Ask Hikayeleri - Sayfa 2 - Herşeyde biraz 2de1



Hikayeler ve Efsaneler Bildiğiniz, gerçek veya değil, güzel hikayeleri burdan bizimle paylaşabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink) Alt 23-05-2006, 22:39
Kendini aşan 2de1'ci
 
Deli_Sibz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 04.05.2006
Yaş: 19
Mesajlar: 3.183
Rep gücü: 0
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::DONERIM DEMI$TIN:::...

 
Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi.

Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi. Sanki kalmak istiyordun. “baharda dönerim” demiştin hatırlıyor musun ?” Sakin beni unutma bekle.”

Ben seni unutmadım sevgili, ben seni unutmadım. Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.

Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim .

Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. “Gelir” dedim kendi kendime, “Söz verdi gelmesi gerek.” Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum.

Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.

Olamadı gülüm bir araya gelemedik. Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var . duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ?. bir mevsim döndü , sen dönmedin .

Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum. Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla.....
Deli_Sibz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink) Alt 23-05-2006, 22:39
İşi kavrayan 2de1'ci
 
f.kulalı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

La Tahzen, İnne maal usri yüsran..
 
Kayıt: 20.05.2006
Mesajlar: 2.176
Rep gücü: 13
Rep puanı: 42

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 
Arkadaş saolasın.Güzel bir paylaşım olmuş...Ancak su an okuyamadım, müsait olunca okumaya çalışırım..

f.kulalı Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink) Alt 23-05-2006, 22:40
Kendini aşan 2de1'ci
 
Deli_Sibz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 04.05.2006
Yaş: 19
Mesajlar: 3.183
Rep gücü: 0
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::OZLEMI ARIYORUM:::...

 
Benim adım Emin şu an vatani görevimi yapıyorum. Hikayem 3 yıl önce Cumhuriyetin 75. yıl kutlamalarında başladı. Bursa’ da kutlamalar çerçevesinde ibrahim Tatlıses ve Grup Laçin konseri vardı. Bende konserdeydim. Arkamda çok güzel benim gibi uzun boylu bir kız vardı. Onunla tanıştık adı Özlem’di. O akşam epeyce gezdikten sonra onu evine bıraktım ve telefon numaramı verdim. Beni aradı ve buluşmak istedi. Buluşup bir kulübe gittik. Dans ettik, konuştuk. Akşama doğru evine bırakırken elini tuttum. Oda etkilenmişti bana telefon numarasını verdi. Ve zaman geçtikçe aramızdaki aşk dahada alevlendi.

Niyetim ciddiydi. Konuyu aileme açtım. Ancak ailem Özlem’i istemedi. Büyük kavgalar sonucu evden ayrıldım. Sokaklarda bir marangozhane de yatmaya başladım. Bu durum üç ay sürdü. Babam beni eve almadı. Özlem de bu durumu babasına anlattı. Özlem’in babası beni yattığım marangozhaneden aldı evine götürdü. Her şeyi ona anlattım. Üzülme oğlum her şeyin bir çaresi vardır dedi. O gün Özlem ‘ler de kaldım.

Ertesi gün özlemin babasıyla benim babama gittik. Ama babam bizi kovdu. Özlem’in babası Ramazan Bey bunun üzerine ‘’Bundan sonra sen de benim evladımsın. Artık bizde kalırsın. Kızımla da evlendiririm evlendireceğim dedi.

Artık onlarda kalıyordum. 1 ay sonra nişan yaptık. Ancak Özlem’in dayısının oğlu Emrullah, bu ilişkiyi çekemiyordu. Çünkü Özlem de gözğ vardı. Bana sürekli tehditler savuruyordu. Emrullah ve iki arkadaşı bir gün yolumu kesti. Beni acımasızca dövüyorlardı. Bir fırsatını bulup kaçtım ama ardımdan silahla ateş etti. Bir kurşun sırtıma saplandı. Ben yere düşünce yanıma geldi ve kurşunu bittiği için ateş edemeyince bıçağını çekip sırtıma sapladı.

Ama öldürmeyen Allah öldürmüyor. Ben hastanede iken Emrulah Özlem’i kaçırdı ve 15 gün boyunca nişanlıma tecavüz etti. Sonra Özlem’i eve yolladı. Özlem babasına her şeyi anlatınca babası utancından her şeyi toplamış ve başka bir yere taşınmış.

Bu arada benim başka bir arkadaşım, gidip Emrullah’ı bulmuş ve bıçaklayarak öldürdükten sonra polise teslim olmuş. Ben 3 ay sonra hastaneden çıktım. Öğrendim ki Özlem artık bana layık olmadığını düşündüğü için 29 yaşında evlenmiş boşanmış 2 çocuk sahibi bir adamla evlenmiş. Her yerde aradım ama bulamadım. Bu arada bana babam kadar yakın olan bir insan beni Fatma adında bir kızla nişanladı. Fatma’ya özlemi sevdiğimi söyledim ama Fatma ben senin her şeyine razıyım dedi.

3 yıldır bir saniye bile Özlem’i aklımdan çıkaramadım. Özlem’i kabul etmeye hazırım. Bir bulsam ah bir bulsam...
Deli_Sibz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:06
Kendini aşan 2de1'ci
 
Deli_Sibz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 04.05.2006
Yaş: 19
Mesajlar: 3.183
Rep gücü: 0
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::Yaşanmış Bir Sevda Masalı:::...

 
“(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”.

“Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş.

Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…

Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…

Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.

Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler...

Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.

Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler.

Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…

Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.

Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.

İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....

Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara Zehra kızın, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…

İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir. Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler...

Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide...
Deli_Sibz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:08
Kendini aşan 2de1'ci
 
!NC!PéR!S! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

bLackpearL
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.848
Rep gücü: 23
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 
BU HİKAYE MUTLAKA OKUNMALIII
BAYILDIM SÖZLERİNE... WARMI BÖYLE MEKTUPLAR YAZAN..
WARMI BÖYLE CÜMLELER


Ferhat ile Şirin
Padisah, kizi Sirin'i çok severdi. Sirin bir kösk istedi babasindan. Kösk tam üç günde bitirildi. "Ama ben saçaklarinda hiç görmedigim kuslarin uçtugu, duvarlarinda hiç bilmedigim gemilerin hiç bilmedigim ülkelere sevinç tasidigi, dört bir yaninda atlarin hiç tanimadigim umut ülkelerine dogru gittigi bir kösk isterdim" dedi Sirin. En güzel resimleri, en güzel islemeleri en güzel renklerle yaratan Ferhat'i sarayin bahçesine yapilan bu yeni köske getirdiler. Ferhat boyalarini açti, her yani resimlerle, islemelerle süslemeye basladi. Dünyamizin basina sarmis bütün olmazliklari, yüregimize nereden geldiyse gelmis bütün yanlislari, kötülükleri yoksayan büyük bir yaratici çabayla ise koyuldu Ferhat. Boyalarla arasinda kesin bir anlasma vardi. Hiçbir seyi umursamaz gibiydi. Oysa, yaptiklarini begendiremezse boynu vurulacakti.

Yaratanlar
Bagislayin önce bizi
Her seyi sizden aldik
Hiçbir sey veremedik belki size
Bizim yüzümüzden yalnizliginiz
Yaratanlar
Bizi hosgörmeyin ama
Alin degistirin bizi
Taslari yontu yapmaya
Degistirin
Sabah aksam degistirin içimizi
Yaratanlar
Aydinliga çikaran eller kutsal ellerdir
Siz bastanbasa birer tanrisiniz
Duyurun her duymazliga sesinizi

.


DEWAMI WAR UZUN AMA OKUNMALI
!NC!PéR!S! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:10
Kendini aşan 2de1'ci
 
!NC!PéR!S! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

bLackpearL
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.848
Rep gücü: 23
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 
devamı...

Ferhat bir sabah vakti gene boyalariyla söylesirken, tuttu yemyesil bir yaprak isledi köskün avlusundaki büyük çesmenin tasina. Sonra yapraga dönüp sunlari söyledi:

Gözlerinin derininde bir sari
Yaprak gibi sicak yazdan geçecek
Bekleyecek uzaktan ilk rüzgâri
Ilk sallantida yerlere düsecek
Ilk yagmurda islanacak saçlari
Ilk selin akisina takilip gidecek
Bir ovada karsilayacak kari
Ilk ayazda yüregi titreyecek
Iz kalmayacak ondan baharlara
Çürüdügünde yesiller çikacak
Artik ben yokum dedigi gün
Topraktan papatyalar fiskiracak
Bir yokta geçirecek uzun yazi
Sonbahari hele hiç duymayacak
Kimse gelmekte olan soguklari
Onu bulup da ondan sormayacak


Daha sonra o yapragin yanina özgürlük kirmizisi bir sandal çizdi. Kumluga mor rüzgârlar getirdi. Dalgalar kiyiyi tutunca sunlari söyledi:

Tutkularla açilir misin sandal
Eski mavi büyük denizlere
Gider misin isiklarin ardindan
Günesin kuskusuz battigi yere
Orada görülmedik umutlar bulur
Alir getirir misin kiyilarimiza
Büyük sevinç çigliklari tasir misin
Kara ve sessiz yalnizligimiza
O deniz tarlalarinda belki çiçekler
YesiI uzakliklara serer bakisini
Belki onlar bizden iyi bilirler
Umudun gizlisini askin saklanmisini
Gider getirir misin güzeI sandal
Bize acilarda yok olmayani
Büyüyüp büyüyüp de kuslar gibi
Gün geIip alnindan vurulmayani


Daha sonra da bu apaydinlik kiyiya bir atli getirdi daglardan. Atliya bakip sunlari söyledi:

Taraninca sabahlarin saçIari
Senin adin umut diye biri mi
Bir daha geçmez misin geçtigini
Yakilinca küI vermeyen serüven
Senin adin bir atli mi daglardan
Baskaldirmis yoklugunun adina
Varinca atli olmanin tadina
Senin için gitmelerin sehri mi
Senin karli daglarin var mi kistan
Sunulacak umudun var mi yaza
Yoksa aksamüstünde kendini
Birakacak misin renksiz beyaza
Atini basibos sürüp tarlaya
Topla diyecek misin yalnizligi
Özgürlügü ayri ayri kapilarda tutarken
Varligin ve yoklugun uymazligi
Yaratanlar
Her umudu bir kesinlik bildiniz
Sizden önce umut yoktu dünyamizda
Dünyamiza umudu siz getirdiniz
Sonu hiç gelmeyecek bir sarkida
Siz islediniz dogaya inanci
Kendinizden kendinizi yaratmayi bildiniz
Her sey bitmis sanilan yerde bile
Yeni yontular kurdunuz kayalardan
Asilmazliklar gibi dikili daglardan
Siz asmayi bildiniz geçitleri
Siz bize kendimizi gösterdiniz
Siz bozdunuz dogada sessizligi
Yerine sonsuzlugu getirdiniz


Ferhat o sabah yapragi, sandali ve atliyi çizerken, Sirin bir kösede gizlice onu gözetliyordu. Bakti ki, düsledigi güzelliklerden de büyük güzellikler Ferhat'in çizdigi, boyadigi resimlerdedir. Usulca onun yanina yaklasti ve dedi ki:

Bu kadar güzelligi kaldiramaz
Daha güzellersen yikilir duvarlar
Böylesine eksiksiz bir türküyü
Duyanlar dinlemeye dayanamaz
Biraz çirkinlik kat yaptigina
O güzel çocuk yüzlerini sil biraz
O bembeyaz yeleli atlari karala
Yerlerine yalnizlik çiz biraz
Iyiden dogrudan ve güzelden
Birini görmezden gel hiç degilse
Boyadigin çiçeklerden birinin
Hiç degilse bir yapragini kopar
Bir yerinde aksasin bu sonsuzluk
Yoksa yüregimiz dayanmayacak
Hem bizim eksikli varligimiz
Senin eksiksizligini zor anlayacak
Sonra aklindan sökemezse seni
Ya bir çilgin olup çikarsa Sirin
Sonunda bir yalnizliga düserse
Sonsuzlugunla ödeyebilir misin


Ferhat, Sirin'i görünce vuruldu. Ne gördügü, ne duydugu, ne yarattigi güzellikler içinde böylesine yüce bir güzellige raslamisti. Dedi ki Sirin'e:

Boyalarla isledigim duvarlarda
Hiçbir güzellik ulasamaz sana
Ben ne kadar benzetmek istesem
Hiçbir rüzgâr benzeyemez saçlarina
Güzelligini asacak qüzellik yoktur
Onu ben istesem de yaratamam
Senin güzelligini gördükten sonra
Artik ben boyalara dokunamam
Ben ki hep bir asmaya inanmistim
Ama senin varligini asamam
Gözlerinde parlayan yücelige
Yaklasmak istesem de yaklasamam
Eksiksizi ben sende gördüm ancak
Bundan sonra eksiksizi yaratmayi umamam
Ilk yenilgim en yüce yenilgimdir
Artik Ferhat'in isi tamam
Neden bunca güzelligin vardi da
Yeni güzellikler özledin bos yere
Neden böyle bir vurusta yok ettin
Yoksa düsmanligin mi vardi bana
Sirin karsi durdu Ferhat'in sözlerine. Dedi ki:
Sen ki hep bir sonsuzun umudusun
Nasil durur kalirsin yeniden dogmalara
Sen ki hep bir bitmezin sarkisisin
Nasil boyun egersin çaresiz kalmalara
Biz hepimiz bir tutkuya yaratildik
Dogduk koyu ve yogun yalnizliktan
Biz ki durak bilmeyen yolculariz
Nasil eksildik deriz zor yollardan
Artik yüklendik ya yaratmayi
Bütün güzellikler bizden sorulacak
Iyiyi ve dogruyu yüklendik ya
Düsüncemiz her zaman sonsuzu arayacak
Bütün yarattigini sil istersen
Istersen yeniden koyul yaratmalara
Kendini azalmayacak bir tutku say istersen
Yürü bizi bekleyen zamanlara
GüzelIigimi asmani isterim
Yalniz kalmak istemem ben dogada
Kendimi yarattiklarinla anlayayim
Daha yüce güzellikler ver bana


Ferhat da, her yaratan gibi, yaratmayi istemese de yaratacakti. Sirin ona yepyeni güzellikleri duyurdu. Ferhat yepyeni güzelliklere dogru yürüdü. Sirin'in köskü, artik, bir güzellikler cennetiydi. Çok zaman Ferhat da Sirin de her gün biraz daha büyüyen güzellikler karsisinda saskinliga düsüyorlardi. Güzelligin kaynagi simdi artik yalnizca Ferhat degildi. "Sende buldugum güzellikleri çiziyorum durmadan" derdi Ferhat. Gün geldi, köskün islenmedik yeri kalmadi. Padisah, yaptiklarina karsilik Ferhat'a bir torba altin verdi. Ferhat torbayi köskün bir kösesine birakarak çikti gitti. Giderken son bir bakisla bakti Sirin'e. Padisah olanlari anladi, anlamazdan geldi. Onlarin birbirlerine zorunlu olduklarini anlayamazdi elbet. Ne de olsa padisahti. Yaratmakla yönetmek anlamaz birbirini.

Günlerden bir gün Sirin, Ferhat'a bir mektup yolladi. Mektubu götürecek ikiyüzlü, onu önce Padisah'a verdi. Padisah mektuptan hiçbir sey anlamadigi için ikiyüzlüye "götür ver bakalim altindan ne çikacak" dedi. Mektupta sunlar yaziliydi:

Yeraltindan çikar gibi maden
Oydukça yalnizlik çikarilir
Aradigin geçmis günler içinde
Yalnizligin bir karsiligi vardir
Geçmeye çalistigin geçitlerde
Koca sehirler boyunca yilginlik
Durup durup sessizlige uzanir
Bulut tutar gibi tutar gökleri
Oyarcasina bir duyarligi
Öyle basip geçmisler ki adim adim
Yüregin islek bir kaldirim
Korundugun bütün zor zamanlarda
Öyle yürümüsler ki her yanindan
Yikim bile degil kalan geriye
Yeraltindan çikar gibi maden
Ölümleri oymuslar yüregine


Ikiyüzlü, Ferhat'tan da Sirin'e bir mektup getirdi. Ama önce Padisah'a okuttu mektubu gene. Padisah bu mektuptan da bir sey anlamadi. "Götür mektubu ver Sirin'e, bakalim ne yapacak" dedi. Mektupta sunlar yaziliydi:
Adim adim eskiyerek bir gün
Bakarlar ki yirtilmis torba
Saman gibi dagilir ortaliga
Umut bilip ömrünce götürdügün
Yeni bir göz gibidir karanliga
Yikimini ilk gören her duyarlik
Bir ada gibi çizer durusunu
Her yaninda denizden bir yalnizlik
Yüregindeki kus vurulur alnindan
Bos kanatIariyla iner yere
Umutlari kapanir göklerine
Zaman denen sesler duyulmaz olur
Yavas yavas çekilerek bir gün
Bakarlar ki çöl basmis denizi
Artik onu aramayin gemiler
Onun için sular çoktan bitti

Yazdi. Sehir susuzluktan yaniyordu. Her yerde su ariyorlardi. Sarayda bir yudum su kalmayinca Padisah da arayicilara katildi. En önde Müneccimbasi büyülü sarkaciyla yürüyor, onu Padisah, vezirler ve halk izliyordu. Aksama kadar yürüdüler. Günes batarken, aralarindan ayrilip sehrin güneyindeki dagi asmis olan bes kisinin dorukta el salladiklarini gördüler. Biraz sonra o bes kisi etege indi ve dagin öbür eteginde çoskun bir suyun sel gibi aktigini bildirdi. Müneccimbasi sarkacini o yöne dogru döndürerek bir seyler mirildandi ama, söyledikleri sevinç çigliklari arasinda yok oldu. Ancak, mühendisler Padisah'a bildirdiler ki, o su dag delinmeden sehre getirilemez. Ertesi gün bütün halk dagi delmeye koyuldu. Gelgelelim, kayalar kazmalara geçit vermiyordu. Susuzluk son duragina geldiginde, Padisah, dagi iki günde delebilene istedigini verecegini bildirdi. Çigirtkanlar haberi yaydilar. Bir ögle üstü Ferhat, Padisah'in karsisina geldi. Ferhat, Padisah'a dedi ki:

Kazmalar kürekler yetmez dagi delmeye
Yüreginden vermedin mi dag susar
Dagi delen deldigi dagdan güçlü gerek
Yoksa hiç bir susuzluga geçit vermez kayalar
Ne istemek ne bilmek yetmez dagi delmeye
Sen asmayi bilmedin mi dag susar
Su oralarda akar biz burada yanariz
Dalarak pinarlarin eksilmez düslerine
Dag ne bilecek kendinden vermeyi
Kayalar susuzlugu ne anlamis
Yasamayi bilmeyen bilmez ki yasatmayi
Dag bitmez bir sessizliktir yokluguna inanmis
Yürek direnmeyi bilse çoktan delinmisti dag
Çoktan yenik düsmüstü varliginda kayalar
Simdi o kuru çayda sular oynasiyordu
Simdi kiskanç bir çöle benzemezdi sokaklar
Bu dagi tek basima delecegim
Basegmeyi bilmeyen yüregimle
Bütün susuzlara haber salinsin
Yarin suyu getirecegim sehre



Ferhat'i dinleyen Padisah'in sevinçle söyledikleri
:

Bilsin günes
Bir karanliktan sonra güne açilani
Yikasin yagmur
Yanmalardan sonra kül baglayani
Anlasin dereler sularini
Bütün kuslarina saysin gökler
Renklerini tanisin çiçekler
Basaklar kavrasin tarlalarini
Nasil Ferhat daglari anlamissa
Daglar bütün geçmezlige bitmisse
Giyinsin umudunu bütün sular
Dahu uzaklara sersin uzaklarini
Nasil daglar tutamazsa sulari
Nasil deniz yok etmezse gidisleri
Her kopan kayada parlayan alinteri
Silsin bütün ölüm korkularini
Duysun bütün sabahlar
Geceden umut diye gündüze baglanani
Görsün bütün kayalar
Sarsilmazliginda bitimsiz durani
Kullanilmis umutlari çikarip atin
Varacaginiz yerlere vardinizsa
Anilara hiçbir sey saklamayin
Eger insan gibi yasadinizsa
Eski sular düslerini birakin
Daglarin ardinda yeni sular var
Yeni sabahlarda delin daglari
Susuzluktan suya çikin birdenbire
Yoksa düsler birden çoraklasirsa
Insan hiç anlamadan yalniz kalir
Kullanilmis umutlari çikarip atin
Yorgun umut ani olup kalmadan
Gökler kadar özgür olacaksiniz
Kendinizi yikayin anilardan


Sabah olmadan daha, Ferhat kazmasini omuzlayip dagin etegine geldi. Basladi dagi delmeye. Her vurusta adam büyüklügünde kayalar kopariyordu. Ögleye dogru Padisah, yaninda Sirin ve adamlariyla dagin etegine geldi. Bakti ki Ferhat dagin yarisini delmis. Ferhat gelenlerin yaninda Sirin'i görünce sarsildi. Sirin bir ara onun yanina gelerek kimseye sezdirmeden bir mektup birakti avucunun içine. Ferhat, ancak Padisah, Sirin ve vezirler döndükten sonra mektubu açip okuyabildi. Okur okumaz, oldugu yere yigilip kaldi. Bir ara toparlandi, sirtini bir kayaya dayadi. Içinden, dagi da Sirin'i de birakip, uzak, çok uzak yerlere gitmek geldi. Ancak, koca bir sehrin umudu olmusken, dagi delmeden bir yere gidemeyecegini düsündü. Yeniden kazmasini aldi eline.

Sirin, mektubunda, önce, babasinin sehre gelecek suyla birlikte dügün dernek kurarak kendisini vezirin ogluna verecegini, bunun kendisi için ölüm demek olacagini, Ferhat'siz bir Sirin düsünemedigini, tam bir açmazda oldugunu bildiriyor, sonra sunlari söylüyordu:

Birden yasadigim her seyi ölmek
Her seyi yeniden yasamak istiyorum
Birden hiçbir seyi duymak istemiyorum
Bitmis bir sarki gibi seziyorum kendimi
Yikilsin istemiyorum artik duymazliginda daglar
Baksin istemiyorum artik gözlerimi
Belki bütün bir evrenin güneslerini
Belki ilk olarak isiktan saymiyorum
Birdenbire sönecegini bilmezdim umudun
Sevincin böyle çabucak ölecegini bilmezdim
Böyle bir açmaza demir atmak nerelerden
Nasil da birdenbire gelip buldu beni
Yeniden duymak istemiyorum yasarligimi
Hiç degilse bir gün ölmek bir tek gün
Ey bana kendini bir gün çok gören ölüm
Bir anlasan nasil çok seviyorum seni


Ferhat, Sirin'in mektubundan yüklendigi aciyIa bir türkü söyledi. Türküyü, arkasinda sessizce duran Siriii in dinledigini bilmiyordu. Dedi ki türküde:

Sonsuz tutkulnrda asar bosluklari
Iner bir papatya sarisinda güzellenir
Günesin ilkbakislari vurunca
Gözlerin dinmezlikleri ummayan bir denizdir.

Yillari yürümüs isiklar gibi uzaylardan
Gelir dönülmezligin çizdigi yeryüzüne
Mavisi sessizlikte çogalan gözlerindir
Akisini duyurur bitimsiz dogalardan

Sürer bir yasarlikta kesiksiz inanmayi
Dönmez çoktan eskimis geçkin uçarliklara
Yasamaktan bildigi uzun bir dinmezliktir
Umutlanmaz korkak yalnizliklara

Istesen de istemesen de anlamaz durmayi
Der ki -adim zamanlardir bitmisliklerde kalmam
Bir kere sana biçmis ya kendini tamam
Hiçbir sey ögretemez ona sensiz olmayi


!NC!PéR!S! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #17 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:11
Kendini aşan 2de1'ci
 
!NC!PéR!S! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

bLackpearL
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.848
Rep gücü: 23
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 

devamı...



Sehir sudan umudunu kesmisti. Sessizce ölümünü bekliyordu. Kimsenin dagin ardina gidecek gücü yoktu su içmek için. Gitmeye kalkanlar baygin yigildilar dagin yamacina. Simdi kayu bir sessizlik yalnizca Ferhat'in kazmalariyla yirtiliyordu. Ferhat, üzgün, Sirin'in mektubuna karsilik olan türküyü söyledigi zaman arkasinda Sirin'in bulundugunu bilmiyordu. Biraz sonra bir hisirti oldu, Ferhat arkasina bakti, Sirin'i gördü. Kucaklastilar. Sirin, saraya dönerlerken, bir yolunu bulup babasinin yanindan ayrilmis, kosa kosa Ferhat'in yanina dönmüstü. Susuzluktan kuruyan gözleri, dudaklari, artik son gücünü harcadigini gösteriyordu. Uzun zaman birbirlerinden ayrilmadilar. Sonra baktilar ki günes batmaktadir ve su gecikirse sehir kirilacaktir, birlikte çalismaya koyuldular. Ferhat kazmasiyla kocaman kayalari kopariyor, Sirin de kendisinden umulmayacak bir güçle bu kayalari açilan tünelin disina çikariyordu. Sehir büyük bir sessizlik içinde yavas yavas erimekteydi. Ferhat gittikçe koyulan sessizligi duydukça kazmasini daha büyük bir hinçla salliyor, günes batmadan önce dagin ardindaki gür suyu sehre akitmak istiyordu. Açilan tünelin bir ucunda isiklar kirmizilasmaya, tünelin içini karanliga gögüs geren koyu bir pembelik sarmaya basladigi sirada, güçlü bir kazma vurusuyla düsen bir kayanin yerine dolan mor isiklar bu büyük çabanin sonunu müjdelediler. Ferhat daha sonra suyla tünel arasina büyük bir ark açti, suyun akis yönünü degistirdi. Biraz sonra sehirden gelen çigliklar, ölüm saçan susuzlugun sonunu bildiriyordu. Ferhat ve Sirin, bir agacin gövdesine sirtlarini dayadilar, düsünceye daldilar. Gittikçe artan uzak çigliklar arasinda aksam pembeden koyu maviye dogru degiserek ilerliyordu. Bu güzel bitisin kendilerinin sonu olacagini bilerek susuyorlardi. Uzun uzun sustular. Sonra artik günün son isiklari da uyumaya gidince, yavasça yerlerinden dogruldular. O sirada ne Ferhat, Sirin'in güzünden akan bir damla yasi ne Sirin, Ferhat'in gözünden akan bir damla yasi görebildi.Ferhat, Sirin'e dedi ki:

Varligin varligima karisacak
Umut yorulmaz bir atli gibi çikti geliyor
Dünyamizda gözlerinin vazgeçilmez mavisi kurulacak
Bunu hayir diyenler de biliyor
Ölümlerden ölümsüzlük devsirenlerde
Eski bir kolayliktir kendinden utanmak
Çok eski bir zorluktur seni sevmek
Bulutlarin yagmurlardan koparildigi yerde
Inançlarin durup kaldigi günde
Her direnç bizim için sonsuza açiliyor
Çöllerden daha kuru ve bitkin bekleyislerde
Her umutsuzluktan sonra sular basliyor
Sen yasamsin bir yandan olmaza degisirsin
Yikarsin bütün umudu geçilmez daglarinda
Bir yandan bize bütün maviyi getirirsin
Ölmezligi gök bilen kuslarin kanadinda
Umut olmazliklari bilmeyen ülkedir
Hiç durmndan seni bana ulastiran
Yalnizlik bir korkudur dönüp dönüp
Gelip gene kendisine baslayan




Sirin, Ferhat'a su karsiligi verdi:Deniz susayinca gök
Bir yagmur deniziydi çilginlasan
Sanilirdi ki bir gün saçlarindan
Umulmadik denizler gelecek
Yasar gibi mavisinde bir çiçek
Bir kus bir ince uçusu söyler gibi
Bir böcek bir ilk yazi anar gibi
Her yoklukta varligin bilinecek
Gün bitince pembeliginde aksam
Bir yeni gün umuduydu bekleyisle
Durmak bilmez yolcuydu
Daha yolcu olurdu hergidisle
Duyar gibi dönmezligi bir akis
Karanligi bilmez gibi sabahlar
Saatlar bir inanca kosar gibi
Her bakisa gözlerini getirecek
Deniz baslayinca gök
Bir sonsuzluktu sulara karisan
Bir günessin güne dogdugun yerde
Kovulmaktan yorgun yolcudur aksam


Ferhat ve Sirin dagdan sehre indiler. Suya kanmis bir kalabalik her yanda sevinç gösterilerinde bulundu onlara. Ferhat da, Sirin de, suya kavusan kalabaligin övgülerinden kurtulabilmek için kosarcasina saraya girdiler. Padisah ve adamlari Ferhat'i bekliyordu. Padisah, Ferhat'la Sirin'i bir arada görünce öfkelendi ama bir sey demedi. Ferhat'i yanina çagirdi. Bir torba altin uzatti ona. Ayrica,"dile benden ne dilersen" dedi. Ferhat, Padisah'a , altin istemedigini, yalnizca ve yalnizca Sirin'i istedigini söyledi. "Bir dag delicinin Sirin'i istemesi büyük saygisizlik" diye bagirdi Padisah. Adamlarina bagirdi: "Götürün bu dag deliciyi zindana atin, akillanana kadar kalsin orada." Ferhat yorgundu, zindana girer girmez uykuya daldi. Zindancilardan biri, gün dogarken bir mektup uzatti gizlice Ferhat'a. Mektup Sirin'dendi. Diyordu ki Sirin:

Seninle bir dönülmeze inanan
Her zaman seninle bir Sirin var
Sen git senin pesinden gelecegim
Bizi kolay ayiramaz korkular
Satir satir yazilsa da duygulardan
Ölümlere yokluklara agitlar
Unutulmus serüvenler kadar sönük
Bir gitme umudu sana yeter
Yüreginin derininde kosup duran
Çocuklar kadar korkusuz tutkular
Anlatir her uzaktan geçene
Daglarin ardinda gür sular var
Ögrenecegin hiçbir sey kalmadi
Yalnizliklardan ve suçlu yasaklardan
Büyütecegin umutlar yok
Umut çoktan çekildi bu saraydan
Bir gitme tutkusu sana yeter
Gitmesen de sen yolcusun burada
Için bilinmedik daglara dogru kossun
Gözlerin gün boyu gezinsin ufuklarda


Bir gün sonra, gene gün dogarken Ferhat'a Sirin den bir mektup daha getirdiler. Diyordu ki Sirin:



Ondan bir gün sonra, gene gün dogarken, bir mektup daha geldi Sirin den Ferhat'a. Diyordu ki Sirin:

Günler birer bekleyistir geçilir
Inancinda getirmez bir korkuyu
Koca sehir sana çok görse de
Asilmaz daglardan tasidigin umudu
Sana zaman bir sarkidir söylenir
Der ki çiglikliirdan yorgunsan eger
Umut gemileri batmadan daha
Kendini baska bir mavilige ver
Baska bir rüzgârda yürü tutkuyu
Bir gün sevince varmayi birakma
Tut ki boydanboya çöktü sevgiler
Soracagin ne kaldi yalnizliga
Bilirsin ki distan yikamazlarsa
Gelir içten alirlar kaleleri
Kavgada yere sermezler de
Kavgasiz birakirlar önce seni
Unutur musun bir gün
Seni sessizce arkadan vurani
Yazik sana çok gördüler
Kavgada verecegin bir avuç kani


Sirin'in Ferhat'a gizlice mektup yolladigini duyan Padisah kizini yanina çagirtti ve "üç gün içinde dügünün olacak, bilesin" dedi. Sirin, babasina, Ferhat'dan baskasini istemedigini, baskasina vermeye kalkarsa kendini öldürecegini kesinlikle bildirdi. Padisah, Sirin'in bu sözleri üstüne iyice öfkelendi, Adamlarina buyurdu: "O Ferhat denen dag deliciyi çikarin zindandan, söyleyin ona, hemen bu sehirden çekip gitsin. Yoksa boynunu vurdururum." Sirin babasinin yanindan çiktiginda yikilmis gibiydi. Gene de umutluydu. Zindanin kapisina kostu. Adamlar Ferhat'i çikariyorlardi. Sirin, Ferhat'a "daglarda bekle beni" diyebildi. Hemen Ferhat'i uzaklastirdilar, götürüp sehrin kiyisina biraktilar. Ferhat su getirmek için oydugu daga çikti. Bir magara oydu kendine. Orada yalnizca acilarini ve umudunu yasamaya koyuldu. Dügün baslamak üzereydi. Ertesi gün çalgilar çalinacakti. Vezirin oglu tras olmus, yenilerini giymisti. Sarayda basdöndürücü bir gidis gelis göze çarpiyordu. Kadinlar Sirin'i kandirmaya çalisiyorlardi uzun uzun. Sözü biri aliyor, öbürü birakiyordu. Sirin susuyordu. Bir firtina öncesinin sessizligi gibiydi. Üstünde ne yapacagini bilenlerin dinginligi vardi. Su sasirtan ve korkutan dinginlik, aksama dogru kesin bir sevince birakmisti yerini. Son dakikaya kadar Ferhat'a kavusmayi deneyecek, kavusamazsa odasinin penceresinden usulca asagiya birakacakti kendini. Yasamakla da, ölmekle de Ferhat'in olabilecegine inaniyordu. Gülüyor, sarkilar söylüyordu. Aksam geceye dogru degisirken, sarayin kapisini bekleyen bekçinin yanina gitti. Ondan kendisini kapidan birakmasini istedi. Sirin, sarayin kapisindaki bekçiye dedi ki:
Gün dogdu umut kirildi
Birak beni gideyim
Dünyam bütün karardi
Birak beni gideyim
Ben topraktan ayrilamaz bir suyum
Denizlerini özleyen gemiyim
UçusIara susadi kanatlarim
Birak beni gideyim

Çekildi özsularim dallarimda
Onmaz bir durgunlugum yalnizlikta
Her geçen gün biraz daha geceyim
Birak beni gideyim
Tutkuyu tutma kapilarda
Nilüferler bogulmadan sularda
Acilar onu yikmadan daglarda
Birak beni gideyim
Nasil olsa yolum çizili benim
Ben ya Ferhat demisim ya da ölüm
Ey benim yoldasim urnut gözlüin
Birak beni gideyim


Bekçi sessizce açti kapiyi, tek söz söylemeden. Sirin gecenin karanliginda usulca süzüldü disariya. Karanligi boydanboya kosuyordu. Ferhat'i bulmak için sabahi beklemeliydi. Bir agacin dibine çöktü, beklemeye basladi. Gece bitmek bilmeyen bir agirlik gibi uzadikça uzuyordu. Sirin, uyanik, düs gördü sabaha kadar. Bu düslerin her birinde, kendisini çogaltan, yücelten, kendisinin çogalttigi, yücelttigi Ferhat vardi. Sabahi anlatan ilk isiklar Dogu'da kipirdanmaya baslayinca, Sirin, "ölüme de, yasamaya da benzer bir gün doguyor" dedi. Gün dogudan ilerledi, Sirin'in ayaklarina kadar geldi ilk isiklariyla. Sirin daga dogru yürümeye basladi. Dag onu yokusunda engelleyecek yerde, onun yürüyüsüne yürüyüs, gücüne güç katiyordu. Uçuyordu sanki dagin yükseklerine. Ferhat'in magarasinin dorukta olduguna inaniyordu. Doruga yaklasinca "Ferhat" diye seslendi. Sirin'i özlemle kucaklayan Ferhat ona sunlari söyledi:

Umutlarin dogdugu yerde geldin
Günesle birlikte dogdun sabaha
Madem ki böylesine güzelliksin
Bir dag çiçegi taksan saçlarina
Sarsilmazliginda bir kalesin
Dünyada hiçbir ordu yikamaz burçlarini
Kiyilari çok uzak bir denizsin
Benim diyen geiniler geçemez daglarini

Gülünç ettik ya ölümü ona bak
Yasarligi en kesin belirleyebildik ya
Artik ölüm her yerde utanacak
Ferhat ile Sirin'e göz koymakla

Kucaginda ölüme ölüm demem
Umudunda yok olmalar bir hiçtir
Gökleri mavisinden koparmak isteyene
Artik ölüm bir çikar yol degildir

Ölmezligi bulduk ya sonunda
Varligimizla yarattik sonsuzu
Haydi kalk uzaklara gidelim
Ölüm sonsuza bölmeden umudumuzu
Sirin'in Ferhat'a söyledikleri:
Ölümler kolay sandi sevinçleri
Bire ona yüze bölerim sandi
Duyuyorum en güzel sabahimda
Ölüm bos yere yokluga inandi
Ölümler kolay sandi bitisleri
Bir kiliçta sonsuza yikacakti
Biliyorum en güzel inancimla
Ölüm kendine yok yere inandi
Ölüm her günkü gücüne yanildi
O sandi ki dur dese duracaktik
Ölüm belki de bizi çocuk sandi
Onu görür görmez aglayacaktik
Bir korkuyu sunacakti da bize
Korkuda çöller gibi yanacaktik
O sandi ki o bize inanmazsa
Biz ona çaresiz inanacaktik
Ölümler kolay sandi sevinçleri
Bire ona yüze bölerim sandi
Biz bir olmus iki ayni inançtik
Ölüm eksikliginde kalakaldi

Yaratanlar
Birer sonsuzluksunuz
Olmazi yoksadiniz bir evrende
Ölüm alsa neyi alacak sizden
Ölüm verse ne verecektir size
Siz her açmaza birer umutsunuz
Ölümünüzde suçumuz büyüktür
Yasarken aci çektiniz
Ondan da biz suçluyuz
Neyleyelim siz sonsuz büyüktünüz
Biz pek ayak uyduramadik size
Bizi size birakmadi korkumuz
Uyamadik büyüklügünüze
Siz birer tanrisiniz


Ferhat ile Sirin dagi asip bilinmedik uzaklara dogru yürümeye basladilar. Oysa büyük bir kalabalik peslerindeydi. Onlar su baslarinda dura dura, çiçek toplaya toplaya ilerliyorlardi. Kalabalik, kizgin bir çabayla kosturuyordu. Basta büyülü sarkaciyla Müneccimbasi, onun yaninda Padisah, arkalarinda vezirler ve damat, daha arkada da cellatlar vardi. Bir su basinda yakaladilar Ferhat ile Sirin'i. Önce Ferhat'i Sirin den ayirmaya çalistilar. Ayiramadilar. O zaman cellatlardan biri Ferhat'in sirtina bir biçak sapladi. Ferhat, Sirin'le birlikte yere yikildi. Sirin'i götürmeye gelen Padisah kizinin üstüne egildi. "Kalk artik, bu is bitti, gidiyoruz" dedi. Bir de bakti ki, Sirin de Ferhat'la birlikte gitmistir. Padisah yanmasina yandi ama, ölümlerin ardindan yanmak dayanmak midir? Simdi yüzyillarin basip geçtigi bu uzak ülkede Ferhat ile Sirin her olmaza baskaldiran birer umut olarak masallarda, türkülerde, sevinçlerde, tutkularda, inaçlarda yasarlar. Kime sorsaniz, Ferhat ile Sirin'in öldügünü söyleyemez. Ölümün el uzatamadigi yerdedir onlar, onlar ölümsüzlügün kendisidir. Yasarken dirençtiler, yasarliklari bitince ölümsüz oldular. Ölüm bir yoketme tanrisi olmayi onlarla birlikte elden kaçirdi. Ferhat ile Sirin'den beri ölüm, yalnizca yasamayanlari alip gidiyor. Bir direnci, bir güzelligi, bir inanci yaratmislar için ölüm, o günden beri çaresiz bir gülünçlüktür
!NC!PéR!S! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #18 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:12
Kendini aşan 2de1'ci
 
!NC!PéR!S! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

bLackpearL
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.848
Rep gücü: 23
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 
Lelya ile Mecnun

Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla nın annesi öğrenir.

Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.

Kays okulda Leyla yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun u çölde bulur.

Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ yı tanımaz.

Babası Mecnûn u iyileşmesi için Kâbe ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.

Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra âilesi, Leylâ yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ nın evlendiğini arkadaşı Zeyd den işitince çok üzülür. Leylâ ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn a anlatır.

Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.Bir müddet sonra Mecnûn un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.

Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn u çölde aramaya başlar. Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ nın maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz.

Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer. Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

"Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez."
Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:

"Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular."
!NC!PéR!S! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #19 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:12
Kendini aşan 2de1'ci
 
!NC!PéR!S! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

bLackpearL
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.848
Rep gücü: 23
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 
Kerem ile Aslı
Kerem ile Aslı'nın aşkları asırlardır hiç tükenmedi.
Anonim halk hikayesi. XII. Yüzyilda tesekkül ettigi yorumlanan, Kerem ile Asli hikayesi anonim halk hikayelerimizin karakteristik özelliklerini tasir. Hikaye kahramani Asik Kerem, Asli isimli bir Ermeni kizina asik olur. Onu kendisinden kaçiranlarin ardindan arkadasi Sofu ile saz çalarak, türkü söyleyerek diyar diyar dolasir. Büyük bir askin, ugrunda ne ölçüde fedakarlik yapilacak bir kuvvet oldugunu isaret eder. Zorlu macerasinin sonunda, Haleb"de Asli"ya kavusan Kerem tam onunla evlenecekken bir kesis büyüsüne kurban gider. Bir büyü ile tutusup yanar, kül olur. Bu külün kivilcimi ile saçlarindan tutusarak, ayni akibete ugrayan Asli ile ancak cennette bulusurlar...
!NC!PéR!S! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #20 (permalink) Alt 23-05-2006, 23:13
Kendini aşan 2de1'ci
 
!NC!PéR!S! - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

bLackpearL
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 6.848
Rep gücü: 23
Rep puanı: 10

Ynt: ...:::A$K HIKAYELERI:::...

 
Asuman ile Zeycan
Ayni elmadan yiyerek çocuk sahibi olan iki ana babanin biri kiz, biri erkek çocuklari arasindaki aski anlatan Türk halk öyküsü. Erzincan beyi Kaleli Bey ile kahyasi Dervis Ahmet"in çocuklari olmamaktadir. Bey ve kahyasi, kilik degistirerek geziye çikarlar. Bir yaylada karsilastiklari bir dervisin verdigi elmayi esleriyle birlikte yiyen babalar, çocuk sahibi olurlar. Beyin kizi, kahyanin oglu olmustur. Dervis, kizin adini Zeycan, oglanin adini da Asuman koyar, onlarin birbirleriyle besik kertmesi nisanli olduklarini, büyüdükleri zaman evlendirilmelerini söyler. Çocuklar büyüyünce birbirlerini severler, ancak Zeycan"in annesi, Kaleleli Bey"i etkileyerek iki gencin evlenmesini engeller. Asuman ve Zeycan, düslerinde bade içerek asiklik gücü kazanmislar, saz çalarak deyisler söylemeye baslamislardir. Asuman kilik degistirerek beyin huzuruna çikar ve ondan atismak için asik ister. Kaleli Bey, Asuman"in karsisina, asik olarak kendi kizini çikartir. Bu atismada kaybeden, kazananin kölesi olacaktir. Iki sevgili arasindaki sazli sözlü mücadeleyi Asuman kazanir. Ama Kaleli Bey, sözünde durmadigi gibi, Asuman"i da öldürtmek ister. Sevgilisinin yardimiyla kaçip kurtulan Asuman, Basra"ya gider, bir kahvede asiklik yapmaya baslar. Asiklikta gösterdigi basari, Basrali asiklarca kiskanildigi için bir kuyuya atilan Asuman"i, dügünde elinden bade içerek asik oldugu dervis kurtarir, Erzincan"a getirir.
!NC!PéR!S! Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
[...KORKU HIKAYELERI...] Deli_Sibz Hikayeler ve Efsaneler 61 01-07-2008 12:23
Türkülerimizin hikayeleri Deli_Sibz Hikayeler ve Efsaneler 34 26-02-2008 21:47
Türkülerimiz ve Hikayeleri... Notheart Genel Müzik Konuları 10 06-02-2008 23:36
Şarkıların hikayeleri Haberci Magazin Haberleri 0 17-11-2006 03:00
Tek taş hikayeleri CiwCiw Magazin Haberleri 0 12-05-2006 00:03


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:10 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.