İsLaMi SoHBeT... - Sayfa 5 - Herşeyde biraz 2de1



Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #41 (permalink) Alt 31-05-2007, 19:30
göηℓüмüzüη ѕυℓтαηı
 
Notheart - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

****$@I(!RT'3***
 
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 8.285
Rep gücü: 47
Rep derecesi: Notheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyor

 
çok güzel bi konu seçmişsin canım eline sağlık...
Notheart Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #42 (permalink) Alt 31-05-2007, 19:32
göηℓüмüzüη ѕυℓтαηı
 
Notheart - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

****$@I(!RT'3***
 
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 8.285
Rep gücü: 47
Rep derecesi: Notheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyor

 
200- Olumsuz bir ek ilâvesiyle: "Vallahi ne falan ve ne de falanla konuşurum" veya : "Vallahi ne yemek ve ne de su tadarım" denilse bu, iki yemin olmuş olur. Hangi biri ile konuşulsa veya herhangi biri tadılsa, yemin bozulmuş olur ve keffaret gerekir.

çok hassas olmamız gereken şeyler bunlar ne kadar basit ama kefaret gerektiriyor yemin etmemmek lazım...
Notheart Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #43 (permalink) Alt 01-06-2007, 11:25
göηℓüмüzüη ѕυℓтαηı
 
Notheart - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

****$@I(!RT'3***
 
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 8.285
Rep gücü: 47
Rep derecesi: Notheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyorNotheart Savunun Deli Gibi İlerliyor

 
BİR HADİSLE VE KISSAYLA BENDE KATKIDA BULUNMAK İSTEDİM




Ebû Tarîf Adî İbni Hâtim et-Tâî radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim demiştir:

“Bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yemin eden, sonra da (yemininin) zıddını takvâya daha uygun bulan kimse, (yemininden vazgeçip) takvâya yönelsin!”

Müslim, Eymân 15

Adî İbni Hâtim

Adî, cömertlikte darb-ı mesel olmuş bir babanın oğludur. Hicrî yedinci yılda Tay kabilesi adına elçi olarak Medine’ye gelmiş, Resûlullah kendisine büyük hüsn-i kabul göstermiş, hatta oturduğu minderi Adî’ye ikram etmiştir. Adî’nin cömertliği konusunda da pek çok menkıbe nakledilmiştir. Adî ve kabilesinin müslümanlığı pek samimi ve çok kuvvetli idi. Hz. Peygamber’in vefatından sonra bir çok Arap kabilesi irtidat edip dinden dönmüş ise de, Adî’nin kabilesinden hiç kimse böyle bir yola girmemiştir. Kabilesi içinde zekâtını hesap edip Hz. Ebû Bekir’e takdim eden ilk kişi Adî oldu. Diğerleri de kendisini takip etti.

Adî, Medâyin’in fethinde bulundu. Daha sonraki olaylarda Hz. Ali tarafında yerini aldı. Cemel olayında gözünü kaybetti.

Hz. Peygamber’den altmış altı hadis rivayet etti. Rivayetlerinin altısını Buhârî ve Müslim ortaklaşa, üçünü yalnız Buhârî, ikisini de yalnız Müslim rivayet etmiştir. Uzun ömürlü sahâbîlerden olan Adî ibni Hâtim, 120 yaşlarında iken hicrî 68 yılında vefat etti.

Allah ondan razı olsun.

Açıklamalar

“Vallâhi”, “Tallâhi” diyerek Allah adına bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yemin etmek, hemen herkesin zaman zaman yaptığı bir iştir. Yemin, yemin edeni bağlar. Allah adı anılarak yapılan yeminlere sadâkat göstermek gerekir. Yeminden dönmenin cezâsı vardır. Ona “yemin kefâreti” denir. 1721 numaralı hadisin açıklamasında yemin kefâreti konusunda geniş bilgi verilmiştir.

Müslümanın verdiği sözde durması, yeminine sâdık kalması esastır. Ancak hadîs-i şerîf’te, takvâ’nın yemine tercih edilmesi gerektiğini ve bunun bizzat Hz. Peygamber tarafından teşvik edildiğini görmekteyiz. Dinimizde Allah korkusunun kula hâkim olması daima önde tutulmuştur. Konuya ait hadislerde, “ettiği yeminin aksini daha hayırlı gören kimse, derhal o hayırlı olanı işlesin ve yeminini bozduğu için de kefâret versin!” ifadeleri de yer almaktadır (bk. Müslim, Eymân 7-19). Takvâ ve hayır uğruna, gerekiyorsa, kefâretten kaçmayıp yemininden dönmenin tavsiye edilmiş olması, müslümandan beklenen asıl tavrın, her zaman ve her yerde takvâya sahip çıkmak olduğunu göstermektedir. Bu tavrı, sevgili Peygamberimiz bizzat kendileri de fiilen ortaya koymuşlardır. Ceyşü’l-usre (zorluk ordusu) diye de anılan Tebük seferi hazırlıkları sürerken, kendisinden yük devesi isteyen bir kısım müslümana Hz. Peygamber, “Vallahi size yük devesi veremem” demiş, bir süre sonra da o kişilere istedikleri develeri vermişti. Bunun üzerine kendisine, -unutmuş olma ihtimalinden dolayı- ettiği yemin hatırlatılmış, o da; “Bir şeye yemin eder ve başkasını ondan daha hayırlı görürsem o hayırlı işi yapar, (kefâret vererek) yeminimi helâl kılarım” buyurmuştur (bk. 1721. hadis).

1719 ve 1920 numaralarda tekrar edilecek olan hadisimizin kendisinden rivâyet edildiği Adî İbni Hâtim de aynı şekilde yeminini bozup “daha hayırlı olanı” yani “takvâ”yı tercih etmiş ve bu davranışına Hz. Peygamber’in bu tavsiyesini delil göstermiştir.

Nevevî merhum, yeminle ilgili rivayetler arasından, içinde “takvâ” kelimesi geçen bir tek bu rivâyeti bulup burada zikretmek suretiyle, hem Riyâzü’s-sâlihîn’deki konuları delillendirmede nasıl titiz davrandığını ve ince bir dikkat gösterdiğini isbat etmiş, hem de “daha hayırlı olan” ifadelerinin “takvâ’ya uygun olan” anlamına geldiğini anlatmak istemiştir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Bir işi yapmaya veya yapmamaya yemin eden kişi, yemininden dönmeyi daha hayırlı, yani takvâya daha uygun bulursa, yemininden dönmesi müstehaptır. Tabiî keffâretini de verecektir.

2. Yemin keffâreti, yeminden dönüldükten sonra verilir.

3. Takvâyı iltizam etmekte yemin bile mazeret sayılmamakta olduğuna göre, müslümana her işinde takvâ üzere olmak yaraşır.
Notheart Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #44 (permalink) Alt 01-06-2007, 14:54
αşк - ı кıуαмєт
 
FoRuM_MeLeGi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

DiKKaT !!! MeLeK WaR :))
 
Kayıt: 22.05.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 4.809
Rep gücü: 20
Rep derecesi: FoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu Sanırım

 
Gerçek Dinin Esasları ve Başlıca Dinler

1- Gerçek din, Yüce Allah'ın bir kanunudur ve birtakım sağlam hükümlerin kutsal bir mecmuasıdır. Allah bunu, peygamberleri aracılığı ile insanlara ikram ve ihsan, buyurmuştur. Bu kanun, insanları hayırlı olan şeye götürür. İnsanlar, bu Allah kanununun buyruklarına kendi güzel irade ve arzuları ile

uydukça, doğru yol üzerinde bulunur ve hidayete ermiş olurlar. Hem dünyada, hem de ahirette mutluluğa ve selamete kavuşurlar.
2- Dinler başlıca üç kısma ayrılır.


Birincisi: Hak dinlerdir. Bunlar yukardaki tarife uygun olanlardır. Yüce Allah tarafından konulup peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen dinlerdir. Bunlara "İlahî ve Semavî" dinler de denir.
Semavî dinlerin hepsi esas bakımından birdirler. Yalnız bazı ibadetler ve hukuk kuralları bakımından aralarında ayrılık olmuştur.
Hazret-i Adem'den Hazret-i İsa'ya kadar gelen bütün mübarek peygamberlerin insanlara bildirmiş oldukları dinler, iman esaslarında bir olup yalnız bir Allah'a iman etmeye dayalı iken, bunlar sonradan bozulmuş ve asılları kaybolmuştur. Yüce Allah en son ve en büyük Peygamberi olan Hazret-i Muhammed'i Sallallahu aleyhi ve Sellem'i bütün insanlara Peygamber olarak göndermiştir. Onun aracılığı ile de hak dinlerin en sonu ve en mükemmeli, olan İslam dinini kullarına Allahü Teala ihsan etmiştir. İşte bugün yeryüzünde hak din olarak kıyamete kadar yaşayacak olan yalnız bu İslam dinidir.
İkincisi: Asılları değişmiş ve bozulmuş olan dinlerdir. Bunlar, yukarıda söylendiği gibi asılları bakımından birer gerçek din iken sonradan bozulmuş, İlahî niteliklerini kaybetmiş olan dinlerdir.


Üçüncüsü: Batıl dinlerdir. Bunlar asılları bakımından da gerçek din ile ilgisi bulunmayan dinlerdir. Bunlar birtakım milletler tarafından ortaya konmuş olan uydurma inançlardır. Bunlarda akla ve mantığa uygun olan bazı hükümler bulunsa bile konuluşları itibariyle İlahî olmak şerefinden yoksun olup hiç bir bakımdan din kutsallığını taşımazlar. Ateşe, yıldızlara ve putlara tapan milletlerin dini bu türdendir.





Gerçek Bir Dinin Vasıfları ve Yararları

3- Gerçek bir dinin belirgin vasıfları, kendini diğer dinlerden seçkin kılan özel nitelikleri pek çoktur. Özetle diyebiliriz ki, gerçek din insanlara yalnız bir Allah'ın varlığını bildirir, yalnız bir Allah'a ibadet edilmesini emreder, bütün kainatın Allah'dan başka yaratıcısı bulunmadığını haber verir. Bütün peygamberlere ve bütün semavî kitablara ayırım yapmaksızın inanılmasını ister. Sonsuz olan bir ahiret hayatının varlığını anlatır. İnsanları bir düzen içinde birleştirir ve aralarında bir kardeşlik meydana getirir. İnsanların yaratılışında eşitlik bulunduğunu gösterir. Allah katında üstünlüğün takva ve güzel ahlakla olduğunu öğütler. Her yönü ile akla ve hikmete uygun bulunur, insanların kurtuluşuna ve mutluluğuna vesile olur.
İşte bütün bu niteliklere sahib olan din, bugün yeryüzünde var olan ve kıyamete kadar devam edecek olan yalnız İslam dinidir.


4- Hak dinin yararlarına gelince:Bu yararlar çoktur ve pek önemlidir. Böyle bir din sayesinde insanların kazanacakları yararları ve mutlu halleri anlatmaya hiç bir kalem yeterli değildir. Şu kadarını bildirelim ki, insan hak bir din sayesinde ne için yaratıldığını öğrenir, kendisini yaratıp büyüten, sayısız nimetlere eriştiren mukaddes kutsal mabudunu tanır. Allah'ın seçkin kulları olan Peygamberlerin varlığına inanır ve onların güzel huyları ile hayatını aydınlatmaya çalışır. Böylece insanlığa yaraşır bir yaşayışla yaşar ve ölünce de sonsuz bir mutluluğa kavuşur.


Şunu da arz edelim ki, gerçek bir din, insana güç verir, onu hayata hazırlar, onu en düşünceli ve en üzüntülü günlerinde teselli eder. Böylece insanın gelecekteki hayatını korumuş olur.
Düşününce şu gerçeği anlarız: İnsan bu dünya hayatında yaratıklardan bir yaratıktır. İnsan bu alemdeki yaratıkların yanında bir zerre mikdarıdır. Birçok ihtiyaçlar içinde çırpınmaktadır. Mevcut alemin bir takım kuvvetleri karşısında pek aciz bir durumdadır. Sonra da, daha açılmadan solan çiçekler gibi bütün varlığını kaybederek ölüp gitmektedir. O halde insanlık bu ölümlü hayattan ibaret olsa, insanlar kadar durumlarına acınacak bir yaratık olamazdı.


O halde bu maddî ve ölümlü hayat bakımından insanın yaşantısı tam bir huzur ve bahtiyarlık içinde olamaz. Fakat diğer bir yönden insan çok bahtiyar ve pek mutludur. Çünkü gerçek dine sarıldıkça, insan kalben huzur içinde olur. Sonsuz bir mutluluğa erişme hazırlığındadır. Bu geçici hayatın sona ermesi, kendisini hiç bir tasaya düşürmez. Böyle bir insan, ebedî bir varlığın kendisini rahmeti ile koruyacağından emindir. Hiç bir zaman kaybolmayacak olan bir hayata kavuşmakla mutlu olacağına inanmıştır.


İşte bütün bunlar, gerçek bir dinin insanlık alemine kazandıracağı yararların bir kısmıdır.
İnsan, ancak böyle bir din sayesinde hayatını kanaat üzere düzenler, büyük yaratıcısına seve seve ibadette bulunur, hakları gözetir, ebedî olan cennet mükafatına kavuşma isteği ile dindaşlarına ve bütün insanların hidayete ermelerine hizmet etmek ister. Böylece cemiyetin çok kıymetli bir organı olur.


Sonuç: İnsanlığa bu yüksek ruhu veren, bu güzel yaşayış şeklini öğreten, gerçek dinden başkası olamaz.

FoRuM_MeLeGi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #45 (permalink) Alt 01-06-2007, 14:56
αşк - ı кıуαмєт
 
FoRuM_MeLeGi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

DiKKaT !!! MeLeK WaR :))
 
Kayıt: 22.05.2007
Yaş: 24
Mesajlar: 4.809
Rep gücü: 20
Rep derecesi: FoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFoRuM_MeLeGi Bir Hareketlilik Söz Konusu Sanırım

 
Müslümanların Ayrılık Nedenleri

Yeryüzünde yaratılmış olan insan türü önce kendisine bahşedilen vahiy nimetinin yönlendirdiği istikamette tek bir millet olarak yaşamını sürdürüyordu. Sonra hak ile batıl arasında iradeli tercihler sonucu oluşan kutuplaşma ve ayrılıklar başladı (10/19). Yanlış tercihlerde bulunanlar; kurtuluş, adalet ve mutluluk yolu olarak kendilerine lütfedilen dinlerini parçaladılar. Bu insanlar bölük bölük oldular. Ve her bölük kendini farklı kılan değerleriyle övünmeye başladı (30/32).

insanların ayrılığa düşmelerinin nedeni; heva ve heveslerini aşamamaları (25/43), kendilerine Rabbleri katından doğru yolu gösterecek ve şifa olacak kitaplar verilmesine rağmen aralarında yaşattıkları kıskançlıkları kıramamaları (2/213) ve dolayısıyle Allah'ın kitabını gereğince akledememeleriydi (2/44). Bir çok konuda ihtilaflar sökün etti. Ve sonra işlerini aralarında parçaladılar, çeşitli kitaplara ayırdılar (23/53). Yani dinlerini parça parça edip, grup grup oldular (6/159).

Kendisine kelimeler verilen (2/37) Adem(a)'dan bu yana tüm insanlık için kurtuluş yolu hep aynı olmuştur. Bu yolun özü ve adı birdir: Allah katında din islam'dır (3/19). Daha sonra oluşan tahrifatlara rağmen İbrahim(a)'in dininin adı da budur. Hz. isa'nın ki de. Tahrif olmuş din anlayışının ve cahili geleneğin çürümüşlüğü karşısında hayatı yeniden ıslah etmek ve insanları aydınlığa ulaştırmak üzere Hz. Muhammed'e tamamlanmış olarak vahy edilen (5/3) dinin adı da İslam'dır. Ama toplumsal yaşamda dile getirilen önceki ihtilaflar ve ayrışmalar Rasulullah(s)m vefatından sonra İslam dünyasında da varlığını göstermiş ve devasa sorunlara neden olmuştur.

Oysa yüce Rabbimiz Kur'an'ı Kerim'de müminlerin bilerek hakka şahitlik etmelerini istemişti (42/86). Onların kardeş olduğunu (49/10) ve Allah yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi sat bağlayacaklarını (61/4) ifade etmişti. Ayrılığa düşülmesini olumsuzlamıştı (42/14). Ve Kitapta, ihtilaflardan arınma yolunun Allah'a ve Rasul'üne yönelmek olduğu gösteriliyordu (4/59). Ayrıca kendilerine apaçık ayetler sunulduğu halde ihtilaflardan vazgeçmeyenleri kötü bir akibetin beklediği hatırlatılıyordu (3/105).

Rasulullah hayatta iken müslümanlar arasında bölünmelere neden olacak herhangi bir ihtilaf olmadı. Rasulullah müslümanların öğretmeni ve önderi idi. Ona itaat etmek müslüman olabilmenin zorunlu gereği idi (4/64). O müslümanlar arasında Allah'ın Kitabı ile hükmediyordu (4/105), onlara vahyin anlaşılması ve yaşanması hususunda şahitlik yapıyordu (2/143). Ve onun döneminde müslümanlar vasat bir ümmet olarak vahdeti oluşturmuşlar ve insanlara tevhidi hakikatlerin şahitliğini sosyal yaşam içinde gösterebilmişlerdi. Bununla birlikte Kur'an'ın mesajı evrenseldi. O her dönemde ve her iklimde yaşanabilecek vahyi ilkeler ve emirler diziniydi. Müslümanların daha sonraki dönemlerde de Kur'an'ın bildirdiği ve Rasulullah'ın uygulamasını gösterdiği doğrultuda; Allah'a topluca kulluk yapmak, aralarındaki işleri istişare ile halletmek, birlikte rüku etmek, zulüm ve saldırı karşısında topluca tavır almak, birbirlerine karşı merhametli ve bağışlayıcı olmak, kendilerinden olan ulu'l-emirlere uymak, ihtilaflarını Kur'an'ın hakemliğinde çözmek gibi toplumsal sorumlulukları devam etmekteydi. Güçlerin zayıflamaması içîn birbirleriyle çekişmeme!) ve kardeşlik hukuklarına dikkat etmeliydiler (8/46). Dağılıp ayrılmamanın yolu Allah'ın ipine sımsıkı sarılmaktı (3/103).

Ama Hz. Muhammed'in vefatından kısa bir süre sonra müslümanlar da önceki milletlerin başına gelen acı akıbeti yaşamaya başladılar. Ümmetin birlikteliğini zedeleyen bazı olumsuzluklar hissedilmeye başlandı ve peşi sıra vahyin ortaya koyduğu toplumsal yasalar varlığını gösterdi. Zira Rabbimiz kendinde bulunan güzel meziyetleri değiştirmedikçe bir millete verdiği nimeti değiştirmeyeceğini bildirmekteydi (8/53). Günümüzde olduğu gibi islam tarihi içinde de sürekli olarak gündeme getirilen "vahdet" konusu, aynı zamanda yitirilen bir birlikteliğin de ifadesi oluyordu.

ilk dönemlerde müslümanların coğrafi olarak çok hızlı bir biçimde yaygınlaşmaları, Kur'ani eğitimin ve kültürün o bölgelerdeki yaygınlaşmasını aynı hız ölçüsünde gerçekleştiremedi. Müslümanların kuvvet bulduğu ilk dönemlerde İslam'a girmek isteyen bedeviler konusundaki vahyi uyarı öğreticiydi: «Bedeviler dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz, ancak 'İslam olduk' deyin. iman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Hiç şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." Mümin olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Rasulü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler, işte onlar, sadık olanların ta kendileridir." (49/Hucurat, 14-15). Sonraları ise İslam'a yeni giren kişilerin atalarından öğrendikleri pagan anlayışları yeni kimliklerine taşımalarını giderici yaygın eğitim politikaları üretilemedi.

Bu vakıa yanında Kur'an nassları ile karşılaşılan olaylar arasında bağ kurma yetisine sahip yetenekli ve muttaki kişiler yönetimde etkin olamadılar. Kısa bir süre sonra emanet, ehline verilip işler istişare ile idare edileceğine, yönetim, saltanat gibi cahili bir kurumun tasallutu altına girdi. Cahili kültür ve kişisel ihtiraslar insanları Kur'an'ın aydınlığı karşısında köreltti. Müslümanların bazıları Kitab'ı okudukları halde Yahudi ve Hıristiyanlar gibi birbirlerini doğru bir temel üzerinde olmamakla suçlamaya başladılar (3/113). Bazıları da ellerinde vahiy bilgisini tutmalarına rağmen çekememezlik yüzünden birbirlerine düştüler (42/14). Kur'an'ın sunduğu kolaylık ve anlaşılırlık imkanları içinde vahye teslim olunacağına, farklılaşan değerler, cahili arzular, beşeri anlayışlar kendilerini Kur'an'la ifade etmeye çalıştılar. Bu noktadan sonra Kur'an'ın parça parça edilmesi (15/91) söz konusu idi.

Hicri birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü asırlarda "Makalat", "Firak", "Mile! ve Nihal" başlıklarıyla fırkalaşmaların ifadesi olan kitaplar yazıldı. Bu kitaplarda ümmetin bölünen parçaları kendi fırkalarının tezlerini oluşturmaya ve nassları kendi tezleri doğrultusunda tefsir etmeye gayret ettiler. Sosyal konumları vahyi ölçüler belirleyeceğine, vahyi ölçüler ve Hz. Muhammed'in sünneti, Kur'an ve Sünnet müdafaası iddiası altında önceden kazanılmış veya gasbedilmiş sosyal konumlara göre yorumlanmaya başlandı. Artık çoğu kişi için nassların yönlendiriciliği değil, nassların yönlendirilmesi söz konusu idi. Heva ve hevesler ön plana çıktı. Dillerini Allah'ın ayetleriyle eğip bükenler (3/78) çoğaldı. Kelimelerin yerleri değiştirildi (5/41). Allah'ın ayetlerini gizlemeye cüret edenler tövbe edip Rabbimizden af dileyeceklerine, lanetleneceklerini bile bile (2/159) bu tavırlarına gerekçe olacak bazı lafızlara yeni istilahi anlamlar yüklediler.

Rasulullah'm irtihalinden bir süre sonra, öncelikle toplumsal yönetimi ellerinde tutan kişileri doğrudan ilgilendiren "fısk". "zulüm", "iman", "adalet", "kader" gibi akaidi boyutu olan kavramların yorumlanmasında kötü niyetlerin ve cahili kültürlerin saptırıcılığı devreye girdi. Bu tartışmalar, kesin bilgiden ve vakıadan uzak olarak soyut ve Kur'ani ölçülerle çelişen bir tarzda kelami, felsefi, tasavvufi tartışma boyutlarına uzadı. Gaybın bilgi ve anahtarları Allah'ın yanında iken, gaybi konularda farazi tartışmalar ve içtihadlar yapıldı. Allah Kitab'ında itikadi konularla ilgili yeterli bilgi ve ölçü vermiş iken, bununla yetinmeyenler, farazi içtihatlarından doğan itikadi mezhepleriyle müslümanların bölünmüşlüğünü daha da artırdılar.

Sözkonusu olumsuzluklar yanında her fırka «fırka-i naciye» olduğu iddiasıyla diğer grupları dışlama ve tekfir etme hastalığına yakalandı, işbaşına geldikten sonra bozgunculuk yapan (2/205) iktidar sahipleriyle mücadele etmek ve zulmedenlere eğilim göstermemek (11/113) gibi yükümlülüklerini müslümanların çoğu unuttu. Yüce Rabbimiz tabii ki bozgunculuk yapanı ıslah edenden ayırt edecekti (2/220). işlerini kendi aralarında farklı kitaplar halinde parçalayıp-bölenler (23/53) gibi Kur'an'ı terkedilmiş (25/30) bir durumda bırakanlar, yaptıkları haksızlıklardan sonra tevbe edip hallerini ıslah edeceklerine (5/39), diğer grupları bid'atçılık ve bozgunculukla suçlamaya devam ettiler. Ayrılıklar katmerleşti. islam tarihi ile ilgili rivayetlere bakılacak olursa, öyle anlar yaşandı ki, küffar karşısında dökülecek kanlar, adeta iç savaşa dönüşen mezhep kavgalarında heder edilir oldu. Ümmetin dirlik ve düzenliği bozuldu. Ümmet bilincini yaşatan tevhidi inanç, İslam dünyasında görünebilir bir şekilde toplumsal gücünü yitirdi. Rabbimizin «Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.» (42/12) hitabıyla yaptığı tavsiyeye uyulmadı. Birbirleriyle çekişen müslümanlar çözülüp yılgınlaştılar. Rüzgarları kesildi (8/46).

Ama her dönemde bozukluklar, çetin ve olumsuz şartlar karşısında topukları üzerinde geriye dönmeyen, Allah'ın ipine sımsıkı sarılan, salih amellerine devam eden ve tevhidi mücadelenin yılmaz taşıyıcılığını yapan muvahhid ve inkılapçı insanlar var olageldi. Onlar ümmetin en hayırlıları idiler (98/7). Lakin onlar uzun bir dönem toplumsal değişimi (13/11) sağlayabilecek yeterli bir oluşumu gerçekleştiremediler. Fakat bununla birlikte Allah'ın kitabı önündeki engelleri kaldırmak ve tevhidi duyarlılığı taşıyıp-yaygınlaştırmak konusunda çok önemli adımlar attılar. Bu adımlar sayesindedir ki Kur'an'ın, hayatımızın bütün alanlarını yönlendiren, okunur-anlaşılır bir kitap olduğu; islam'a olan şekli bağlılıklarla müslüman kimliği taşıyan insanların yeniden ıslahı, bilinçlendirilmesi; ve vahdet sorunu, birliğini kaybetmiş ve batılı kafir güçlerin fikri, siyasi, ekonomik alanlarda fiili kuşatması altına girmiş islam coğrafyasının gündemini oluşturmaya başladı. Ve artık müslümanların gaflet ve cahilliklerinden yararlanan dünya egemen şirk güçleri ve yerli sultaları eskisi kadar rahat değillerdi. Egemenlikleri tehlikeye girebilirdi. Bunun için de, İslami uyanışı sindirmeli ve İslami hareketi bölmeli idiler.

Fakat bugün müslümanların var olan farklılıklarının ve ayrılıkların nedenleri iyi kavranmalıdır. Bugün insanlığın islam'a, müslümanların da birliğe şiddetle ihtiyacı var. Tabii ki "vahdet" soyut temennilerle kurulmaz. Vahdet, var olan ayrılıklardan uzaklaşma emelini içermekle birlikte, ayrılıkların üreme kaynaklarını kurutmayı da amaçlamalıdır. O halde ayrılıkların kaynakları yani hastalığın nedenleri iyi teşhis edilmelidir. Bugün muvahhid ve inkılapçı bir yöneliş içinde olan müslümanların ve İslami hareketlerin aralarında var olan farklılıkların temel nedeni emperyalist güçlerin desiseleri değildir. Temel neden: Yukarıda ayetler ışığında değindiğimiz ayrılıklar ve tarihi arka plândır.

Kültürümüzü, alışkanlıklarımızı, duygularımızı Kur'an'ın aydınlığıyla tarihi karanlıkların tasallutundan ve bencilliklerden arındırmalı, aynı tarih içinde güç bulan her türlü şirkin, zulmün ve haksızlığın karşısında yükselen tevhidi mücadele çizgisini iyi kavramalı ve bu çizgiyi kalınlaştırarak daha da yaygınlaştırmalıyız. Allah, ayrılığa düşülen konularda Kıyamet Günü hükmünü verecektir (22/69). Ayrılıklardan kurtulabilmek için topluca Allah'ın ipine sarılmalıyız ve bölünmemeliyiz (3/103).

«Bu, benim dosdoğru olan yolumdur, şu halde ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak yollara uymayın.» (6/En'am,153)

«Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır. Şu halde ona uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.»
(6/En'am,155)
FoRuM_MeLeGi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #46 (permalink) Alt 12-08-2007, 15:02
Hırslı 2de1'ci
 
MüpTeLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

' yokum '
 
Kayıt: 05.05.2007
Yaş: 18
Mesajlar: 959
Rep gücü: 8
Rep derecesi: MüpTeLa Yavaş Yavaş İlerliyorMüpTeLa Yavaş Yavaş İlerliyor

 
çok ii yapmışsın böle bi konu açmak için...Allah razı osun
MüpTeLa Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #47 (permalink) Alt 22-08-2007, 10:56
Bölüm Moderatörü
 
ahSenTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

onLar Gibi DeğiLdin anLar GibiydiN...
 
Kayıt: 27.10.2006
Mesajlar: 5.685
Rep gücü: 29
Rep derecesi: ahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor Sanki

 
s.a. arkadaşlar sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim gönüllü kardeşlerimden biri varmı ?

yalnız biraz değişsin durum... bi kaç gün tek bir konu hakkında yoğunlaşalım .. diğer kardeşlerimiz akıllarına takılanları sorsun ? olurmu inş. =)
ahSenTi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #48 (permalink) Alt 22-08-2007, 14:30
Kendini aşan 2de1'ci
 
Raid_IRON - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Düdüklü Tencere
 
Kayıt: 21.04.2006
Yaş: 23
Mesajlar: 3.115
Rep gücü: 21
Rep derecesi: Raid_IRON Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaRaid_IRON Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaRaid_IRON Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaRaid_IRON Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni BeaRaid_IRON Hızlanmaya Başladı Kim Tutar Seni Bea

 
Alıntı:
FiraRi isimli üyeden alıntı Mesajı göster
s.a. arkadaşlar sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim gönüllü kardeşlerimden biri varmı ?

yalnız biraz değişsin durum... bi kaç gün tek bir konu hakkında yoğunlaşalım .. diğer kardeşlerimiz akıllarına takılanları sorsun ? olurmu inş. =)
A.s.
Güzel olur.. Hemen bulalım birini.. Kim olabilir ki, Mekteb olabilir bence, Haya da olabilir.. Var mı sizin de düşündükleriniz?
Raid_IRON Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #49 (permalink) Alt 22-08-2007, 14:34
KüRRe-i Arz
 
FeYeZaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Tevekkeltü Alallah..!
 
Kayıt: 03.08.2007
Yaş: 23
Mesajlar: 2.970
Rep gücü: 18
Rep derecesi: FeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu SanırımFeYeZaN Bir Hareketlilik Söz Konusu Sanırım

 
güzel kardesım olur lakın... konu ne...

FeYeZaN Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #50 (permalink) Alt 22-08-2007, 14:39
Bölüm Moderatörü
 
ahSenTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

onLar Gibi DeğiLdin anLar GibiydiN...
 
Kayıt: 27.10.2006
Mesajlar: 5.685
Rep gücü: 29
Rep derecesi: ahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor SankiahSenTi Rep Yağıyor Sanki

 
Konumuz olması gereken " Müslüman kadın " ... mektep kardeşim sana bırakıyorum konuyu ... bende gücüm yettikçe paylaşıcam ...
ahSenTi Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
İslami Televole Raid_IRON Dini Konular 4 02-12-2007 20:25
İslami Wallpaper ... WhirLpooL Dini Resimler 5 03-11-2007 11:43
İslami Giyim Raid_IRON Dini Konular 7 31-07-2007 17:19
İslami Hizmetler Raid_IRON Dini Konular 1 05-10-2006 23:21
İslami Giyim Raid_IRON Dini Konular 1 22-08-2006 19:58


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:35 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.