| | • Aylardır emekleyen, bir buçuk aydan beri de bir yerlere tutuna tutuna yürüyen sevimli bir bebek, az önce desteksiz ilk adımını attı. Biraz ürkekti, hafif yalpaladı; ama yine de yürüyordu artık!
• Minik bebeğin ablası sevinç ve hayret içinde annesine koştu: “Annee, annee! Gel, kaydeşim yürüyo.”
• Bebeğin yürüyüşünü hayretle seyreden annenin kendi yürüyüşüne hayret edişinin üstünden, tam yirmialtı yıl geçmiş bulunuyordu.
• Bu sırada bastonuna yaslanarak karşı kaldırıma geçen bir amca, bunca yıldır nasıl rahat rahat yürüdüğüne hayret ediyor; bunun kıymetini bilemediği için de, aklına şaşıyordu.
• Tekerlekli sandalyesiyle pencere kenarına gelip, caddeden geçip gidenleri seyrederek oyalanan felçli hastanın gözü, bastonlu amcaya takılmıştı. Birden, “Bastonla da olsa, yürümek güzel şey” diye geçirdi içinden.
• Karşı dairedeki teyzenin okuduğu son sûre, Lokman sûresiydi. Tam da o anda, “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme” mealindeki âyeti okumuştu.
• Bir tıp fakültesinin ikinci sınıfında, anatomi dersine girmişti öğrenciler. O günün konusu, ayak kemikleriydi. Kemiklerin yapısından yerleşimine.. ince bir hesabın, hassas bir ayarlamanın varlığı ortadaydı.
• Karşı kaldırımdan ise, birkaç aşufte kılıklı insan, onlara bu bedeni, bu ayakları, bu kasları Vereni düşünmeden, üstelik O’nun emrini çiğneyerek ‘Cahiliye kadınları gibi’ yürüyorlardı.
• Oysa aynı sıralar, Rabbini bilen bir hanım, bu konudaki âyeti düşünmekle meşguldu. Bu âyet, bize “Vücudunuzun sahibi siz değilsiniz; olamazsınız da. O halde, o vücudu Sahibini bilerek ve O’nun izni dairesinde kullanma durumundasınız” diyor olmalıydı.
• O sıralar can veren bir adam, asıl Sahibin kim olduğunu haliyle belgeliyordu.
• Meydanın öbür ucundaki birkaç genç ise, bir arkadaşlarını bekliyordu. Koşar adım gelen delikanlı, selam-kelamdan sonra, heyecanla söze girdi. “Az evvel” dedi, “evden çıkmadan önce, bir kitabı almıştım elime.” Okuduğu kısımda, İmam-ı Rabbanî’nin harika bir tavrı anlatılıyordu. “Hazret, hiç kerametini görmedik” diyenler olunca, ayağa kalkmıştı büyük insan. Birkaç adım yürümüş, sonra şunu demişti: “İşte keramet!”
• Bir başkası ise, “Kur’ân’da Keramet” başlığını taşıyan bir kitabı okuyordu. Kitabın ana vurgusu şuydu: Keramet, Allah’ın ikramının ifadesidir. O halde, muhatap olduğumuz herşey ve her nitelik bir ilahî ikram olduğuna göre, hepimiz kerametler içinde yaşıyoruz aslında.
• Aynı anda, bir dergide ‘küçük olaylar’ı okuyan birinin aklına, hemencecik bir örnek gelmişti. İçinden, “Meselâ, yürümek” dedi.
• Ve bu olayların hiçbiri TV’lerin haber bültenlerinde yer almadı.
• Gazeteler de bu olayları yazmadılar.
• Ama ‘yazıcı melekler’ gerek Rabbi adına, gerek Rabbini unutarak atılan adımların çetelesini tutmayı sürdürdüler.
• Ve bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü.
• Ve hayat yürümeye devam etti........ | |