| | Hz Aişe’den rivayetle (Abdullah b Muhammed’den)
“ Peygamber’in otuzsekiz kişiden ibaret olan ashabı toplandıklarında
Hz Ebubekir (RA) , ortaya çıkmak için Rasulullah’a (SAV) ısrar etti.
Efendimiz:
- Ey Ebubekir, ortaya çıkmak için bizim sayımız azdır, dedi.
Hz. Ebubekir ısrarlarını sürdürdü. Nihayet Rasulullah (SAV) ortaya çıktı.
Müslümanların her biri, Mescid-i Haram’ın bir tarafında bulunan kendi aşiretlerinin yanına gitti.
Hz Ebubekir de halk arasına dikilip hitapta bulundu.
Efendimiz de orada oturmuştu.
İnsanları, Allah’a ve Rasulüne davet eden ilk hatip Ebubekir (RA) olmuştu.
Bu sebeple Müşrikler, ona ve diğer Müslümanlara saldırmaya,
Mescid-i Haram’ın her tarafında onları şiddetle dövmeye başladılar.
Hz Ebubekir ayaklar altına alındı, şiddetle dövüldü.
Müşrik Utbe b Rebia ona yaklaşarak,
dikişli ayakkabılarıyla vurmaya ve yüzüne çarpmaya başladı.
Hz Ebubekir’in karnının üzerine çıkarak vurmaya devam etmiş,
öyle ki yüzü ile burnu birbirinden fark edilemez hale gelmişti.
Nihayet (akrabası) Teym oğulları koşarak geldiler,
Müşrikleri Ebubekir’in üzerinden uzaklaştırdılar. Hz Ebubekir’i bir kumaşa sarıp evine götürdüler.
Artık öleceğine kesinlikle inanıyorlardı.
Tekrar dönüp Mescid-i Haram’a gelerek:
- Allah’a andolsun ki, Ebubekir ölürse biz de mutlaka Utbe b Rebia’yı öldürürüz, dediler.
Tekrar Ebubekir’in yanına döndüler.
Babası Ebu Kuhafe ile Teym oğulları kendisinden cevap alıncaya kadar onu konuşturmaya çalıştılar. Nihayet akşama doğru Hz Ebubekir konuşmaya başladı:
- Rasulullah ne yaptı? (durumu nasıl), diye sordu.
Bunun üzerine akrabaları da kendisine dil uzatıp, (bu halde Hz peygamberi düşündüğü için) onu kınadılar.
Daha sonra kalkıp giderken de annesi Ümmü’l-Hayr’a:
- Bak hele, şuna bir şeyler yedirmeye veya içirmeye çalış, dediler.
Annesi Hz Ebubekir’le baş başa kaldığında, yemesi ve içmesi için ona ısrar etti.
O ise:
- Rasulullah ne yaptı ?? diye soruyordu.
Annesi:
- Vallahi senin arkadaşının durumunu bilmiyorum, dedi.
Ebubekir:
- Öyleyse Hattab kızı Ümmü Cemil’e git de, Efendimizi ondan sor, dedi.
Annesi Ümmü Cemil’in yanına gidip:
- Ebubekir, Abdullah oğlu Muhammed’in durumunu senden soruyor, dedi.
Ümmü Cemil dedi ki:
- Ebubekir’i de, Abdullah oğlu Muhammed’i de bilmiyorum. Ama istersen seninle birlikte oğlun Ebubekir’in yanına gelirim, dedi.
Annesi Ümmü’l-Hayr da ‘olur’ dedi.
Beraberce kalkıp hz Ebubekir’in yanına geldiler.
Ümmü Cemil onu ağır hasta ve baygın halde görünce yanına yaklaştı ve çığlık attı. Sonra da:
- Allah’a andolsun ki sana böyle yapanlar, fasık ve kafir kimselerdir. Ümid ederim ki, Allah senin öcünü onlardan alacaktır, dedi.
Hz Ebubekir:
- Rasulullah ne yaptı ? diye sorunca
Ümmü Cemil:
- İşte annen burada, söylediklerini duyuyor, dedi.
Ebubekir:
- Ondan sana ne ? deyince annesi:
- Rasulullah (sav) sağ salim ve sıhhattedir, dedi.
Ebubekir:
- O nerede, diye sorunca annesi:
- Erkam’ın oğlunun evinde, dedi.
Ebubekir:
- Allah hakkı için Rasulullah’a gitmeden ne bir şey yer, ne de bir şey içerim, dedi.
İki kadın çaresiz ortalığın sakinleşmesini beklediler.
Sonra Hz Ebubekir ikisine yaslanarak evden çıktı.
Onu Efendimizin yanına götürdüler.
İçeriye girince Rasulullah (sav) Ebubekir’in üzerine kapandı, onu öpmeye başladı.
Müslümanlar da Ebubekir’in üzerine kapandılar. Efendimiz ona çok acıdı.
Hz Ebubekir dedi ki:
- Babam anam sana feda olsun ya Rasulallah ! Bende herhangi bir acı yok.
Ancak o Müşrik, benim yüzüme biraz vurdu.
İşte oğlu hakkında iyi olan annem de burada.
Sen mübarek bir insansın. Onu Allah’a imana davet et.
Onun için Allah’a dua et.
Ümit ederim ki Allah, senin vasıtanla onu ateşten kurtarır.
Rasulullah (SAV) Ebubekir’in annesi için dua etti.
Onu, Allah’a imana davet etti. O da Müslüman oldu.
Müslümanlar Erkam’ın evinde bir ay süre ile Efendimizle birlikte kaldılar.
Otuz dokuz erkek idiler.
Hz Ebubekir’in dövüldüğü gün, Abdülmuttalib oğlu Hamza da Müslüman olmuştu.
Rasulullah (SAV) Hattab oğlu Ömer veya Hişam oğlu Ebu Cehil için Cenab-ı Hakk’a dua etmiş, bunlardan birinin Müslüman olmasını niyaz etmişti.
Bu duayı Çarşamba günü yapmış, Perşembe günü de Hattab oğlu Ömer Müslüman olmuştu.
Erkam’ın evinde bulunan Rasulullah (sav) ile ashabı, tekbir getirmişler,
bu tekbir sesleri Mekke’nin üst taraflarından duyulmuştu.
Erkam’ın babası, kafir ve ama bir kimse olup evden dışarı çıkmış ve şöyle demişti:
- Allah’ım ! Oğlum Ubeyd el-Erkam’ı bağışla. O dinden çıktı..
..
Hz Ömer ayağa kalkıp şöyle demişti:
- Ya Rasulallah ! Hak yolda olduğumuz halde dinimizi niye gizliyoruz ?!
Halbuki batıl yolda oldukları halde, onlar dinlerini açığa vuruyorlar.
Efendimiz ise şu cevabı vermişti:
- Ey Ömer, bizim sayımız azdır. Nelerle karşılaştığımızı sen de gördün.
Bunun üzerine Hz Ömer (RA) şöyle demişti.
- Seni hak ile gönderen Allah’a andolsun ki,
kafir olarak oturmuş olduğum her mecliste mutlaka imanımı açığa vuracağım !
Böyle dedikten sonra Efendimizin yanından ayrılmış,
Kabe’yi tavaf etmiş, sonra kendisini beklemekte olan Kureyşlilerin meclisine uğramıştı.
Hişam oğlu Ebu Cehil ona:
- Senin dinden çıktığın iddia ediliyor, doğru mu ? diye sormuş,
Hz Ömer de şu karşılığı vermişti:
- Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun ortaksız olduğuna, Muhammed’in de O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim. (Kelime-i şahadet getiriyor)
Böyle demesi üzerine Müşrikler ona saldırdılar.
O da Utbe’nin üzerine saldırdı, yere yıkıp göğsü üzerine oturdu.
Ona vurmaya başladı, parmaklarını da gözlerine soktu.
Utbe çığlık atmaya başlayınca, çevresindeki insanlar uzaklaştılar.
Hz Ömer de ayağa kalktı.
Kendisine yaklaşanların en kuvvetlilerini yakalayarak vurmaya başladı.
Orada bulunanlar ona karşı aciz kaldılar.
Hz Ömer, daha önce katıldığı meclislerin hepsine giderek iman ettiğini açıkladı.
Tekrar Efendimizin yanına döndü.
Müşriklerin hepsini mağlup etmişti. Efendimize dedi ki:
- Anam babam sana feda olsun Ya rasulallah !
Vallahi daha önce kafir olarak oturduğum bütün meclislere uğrayıp, korkusuzca imanımı açığa vurdum.
Bunun üzerine Efendimiz bulunduğu evden dışarı çıktı.
Hz Ömer ile Abdulmuttalib oğlu Hamza da önünde yürüyorlardı.
Kabe’ye vardılar, Hz peygamber Kabe’yi tavaf etti.
Emniyet içinde öğle namazını kıldı.
Sonra Hz Ömer yalnız başına oradan ayrıldı.
Rasulullah (SAV) da bilahare oradan ayrılıp gitti.
İbn kesir anlatıyor:
Sahih bir kavle göre Hz Ömer, Muhacirlerin Habeş diyarına gitmelerinden sonra;
yani bisetin (peygamberlik müdesinin) altıncı senesinde Müslüman olmuştur.
Nitekim bu husus, yeri geldiğinde açıklanacaktır.
* Amr b Abese es-Sülemi’den rivayetle: (Sahih-i Müslüm’den)
“ Bisetin ilk zamanında Mekke’de iken, Rasulullah’ın (SAV) yanına vardım.
İlk zamanlar o, davetini gizlemekte idi.
Dedim ki:
- Sen kimsin ?
- Ben, peygamberim.
- Peygamber nedir ?
- Allah’ın elçisidir.
- Allah mı seni gönderdi ?
- Evet.
- Seni ne ile gönderdi ?
- Ortağı olmayan bir Allah’a ibadet etmem, putları kırmam ve akrabalık bağlarını kuvvetlendirmem ile gönderdi.
- Seni gönderdiği şey ne güzeldir ! Bu hususta sana kim tani oldu ?
- Hür ve köle (Ebubekir ve Bilal)
Amr şöyle diyordu:
Ben kendimi İslam’ın dörtte biri olarak görüyordum.
Müslüman oldum ve :
- Seninle birlikte olayım mı ya Rasulallah ? diye sordum.
O:
- Hayır, kavmine git. Benim peygamber olarak çıktığımı sana haber verirlerse, o zaman yanıma gel, dedi.
İbn Kesir bildiriyor:
“hür ve köle” kelimelerinin Ebubekir ile Bilal için söylenmiş olduğu hususunda ihtilaf vardır. Çünkü Amr’dan önce Müslüman olan bir topluluk vardı.
Nitekim Zeyd b Harise, Bilal’den önce Mülüman olmuştu.
Amr b Abese’nin kendini İslam’ın dörtte biri olarak bildirmesi,
belki de onun ilmi (bilgisinin kısıtlı oluşu) açısındandır.
Çünkü o zamanlar Müminler, İslamiyetlerini gizliyorlardı.
Yabancılar, çöldeki bedeviler, hatta akrabalarının bir çoğu bile, onların imanlarından habersizdi. Doğrusunu Allah bilir.
(Buhari’de bulunan Sa’d b Ebi Vakkas’a ait benzeri bir hadisi de, ibn Kesir aynı şekilde tenkit ediyor)
İbn Kesir; “el-Bidaye ve’n-nihaye” ; c:3; s: 46-50; Çağrı Yayınları | |