inancının en büyük çelişkilerindendir çünkü böyle bir iddiada bulunanlar hakkında şu soruların sorulmasını gerekli kılmaktadır: Neden Allah'a dua etmiyorsunuz da Hz. İsa'ya ve Ruhul-Kudüs'e dua ediyorsunuz? Allah'a dua etmenizi engellleyen nedir? Allah'a inanıyorsanız O'na da dua etmeniz ve O'ndan istemeniz gerekmez mi? Dua konusundaki bu çelişkili inanışınızın farkında mısınız? Bu soruları samimi olarak kendisine soracak olan tüm Hıristiyanlar doğru cevapları da kendi kendilerine verebileceklerdir. Hıristiyanlar açısından asıl sorun şudur ki; hemen hemen her Hıristiyan üçleme inancındaki çelişkilerin farkındadır ama çoğu zaman bunu sorgulamamaktadır. Asırlardır süregelen geleneklerin bir parçası olarak veya bir alışkanlık şeklinde bu uygulamaları devam ettirmektedirler. Sorgulayanlar ise doğruları çabucak görebilmektedir. Bu nedenle sağduyulu Hıristiyanlara yapılabilecek en önemli çağrılardan biri; "Gelin, siz de, hepimizin Yaratıcısı olan Yüce Allah'a dua edin. İsteklerinizi O'na yöneltin, O'ndan isteyin." şeklinde özetlenebilecek çağrıdır. Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('Ol' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.” (Nisa Suresi, 171-172) De ki: "Eğer Rahman (olan Allah)'ın çocuğu olsaydı, ona tapanların ilki ben olurdum." Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirdiklerinden yücedir. (Zuhruf Suresi, 81-82) "De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim..." (Al-i İmran Suresi, 64) İnsan yaşamı boyunca türlü zorluklarla denemeden geçirilecektir. Bu denemelerden başarıyla geçmesi ise ancak Kuran ahlakına göre hareket etmesiyle mümkündür. Ancak bu başarının karşısında dikilecek baş düşman, şüphesiz ki şeytan olacaktır. O iblis ki, insanların doğru yolu üzerine oturarak onlara tuzak kurmaya çalışır. Bunu yaparken de, ilk stratejisi Allah’ın dinini ve doğru yolunu unutturmak, inananları bu doğru yoldan alıkoymaya çalışmaktır. Bu noktada karşımıza çıkan şeytani bir strateji, bize şeytanın hileli düzeni hakkında fikir vermektedir: Tartışmak... Kendi karakter özelliklerinden biri olan tartışmayı insanlar arasında yaygınlaştırmak, şeytanın insanları saptırma amacına son derece uygundur Din insanın bencil tutkularına ağır gelebilecek ve bazı dünyevi çıkarlarıyla çatışacaktır. Bu yüzden, şeytanın tartışmacılık özelliğiyle yoğrulmuş olan insanlar, kendilerine din anlatıldığı zaman da tartışma yolunu seçeceklerdir. Vicdanları tarafından kabul edilen dini bu tutkuları nedeniyle inkar edecek, bu tavırlarına sözde "mantıklı" bir zemin bulabilmek için de, aynı şeytan gibi tartışma yolunu izleyeceklerdir. Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,’ günaha düşkün olan her yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223) Yahudilik de Hristiyanlık da günümüzde tahrif edilmiş ve değişikliğe uğratılarak aslından sapmıştır. Gerçekte tek bozulmamış ve Allah’ın korumuş olduğu din İslamdır. Her iki dinde de "Allah’ın oğlu" gibi sapkın bir inanış vardır. Bu sapkın inanış Tevbe Suresi'nin 30. ayetinde şöyle ifade edilmiştir: "Yahudiler: "Üzeyir Allah’ın oğludur" dediler; Hristiyanlar da: "Mesih Allah’ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?" "Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp-duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz. İbrahim, ne yahudi idi, ne de hıristiyandı: Ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi." (Al'i İmran Suresi, 65-67) De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin.
Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım
ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim."
Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki:
"Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız."
(Al-i İmran Suresi, 64) "Yoksa, Kur'ani kendisi mi uyduru mu, diyor müsrikler? O halde söyle de: - Haydi onun gibi uydurma on sure getirin ve bunun için, Allah'dan baska gücünüzün yettiginide çagirin. Eger dogru söylüyorsaniz, bunu yaparsiniz." (Hud Suresi, 13) Allah kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.
Allah iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.
(En'am Suresi, 125) --------------------------------------- Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. (Tevbe Suresi, 32) VesseLam | |  | |  | |