Yeni 2de1'ci
Kayıt: 11.09.2007 Mesajlar: 4 Rep gücü: 0 Rep derecesi:  | Allah  | |  | | | ALLAH; Bir zaman gayet zengin bir ressam,sadece takdir edilmek amacıyla bir resim sergisi açmış. Fakat sahnenin gerisinde durmuş, kendisini konuklara göstermemiş.Konuklara her türlü ikramı yapmış. Sergiyi gezen misafirler, harika resimlere bakmışlar,ne kadar güzel resimler diyerek aralarında konuşurlarken, birisi, ressamı göremediği için; “acaba bu harika resimleri kim yapmıştır?” diye bir soru ortaya atmış. Bir kısım insanlar;bu resimler “kendi kendine” olmuştur demişler. Bir kısım insanlar; resimleri “tabiat kanunlarının” yaptığını iddia etmişler. Bir kısım insanlar ise; resmi meydana getiren,” boya,fırça,kağıt;kafa kafaya verip bu resimleri meydana getirmiştir”demişler. Bir kısım insanlar ise;harika resimlerin ve ikramların; “ancak akıllı,mahir, zengin bir ressam tarafından” yapılabileceğini, söyleyip; kendilerine ikramda bulunan,O ressamı içeriden, alkışlar ile çağırıp, kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler. İşte biz,bu canlı kainatın ressamına; O,Musavvir”e;Allah diyoruz. Ressamdan farkı, gerçek ve canlı resimler yaratmasıdır. Resim,ressamın bir parçası olmadığı gibi; ressam da, resmin bir parçası değildir.Yani mahlukat, Allah”ın bir parçası değil, eseridir. Resim ile ressam arasında da fırça vardır. Yani vahdet-ül vücudu doğru anlamak gerektir.Gökyüzündeki bulutlara dikkatli baktığınız zaman, fırçanın nasıl ustaca kullanıldığını ve tabloyu biranda nasıl değiştirdiğini hayret ile izleyebilirsiniz. Bir esere bakıldığı zaman; eser sahibi unutulmamalı.Yani;Ne güzel bir ayna diyerek, dikkatli ve kem bakıp nazar ile aynanın kendisini ve aynanın ustasının kalbini kırmamalı. “Maşaallah, bu aynanın ustası gerçekten harika ve mahir birisi” diyerek, sanatkarını da sena ve takdir etmeli; inkar etmemelidir. Allah; nasıl olur da;doğrulmamış,doğmamış,doğurmamış,eşi benzeri ve ortağı olmayan, bir başkası tarafından yaratılmamış,bir başkasına muhtaç olmayan, her şeyin O”na muhtaç olduğu,her şeyin O”nda bittiği,başlangıcının ve sonunun olmadığı,her şeyin yaratıcısı olan, tek olan,kendisinden evvel hiçbirşeyin olmadığı,kendisinden sonrada hiçbir varlığın olmadığı, ölümsüz, ölmeyen, öldürülemeyen, yok edilemeyen, kusursuz,rakibsiz, varlığı hiç değişmeyen,çok sabırlı,çok merhametli vs; bir varlık olur.Bu sır; bizim için kapalı bir kapı olsun. Mesela; bir sarayın açık doksandokuz kapısı olsun.Ama bir kapısı kapalı olsun ve sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilsin ve anahtarda sadece O”nda olsun. Dışarıdan saraya girmeye çalışan biri,açık kapıların herhangi birinden içeri girebilir.Ama inat edip, açık kapılardan saraya girmemek ve kapalı kapının önünde durmak; o kapalı kapıyı açamadığı için, bu saraya girilemez demek, saray sahibini;inkar etmek, kabul etmemek, red etmek;hiç akıl karı değildir. Çünkü; bu sırrı, tek bilen; O; varlığa biz, Allah diyoruz. Bu sefer biz ;o dessas şeytana; aksi ile kanıt yöntemi ile;şu soruyu soralım. Peki,Allah yoksa; bu kainatı kim yaratmıştır? Yani yukarıdaki harika resimleri kim yapmıştır? Ey şeytan susuyorsun.Kibrinden,enaniyetinden,inadından ve kandırdığın dostlarına mahcup olmamak için, Allah”tır diyemiyorsun!Kurnaz olduğun için;kendi kendine, tesadüfen olmuştur,tabiat kanunları yapmıştır veya bu akılsız ve şuursuz,aciz maddeler; bu harika resimleri meydana getirmişlerdir de diyemiyorsun! Çünkü; böyle desen;saf ,tertemiz ve günahsız çocukların bile sana güleceklerini ve ”çocuk mu kandırıyorsun!Cansız bir resmin bile ressamı var iken;canlısının evleviyetle vardır.Sen git de akıllıyım diye geçinen akılsızları kandır” diyeceklerini çok iyi biliyorsun! Bu konuda;ilmin kapısı,Hz.Ali”nin:”farzedelim ki; inanmayan ve inat edenlerin dediği gibi; Allah, peygamber, kitap,melek,ahiret,kader,hac,namaz,zekat vs.diye birşey olmasın; ne inanana bir şey olur,nede inanmamakta inat edene. Ama, ya varsa; inanmamakta inat eden;işini şansa bırakmış olur ki buda hiç akıl karı değildir” manasında gayet mantıklı, doğru bir cevabı vardır. *Soru:Allah”ın bir sureti varmıdır? Cevap:Allah”ın bizim anladığımız tasavvur ettiğimiz bir şekilde, bir sureti yoktur. Çünkü; Suret ve şekil sınırlı şeyler için söz konusu olabilir.Yani başlangıcı ve sonu olan şeylerin sureti ve şekli olur. Allah ise; Ezeli ve Ebedi”dir, yani; ne bir başlangıcı ve nede bir sonu vardır. Mesela;belirli iki nokta arasına çizilen bir çizgiden, bir doğru oluşur.Üç doğrunun başlangıç ve bitim noktalarının, açı yaparak birleşmesinden de üçgen oluşur.Eğer üçgenin kenarını meydana getiren doğruların başlangıç ve bitim noktaları yok ise yani sınırsız ise;baştan bir doğruyu çizemezsiniz. Dolayısıyla da bir üçgeni çizemezsiniz. Çizemediğiniz içinde o şeye şekil ve suret veremezsiniz. Mirac hadisesinde Hz.Muhammed peygamber; Allah”ı; Nur olarak gördüğünü ifade etmiş;ama sureti şöyledir dememiştir. *Soru:Madem,herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre oluyor;o halde insanların büyük ekseriyeti niçin cehenneme gidiyor? Cevap:Evet herşey bir kader defterinde yazılı ve herşey ona göre oluyor;ama, kader defterinde yazılı olduğu için o şey olmuyor. Mesela; Bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler hemde geleceği de bir manada görebilir.Bir meteoroloji uzmanı da uydudan gelen fotoğraflara bakarak bir manada geleceği görebilir. Meteoroloji uzmanı, uydudan gelen fotoğraflara ve bilgilere bakarak, görüyor ki, Ülke”nin batısından yağmur bulutları geliyor. Bulutların hızını ve yönünü hesaplıyarak,hemen defterine şunları yazıyor ”yarın Ülke bulutlu ve yağışlı olacak”. Bulutların gelmesine daha bir gün var.Bir gün sonra, Ülke bulutlu ve yağışlı olsa; Soru: Acaba meteoroloji uzmanı bir gün önceden defterine,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor? Yoksa uzman olayları uydudan önceden gördü de mi yazdı? Cevap;Uzman olayları uydudan önceden gördü de yazdı. Yani;meteoroloji uzmanı; defterine yazdığı için olaylar olmamakta;fakat olayın öyle olacağını önceden uydudan,görüp, öyle yazmıştır. Mesela;Aklı başında bir adam, bir taksiye binse;taksiciye;”beni çabuk, şu dar, tali ve patika yoldan; şu diyara götür dese. Taksici ise;nazik bir biçimde ona;“daha güvenli,doğru ve tehlikesiz, ana bir yoldan,seni daha rahat ve çabuk götürebilirim;hem dediğin yol tehlikeli,dar ve virajlıdır, o yolda başımıza bir kaza gelebilir”diye cevap verse. Ve fakat o adam; taksiciyi zorlasa; ve o tehlikeli,dar, virajlı yolda,bir kaza olsa. Soru:O adam;taksiciye; ”bak senin yüzünden başıma bu kaza geldi” diyebilir mi? Cevap: Diyemez:Çünkü;kendisi tehlikeli yolu istemiştir.Ne zorla arabaya bindirilmiş, nede istemediği bir yoldan götürülmüştür.Hem taksiciyi, kendisi zorlamıştır.Hem taksici,gerekli uyarıyı da baştan yapmıştır.Hem taksici işi gereği; görevini yerine getirmiştir. Suç; götüren taksici de değil,tehlikeli yoldan ısrar ile gitmek isteyen; o adamdadır. Ey inatçı,laftan anlamaz, kendini akıllı zanneden,akılsız adam; arabanın istihap haddini aşma, haddinden fazla yük yükleme; hem freni hemde kafanı patlatır; önce hastanede sonrada hapishanede gözünü açarsın. Hem kendine, hem başkasına, hemde milli servete zarar verirsin. Hem;küçükler akıl baliğ olunca;yani faruk ve mümeyyiz olunca,yani iyiyi kötüden fark etmeye başladıklarında; sorumlulukları başlar, amel defterleri açılır. Aklı olmayan deli ve mecnunlardan hesap sorulmaz. Zorla, cebren imzalatılan senet; hukuken geçerli de değildir. Güç ve kuvvet yalnız Allah”tandır.Bunu; felçli hastalar veya eli ayağı uyuşan veya eli ayağına kramp giren veya rüyada üzerine karabasan çöken kişiler daha iyi bilir. Götüren Allah”tır, fakat tehlikeli yolda gitmek isteyen,insan suçludur. Ey Aziz insan; “yürüyormusun?yoksa;yürütülüyormusun?” dikkat et. *Soru ua ve tevekkül nedir?Şartları nedir?Niçin her duamız kabul olmuyor? Cevap ua;Allah”tan yardım istemektir.Dua manevi bir kalkan ve iki ucu keskin bir kılıçtır.Bu kılıcı ve kalkanı doğru ve dikkatli ve başkalarına ve kendinize, haksız yere zarar vermeden ve mahlukatın hayrına kullanmak gerektir.Hem duanın şartları vardır.Hem her duada mutlaka kabul edilir diye de bir şey yoktur.Fakat her duaya bir cevap vardır.Ya dua aynen kabul edilir veya sizin için hayırlı olmadığından kabul edilmez veya ahirete talik edilir,yani ahirette karşılığı verilir. Mesela;bir çifçi, ürün almak için,evvela; toprağını nadasa koyacak,toprağını sürecek, tohumu dikecek,sulayacak,ilaçlayacak,hasat edecek vb. yani;cüz-i iradesini kullanarak, fiili dua edecek. Sonra; küll-i irade sahibi olan, Allah”a;ürün vermesi için kavli,sözlü dua edecek. Çünkü bir afet gelir ürünü alıp götürebilir. Mesela;Çekirge,kuraklık ve sel afeti gibi. Fiili ve kavli dualardan;yani şartlardan birinin eksik olması neticeye engeldir. Tevekkül;Allah”a güvenmektir.Önce devemizi sağlam bir kazığa bağlayıp fiili duamızı yaptıktan sonra; benim devem kaçmaz veya kaçamaz veya kaçırılamaz dememeli,kavli, sözlü duamızıda hiçbirzaman unutmamalıyız.Devenin dizgini her zaman elinizde olmalı,gerektiğinde o dizgini gevşetmeli, gerektiğinde çekmeli; ama hiçbirzaman dizgini elden bırakılmamalı. Herzaman sürünün başında bir çoban olmalı, tedbiri hiçbirzaman elden bırakmamalı; sonra da; “görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” diyip sabır ve tevekkül ile beklemeli; bu kainatın da bir Sultanı ve sahibinin olduğu unutulmamalı. Ey Aziz yolcu, elindeki torbayı, bindiğin geminin üzerine bırak, çünkü ayrıca elde taşıman ve kendine yük etmen hiç akıl karı değildir. Gerekli iş,görev,vazife ve tedbirlerinizi aldıktan sonra da; benim gemimi hiçbir güç batırılamaz veya benim gemim, batmaz,batamaz diyerek, gururlanıp, Gayretullaha toslama. Mesela;bir vakit Tıtanıc isminde, cesim, büyük, bir gemi yapılmış “bu gemiyi Allah bile batıramaz” diye iddia edilmiş.O gemi; daha ilk seferinde Allah”ın bir aysbergine toslamış ve batmıştır. Ey Aziz insan;sen bu kainatın Halifesi ve Sultanısın. Siz yaprak değilsiniz ki, rüzgar nereye savurursa oraya gidesiniz.O halde bir köle gibi değil, bir reis-i cumhur gibi emir ve sorumluluk sahibi ol. Sana emanet olarak verilen mülkü ve tebanı ve aileni ve mevcudatı koru.Emanete hiyanetlik etme ve bilki onların her birinden,birgün mutlaka; bir bir hesaba çekileceksin. Ayrıca; insanın cüz-i iradesinden başka kendisine ait günahları ve borçları vardır. Sevaptaki hissesi ise pek azdır.Kötülükte ise tamamen kusur ve günah kendisine ve sebep olan iştirakçilerine aittir. Ey Aziz insan;sen, kafa feneri hükmünde olan cüz-i aklın ile ancak dar, kısıtlı ve sınırlı bir alanı aydınlatabilirsin.Kendini bir güneş, zan ederek; her şeyi aydınlatamazsın.Hem güneş bile sadece dünyanın belli bir yüzünü ancak aydınlatabilmektedir. Her şeye muhtaç olan birisinin,Samed olan Allah”ın kapısını çalması doğru şeydir. Yanlış olan; kişinin hiçbirşeye muhtaç olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.Hem; haram, lokma ve giysi ile yapılan duada makbul değildir. *Soru in nedir?Zaten bu din değilmi afyon gibi bizi uyuttu?İlerlememize ve yükselmemize mani oldu!Zaten bütün savaşlarda din yüzünden çıkmadı mı? Cevab in;Hayatın,hayatıdır.Din; Medeniyetin ve insanlığın maddeten ve manen yükselmesini, daha iyiye ve ileri gitmesini savunur. İslam dini;bir lokma bir hırka felsefesine,kölelik ve kast sistemine karşıdır.Hem savaş esiri de;köle değildir. Yarın ölecekmiş gibi, ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik eder. İki günü aynı olan ziyandadır, Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir. Haksız yere bir insanı kasten öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir. Mesala; öldürülen o kişi ihtimal dahilindedir ki, insanlığı kurtaracak bir buluşa imza atabilir. Veya ; bir kişinin katli, öldürülmesi, bir dünya savaşına sebep olabilir. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz.Yıkıcı değil, yapıcı olunuz. Alan el değil, veren el olunuz.Cüz-i bir şer için,küll-i bir Hayrı terk etmeyiniz. Mesela;kangren olmuş bir kolu kaybetmemek için kolu kesmez iseniz, o Aziz insanıda kaybedersiniz. Aynen bunun gibi; dünyadaki iyiliklere vesile olup kötülüklere mani olmaz iseniz;yani Allah”ın emir ve yasaklarına uymaz iseniz; bu Aziz dünyayı ve cenneti elinizden kaçırabilirsiniz. Hayırda yarışınız.Anne ve babaya;sizleri kötülüğe zorlamadıkları sürece itaat ediniz. Yakınları,kimsesizleri, yaşlıları, yolcuları, hastaları, komşuları,dul ve yetimleri, küçükleri, zorda ve çaresiz durumdaki borçluları, talebeleri, bekarları, masumları,mecnunları,savaş esirlerini, vs.koruyunuz ve gözetiniz. Tek İlah vardır. O, İlahın adı Allah”dır. Zerrece Allah”a imanı olan herkes; hesaptan sonra cennete girecektir. İslam dininin; Peygamberi, Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir Müslüman; hem İncile, hem Hz.İsa peygambere; hem,Tevrata,hem Hz.Musa peygambere; hem Zebur”a, hem Hz.Davud peygambere; yani tüm orjinal semavi kitap ve peygamberlere zaten iman ettiği için; din değiştirmesi, hiçmi hiç akıl karı değildir.Çünkü;İslam; geçmişteki bütün Hak dinleri zaten tasdik eder. Ey ehl-i kitab;önce; birbirinizle mücadele etmek yerine; tüm insanlığın ve mahlukatın; şeytanın ve deccalin hile ve desiseleri ile, içine düştüğü sıkıntı ve belalardan kurtulması için çalışmak ve ittifak etmek daha akıllıca olsa gerektir.Önce hayat,sonra iman,sonra düzen.Yani önce insanı doyuracaksınız, sonra ona iman hakikatlerini anlatacaksınız,sonrada hep beraber bu iman hakikatlerini hayatınıza tatbik edip; huzur bulacaksınız. *Soru:Allah”ın benim namazıma ne ihtiyacı var? “Lailaheillallah” ne demektir? Herşey nasıl Allah”ı zikredebilir? Cevap:Bir kişinin, Allah”ın benim namazıma ihtiyacı yoktur, demesi; hasta birisinin, doktara“ey doktor senin ilaca ne ihtiyacın var demesine benzer ki, Allah”ın bizim beş vakit namazımıza ve zikrimize elbetteki ihtiyacı yoktur,bizim namaza ve zikre evleviyetle ihtiyacımız vardır.Hem namaz dinin direği,müminin miracıdır.Hem namazı dosdoğru ihlaslı ve usulüne göre kılmak gerektir.Hem; Allah emrettiği için namaz kılınır; birinin şerrinden korkup namaz kılmamakta olmaz.Hem ameller niyetlerine göredir. Bedenin havaya,suya,gıdaya ve ısıya ihtiyacı olduğu gibi, ruhunda manevi gıdaya ihtiyacı vardır ki o gıdalardan en önemlisi ve bir tanesi;namaz ve zikirlerin en eftali olan, “Allah”tan başka İlah yoktur” demek olan ve muhabbetullaha vesile olan,kelime-i Tevhidtir.Yani “La ilaheillallah” kelimesidir. Her zaman az;yemek,konuşmak,uyumak;yani,her zaman;helal lokma yemek, hikmetli konuşmak,fazla uyumamak ve daima “La ilaheillallah” diyerek,zikr ederek; kainata meydan okuyacak cesareti benliğinizde hissetmek,Allah”tan korkmak ,her şeyin Allah”ın tasarrufunda olduğunu, ilmel yakin bilmek,aynel yakin görmek ve hakkal yakin yaşamak, muhabbetullahın verdiği; o manevi zevk ile huzur bulup, mutmain olmaktır. Ayrıca;Allah”ın Kitabı olan Kuran”ı çok okumak ve özellikle kendi asrınıza hitap eden, lafzi ve özellikle manevi tefsirleri iyi tetkik etmek, doğru anlamak ve ihlas ile amel etmek ve huşu içinde namaz kılıp, huzur ve emniyet bulmak,ruhen bir manada miraca çıkmak, dünyanın ağır yükünü her beş vakitte yere koyup, güzel bir nefes almaktır.Hem Kuran-ı Kerim”i sadece okumak,dinlemek; manasını anlamasanız bile insana huzur verir, aynen; ilaçın terkibini ve formülünü bilmeseniz bile şifaya vesile olduğu gibi. Ama; gerçek, doğru ve hakiki manasını bilmek, emir ve yasaklara kat”i uymak ve ihlas ile uygulamak gerektir. İnsanlar her nefes verişte bilmeden,gayri ihtiyari “Hu” derler.Hu ,Allah demektir. Aslında her şey kendi lisanı ile Allah”ı anmaktadır. İnsanın bu dünyaya gelmesinin ve gönderilmesinin sebebi ve hikmeti; Allah”ı tanımak, O”na dua,sena ve ibadet etmek; kendi nefsine ve mahlukata ise;daima şefkat ve yardım etmektir. Sadece Allah”a secde etmek;ama mahlukata ise hiçbir zaman secde etmemek ve başı daima dik tutmaktır ki;buna İzzet denir. Allah”a diklenmeye ise enaniyet denir ki;bu kibirdir ;şeytan ise bu yüzden huzur-u Hak divanından; Haklı ve geçerli bir neden ile kovulmuştur. Mesela;bir askerin; komutanına diklenmesi gibi.Komutanın emirlerine; hiçbirzaman diklenmemek ve olumsuz karşılık vermemek gerektir. Komutan; ”hiçbirzaman gayri ahlaki emirler vermez, askerini küçük düşürmez, rencide etmez veya suiniyetli olarak askerinin hayatını tehlikeye atmaz”;bilakis, emre itaat edip etmediğini öğrenmek ister. Hem iyi bir komutan; ordusunu ve askerini; ezmez ve ezdirmez ve daima onu korur. Hem seni savaş düzenine göre eğitir.Mesela;sürünmeyi usulüne göre iyi öğrenmek; savaşta hayatını kurtaracaktır. Hem askerlikte küskünlük ve düşmanlık olmaz. Hem savaşta; komutanın bütün emirlerini dinlemek ve mutlak itaat etmek gerektir. Mesela;Uhud savaşında Hz.Muhammed peygamber emir verdiği ve sıkı sıkıya tenbihlediği halde; askerler bulundukları mevzileri terk etmişler, savaş kazanmış iken; birden savaş tersine dönmüş ve savaş kaybedilmiştir. Hem sahabilerden Hz.Halid bin Velid girdiği hiçbir savaşı kaybetmemiş ve Ahirzaman peygamberini bile bu savaşta yenmiştir.Hem; savaş akıl ve cesaret işidir.Hem bu savaşta Hz.Muhammed peygamber bizzat muharebeye katılmış; dişi kırılmış,emre itaatsizliğin nasıl bir netice verdiği iyi anlaşılmıştır.Hem Adetullaha;yani Allah”ın emirlerine, mutlak uymak ve itaat etmek gerektir. Hem asker ocağı,Peygamber ocağıdır. Hem o ocakta enaniyet olmaz ve olamaz. Hem Mehmetçik; o ocağın bir neferi ve direğidir. Hem bir dünya savaşını bir onbaşının çıkardığını ve dünyayı zirüzeber eteğini de unutma. Hem” o rütbesiz Mehmetçiği” de sakın sakın hafife alma. Hem askerin postallarının uygun adımda; Allah”ı “Rab,Rab,Rab” diye zikrettiğine de dikkat et. *Soru:Tenasüh fikrine ne diyorsun? Cevap:İslamiyet; Tenasüh fikrine karşıdır.Yani ölen bir kişi, başka bir şeyin suretine girerek hayatını devam ettirmez.Ölen kişinin ruhu berzah elemine gider. Mesela; insanlık tarihi yedibin yıl olduğunu ve ortalama bir ömründe yüz sene olduğunu farz etsek, yetmiş defa bu dünyaya gelip gitmemiz gerekirken; değil yetmişini,birini bile hatırlayamamamız bizim çok unutkan veya akılsız olduğumuzun değil, tenasüh fikrinin doğru olmadığını gösterir. Delil ise; Mirac hadisesi ile ahireti,cenneti,cehennemi ve Allah”ı gören ve Ululazm bir peygamber olan; Hz.Muhammed Mustafa peygamberin beyanı ve Allah”ın kitabı olan;Kuran-ı Kerim”in yazılı ve aşikar olan ayetleridir. *Soru:Mirac hadisesinde kısaca ne olmuştur? Cevab:Mirac hadisesinde, bizzat Hz.Muhammed peygamber; çok kısa bir zaman zarfında; refref”e binip, sidret-ül münteha makamına yükselip; geçmişi, geleceği, cenneti, cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş; Allah”ı; gidip de gören mi var? veya Ahirete gidipte dönen mi var? Sorularını da cevapsız bırakmamıştır. *Soru: Bu kadar kısa zamanda bu kadar çok iş nasıl yapılır,bu kadar hız nasıl olur?Benim aklım almıyor! Cevap:Mesela;bir elektronik saat düşünelim.Bir saat zarfında;saati gösteren rakam bir defa atarsa, dakikayı gösteren rakam 60 defa atar,saniyeyi gösteren 3600 defa atar.Bir mekanik saatte ise; bir saat zarfında yelkovanın aldığı mesafe; akrebin aldığı mesafenin 12 katıdır. Hız arttıkça;aynı zaman biriminde, daha çok hareket yapılmaktadır. Bunu kronometrede daha bariz bir şekilde görebiliriz. Beyin ve hafıza hızı ile sizin bir ömürde ancak çözebileceğiniz bir problemi, bir başkası kısa bir sürede çözebilir. Mesela; koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve saniyede otuz kilometre gibi çok süratli bir hızla, hem kendi ekseninde hemde güneşin çevresinde hiçbir şeye dayanmadan, direksiz, bir topaç ve mevlevi gibi döndüren Allah; sevgili bir peygamberini Miraç hadisesinde;elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede götürmeye ve geri getirmeye Muktedirdir. Mesela;bazen 10 dakikalık bir rüyada; bir günde yapamayacağınız çok işleri kısa bir sürede; rüyada yapmanız gibi. *Soru:Allah bize çok yakın, ama biz ona çok uzağız,diyorlar;bu nasıl birşeydir? Cevap:Mesela;Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır,biz ise güneşe zatı; bakımından, çok uzağız. Ayna,teleskop,büyüteç vasıtasıyla,güneşin özelliklerini bir manada anlayabiliriz. Ancak;bir uzay; aracı ile de; Allah”ın Nur isminin; mazharı olan ve muallakta direksiz durdurulan; şemsin yani güneşin; gerçek mahiyetini ibret ile temaşa edip,Allah”ın; Azametini ve Kudretini görebiliriz. *Soru:Allah; bir iken nasıl aynı anda birçok yerde hazır olabilir? Cevap: Mesela;birçok aynayı,birçok farklı yerlere koyup yüzlerini tek bir güneşe çevirdiğimiz zaman, her bir aynada güneşin aynı timsalini görebiliriz. Güneş bir iken birçok yerde ayna vasıtası ile ve timsali,ışık ve ısısı ile;heryerde hazır ve nazırdır. Fakat aslı,yani zatı; o yerde değildir.Hem Allah”ta kudreti ile heryerde hazır ve nazırdır.Ama, Allah;gerçek zatı itibarıyle o yerde değildir;hem ayrıca zamandan ve mekandan da münezzehdir.Hem mahlukat; değil zatına, zatının tek bir tecellisine bile dayanamaz. Mesela;Hz.Musa peygamberin Tur dağında, Allah”ın zatını görmek istemesi ve fakat Tur dağının tek bir tecellisine bile dayanamadan paramparça olması ve Ululazm bir peygamberin bu tecellinin mahafetinden dayanamayıp korkup bayılması.Mesela;Hz.Muhammed”in,Nur dağında; Cebrail”i ilk gördüğünde korkması gibi. Ey aziz insan;Allah”tan kork ve titre.Mercimek büyüklüğündeki hafızana ve Azrail”i gördüğünde patlayan ödüne, fazla güvenme. Mesela; herbir televizyondan,aynı anda,birçok farklı yerlerden aynı görüntünün ve sesin herkes tarafından izlenebilmesi,dinlenebilmesi;Hz.Süleyman peygamber zamanındaki bir tahtın, ilim sahibi birisi tarafından, çok uzak bir diyardan, bir anda, hazır ve nazır ve nakl edilmesi; maddenin naklinin mümkün ve imkan dahilinde olduğunun ve Nuraniyet kesbeden bazı evliya ve abdalın aynı anda farklı yerlerde görülmesi de buna bir karinedir. *Soru:Bir konuda ihtilaf var ise nasıl çözülür? Cevap:Evvela; Allah”ın orjinal kitabı olan Kuran-ı Kerim”e müracaat ediniz; yoksa peygambere ve sünnetlerine müracaat ediniz; yoksa bilginlere ve yazdıkları eserlere ve içtihatlarına müracaat ediniz; yoksa kendi aklınıza müracaat ediniz. Kesinlikle şeytana ve nefsinize müracaat etmeyiniz. Elbette ki;Allah”ın kitabı;bir tıb veya cebir kitabı değildir.Fakat hiç tıbtan ve cebirden bahsetmiyor da değildir.Peygamber;tıp doktoru değildir,ama tedavi ettiği hastalarda olmamış değildir.Hiçbir peygamber; ben her şeyi bilirim demez.Allah bildirmedikçe hiç kimse bir şey bilemez. Fakat bir peygamber herhangi bir kişide değildir.Sen bir zerre isen;o bir güneştir.Sakın,sakın;çoban olması seni asla yanıltmasın.Mühür kimde ise muhtar odur.O mühür ise; Hak edene verilir ve muhtarı yani elçisini yani peygamberini de ancak Allah belirler hem mesleğine değil;kalbine bakar. Mesela;Ululazm bir peygamber olan Hz.İsa”nın;ölüleri diriltmesi, mucizesine; daha tıp ilmi yetişememiştir.Sakın yanlış anlama; yetişemez demiyoruz, haydi tıp alimleri,doktorlar,bilgeler vs. sizde Ululazm peygamberin bu mucizesine yetişebilirseniz,yetişin diyoruz, yeni bilgilere ve keşiflere koşun diyoruz. İlim adamlarının fikirlerine ve eserlerinede ihtiyaç yoktur demek yanlış olur. Kendi aklınızı kullanmamak da hiç akıl karı değildir. İş ehline verilmelidir. Hasta olduğunuz zaman; hastahaneye,okuma yazma öğrenmek için; okula, Hakkınızı aramak için; Adliyeye gitmek gerektir. *Soru:Hakikatlere ve Hak”ka ulaşmak için; Veya sevgiliye ve arzularınıza uluşamadığınız için; dünyaya küsmek ve dünyayı terk etmek mi gerekir! Cevap:Kendinize yapılmasını arzu etmediğiniz bir şeyi ,birbaşkası içinde arzu etmeyiniz.Çok arzu ettiğiniz bir şeyi elde edemediğiniz için de dünyaya ve sevgiliye küsmeyiniz. Sizin;iyi ve güzel diye bildiğiniz;aslında kendiniz için şer;şer olarak bildiğiniz de kendiniz için; iyi ve güzel olabilir.Çünkü siz;kalbleri ve gönülleri ve gaybı bilemezsiniz.Mesela;şeker iyidir,güzeldir;ama şeker hastaları için alınırken çok dikkat edilmesi gereken bir şeydir. Mesela;bir vakit; beğendiğiniz ve hoşlandığınız birisi;sizden hoşlanmayabilir veya sizden hoşlanan birisinden de siz;hoşlanmayabilirsiniz.Hem eş seçiminde; ve evlilikte eşlerin birbirine denk olmasına,birbirlerinden hoşnut olmasına, zorluk ve mani çıkarılmamasına,tarafların rızalarının olmasına,eşlerin güzel ahlaklı olmasına ve akid yapılmasına dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin ve büyüklerin; duaları ve gönülleri ve rızalarının alınması da güzel bir şeydir.Hem evlilikte de keramet vardır.Hem kaçırmak olmaz.Hem eşe; cebir ve şiddet de olmaz.Hem güzelliği ve zenginliği zaman içinde gitmekle; bu nedenle boşamak ve atmakta olmaz.Hem emanete de; hıyanet etmemek gerektir. Dünyayı bütün bütün terk etmeyiniz.Yani dünyayı kesben değil;kalben terk ediniz. Yani;hiç ölmiyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete; çalışınız.Ama; helal yollardan zengin olunuz.Bazen inzivaya çekilmek gerekse bile bunu devamlı hale getirmeyiniz. Mesela; Hz.İdris peygamber;terzi, Hz.İsa peygamber; marangoz, Hz.Davut peygamber; kral,Hz. Muhammed peygamber; çoban vs. idiler. Dünyayı ve dini; terk etmediler. Peygamberlik vazifelerini ücret almadan yaptılar, hayatlarını idame ettirmek içinde çalıştılar.Çoban oldukları için gocunmadılar,kral oldukları içinde; böbürlenmediler. Evet tek koltukta iki karpuz gitmez ama iki koltukta iki karpuz gider.Kuş gibi uçabilmek için,çift kanatlı olunuz yani,hem maddi hemde manevi hayatınız için çalışınız.Her ikisinide birlikte orantılı şekilde götürünüz.İfrat ve tefritten kaçınınız.Namerte muhtaç olmamak için çok çalışınız.Mesela; Hz.Süleyman peygamber gibi hem bir kral,hemde aynı zamanda bir yol gösterici olunuz. *Soru:Yerine ve zamanına ve makamına göre akıllıca hareket etmek ne demektir? Mütevazı olmak ne demektir? Cevap:Mesela;ileriden bir aslan geldiğini gördüğünüzde hemen tedbirinizi alınız.Aslan bana bir şey yapamaz, oda Allah”ın bir mahluku, her şey Allah”ın tasarrufunda, Allah istemese hiçbirşey olmaz diyip, okşamaya kalkmayınız. Çünkü sizde olan bu imanı; aklı ve temyiz kudreti olmayan Aslan”dan da beklemek; hiç akıl karı değildir. Aslana et,ata ot vermek; aslan,kaplan,ayı, ejderha,yılan,kurt gibi Allah”ın ciddi ve vahşi mahlukatına ise hiç şaka yapmamak gerektir. Mesela; bir asker görevde ve savaşta;karada aslan ve havada kartal,suda kılıç balığı gibi; Azametli, heybetli, cesur,atik, güçlü,silahlı, korkusuz ve Celal sahibi olmalı. Ama evine geldiğinde ise; Cemal sahibi olmalı, çocuğuna karşı şefkatli, ve eşine karşıda nazik ve hürmetli olmalıdır. Hüküm sahibleri; önyargılı olmamalı, karşı tarafı ve şahitleri olgunluk ile beyanlarını dinlemeli.İddia sahibi;iddiasını ispatlamalı. Gerekli ise; bilirkişiden rapor almalı. Mümkünse olay yerine gidip, keşif yapmalı. Gerçeği ve maddi hakikatı bulmaya çalışmalı, zandan ve suiniyetten sakınmalıdır. Maddi hakikat; sadece dava dosyasından ibaret değildir.Dava dosyasına girmeyen,girmemesi gereken,söylenemeyen,söylenmemesi gereken; Hakimin bilmediği gizli ve mahrem şeyler de olabilir. Hakim; kılı kırk yararak;Adaletli, doğru ve gerçeğe yakın ve Hakkaniyete uygun bir hüküm vermeye çalışmalıdır. Hem; hükmün dayanağı olan kanunda adil olmalıdır. Kendinizi; karşınızdaki sahsın yerine koyup, ”acaba aynı hareket bana yapılsaydı,ben ne yapardım”diye düşünmeli. Güçlüden değil;Hak”tan, haklıdan, doğrudan ve hakikattan yana olmalıdır. Bazen susmalı, bazen büyüklük gösterip bazı şeyleri görmezlikten gelmelidir.Bazen de susmamalıdır. Mesela;her dediğiniz doğru olmalı ama her doğruyu söylemekte doğru değildir. Karı kocanın arasını düzeltmek için,bir can kurtarmak için veya savaş halinde her doğruyu söylemek doğru değildir.Yalana da hiçbir cevaz yoktur.Susmak en doğru bir iş olsa gerektir.Hem yalan yere şahitlik ve Hakkı söylememekte olmaz. Bindiğiniz dalı kesmeyiniz, bindiğiniz gemiyi batırmaya çalışmayınız, ekmeğini yediğiniz yere hainlik etmeyiniz.Yoksa;pirinci kurtarayım derken,evdeki bulgurdan da olabilirsiniz.Hem hainde hiç sevilmez. Ve ummadığın ve ihtimal bile vermediğin bir taşın;başını yarması ve seni kahretmesi de imkan dahilindedir. Mesela; İlahlık iddiasında bulunan ve Hz.İbrahim peygamberi bir rivayette Urfa şehrinde ateşe atan, Nemrudu; kahreden şey; kör ve topal ve hasta bir sivrisinek tarafından öldürüleceğini kahinlerinden öğrenmesi idi. O sivrisinek,Allah”a;”Allah”ım beni niçin yarattın” diye sitem etmiş ve o çilekeş sineğine; cevaben, Allah; ”nemrud”u öldürmen için yarattım “diye ilham edip, taltif edip, memnun etmiş ve gönlünü almıştır. Nemrud; sarayının tüm pencere ve kapılarını kapattırmış ama İlahlık iddiasında ki Nemrut; anahtar ve burun deliğini kapamayı unutmuştur. Ve en büyük savaşın;evvelemirde,nefsiniz ve şeytanınız ile olan; imanı kazanmak veya kaybetmek, savaşı olduğunu da unutmayınız.Bu büyük savaşı kazandıktan sonra; dünyadaki diğer haksız savaşlara ve haksızlık ve zülümlere ve zalimlere nasıl mani oluruz diye düşünmek ve engel olmak ve Hak ettiği cezayıda devletinizden yerine getirmesini istemek gerektir. Haksız olarak saldırmayınız.Savaş haklı bir nedene dayanmalı;had aşılmamalı ve zulüm olmamalıdır.Mesela;bir köyde bir masum,bin zalim dahi olsa;o köy yakılamaz. İlla ki;o masuma zarar vermemek gerektir.Hem savaşta; çocuklara, yaşlılara, delilere,hamilelere,fiilen savaşma kabiliyeti olmayanlara vs.iyi davranmak;esir ve yaralıları gözetmek gerektir. Şayet size saldırı olursa da;meşru mudafa hakkınız kullanarak kendinizi savunun ve onlarla savaşın. Bunun içinde hazırlıklı,tedarikli ve tedbirli olun.Caydırıcı silahınızın ve ordunuzun olduğunuzu bilen düşman;size saldırmak için kara kara düşünecektir.Hem;akşam rahat ve huzurlu yatmanızı;ordunuza, polisinize ve devletinize vs. borçlu olduğunuzu da unutmayınız.Sakın sakın;tahta silahlar ile;devlet kurmaya, kurtarmaya veya yıkmaya ve savaşmaya da kalkışmayınız.Savaş sanatını da; peygamber ocağında iyi öğreniniz.Savaşa mani olmak;savaşmaktan daha akıllıca bir iş olsa gerektir. Mütevazı olmak;dilencilik yapmak veya kendini hakir göstermek veya işini bırakıp daha kötü bir duruma düşmek değildir.Her zaman daha iyi nasıl olur diye düşünmeli ve çalışmalı ve yükselmeli; makam ve mevkinizi ve mevzinizi hiç birzaman düşmana teslim etmemeli.Herzaman uyanık ve tetikte olmak gerektir. Kalem sahibi bilginlere,kılıç sahibi askerlere ve ululemre; Haktan ve hakikattan ve adaletten ayrılmadıkları sürece hürmet ve itaat etmek gerektir. İşinizi ehil kişilere yaptırınız.Yöneticilerinizi ehil kişilerden seçiniz. İşinizi tam ve eksiksiz yapınız. Mesela;arabanızı iyi bir ustaya yaptırınız.Yani ustanın maharetine bakınız; yoksa ustanın gözünün ve teninin rengine, cinsiyetine vb. bakmayınız. İnsanların; aslında Hz.Adem ve Hz.Havva”dan geldiğini düşünerek, uzaktan da olsa akraba ve kardeş olduklarını; Allah nazarında herkesin eşit olduğunu ve hiç kimseye iltimas geçilmeyeceğini,eninde sonunda; zerrece hayır işleyene mükafatının verileceğini, zerre miktar şer işleyene de cezasının verileceğini biliniz. *Soru:Sıhhat nedir?Gerçek zenginlik nedir?İslamiyet nedir?İman nedir?Müflis ve yiğit kime derler? Cevap:Sofradan istekli kalkınız.Yani doymadan kalkınız.Haddinden fazla yemek, hem sıhhati bozar hemde yattığınızda karabasana davetiye çıkarırsınız.Tıbbın piri, İbn-i Sina “sıhhat az yemektir” demiştir. Evet,evet;gerçek zenginlik;bedenin, sıhhatı ve ruhun, huzurudur.Huzur ise imandadır. İslamiyet hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır;iman ise,Hak”kı kabul ve tasdiktir.Hem İslam;güzel ahlaktır.İman; tahkiki ise daha güzeldir. Gerçek müflis;hesap günü günahları altında ezilen kişidir.Gerçek yiğit;hasmını yenebilecek durumda iken;öfkesine sahib olan ,zayıf ve küçükleri; garip ve kimsesizleri kollayan ve koruyan kişidir. *Soru:Bir kazayı veya zulmü gördüğümüzde ne yapmalıyız? Cevap: Evvela;devletinizin yetkili mercilerine bildiriniz, gecikmesinde telafisi mümkün olmayacak neticeler hasıl olacaksa, mümkünse hemen elinizle düzeltmeye çalışınız, yoksa dilinizle düzeltmeye çalışınız,yoksa en azından o zulmü yapan, o zalimi Allah”a havale ediniz. Bunu da yapmıyor iseniz belaların gelmesini bekleyiniz.Bana ilişmeyen, dokunmayan yılan; bin yaşasın demeyiniz. Hem; o yılan, birgün mutlaka başınıza bela olacaktır. *Soru:Biz gençlere ne tavsiye edersin?Bataklığa düşmüş insanları; kim, nezaman, nasıl kurtaracak? Cevap:Ey gençler kendinize uygun,münasip bir iş ve eş bulmak için çalışınız. Yoksa oruç tutunuz.Oruç ve evlilik nefsi dizginlediği gibi, şehveti söndürür. Batakhanelerin kapısına kepenk vurur. Zina hoş görülemez. Hiçbir ehl-i namus hatta en serseri bir kişide eşinin zina yapmasına razı olmaz olamaz. Bataklıkları ve batakhaneleri kurutmak gerektir.Çünkü mikrop ve hastalık yayarlar. Mesela; sıtma ve aıds gibi. Ey şeytanın ve deccalin bataklığa düşmüş ve düşürülmüş Aziz insan, elbet birgün senin feryadını işiten bir civanmert yiğit, çıkacak; seni ve tüm insanlığı, şeytanın ve deccalin o pis bataklığından kurtaracaktır. O yiğit neden sen olmayasın, Nemrudu öldüren; kör,topal,hasta bir sivrisinekten veya Hz.İbrahim peygamber için yakılan ateşi söndürmek için gelen küçücük bir karıncadan daha mı acizsin!Yoksa sende Mehdi”yimi bekliyorsun.Niçin sen Mehdi veya Mehdi misal; yani Mehdi gibi olmayasın,sana Mani olan mı var,yoksa olamazsın diyen mi var, yoksa senin için ayrıca bir ayetin mi inmesini bekliyorsun. Ey aziz insan;Hz.Adem peygamber soyundan geldiğini hiçbir zaman unutma. Hem sen hiç hafife alınacak bir şey de değilsin.Sen bu kainatın halifesi ve sultanısın. Haydi işverenler;sizlere çok iş düşmektedir.Bir kişiye iş vermek;o kişiyi bataklıktan çıkarmak veya bataklığa düşmeye engel olmak demektir.Ey zenginler; malınızın kırkta birini bile yatırıma yönlendirseniz;dünyada işsiz kalmayacaktır.Hem büyüklük ve İzzet vermekle olur. Haydi görevliler,yetkililer,ahlak zabıtaları vs.; insanlar size güvenmekte ırz ve namuslarını, can ve mal güvenliklerini size emanet etmektedirler. Görevinizi eksiksiz yapınız. Aldığınız maaşı Hak edip; sonrada afiyetle yiyiniz. Mesela; bir kişi boğuluyor,sende yüzme biliyor isen,hemen o kişiyi kurtar. Sonrada devletinizin yetkili mercilerine haber ver diyoruz.”Yok benim görevim ve işim bu kişiyi kurtarmak değildir” deme diyoruz.Bu çilekeş ve vefalı dünyamıza; bir küçücük bir fidan, bir ağaçta sen dik diyoruz. Mesela;İslam peygamberi,Hz.Muhammed ;aileleri tarafından diri diri mezara gömülen kız çocuklarını gömülmekten ve bir mal gibi alınıp satılan kadınları ve gençleri, batakhanelerden; faiz yüzünden perişan olan borçlularıda, faiz bataklığından kurtarmış, faizi de kaldırmıştır. Hem kafanızı kuma sokarak veya pembe gözlük takarak gerçeklerden kaçamassınız ve kendinizi ve başkalarınıda aldatamazsınız. Mesela;bugün bile kredi faizi yüzünden çok aileler, toplumlar hatta devletler perişan olmakta, yuvalar yıkılmaktadır.Hem kredi kartım var;Allah”a ihtiyacım kalmadı diye sevinen; sonrada faiz batağına düşünce “Aman Ya Rabbi” diyen sen değilmisin! Evet,evet;zaruri ihtiyaçlar için harcama yapmak, iktisat etmek, ısraf etmemek,çok çalışmak,alacaklı ile anlaşmak, helalleşmek, bir daha faize; tövbe etmek gerektir. Ey insanlar ve cinler;şeytanın ve deccalin;sizin maddeten,manen,fikren ve ruhen; yükselmenize mani olan gizli,maddi ve manevi zincirleri kırarak, özgürlüğünüze kavuşunuz;makus talihinizi değiştiriniz, hertürlü köleliğe ve zulme son veriniz. Dikkat ediniz;şeytan sizi kullanmaya bakar;gemisinin çarkına çomak sokanları istemez.Siz şeytanın;korsan gemisini ele geçirip; korsanlığa son verip sonrada geminin rotasını doğrultunuz kifarkınız olsun. Yanlış anlama;biz kanunları çiğne, adaleti sen yerine getir demiyoruz veya görevlileri eleştirmiyoruz. Belki biz;adaleti ve görevini yerine getirmeye çalışanlara yardımcı ol;alet olma, dikkatli, tedbirli, uyanık ol ,uyuma diyoruz. | |  | |  | |