alevilik inanç ve ibadet esasları - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Hayatın İçinden » Dini Konular » alevilik inanç ve ibadet esasları

Dini Konular İnanca dair herşey bu forumda konuşuluyor.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 09-06-2006, 20:15
Kendini aşan 2de1'ci
 
Deli_Sibz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 04.05.2006
Yaş: 19
Mesajlar: 3.183
Rep gücü: 0
Rep derecesi: Deli_Sibz Daha Yolun Başında

alevilik inanç ve ibadet esasları

 
Aleviliğin inanç ve ibadet esaslarını görmeden önce, bu esasların günümüze hangi şekillerde ulaştığına değinmek gerekir.Alevilik günümüze sözlü ve yazılı olmak üzere iki kaynaktan ulaşmıştır. Sözlü gelenek nesilden nesile aktarılan bilgi ve uygulamalar ve Dedelerin günümüze ulaştırdığı bilgiler şeklinde günümüze ulaşmıştır. Sünni kitlelerin aksine eğitim kurumlarından yoksun kalan Aleviler inanç, gelenek ve kültürlerini daha çok bu yolla günümüze ulaştırmışlardır. Çevreyi temsil eden ve göçebe/ yarı göçebe kitlelerin oluşturduğu bu gruplar, resmi din anlayışına karşı bir dinsel anlayışı, yani heterodoksiyi temsil ediyorlar, toplumsal yapıları itibariyle, sünnî çevrelerin aksine, eğitim ve kültür kurumlarından yoksun bulunuyorlardı. Bektaşî dergâhlarında ise belli bir organizasyon bulunmaktaydı. Bu dergâhlarda bulunan bektaşî dervişleri ve onların nüfuzundaki kitleler, Ocakzade dedelerin faaliyette bulundukları kitlelerle kıyaslanmayacak ölçüde kurumlaşmış idiler. Bu durumu arşiv belgelerinden rahatlıkla görebiliyoruz. Ocakzade dedelerin faaliyette bulunduğu yerlerde yaşayan kitleler Bektaşî dergâhlarından daha farklı bir organizasyona tabi bulunmaktaydılar. Bu kitleler arasında, bilgiler, yazılı olmayan yani sözlü geleneğe dayalı bir şekilde nesilden nesile aktarılıyordu. Merkezi iktidarların bu kitleler üzerindeki baskısı ve zaman zaman gerçekleşen sürgünlerin yarattığı olumsuzluklar bu kitlelerin yaşamlarının her alanına yansımış, örneğin cem ayinleri büyük bir temkinle ve gizlilik içerisinde yapılır olmuştur.
Alevi Yol ve Erkânının günümüze ulaşmasının ikinci kaynağı ise yazılı kaynaklardır. Ancak bu kitlelerin sosyal yaşamlarının doğal bir sonucu olarak, sahip oldukları yazılı eserler de oldukça sınırlıdır. Alevî köylerinde yaptığımız araştırmalarda, daha çok dede evlerinde nefeslerin ve deyişlerin yer aldığı kitaplar (Cönkler), Menakıb-ı İmam Cafer-i Sadık, Hutbe-i Düvaz-deh İmam/Menakıb-ı Seyyid Safi, “Küçük Buyruk” olarak da bilinen “Dergah-ı Ali’de Seyyid Abdülbaki Efendi’nin Erenlere Muhib olan Temiz İnançlı Müminlere Gönderdiği Mektup” başlıklı bir kitapçık, Makalat-ı Hacı Bektaş-ı Veli ve Vilayet-name adlı el yazması (Osmanlıca) eserlerin varolduğunu biliyoruz. Oysa sünnî kesimler yüzyıllara yayılan zaman sürecinde medreseler ve şeyh-mürid ilişkisi çerçevesinde birçok eğitim kurumlarına sahip olmuş, bu şekilde yüzlerce eser kaleme alınmıştır. Bektaşi dergâhları eğitim faaliyetleri ve araçları bakımından da, ocakzade dedelere bağlı Alevilerle kıyaslanmayacak ölçüde kurumsallaşmış idiler.Dergahlarda yüzlerce cilt eser bulunurken Alevi köylerinde sadece Dede evlerinde elyazması kitaplar bulunurdu.
Aleviler’de İnanç Anlayışı
Alevilerde inanç ve ibadet anlayışının kendine özgü yönleri bulunmaktadır. Bu anlayışın temeli biçimden çok özü esas almasına dayanır. Biçimsel anlamda ibadetin bir araç, olgun insan olmanın ise esas amaç olduğu kabul edildiğinden cemlere katılmak, oruç tutmak yetmez. Eline, diline, beline bağlı olmayan, en kutsal varlık olan insanı sevmeyen, olgunlaşmamış insanların ibadetleri de boşunadır. Bu kişiler Cem törenlerine alınmadıkları gibi toplumdan da dışlanırlar.Alevi inancının temeli Hak-Muhammed-Ali sevgisine dayanır.

Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam Sevgisi
Bilindiği üzere Alevilik Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam sevgisine dayanır. Ehl-i Beyt sözcük olarak ev halkı demektir. Ev halkı yani Ehl-i Beyt Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşmaktadır. Ehl-i Beyt halk arasında Pençe-i Al-i Abâ olarak da adlandırılır.
Oniki İmamlar, Alevilerin Hz. Muhammed’den sonra önder olarak tanıdıkları Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın soyundan gelen kişilerdir.Oniki İmamların adları sırasıyla şöyledir:
İmam Ali
İmam Hasan
İmam Hüseyin
İmam Zeynel Abidin
İmam Muhammed Bakır
İmam Cafer Sadık
İmam Musa Kazım
İmam Ali Rıza
İmam Muhammed Taki
İmam Ali Naki
İmam Hasan Askeri
İmam Mehdi
Alevilere göre müslümanlar Hz. Muhammed’den sonra 73 fırkaya ayrılacaklar ve Ehl-i Beytin, Oniki İmamların yolundan gidenlerin dışındakiler cehenneme gideceklerdir. Ehl-i Beytin, Oniki İmamların yolundan gidenler Fırkayı Naciye veya Güruh-u Naci olarak adlandırılır.
Demek ki Ehl-i Beyt sevgisi Aleviliğin esasını oluşturur. Tevella ve teberra anlayışı da bu sevgiden kaynaklanır. Tevella Ehl-i Beyti, Oniki İmamları, Ondört Masumları, Onyedi Kemerbestleri ve onların yolundan gidenleri sevenleri sevmek, teberra ise onları sevmeyenleri sevmemektir.
Ondört Masum
Muhammed Ekber, Abdullah b. İmam Hasan, Abdullah b. İmam Hüseyin, Kasım, Zeynelaba, Kasım b. Zeynel-abidin, Ali Eftar, Abdullah b. İmam Cafer Sadık, Yahya el-Hadi, Salih, Tayyib, Cafer b. Muhammed Taki, Cafer b. Hasan Askeri, Kasım b. Muhammed Taki.
Onyedi Kemerbest
İmam Hasan, İmam Hüseyin, Hadi-i Ekber, Abdülvahid, Tahir, Tayyib, Türab, Muhammed Hanefi, Abdurrauf, Ali Ekber, Abdülvahab, Abdülcelil, Abdurrahim, Abdülmuin, Abdullah Abbas, Abdülkerim, Abdüssamed

Dört Kapı Kırk Makam
Dört Kapı Kırk Makam şeklindeki Kâmil(olgun) insan olma ilkelerini Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin tespit ettiğine inanılır.Hacı Bektaş “Kul Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur.” buyurmuşlardır. Bu ilkeler aşama aşama insanı olgunluğa ulaştırır. Bir başka yoruma göre ise şeriat anadan doğmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakkı özünde bulmak yollarıdır.
Dört Kapı şunlardır:
1.Şeriat
2.Tarikat
3.Marifet
4.Hakikat
Her kapının on makamı vardır:
Şeriat kapısının makamları:
İman etmek,
İlim öğrenmek
İbadet etmek
Haramdan uzaklaşmak
Ailesine faydalı olmak
Çevreye zarar vermemek,
Peygamberin emirlerine uymak
Şefkatli olmak
Temiz olmak
Yaramaz işlerden sakınmak
Tarikat kapısının makamları
Tövbe etmek
Mürşidin öğütlerine uymak
Temiz giyinmek
İyilik yolunda savaşmak
Hizmet etmeyi sevmek
Haksızlıktan korkmak
Ümitsizliğe düşmemek
Ibret almak
Nimet dağıtmak
Özünü fakir görmek
Marifet kapısının makamları
Edepli olmak
Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
Perhizkârlık
Sabır ve kanaat
Haya
Cömertlik
İlim
Hoşgörü
Özünü bilmek
Ariflik
Hakikat kapısının makamları
Alçakgönüllü olmak
Kimsenin ayıbını görmemek
Yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek
Allah’ın her yarattığını sevmek
Tüm insanları bir görmek
Birliğe yönelmek ve yöneltmek
Gerçeği gizlememek
Manayı bilmek
Tanrısal sırrı öğrenmek
Tanrısal varlığa ulaşmak
Deli_Sibz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 09-06-2006, 21:39
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.896
Rep gücü: 45
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Ynt: alevilik inanç ve ibadet esasları

 
paylaşımın için Allah razı olsun
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 09-06-2006, 21:42
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.896
Rep gücü: 45
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Ynt: alevilik inanç ve ibadet esasları

 
Alevîler kaç gruba ayrılır?


Kelime anlamı itibarıyla Alevî, Hz. Ali’yi seven ve Ona mensup olan kişi demektir.

Hz. Ali’yi sevenler, başlıca iki gruba ayrılır:

1- Hasbi ve samimî taraftarlar,
2- siyasî taraftarlar.

Bunlardan birincisi, ona (ra.) Allah için muhabbet göstermişlerdir. Bu muhabbet sâfi, net ve durudur. Kaynağını dinî esaslar oluşturur. Bu samimî taraftarlar, Hz. Ali’ye iki açıdan yönelir. Birincisi, Hz. Ali’nin yüksek kemalâtı ve üstün meziyetleridir. Onun fazilet ve olgunluğu, takvâ ve ubudiyeti, müminlerin kalp ve dimağlarında, muhabbet ve takdire dönüşmüştür. İkincisi, Hz. Ali’nin (ra.) Ehl-i Beyt -Peygamber Efendimizin (asm.) evlat ve torunları- zincirinin temsilcisi olmasıdır. Müslümanlar o silsilenin başı olan Hz. Ali’ye (ra.) samimî bir muhabbet ve derin bir saygı göstermektedirler.

Bu iki cihetten kaynaklanan muhabbet, Kur’an ve Sünnet çizgisine uygundur. Dine gölge değil, vesile olmaktadır. Meşrûdur, akla yakındır. Fıtri, hasbi ve samimîdir. Hz. Resulüllah (asm.) gelecekte ortaya çıkacak fitne ve fesatlarda, Hz. Ali’yi (ra.) ümmet nazarında suçlamalardan korumak için onun kemalât ve üstünlüklerine önemle dikkat çekmekte:

“Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur.”
“Ali’yi yalnız müminler sever, ona yalnız münâfıklar düşmanlık eder.”
“Ben size iki şey bırakıyorum: Kur’an ve Ehl-i Beyt’im. Bunlara yapışırsanız, kurtulursunuz.” gibi hadis-i şerîfleriyle bu iki unsurun önemini belirtmektedir.

Hz. Resulüllah’ın bu övücü beyanları, onun erdemine bir delildir. Peygamberin bu emrinden dolayı başta Sahabe-i Kirâm olmak üzere bütün Müslümanlar, Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e teveccüh göstermişler ve o yüce silsileyi samimî olarak sevmişlerdir. Bu anlamda Hz. Ali’yi sevmek, dini sevmek, Hz. Peygamberi (asm.) sevmek demektir.

İkinci grup taraftarlar ise, onu siyasî anlamda sevenlerdir. Bunlar arasında ciddi bir hedef birliği yoktur; her biri, ayrı bir sebeple Hz. Ali’ye taraftarlık gösterirler.

Bilindiği gibi, siyasî tercih ve taraftarlığın kendine mahsus bir mantık ve bir hedefi vardır. Genellikle, siyasî faaliyetler, ister istemez siyasî varlığın oluşmasına ve devamına hizmet edebilecek farklı yönlendiricilerin emir ve kontrolüne girer. Bilhassa siyasî tansiyonun yükseldiği zamanlarda, siyasî faaliyetler içerisinde taraftarlık, menfaat, rekabet, kıskançlık, kin, haset, hırs, soy-sop taraftarlığı gibi hisler, şiddetli ve acımasız bir biçimde ortaya çıkar. Sosyal hayatta bir çatışma iklimine girilir. Provokatörleri ve hareket noktaları birbirinden farklı birçok fikirler, aynı hedefte birleşebilir. Siyasi taraftarlık şekil ve görünen hedefler açısından bir birlik ruhu gösterirken, gerçek cephesiyle, yani gaye ve niyet itibariyle birbirinden farklı ve dağınıktır. Siyasi taraftarlar, bir yığını andırır. Bu yığında farklı konumdaki ekoller, gruplar mevcuttur. Genelde her grup, her siyasî ekol kendi amacını gerçekleştirmek için siyasî kitleye güç ve kuvvet katar. Bu sebeple, siyasî tercih ve tarafgirlikte, fikri ve hissi bir uygunluk söz konusu değildir.

Bu tespitler çerçevesinde, Hz. Ali’ye (ra.) taraftar görünenlere baktığımızda hedef ve gayeleri değişik birçok siyasî gruplar görürüz. Bu gruplar ana hatlarıyla beşe ayrılır:

Birinci grup: Hz. Ali’nin (ra.) siyasî taraftarları içinde birinci grubu, İslâmî ölçülerde oldukça taşkın ve bağnaz ve o derecede dar görüşlü, ölçüsüz insanlardı. İçlerinde sahabeden hiç kimse yoktu. Bunlar Sıffin savaşından sonra, Hakem olayında Hz. Ali’ye karşı çıkarak onun ordusundan ayrıldılar. Hz. Ali’nin (ra.) hakemi kabul etmesini küfür olarak kabul ettiler. Onu çok ağır bir şekilde suçladılar. Bunlara göre, Hz. Ali (ra.) hakemi kabul etmekle dinden çıkmıştı. Bu grup, Hz. Ali’nin ordusundan huruç ettikleri için kendilerine “Haricîler” ismi verildi. Haricilerin ortaya çıkması ile İslâm tarihinde yeni bir fitne ve fesat grubu teşekkül ediyordu. Hz. Ali, bir ordu hazırlayarak Haricîlerin üzerine yürüdü ve onlara Nehrevan’da büyük kayıplar verdirdi.

Bu birinci grup, Hakem olayına kadar Hz. Ali’yi taşkın ve ölçüsüz bir surette sevdikleri halde, bu olaydan sonra, onun en büyük ve amansız düşmanı kesilmişlerdir.

İkinci grup: Hz. Ali’nin taraftarları içinde ikinci grup, münâfıklar ve Yahudi dönmeleriydi. Bunlar, iki yüzlü, dessas ve karanlık ruhlu insanlardı. “Hz. Ali’ye muhabbet” ve “âl-i beyt sevgisi” gibi mâsum bir fikrin altında gerçek yüzlerini gizliyorlardı. Halkın içinde takiyye yapıyor, Müslümanlar arasında fitne çıkartıyor, sürekli sapık fikirler üretiyorlardı. Bunların amacı İslâmiyet’i içten yıkarak, inanç ve itikatları sarsmak, Müslümanları birbirlerine düşürüp ayrılık çıkarmaktı.

Üçüncü grup: Emevîlerin ırkçı idarelerinden rahatsız olarak Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin yanında yer alan gruptur. Bilindiği gibi, Emevîler başa geçince, icraatlarında birinci derecede ırkçılığı esas aldılar; saltanatlarını Arap milliyetçiliği üzerine binâ ettiler. Irkçılığın, adalet ve hakperestliği yıkma ve bozma karakteri, Emevîleri diğer kavimlere karşı gayet katı, sert ve acımasızca davranmaya yönlendirdi. Bu ise, diğer kavimlerde rahatsızlık meydana getirdi. Diğer taraftan, Emevî saltanatındaki aşırı israf ve gösterişle de ikinci bir huzursuzluk kaynağı oldu. Emevîlerin bu ölçüsüz ve sorumsuz faaliyetlerinden rahatsız olan diğer kabile ve aşiretler onlardan intikam almak için Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e taraftarlık gösterdi ve Onların ordusunda yer aldılar.

Dördüncü grup: Bu grubu İranlılar oluşturur. Hz. Ali ve Âl-i Beyt sevgisi İranlılarda ekseriyet itibariyle çok farklı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu sevgi, Kur’an ve Sünnet’in düsturları dışında, aşırı ve ölçüsüzdür. Öyle ki bugün dahi, İran’da günlük hayatta, düğün ve şenliklerde, dinî toplantılarda bu ölçüsüz sevgi, etkisini sürekli olarak göstermektedir. Sazlı sözlü toplantılarda on dört asır önce Ehl-i Beyt’in başına gelen o elîm fâcialar için gözyaşı dökülmekte, bu fâcialar bahane edilerek sahabelere devamlı kin ve düşmanlık beslenmektedir. Bu törenler, özellikle Muharrem ayında sıklaştırılır; bu vesile ile ruhlarda ve kalplerde intikam hisleri yeniden filizlendirilir ve halkın şuuraltına enjekte edilir.

Beşinci grup: Bu grup üç zihniyetin taraftarlarından oluşmuştur. Bunlar, “İran’daki Mecusî dininin reis ve ruhanileri”, “İran’daki ırkçılar” ve “eski saltanat hanedanın mensupları”dır. Mecusî reis ve ruhânileri, inançları İslâm’ın karşısında eridiği ve kendileri de cemiyet bünyesinde eski itibarlarını kaybettikleri için her hâlükârda İslâm’dan intikam almanın fırsatını kolluyorlardı.

Hanedan mensupları ise, binlerce yıllık saltanat ve övünç kaynakları, İslâm ile yerle bir olduğundan, köle olarak baktıkları ve çıplak telâkki ettikleri köylü Arapların, kendilerine hükmetmelerini kat’iyen hazmedemiyorlardı.

İran ırkının üstünlüğünü kabul eden ırkçılar ise, İslâm kültürü ile eski örf ve âdetlerinin bir anda sökülüp atılmasından son derece rahatsızdılar.

Bu üç zihniyetin mensupları, istisnalar bir tarafa bırakılırsa, genelde İslâm’dan intikam almak için, şeklen Müslüman oldular, İslâm’ı içten yıkmanın plânlarını yaptılar ve bu gaye etrafında birleştiler. (İbn-i Hâzım, Fi’1-milel Ve’1-Ahvâ Ve’n-nihâl, II. 115, 1975, Beyrut.)




Mehmet Kırkıncı


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 09-06-2006, 21:43
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.896
Rep gücü: 45
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Ynt: alevilik inanç ve ibadet esasları

 
Alevîlik nasıl doğmuştur? Bir mezhep mi yoksa bir tarikat mıdır?
Alevîlik aslında bir fırka veya mezhep değildir. Âl-i Beyt’in muhabbetini esas alan bir tarikat şeklinde ortaya çıkmıştır.

Meselenin tarihi seyrine baktığımızda Alevîliğin bir tarikat şekline gelişmesi şöyle olmuştur:

Timur, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayazıt’ı yendikten sonra Anadolu’dan aldığı otuz bin kadar esiri İran’a götürmüştü. Bunları Erdebil’e yerleştirmişti. Bunlar zamanla, Şah İsmail’in dedesi olan ve Erdebil Şeyhi olarak ta bilinen Şeyh Ali’ye intisap ettiler ve ondan tarikat dersi aldılar. Bir süre sonra Timur, ara sıra ziyarete gittiği Erdebil Şeyhinin kendisinden bir arzusu olup olmadığını sorduğunda, şeyh, “Hiçbir dileğim yok, sadece Anadolu’dan esir olarak getirmiş olduğun Türkleri serbest bırakmanı istiyorum.” dedi. Timur, şeyhin bu arzusunu memnuniyetle kabul etti ve onları serbest bıraktı. Bu esirler, bu vesile ile, şeyhe olan muhabbetlerini aşırı derecede ziyâdeleştirdiler. Şeyhin bu sofilerinin bir kısmı Anadolu’ya döndü, bir kısmı da Erdebil’de kaldı.

Erdebil Şeyhi, Anadolu’ya dönen bu müritleriyle alâkasını devam ettirdi. Erdebil Şeyhi’nin tarikatında “Hz. Ali muhabbeti” esas alındığı için, bu tarikata devam edenler Hz. Ali sevgisi ile tamamen boyandılar. Bunlara bu niteliklerinden dolayı “Alevî” denildi. Aslında bu esirlerin ecdatları ve kendileri, bu tarikat ile bağ kuruncaya kadar, Ehl-i Sünnet inanışında idiler. Bu tarikatla irtibatlarını yoğunlaştırdıktan sonra, tamamen Erdebil tekkesinin emrine girdiler. Oradan gelen her emri, harfiyen yerine getirmeye gayret gösterdiler. Öyle ki, bu müritler vergi, sadaka ve zekâtlarını bile Erdebil’e tahsis ettiler. Bunların bu fedakârane gayretleri ve karşılıklı diyalogları, gidip gelmeleri devam etti. Hattâ Erdebil’den gönderilen ve şeyhin “halifesi” olarak isimlendirilen şahıslar, Anadolu’da “nezir” ve “sadaka” namıyla para topluyor ve bu paraları gizli olarak İran’a gönderiyorlardı.

Böylece Erdebil Şeyhi’nin tekkesi gittikçe genişliyor, müritleri çoğalıyordu. Bu Şeyh’in asıl amacı, gerek İran’da, gerekse Anadolu’da müritlerini çoğaltarak irşat postundan saltanat tahtına, şeyhlikten şahlığa geçmekti. Ancak bu arzusuna nâil olamadan ölünce, yerine oğlu Şeyh Cüneyd geçti. O da babasının gizli emelini sürdürmeye devam etti. Bunu hisseden o zamanın İran hükümdarı Cinahşah, kendisini İran’dan sürdü. Bunun üzerine Şeyh Cüneyd Anadolu’ya geldi. Onun altı yıl süren bu Anadolu ziyareti, tarikatına çok mürit kazandırdı. Sadece bir şeyh değil, aynı zamanda bir “seyyid” unvanı ile de dolaştığı için beklediğinin çok üstünde taraftar topladı.

Artık Erdebil tekkesi Anadolu’da güçlenmiş, küçümsenmeyecek kadar büyük bir etki sahasına sahip olmuştu. Şeyh Cüneyd de babasının âkıbetine uğradı. Yerine geçen oğlu Şeyh Haydar da aynı gayeyi takip etti. Bütün gayret ve ihtiraslarına rağmen o da siyasî amacına eremedi. Nihayet oğlu Şah İsmail, babasının ve dedelerinin rüyalarını gerçekleştirmeye maalesef muvaffak oldu. 13 yaşında iken Anadolu’daki müritlerinden teşkil ettiği bir orduyla, o gün İran’da hâkim olan Akkoyunlulara harp ilân etti ve Akkoyunlu hükümdarını devirerek irşat postundan saltanat tahtına çıkmaya muvaffak oldu ve Safeviler Devleti’ni kurdu. Bununla beraber Şah İsmail Anadolu’dan elini çekmedi. Zaman zaman birçok halifeler göndererek Anadolu’daki nüfûzunu kuvvetlendirmek için çalıştı. Bu çeşit faaliyetler, Çaldıran Muharebesi’ne kadar artan bir hızla devam etti.

Bu muharebeden sonra İran’la Osmanlı Devleti arasında kesin hudutlar çizildi. Böylece Erdebil sofileriyle Anadolu arasındaki irtibat kesilmiş oluyordu. Bunun neticesi olarak Anadolu’daki müritler, pirlerin tesirinden gitgide uzaklaştılar. Bu tarikatın Anadolu’da kalan mensupları, Erdebil tekkesinden aldıkları tesirle, kendilerinin dışında kalan Müslümanları Ehl-i Beyt’e gerektiği gibi muhabbet beslemedikleri zannına kapıldılar. Onların bu anlayış ve davranışları diğer Müslümanlarla aralarında bir soğukluk ortaya çıkardı. Bu soğukluk, zamanla ayrılığa dönüştü.

Bu ayrılık sonucunda, Erdebil tekkesine bağlı Anadolu Türkleri medreseden uzak kaldıkları için, İtikada, ibadete,... ait birçok hükümleri gereği gibi öğrenemediler. Sadece babadan oğula intikal eden birtakım telkinlerle yetindiler. Diğer Müslümanlar ise, bunlarla yakın alâka kuramadı ve onlara karşı görevlerini lâyıkıyla yerine getiremediler. Ölçüsüz tartışmalar, yersiz tenkitler ve davranışlarla, aradaki soğukluk gittikçe büyüdü ve derin bir ayrılığa dönüştü. Buna bir de idarecilerin ihmali eklenince, Anadolu Müslümanları arasında Sünnîlik ve Alevîlik şeklinde bir ikilik ortaya çıktı.

Aslında bir Müslüman’ın veya bir tarikatın Hz. Ali muhabbetini meslek ve meşrebine esas almasının dinen hiçbir mahzuru yoktur. Diğer sahabelere tecâvüz etmemek, Kur’an ve Sünnet’in ışığında namazını kılmak, orucunu tutmak ve diğer sorumluluklarını yerine getirmek kaydı ile, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt muhabbetini rehber edinmenin hiçbir mahsuru yoktur. Gerçek şu ki, Kitap ve Sünnet’i bilen ve gereği gibi yaşayan hakikî bir Alevî, ancak Allah-ü Teâlâ’yı ma’bûd olarak tanır. Kendisini, İslâmiyet’in bir ferdi olarak bilir, Peygamberimizi, en son Peygamber, Kur’ân-ı Kerîm’i de son semavî kitap kabul eder.

Bu sun’î ayrılığın ortadan kalkmasının tek yolu, Kur’an’ın ışığı altına girmek ve O’nu yegâne ölçü kabul etmektir. Nitekim Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de, “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız ve ayrılmayınız.” buyurmakla, bütün Müslümanların Kur’an etrafında toplanmasını emretmektedir.

Müslümanların birlik ve beraberlikleri ancak böylece temin edilebilir, ayrılıklar onun prensipleriyle ortadan kaldırılabilir. Her türlü hurafe ve safsatalardan ancak böylece uzak kalınabilir.

Kur’an ayetlerinin Allah’a ait beyanları her insanı ikna edecek bir kuvvettedir. Sıradan halk, O’nun beyanının sadeliğine meftûn, bilim adamları da fesahat ve belagatına hayrandır. “Kalpler O’nun zikriyle tatmin olur.” ve her seviyedeki fikir adamı, inanma ihtiyacını O’nunla karşılarlar, O’na uymakla kemâle ererler.

Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Gerçekten bu Kur’an, insanları en doğru yola götürür.” (İsrâ, 9)

Bir insan nelere, nasıl inanmakla iman dairesine gireceğini ve hangi amelleri işleyip nelerden çekinerek İslâm dairesinde kalacağını Kur’an ve Sünnet’ten öğrenecektir.

Madem ki, bütün Müslümanların ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir, o halde bir Müslüman beşerî her fikri, her iddiayı, her inancı, her itikadı Kur’an’a ve onun birinci derecede tefsiri olan Hadîs-i şeriflere göre değerlendirecek ve muvazene edecektir.

Mehmet Kırkıncı


@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 09-06-2006, 21:45
Yeni 2de1'ci
 
Akıncı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 10.05.2006
Yaş: 20
Mesajlar: 12
Rep gücü: 0
Rep derecesi: Akıncı Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Ynt: alevilik inanç ve ibadet esasları

 
ALLAH (c.c.) Razı Olsun kardeşim,

ama ben almıyem
Akıncı Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink) Alt 09-06-2006, 23:13
Kendini aşan 2de1'ci
 
@izci@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 17.896
Rep gücü: 45
Rep derecesi: @izci@ Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Ynt: alevilik inanç ve ibadet esasları

 
Alıntı:
Akıncı isimli üyeden alıntı
Allah (c.c.) Razı Olsun kardeşim,

ama ben almıyem
Amaç bilgilendirmek.
@izci@ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
ibadet yer tanımaz _P!nK_ Dini Resimler 14 19-12-2007 11:21
Osmanlı Para ve Finansman Sisteminin Esasları Nedir? goldengirl Osmanlı Devleti 0 19-08-2007 12:33
ALeviLik Nedir Cehennem_Zebanisi Dini Konular 27 16-07-2007 22:55
Inanc Iyilestirir babür Sağlık 0 06-07-2007 23:39
THY, inanç turizmi seferlerine başlıyor Haberci Son Dakika Haberleri 0 01-02-2007 20:20


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:05 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752