tarihi yerlerimizin efsaneleri... - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » Genel » Hikayeler ve Efsaneler » tarihi yerlerimizin efsaneleri...

Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 14-05-2008, 02:00
Bölüm Moderatörü
 
_HeLeN_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

yürek yangınım....
 
Kayıt: 15.09.2007
Mesajlar: 1.890
Rep gücü: 18
Rep derecesi: _HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki

tarihi yerlerimizin efsaneleri...

 
Ağlayan Kaya-Niobe
Manisa'daki Ağlayan Kaya'nın Kral Tantalos'un kızı Niobe olduğuna inanılır... Efsaneye göre Niobe'nin çocuklarının çokluğu tanrıça Leto'yu kıskandırır. Leto, çocukları Apollon ve Artemis'ten Niobe'nin cezalandırılmasını ister. Onlar da Niobe'nin çocuklarını öldürür. 12 çocuğunu kaybeden Niobe büyük bir acıya kapılır. Baştanrı Zeus bu durumuna son vermek için onu taş haline getirir. Niobe'nin acısı dinmez ve o gün bugündür kayadan gözyaşları süzülür.


Keşişin Bahçesi
Kerem ile Aslı'nın hikâyesini bilmeyen yok gibidir. İsfahan Padişahı'nın oğlu Kerem, keşişin kızı Aslı'yavurulur. Ancak iki genç din farkı yüzünden bir türlü kavuşamazlar... Dilden dile anlatılan bu efsanenin geçtiği yer Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesindedir... "Keşişin Bahçesi" vaha görünümünde büyük bir konaklama yeridir. Ayrıca hemen üzerinde bulunan tarihi İshak Paşa Sarayı yurtiçi ve yurtdışından ziyaretçileri ağırlar.


Cennet Ve Cehennem
"Cennet ve cehennem bu dünyadadır" diyenler mutlaka Silifke'ye gitmeliler... Cennet obruğunun girişinde 5. yüzyılda yapılan bir kilise vardır. Cehennem çukurunun ürkütücü görüntüsünü ise ilginç bir efsane tamamlar: Zeus, alevler kusan yüz başlıejderha Typhon'u yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza kadar kapatmadan önce 120 metrelik korkunç Cehennem çukurunda hapseder...



Amazonların Adası
Kıyıya 2.5 kilometre uzaklıkta bulunan 40 bin metrekarelik Giresun Adası, Karadeniz'in tek adası olmanın yanı sıra Amazonlar'ın yaşadığı ada olarak da bilinir. Her yıl 20 Mayıs'ta yapılan şenliklerde tekne turları düzenlenen ada ilginç bir ritüele de ev sahipliği yapar: Ana tanrıça Kybele'yi temsil eden üç ayaklı "Hamza Taşı"nın altından geçen Giresunlular soylarının devam edeceğine inanır...



Akdamar Adası ve Klisesi
Kilise papazının kızına aşık olan Müslüman bir Türk gencini kız da sevmektedir. Gizli gizli görüşen aşıklar buluşmalarının Ada’da devam etmesini istemişler, buradaki buluşma kıyıya gelen kızın elindeki fenerle oğlana işaret vermesi şeklindedir. Bir gün kızın babası durumu fark edince çok kızar ve kızını takibe başlar. Yine bir akşam kız kıyıya gelip sevgilisine işaret verir. O and akızın babası gelerek ışığı söndürür ve kızı olan Tamara’ya çok kızar. Işık kaybolunca genç yolunu şaşırarak kıyıya çıkamaz ve gölde boğulur. Boğulma sırasında can havliyle AH TAMARA yaktın beni diye bağırır. Bundan böyle Ahtamara Akdamar olarak söylene gelmiştir. (Van)




SİS DAĞI- GELİNKAYA EFSANESİ
Sis Dağı, Doğu Karadeniz dağ sırasında yer alan, denizden yaklaşık 2.200 m yüksekliği olan bir dağdır. Giresun'un Görele ilçesinin 30 km güneyinde bulunan Sis Dağı, yörenin en yüksek dağıdır. Görele ve çevre ilçelerin halkı, yazları Sis Dağı yaylasına çıkıp, birkaç aylık burda kalırlar. Bu yaylada yaz aylarında kurulan ve halk arasındaki yaygın adıyla "Sis Pazarı" olan panayır, yakın çevrenin çok renkli bir festivali sayılır. Bu pazar-panayır, haftanın cumartesi günleri kurulur, tüm yaz boyunca sürer. Sis pazarında, türlü alış-verişin yanında, yenilip içilir, eğlenilir. Renkli yerel giysilerle genç kızlar, delikanlılar, davul-zurna ve kemençe eşliğinde horonlar oynar, folklor gösterileri yaparlar.

Görele yöresi folkloru, Sis Dağı'ndan derin izler taşımaktadır. Halkın sevinci, üzüntüsü, neşesi, tasası hep Sis Dağı ile doludur. Sis Dağı, yöre halkının dünyasında, en büyük dağdır. Hani ne derler, ' Başka büyük yok' tur. Sis Dağı'nın doruğundan, Karadeniz'i, Görele'yi, Giresun'u, hatta İstanbul'u ve dünyanın öte ucunu görebilirsiniz. Halkın inancı budur. Çevre halkının ezgileri, türküleri, deyiş ve ağıtları Sis Dağı ile doludur:

Sis Dağı beri bakar,
Suyu bulanık akar.
İki gözümün biri,
Dayma(daima) güzele bakar.

Oy Sis Dağı, Sis Dağı,
Ben yemem koyun yağı.
Kızlar benden istiyor,
Zülüfüne gülyağı.

Oy Sis Dağı, Sis Dağı,
Eritemedin karı.
Bu yıl da böyle geçsin,
Yüreğimin efk'rı.

Sis Dağı, çevre halkıyla nerdeyse bütünleşmiş, onların günlük yaşamının bir parçası durumuna gelmiştir. Halk söylenceleri, efsaneler de Sis Dağı'ndan izler taşır. Bunlardan birisi de "Gelinkaya Efsanesi"dir:

Gelinkaya, Sis Dağı'nın güneybatısında, Görele'nin 30 km güneyindedir. Kuşköy'ün doğusundaki yamaçlarda bulunan doğal bir engebedir. Bu doğal kaya- engebe, Sis Dağı'nın yamacına yaslanmış, 30-40 m yükseklikte ve bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümündedir. Halk arasındaki yaygın söylencesi şöyledir:

Uzun mu uzun, ama çok çok uzun yıllar önce, güzel bir gelin varmış. Bu gelinin, çok sevdiği kocasıyla bir de çocuğu varmış. Karı kocayla birlikte oturan bir de yaşlı kaynana varmış. Bu ailenin geçimi, hayvancılığa dayalıymış, küçük baş, büyük baş hayvan besliyorlar, çobanlık yapıyorlarmış. Yaşlı kaynana, karı - koca - çocuk üçgeninden oluşan bu mutlu ailenin mutluluğunu gölgeliyormuş. Kaynana çok titiz, kavgacı, yüzü gülmez, gürültücü, sert ve geçimsiz birisiymiş. Cadaloz, yöresel deyişle 'acuze'nin tekiymiş. Hele hele genç gelinine karşı çok sert, kırıcı ve acımasızmış. Genç gelin, çoktan bu yaşlı acuzeyi terkedip gidermiş ya, ne var ki kocasını ve çocuğunu çok seviyormuş. Bu sevginin verdiği güçle, kaynanasının baskı ve işkencelerini göğüslemeye çalışıyormuş.

Günlerden bir gün, genç gelin, yanında çocuğuyla birlikte, Sis Dağı'nın yamaçlarına inekleri otlatmaya gitmiş. İneklerden biri, Sarıkız diye adlandırılan, çok hoyrat, dikbaşlı, ötekilere uymayan, onlardan ayrılıp ormanın derinliklerine giden bir hayvanmış. Genç gelin, bebeğini avutup emzirirken, Sarıkız kaşla göz arasında yok olmuş. Öteki sığırlardan ayrılıp, ormanın derinliklerinde yitip gitmiş. Gelin, neden sonra ineğin yokluğunu, yittiğini farketmiş, aramaya başlamış.

Genç gelin, Sarıkız'ı bulabilmek için Sis Dağı'nı dolanıp durmuş, her yanı aramış. Ama yok, yok, yok. Yer yarılmış da sanki Sarıkız onun içine girmiş, aramadık yer bırakmamış, ama yine yok. Akşam yaklaştıkça, gelinin yüreğini korkular daha çok sarmış. Hem de bu kez, iki kat korkmaya başlamış: eve gitse, ineksiz, Sarıkız'sız nasıl gidecek? Burda, ormanda kalsa, börtü böceğin, kurdun kuşun elinde nasıl kalacak? İşte böyle, iki katlı, iki yanlı korkular kaplamış körpecik yüreğini. Tanrının günü kendisiyle kavga, gürültü yapan kaynanaya yeni silahlar verecekti. İşte bu nedenle, gelinin yüreğinde kat kat korkular yığılmış. Öyle korkular yığılmış ki "Sis Dağı kadar." Eve gitmesi de , ormanda gecelemesi de olanaksızmış. Ne yapsın?

Umarsız, çıkar yol bulamayan genç gelin, çocuğu sırtında, bir süre daha ormanda dolanmış, aramış. Hiçbir şey, hiçbir iz bulamamış, ağlamış, gözyaşları akan derelere karışmış. Karanlık bir iyice bastırıp, gecenin yüreklere korku veren sessizliği çökmüş, her yanı kaplamış. Korku, nerdeyse elle tutulur olmuş, gelinin tüm dokularına işlemiş. Artık yapabileceği hiçbir şey yokmuş. Son bir çabayla, "Tanrım, ya beni kuş et uçur, ya da taş et dondur." Diye yakarmış. Gelinin yalvarışları kabul olunmuş, o anda taş olup donmuş, öylece, sırtındaki çocuğuyla kalakalmış.

İşte o gün bu gündür, Sis Dağı'nın yamacına yaslanmış olan Gelinkaya, sırtında çocuğuyla, gelip geçenlere, binlerce yıl ötesinden, kendi öyküsünü anlatıp durur.
_HeLeN_ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink) Alt 14-05-2008, 02:03
Bölüm Moderatörü
 
_HeLeN_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

yürek yangınım....
 
Kayıt: 15.09.2007
Mesajlar: 1.890
Rep gücü: 18
Rep derecesi: _HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki

tarihi yerlerimizin efsaneleri..

 
Ejderha ve Kral kızı - Adana

Çok eski çağlarda, Toros Dağları'nın tepesinde bir hükümdarın kızı yaşarmış. Dağlar çok sık bir ormanla kaplı olduğu, üstelik de ormanda büyük bir ejderhanın yaşadığına inanıldığı için, buralarda dolaşmak tekin sayılmazmış. Kral da kızına, çevreyi tek başına dolaşmamasını sık sık tembihlermiş. Ama bir gün, kız ormanda dolaşmaya çıkmış. Bir süre gezdikten sonra dik ve sarp bir kayalığa oturarak, Gülek Boğazı'nı seyre dalmış. Orada otururken büyük bir gürültü kopmuş. Kız aşağıya baktığında ejderhanın kayalara tırmandığını görmüş. Ne yapacağını şaşırmış. Kurtulamayacağını anlayınca, 'Tanrım beni ejderhaya yem yapacağına, burada taş yap' diye yakarmış. Kızın duasını kabul eden Tanrı, hem onu, hem de ejderhayı taşa çevirmiş.


Taş kesen çoban- Kars

Kars'ın Kağızman İlçesi'nin Kızılöküz köyünde, taş kesen bir çobanın efsanesi anlatılır. Bu çoban geçimini köy halkının koyunlarını otlatıp çobanlık yaparak sağlarmış. Yazın en sıcak günlerinde bu çoban, koyunlarını en güzel ve en yüksek otlağa çıkarak otlatmaya koyulmuş. Ancak o civarda bir damla su bulunmazmış. Hem hayvanlar hem de çoban çok susamış. Susuzluktan bağrı yanan çoban 'Ya rabbim, sana yedi kurban keseyim, yeter ki şuradan su çıkartıp, şu kulunun ve aciz hayvanların susuzluklarını gider' diye yakarmış. Çobanın bulunduğu yerin hemen yakınında o anda yerden su kaynamış. Sevincinden çılgına dönen çoban o buz gibi sudan kana kana içip hayvanlarına da içirerek susuzluklarını gidermiş. Ancak çoban sözünde durmamış. 'Koyunlar benim değil. Bunun yerine yedi bit öldürüp adağımı gerçekleştiririm' diye düşünmüş ve öyle de yapmış. Öldürdüğü bitleri de kaynağa atmış. Ne var ki kısa süre sonra çoban ve koyunlar bulundukları yerde taş kesmişler. Çobanın ve koyunların geri gelmemesi üzerine meraka düşen köylüler çobanı aramaya çıkmışlar. Çobanın ve bütün koyunların yeni kaynağın yanında taşa dönüştüğünü görmüşler. Bugün de o kaynağın civarındaki kayaların, taşlaşmış çobanla koyunlarının kalıntıları olduğuna inanılır.


Sarı Kız - Güre / Balıkesir

Güre’de sakin bir adamın tek bir kızı varmış evlenme çağına gelen bu kızı çok güzel olduğu için pek çok kimseler istemiş babası belki de yalnız kalacağından korkarak bütün taliplere menfi cevap vermiş bunlardan biri kıza bir iftirada bulunmuş müteassıp olan babası da kızını öldürmeye kalkmış fakat çok güzel olan kızını kıyamamış onu Kaz Dağının bu Sarı Kız tepesine çıkarmış yanına oniki tanede kaz vermiş ve ne yapalım ben bu kazları çok seviyorum satmaya ve kesmeye kıyamıyorum. Bunlarda köyde boyna zarar yapıyorlar. Herkes şikayete başladı. Bu kazları burada yaymaktan başka çare yok diyor ve ertesi günde bu güzel kızı dağda ben gidip odun alayım diye yalnız bırakarak köye iniyor. Kız babasının karanlık basıp da gelmediğini görünce korkup ağlıyor ve bir taraftan da dua ediyor. Cenab-ı hak onun duasını kabul ediyor ve onu her tehlikeden koruyor. Babası kızının artık ortadan kalktığını tahmin ederek ağlaya ağlaya hacca gidiyor. Kazlar çoğalıyor kız günden güne daha fazla güzelleşiyor. Dağda fırtınada kalanlara yardım ediyor. Herkes ona hürmet ve sevgi bağlıyor. Babası hacdan dönüp kızının sağ olduğunu duyunca dağa geliyor. Kızı ile konuşuyor. Kız köylülerin hediye ettiği aletlerde gergef işlemekteymiş. Babası biraz su istiyor. Kız yanındaki boş su kabağını eline alıp oturduğu yerden konulu uzatıp körfezden kabağı dolduruyor. Babası suyun tuzlu olduğunu görünce ben içmek su istedim diyor. Kız kabağı döküp sen yalnız köy suyuna alışıksın sana Güre Çayının suyundan doldurayım diyor. Yine elini uzatıp Güre Çayından kabağı doldurup babasına uzatıyor. Babası bu hali görünce kızım ben sana kötülük ettim sen mertebeni bulmuşsun artık diyor. Kız kendisine fenalık edenlere beddua ediyor ve oracıkta ölüyor. Babası kızın vasiyeti üzerine onu bu Sarı Kız tepesine gömüyor. Kendiside Kartal Tepeye çıkıp orada ölüyor. Kartal Tepeye baba tepe denilmesinin sebebi bu imiş.

Kızlar Sinisi- Sivas

Kızılırmak, Kızıldağ'dan doğar. Kızıldağ'da 'Beş Gözeler' denilen su kaynağının yakınlarında, peri bacalarına benzeyen kayalıklar vardır. Halk arasında buranın adı 'Kızlar Sinisi'dir.

Efsaneye göre çok eski zamanlarda bir gelin alayı, Kızıldağ yamaçlarından geçerken eşkiya hücumuna uğrar. Eşkıya düzlükteki yolu kestiği için, düğün alayı Kızıldağ'a tırmanmaya başlar. Gelin, eşkiya elinden kurtulamayacağını anlayınca Allah'a yalvarır. 'Ya onları taş kes, ya beni taş kes' der. Düğün alayı o anda Kızıldağ'ın yamacında taş kesilir.

Gerçekten de o yörede, uzaktan bakıldığında, dağın yamaçlarına yayılmış ve bir düğün alayını anımsatan irili ufaklı kayalar görülür; hatta bunların arasında bir çeyiz sandığı bile vardır.



_HeLeN_ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 14-05-2008, 02:07
Bölüm Moderatörü
 
_HeLeN_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

yürek yangınım....
 
Kayıt: 15.09.2007
Mesajlar: 1.890
Rep gücü: 18
Rep derecesi: _HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki

 
Sarı Kız Efsanesinin Diğer Versiyonları

SARIKIZ EFSANESİ


(Kazdağları deyince akla Türkmen köylülerinin söylencelerinde yer alan Sarıkız efsanesi gelir.)

Çok uzun yıllar önce bu dağda güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış, Sarıkız derlermiş onun adına, uzun sarı saçlarından ötürü, tüm köy delikanlıları aşıkmış bu Sarıkız'a... fakat onu çekemeyenler onun hakkında bir dedikodu uydurmuşlar, sözde Sarıkız kötü yola düşmüş, başka başka insanlarla yatıp kalkıyormuş diyerek, Sarıkız bu söylentilerin yalan olduğunu biliyor ama babasının bu söylentilerden etkilenmesini de gururuna yediremiyormuş, çareyi dağın zirvesine kaçmakta bulmuş. Bir zaman sonra Sarıkız'ın babası söylentilere dayanamayıp kızını öldürmek için dağa çıkmış, bir de bakmış Sarıkız orada kazları besliyor ve davranışlarından hiç de kötü yola düştüğü anlaşılmıyormuş, bir baba için evladını öldürmek kolay değil tabiki, önce bir namaz kılayım demiş ve Sarıkız'dan abdest alması için su istemiş, Sarıkız ibriği tuttuğu gibi aşağıdan suyu almış ve babasına uzatmış, babası nereden buldun demeden ağzına aldığı suyun tuzlu olduğunu anlamış ve oracıkta bayılmış. Sarıkız dağın zirvesinden uzandığı gibi denizden ibriğini doldurmuş.

BİR BAŞKA VERSİYON


Kaz dağlarında çok güzel bir kız yaşarmış ve adına da Sarıkız derlermiş, gel zaman git zaman Sarıkız'ın güzelliğini çekemeyenler onun hakkında kötü yola düştü diyerek dedikodu yaymaya başlamışlar ve onu lanetli ilan etmişler, babası da Sarıkız'ı alarak Kaz dağının zirvesine bırakmış. Sarıkız dağda dolaşırken yanına bir kaz gelmiş ve ona birkaç yumurta vermiş Sarıkız bunları saklamış ve bir süre sonra kaz yavruları yumurtalarından çıkıp büyümüşler. Günler günleri aylar ayları kovalamış bir gün kar ve tipiden yolunu şaşıran iki yabancı Sarıkız'ın yaşadığı zirveye sığınmak zorunda kalmış. Sarıkız bu yabancıları kurtarmış, beslemiş ve sağlıklarına kavuşturmuş. Bu yabancılar dağdan indikten sonra köy halkına "Kaz dağlarında çok güzel, ermiş bir kız yaşıyor" demişler. Bu sözler Sarıkız'ın köyüne, anne ve babasına ulaşmış. anne ve baba çocuklarına duydukları özleme daha fazla dayanamayarak Sarıkız'ın yanına gitmişler. Sarıkız zirvede onları bekliyormuş sevgi ve hasretle kucaklaşmışlar, bir ara baba kızından su istemiş, Sarıkız hemen şimdi diyerek avuçları ile babasına su içirmiş, babası suyu nereden aldın deyince de "elimi uzattım, denizden aldım" demiş, anne ve baba böylece kızlarının gerçekten ermiş olduklarını anlamışlar ve geri dönmüşler...

BİR BAŞKA SARIKIZ VERSİYONU DAHA...

Sarıkız'ın babası yaşlanınca Hacc'a gitmek ister ve kızını Güre köyünde bir imam ailesine emanet eder. Uzun süren Hac zamanında köy delikanlıları kıza evlenme teklifinde bulunurlar. Kız bu teklifleri kabul etmeyince bunu gurur meselesi sayarak yorumlar üretmeye başlarlar. Yorumlar kısa zamanda dedikoduya ve iftiraya dönüşür. Baba Hac'dan dönünce dışlanır ve kızını öldürmeye karar verir. evden çıkınca kıza bozuk yumurta atanlar olur. Bu nedenle çocuklar ona "Sarıkız" adını verirler. Köyün kenarına çıkıldığında Sarıkız kendisine hakaret edenlere bunun yanlış olduğunu kabul ettiremeyince beddua eder. Baba ile Sarıkız şimdiki Sarıkız tepesine çıktıklarında Baba abdest almak için kızından acele su ister. Ancak verilen suyun tuzlu olduğunu gören Baba tatlı su ister. anında verilen tatlı sudan şüphelenen Baba, niçin tuzlu su verdiğini sorar. Kız da "acele ettiğin için, denizden alıverdim" cevabını verir. bu durum karşısında kızının ermiş olduğunu anlayan Baba pişman olur. Kızına "kızım ben sana inanmamakla büyük hata ettim, senden özür dilesem beni affedersin ama senin yüzüne bakacak halim kalmadı, en iyisi sen burada beni bekleyedur ben şöyle bir gezip geleyim" diyerek kızı yalnızlığa terkeder. Baba görünmez olunca dağın üzerine korkunç derecede siyah bir bulut çöker. Günler sonra Baba'nın ölmüş bedenini dağın zirvesinde bulurlar...

KAZ DAĞI ADI İLE İLGİLİ BİR SÖYLENCE

Fatih Sultan Mehmet'e gemi kerestesi biçmek üzere Düden yaylasında konaklayan Tahtacı Türkmen'leri Kaz avlusunda adeta resimleşmiş kaz tüylerini görünce merakları üzerine kendilerine efsaneler anlatılır. Orta Asya şamanizm inançlarına göre kazı kutsal saymaları nedeniyle bu dağı da kutsal sayarak İda dağını Kazdağları olarak değiştirirler. Sarıkız türbesi olan yere Sarıkız, Baba türbesi olan yere Baba tepesi, kaz tüylerinin bulunduğu yere Kaz avlusu ve dağın bu bölümüne de Babadağı adını verirler. Kutsal saydıkları bu türbeler için her yıl Ağustos ayının 15 ile 30'u arasına rastlayan bir hafta sonunda tepeleri ziyaret edenler oralarda, etmeyenler de bulundukları yerlerde olmak üzere cumartesi günü Sarıkız'a, pazar günü Baba'ya ve pazartesi günü de Şahtaşlarına olmak üzere üç gün hayır yapılır. Yöredeki bazı köyler yalnız Sarıkız'a hayır yapmaktadır.


Yamaçtaki Ejderha- Sivas

Sivas'a bağlı Çaygören ve Küpecik köylerine giden yolun kıyısındaki tepeciklerden birinin yamacında, aşağıya inen bir ejderhaya benzeyen bir taş vardır. Yörede bu taşa dair bir efsane anlatılır:

Çok eskiden bu köyde yaşayan bir karı-koca, sabana koştukları bir çift öküzle tarlalarını sürerken tepeden bir ejderhanın üzerlerine geldiğini görür ve çok korkarlar. O esnada adam, 'Ey Allahım, bu musibeti başımızdan al. Ben de sana bir öküz kurban edeyim' der. Allah da ejderhayı taşa dönüştürür. Karı-koca evlerine döner ve öküzün birini kurban etmeden ertesi gün öküzleri ile tarlaya gelip çalışmaya koyulurlar. Derken birden bir gürültü kopar, bir de bakarlar ki dün taş kesen ejderha canlanmış, üzerlerine geliyor. Kadın kocasına sinirlenerek 'Dün sen öküzün birini kurban edeceğim dedin, ama etmedin. Şimdi öküzün birini buracıkta kendi ellerimle kurban edip köye dağıtacağım' der, ve öyle de yapar. Ejderha ikinci kez taşa dönüşür.

Rivayete göre taş kesen ejderhanın burun deliklerinin birinden su, diğerinden de -çok eskiden- irin gibi bir sıvı sızarmış. Bu irinin, çiftin adadıkları kurbanı hemen kesmedikleri için sızdığı söylenir. İrinin sızdığını gören kimse artık hayatta değilse de, suyun aktığını gören çoktur. Son dönemlerde ejderhanın baş kısmı tahrip olarak bozulmuş; burnundan sızan su da kurumuştur. Ancak aynı kaynaktan beslendiği tahmin edilen ince bir su yamacın dibinde hala akmaktadır.


KÜTAHYA KALESİNİN EFSANESİ:

Efsaneye göre bir zamanlar Kütahya’da minareden boylu, olağan üstü, dev gibi iri ve güçlü adamlar yaşarmış. Ömürleri de boyları gibi uzunmuş. Bazıları susadığında eğilip kente üç kilometre uzaklıktaki Felent çayından su içerlermiş.Bir gün bu adamlara liderleri yan yana dizilmelerini emretmiş, dizinin bir ucu yoncalıya diğer ucu Nemrut kayasına ulaşmış. Liderleri Nemrut kayasından parçalar kestirerek oda büyüklüğünde kaya parçaları elden ele geçirilerek Gulam köyü diye bir köyün yanında işlenerek kentin yanındaki şimdiki Hisar tepeye taşınır.Bir söylentiye göre şimdiki Enne Köyünün adı bu olaydan kaynaklanır.Daha önceleri “Elele “ olan köyün adı zamanla Enne’ye dönüşür. Kalenin yapımı uzun sürer.Bedenler, örülür, saralar kururlur, su mahzenleri kazılır ve yer altı yolları yapılarak, görkemli bir kale yükselir.Bu sırada bin yaşına yaklaşmış olan başkanın bir oğlu varmış. Henüz bıyıkları yeni terlemiş olan başkanın bu oğlu 300 yaşındaymış ve birden ölmüş. O güne kadar ölümle ilk kez karşılaşan babanın beli bükülür ve yaptığı kaleye bakar bakar;

Üç yüz yaşında oğlum öldü hamı traş

Bu diyarda ölüm olduğunu bileydim

Koymazdım taş üstüne taş der.


Güzelce Kız (Aynalı Mağara Efsanesi) - Amasya

Güzelce Kız, bir kral kızıdır. Dünyalar güzelidir. O kadar güzeldir ki; görenler dayanamaz, yıldırım düşmüş gibi kendilerinden geçerler. Bu yüzden genç kız, hep peçeli gezer, güzel yüzünü kimseye gösteremez.

Artık zamanı gelmiştir diye düşünen babası, dört bir yana haberciler çıkarır kızını evlendirecektir ama kim kızının peçesini açıp güzelliğine dayanır, onu dünya gözüyle seyredebilirse kızını ona verecektir.

Bu çağrıya yedi iklim, dört bucaktan şehzadeler, vezir çocukları, dünya zenginleri, yiğitler, bilginler, kısacası gençliğine, bilek gücüne güvenenler dört nala Amasya’ya gelirler.

Amasya meydanında kurulan özel bölümde bulunan Güzelce Kız bekleyedursun. Kendine güvenen delikanlılar cesaretlerini toplayamaz, yanına yaklaşan ise peçesini kaldırmak istediğinde eli titrer, dizlerinin bağı çözülür. Bu sahneler günlerce devam eder. Bir gün fakir mi fakir, ama yiğit mi yiğit, gerçekten güzel, alımlı bir delikanlı “Ben de şansımı denemek istiyorum!” diye destur alıp tahtın yanına yaklaşır. Herkesin şaşkın bakışları arasında hiç vakit geçirmeden Güzelce Kız'ın peçesini kaldırır. O an öyle bir elektriklenme olur ki, bir aydınlanma, bir alev, bir ateş sarar etrafı. Kimse ne olduğunu anlayamaz. Meydanda bulunanlar korkudan yerlere kapanır. Sonra, sonsuz bir sessizlik içinden kömür kesilir iki genç, yan yana uzanmış şekilde.

İki gencin cesedi, şehre yakın yerdeki bağ ve bahçelikler yanında bulunan kaya mezar içinde iki ayrı odaya gömülür. Bu kaya mezarının dışı güneşle birlikte Güzelce Kız’ın yüzü gibi parlamaya başlar. Bu parlaklığından dolayı da, daha sonra kaya mezarın adı " Aynalı Mağara" diye ünlenir.


AĞRI DAĞI EFSANELERİ
Efsanelerin en eskisi, 1404 yılında İspanyol elçisi Claviye’nin, Karakoyunlu Türkmenlerinden duyduğu ve yazıya aktardığı efsane... Allahuekber, Süphan, Elegez ve Ağrı Dağı’nın adlarının Nuh Peygamber tarafından verildiği anlatılan ve Claviye tarafından yazıya geçirilen efsane şöyle: “Nuh Peygamber, suların bütün dünyayı kapladığı sırada suda yaşayanlardan başka her türlü hayvanlardan erkekli dişili birer çift alıp üç oğlu ve üç gelini ile gemiye kapanıp, canlarını kurtardılar. Bir gün geminin demiri bir dağın tepesine ilişip içindekileri yer oynamasından korkuya düşürürken, Nuh Peygember hayretle (Allahuekber) dedi ve bu yerin adını belledi. Aradan günler geçtikten sonra yine bir sarsıntı olmuştu. Peygember yine şaşırarak (Süphanallah) dedi ve burayı da belledi. Sonunda sular çekilip, azalınca, gemi bir dağın tepesine oturup, kızakladı ve kaldı. Hazreti Nuh ve oğulları küreklere asıldılarsa da gemiyi yürütemediler. Bu arada Nuh Peygember (Ne ağır dağ) dedi. Sonradan bütün sular çekilince, gemiden indiler ve secdeye vardılar. Gemideki son erzak kırıntıları ve kalıntılarını Sürmeli Çukuru’nda herkes çıkarıp, buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, üzüm, ceviz, fındık, fıstık, incir, dut kurusu, pekmez ve balı karıştırarak son yemeği (aşure aşı) bir arada yediler. Nuh Peygember, sofrasını silkeleyip Sürmeli Çukuru’na döktüğünde bu Iğdır Ovası çok bereketli olmuştur. Dağın adı da geçen zaman içinde Ağrı’ya dönüşmüştür.”


KIZ KULESİ EFSANELERİ

Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius`un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero`nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit`in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.

Yıllar sonra Afrodit`in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros`un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros`un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero`nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi`nden boğazın sularına bırakır. Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra`nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya`nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır. En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi`nin askerleri ile Kızkulesi`ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru`nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar`dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar`ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ`da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.



_HeLeN_ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 14-05-2008, 02:09
Bölüm Moderatörü
 
_HeLeN_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

yürek yangınım....
 
Kayıt: 15.09.2007
Mesajlar: 1.890
Rep gücü: 18
Rep derecesi: _HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki

defnenin gözyaşalrı efsanesi..

 
Bu efsane,antakyanın sayfiye yeri harbiye de ,roma dönemindeki adıyla defnede geçmektedir.Su perilerinin en güzel ve en alımlısı defneye,güneş tanrısı apollon aşık olur.Apollon bugün asi adyla anılan orontos ırmağı kıyısında defnenin peşine düşer.Defne kaçtıkça ,apollon kovalar.Sık ormanlardan ,yemyeşil çayırlardan geçerler ve sonunda defne yorulur.Defne toprak anaya onu saklaması için yalvarır.Güzel perinin yalvarmalarına dayanamayan toprak ana defneyi ağaca dönüştürür.Vücudu ağaç gövdesi,saçları yaprak olmuş defnenin.....Bir tek gözyaşları kalmış güzel perinin ve onlar da zamanla şelaleye dönüşmüştü.....

_HeLeN_ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 14-05-2008, 02:10
Bölüm Moderatörü
 
_HeLeN_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

yürek yangınım....
 
Kayıt: 15.09.2007
Mesajlar: 1.890
Rep gücü: 18
Rep derecesi: _HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki_HeLeN_ Rep Yağıyor Sanki

 
Selimiye'nin Öyküsü (Edirne)

Ilk is, caminin yapilacagi tepedeki evlerin, bahcelerin satin alinarak cami alaninin hazirlanmasiydi. Bunun icin evlerin yikimina girisildi. Ama iclerinden biri, yasli bir bahcivan topragini vermemekte direndi.

Padisahin buyruguna gore, topraklarini vermemekte direnenlerin ne yapilip edilip razi edilmeleri gerekiyordu. Yalniz butun bunlar guzellikle olacakti. Ne olursa olsun zor kullanmak yoktu. Buyruk boyleydi.

Ne kese kese altinlar, ne de yalvarip yakarmalar bu yasli bahcivani kandirabildi. Adam bahcesini vermiyordu.

Ama Mimar Sinan sonunda bu zorlugu da yenip adami bahcesini vermeye razi etti.

Boylece uzun calismalardan sonra usta mimar, dusunu gerceklestirmis, yillar once gozune kestirdigi tepeyi ulu bir yapiyla olumsuzlestirmisti.

Caminin yapiminin bittigi sabah Mimar Sinan, butun ustalarini, iscilerini, irgatlarini avluda topladi. Hepsi de elbirligiyle gerçeklestirdikleri yapiyi ovuncle seyre koyuldular.

O sirada, oradan, mahallenin cocuklarindan biri geciyordu. Bircok adamin merakli merakli camiye baktigini gorunce, o da onlar gibi ellerini arkasina baglayip durdu.

Ayni yerde bakmaya basladi. Cocugu goren Sinan, yanina yaklasti.

E, sen ne dersin bakalim kucuk , diye sordu. Camimizi nasil buldun, guzel olmus mu?

Cocuk, gozlerini kisarak baktigi minareyi parmagi ile gosterdi Bak, o minare egri olmus dede , dedi Sinan'a.

O ana kadar sesi cikmayan butun ustalarla isciler,

Nasil olur, parmak kadar cocuk nereden bilirmis , diye homurdanmaya basladilar.

Sinan, elini kaldirarak, konusanlari susturdu.

Ustalar, cocuk dogru soyledi , dedi.

Hepsi Sinan'in yuzune saskinlikla bakiyordu. Sinan aldirmadi. Kalfalardan birini yanina cagirdi. Kalfaya, palanganin kalin ipi alip cocugun gosterdigi minareye cikmasini soyledi. ipi, ucuncu serefenin ustunden minareye sikica baglatti. Ucunun asagi sarkitmasini istedi. ipin ucu asagi ulasinca adamlarina tutturdu.

Simdi var gucunuzle ipe asilin, dedi.

Adamlar, bir anlam veremedikleri bu isi Sinan'in buyrugu ile yaptilar. Sinan, adamlari ipe asilirken kucuk cocugun saclarini oksayarak sordu:

Nasil kucuk minarenin egriligi duzeldi mi dersin?

Cocuk, dikkatle minareye bakiyordu. Adamlar, var gucleriyle ipe asiliyordu. Neden sonra cocuk, Tamam, simdi duzeldi, dedi.

Sinan, adamlarina ipi birakmalarini soyledi. Cocuk minarenin duzeldiginden emin olarak yanlarindan uzaklasti.

Cocuk gider gitmez kalfalarla ustalar Sinan'in cevresini aldilar. Yasli mimara biraz da kizmislardi.

Bu nasil istir? diye sordular. Minarenin dumduz oldugunu bizim kadar siz de biliyorsunuz. Kendi elinizle olcup bictiginiz minareyi ne diye iple cektirdiniz bize? Boyle gulunc bir sey gormedik simdiye dek. Ak sakalli koskoca bir mimar bir cocugun sozune uyar mi hic?

Sinan, gulumseyerek, bakti yuzlerine.

Minarenin dogru oldugundan ben de eminim. iple cekilerek duzeltilemeyecegini ben de biliyorum. Ama bir cocugun gozunde bile, Selimeye'nin ozurlu sanilmasini istemem. Onun icin yaptim bunu. Bundan boyle hic kimse Selimiye'nin herhangi bir ozru oldugunu soyleyemeyecektir. Yuzyillar boyunca eksiksiz bir yapi olarak anilacaktir.

Ustalar o zaman, Sinan'a hak verdiler. Bu bilgece davranisini yasadiklari surece, unutmayacaklarini soyleyerek saygiyla elini opup kucaklastilar. Ve hep birlikte oradan uzaklastilar.



not:alıntıdır...
_HeLeN_ Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Öğrenci Efsaneleri:D iLuv2SeeUCry E-mail Kutunuz 2 11-04-2008 13:30
Evlilik efsaneleri innocentevil Hikayeler ve Efsaneler 11 12-08-2007 20:23
yaratılış efsaneleri FoRuM_MeLeGi Dini Konular 1 03-06-2007 03:13
İstanßul efsaneleri innocentevil Hikayeler ve Efsaneler 1 21-04-2007 21:35
Potanın efsaneleri Türkiye'de Haberci Spor haberleri 0 02-11-2006 18:00


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:23 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771