İstanbul ilçeleri hakkında bilgiler - Sayfa 3 - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » İl İl Türkiye » Marmara Bölgesi » İstanbul » İstanbul ilçeleri hakkında bilgiler

İstanbul İstanbul resimleri, şehir merkezi, tarihi yerleri, camiler, şehir tiyatroları, geçim kaynağı, üniversiteler, devlet kurumları, hastaneler, türbeleri, şarkıları, türküleri, halk oyunları, şiirleri, sanatçıları, ozanları, ve daha fazla bilgiler.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:42
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Kartal

Nüfus: 407.865 (2000) İstanbul'un Anadolu yakasında, Kartal ilçesi, Kocaeli yarımadasının güneybatı kesiminde yer alır. Doğusunda Pendik, batısında Maltepe, kuzeyinde Sultanbeyli ilçeleri ve şamandıra beldesi, güneyinde ise Marmara denizi ile çevrilidir. Daha kuzeyde, mücavir alanları Ümraniye ve Şile ile buluşmaktadır. 1992 yılında, daha önce Kartal'a dahil olan Sultanbeyli ve Maltepe ilçe olmuş ve Kartal'dan ayrılmışlardır. Yüzölçümü 80 kilometrekaredir. Şehir merkezi, tarihin eski dönemlerinden beri küçük bir balıkçı köyüdür. ilk defa sahilde balık avlamak için gelip buraya yerleşen Kartelli isminde bir balıkçıdan dolayı buraya Kartal denildiği kabul edilmektedir. öte yandan, Bizans zamanında, liman önemi taşıyan bu beldeye Kartalımın denildiği de bilinmektedir. Bu iki görüş birleştirildiği takdirde ortaya çıkan gerçeğin şöyle olduğu kabul edilmektedir: şehrin Bizans zamanındaki isminin söylenişi Kartal kelimesine yakın bir kelime idi. Türkler bu söylenişi. Türkçe Kartal kelimesine çevirerek kullanmaya başlayınca günümüze de bu şekliyle ulaşmıştır.

11. yüzyılda Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Bizans'tan alınmış ancak zaman içinde yeniden Bizans'ın eline geçmiştir. Kartal, 1329'da Bizans'la yapılan savaşın sonunda tamamen Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlı döneminde de küçük bir yerleşim mahalli olarak kalan Kartal, 1873'te Haydarpaşa-Pendik banliyö hattının açılmasından sonra nispeten hareketlenmeye başlamıştır. Cumhuriyetle birlikte Kartal� ın gördüğü en büyük değişiklik 600 yıldır Osmanlı�nın hoş görü ve koruması altında Türklerle içiçe yaşayan Rumların, Lozan Anlaşması� nın ilgili hükmüne istinaden Yunanistan�a gönderilmesi ve oradan getirilen mucahir Türklerinde bir kısmının Kartal�a yerleştirilmesi olmuştur. Böylece Kartal tam bir Türk şehri hüviyetine kazandı. 1947'de Kartal ve çevresinin sanayi bölgesi olarak belirlenmesiyle, ilçenin nüfusu ve üretimi artarken beraberinde ciddi oranda çevre kirlenmesi yaşanmıştır. Halen İstanbul içindeki en önemli sanayi bölgelerinden biri olan Kartal�da halkın büyük çoğunluğu da işçi olarak çalışmaktadır. İlçe merkezi ve şamandıra beldesinde yaklaşık 400 büyük ve orta ölçekte fabrika, 1300 atölye, 1200 küçük esnaf ve işyeri bulunmaktadır. Bu fabrika ve atölyelerde yaklaşık 40 bin işçi çalışmaktadır.) Kartal'da ulaşım deniz, kara ve demiryolu ile sağlanmaktadır. Pendik-Kurtköy'de hizmete giren Sabiha Gökçen Havaalanına 15 dakika uzaklıkta bulunan Kartal'dan, Yalova'ya Deniz Otobüsü ve Yolcu Vapuru ile ulaşım sağlandığı gibi, ilçeden geçen E-5 Karayolu ilçeyi Anadolu'ya bağlar. ıstanbul Boğazı üzerindeki Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden Avrupa yakasındaki il ve ilçelerle karayolu ulaşımı sağlanmaktadır. Kadıköy'den Pendik'e kadar uzanan Bağdat Caddesi ilçede önemli bir yer tutmaktadır. Deniz kıyısındaki ulaşım Bostancı sahilinden, Maltepe ilçesini geçerek Kartal'a, oradan da Pendik yoluyla Tuzla ilçesine kadar uzanmaktadır. Diğer bir ulaşım ise; Büyükbakkalköy, şamandıra ve Sultanbeyli'den geçen Anadolu otoyoludur.
Coğrafi Durumu
a) Hududu ve Yüzölçümü : Kartal ilçesi,yerleşim bölgesi olarak verimli topraklara sahip,iklimi gayet müsait,yeraltı memba suları azımsanmayacak kadar fazla.Ayazması ile meşhur ve dünyanın balkonu Yakacık gibi bir tabiat harikasına sahip olan tarihi ve kültürel zenginlikleri ile oldukça göz kamaştırıcı bir kentimizdir. 1908 yılından sonra ilçe haline gelen Kartal,Kocaeli Yarımadasının güneybatısında,Marmara Denizinin Kuzeydoğusunda,40 derece ve 50 Dakika enlem,29 derece 11 dakika boylamlar arasında yer alır. Doğuda Pendik ve Sultan beyli,Kuzeyde ve Kuzeybatıda Ümraniye ilçesi,Batıda Maltepe ilçesi,Güneyinde Marmara Denizi ile çevrili olup,83.km2.lik yüzölçümüne sahiptir.
b) Jeolojik Yapısı ve Dağları : Deniz seviyesi (0) dan başlayarak Kuzeye doğru tatlı bir meyille (537) metreye kadar yükselir. İlçenindeniz kıyısı kum ve kil ile kıyıdan itibaren kuzeye doğru silislerle kaplıdır.Bu kitle en çok bir metre kalınlıkta kırmızı ve kahverengi topraklarla örtülü ve oldukça verimlidir. İlçemizin Yakacık bölgesinde kalker ve kuvarsit madenleri bulunur.İlçeye bakıldığında bir takım tepe ve düzlüklerden meydana geldiği görülür.İstanbul'un en yüksek dağı Yakacık Aydos Dağı olup yüksekliği 537m.dir.
c) Suları : Belli başlı akarsularından Paşa köy deresi,Kavaklıdere,Fındıklı dere ,Ömerli Barajına dökülür. Yakacık Semtinde de çıkan membaa suları Yakacık halkının büyük ölçüde içme suyu ihtiyacını karşılamaktadır.
d) İklimi : Karadeniz'in yağışlı iklimi ile Akdeniz'in ılıman iklimi arasında geçit teşkil eder.Kışın Balkan Yarımadasının soğuk,Karadeniz'in yağışlı,Akdeniz'in ılıman güneşli havaları etkisinde kalır.Bu nedenle kıştan ilkbahara,yazdan sonbahara geçiş çok defa fark edilmez.kış aralık ayından itibaren Nisan ayına kadar sürer,ortalama 7 gün kar yağar,yaklaşık 25 gün de don olur.
Kartal , İstanbul Kartal , Kartal Resimleri , Kartal tanıtımı , Kartal anlatımı , Kartal Hakkında bilgi , Kartal tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #22 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:45
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Küçükçekmece

Nüfus 594.524 (2000) İstanbul'un Avrupa yakasındadır. İstanbul'un Marmara'dan dar bir kara parçasıyla ayrılan bu nedenle de 'çekmece' ismiyle anılan iki gölünden küçüğünün çevresinde yer alır. Batısında Avcılar ve Çatalca, kuzeyinde Gaziosmanpaşa mücavir alanı, doğusunda ise Esenler, Bağcılar ve Bahçelievler ilçeleri vardır. Bakırköy, Küçükçekmece'nin güney komşusudur. Osmanlı dönemine kadar "Rhagion" olarak geçen Küçükçekmece adı , bölgenin Osmanlı İmparatorluğu'na geçmesiyle değişerek "Çekme-i Sagir" daha sonra da "Çekme-i Küçük" olarak değişir. Küçükçekmece adının kaynağı oldukça tartışmalı olsa da genel olarak kenarlarında kurulduğu gölle ilgili olduğu kabul edilir.

"Çekmece" olarak anılan iki gölün boyutlarıyla adları uygunluk göstermez. Büyükçekmece Gölü'nden daha büyük olduğu halde tam tersi bir ad tartışmasının genel kabul gören açıklaması, gölün deniz bağlantısını sağlayan geçit üzerindeki köprünün küçüklüğüdür. Osmanlı Döneminde yazılmış bir çok batılı kaynakta bu köprü, "Küçük Köprü" anlamında "Ponte Piccolo" adıyla geçer. İki göle de verilmiş olan Çekmece adının, balık tutmak için denize açılan geçitlerde kurulan ve yukarı çekilerek açılan kavisli setlerden geldiği kabul edilir. Küçükçekmece ilçesi 21 mahalleden oluşur. Bunlar, Altınşehir, Beşyol, Cennet, Cumhuriyet, Fatih, Fevzi Çakmak, Gültepe, Halkalı Merkez, Halkalı İstasyon, İkitelli Atatürk, İkitelli Ziya Gökalp, İnönü, Kanarya, Kartaltepe, Kemalpaşa, Mehmet Akif, Söğütlüçeşme, Sultan Murat, Tevfik Bey, Yeni ve Yeşilova mahalleleridir. Türkiye'nin bilinen en eski yerleşim yerlerinden biri olan Yarımburgaz mağarası bu ilçenin sınırları içindedir. Mağara duvarlarında bulunan gemi resimleri, burada yaşayanların denizcilikle uğraştıkları düşüncesine yol açmaktadır. İlçedeki en eski yerleşim yerlerinden biri de bugünkü ilçe merkezinin çekirdeğini teşkil eden Region'dur. Burada bir Bizans sarayı bulunmaktaydı. Osmanlı için, yaşanan yüzyılın en önemli sefer ve kervan yolunu oluşturduğu için bölgenin gerçek yerleşimini bu dönemde gerçekleşti. Önce köprü onarıldı ve köy içine bir kervansaray yapıldı. Aynı zamanda gölün kenarına yerleşen Türkler, mezarlıklarını da yamacın üst kısmına yaptılar. Böylesine önemsenen Rhegion'un imarında ve gelişmesinde en büyükkatkıyı da burada yaşayan Kanuni Sultan Süleyman'ın başdefterdarlığını yapan Abdüsselam Çelebi'nin yaptığını araştırmacıların bulgularından anlıyoruz. Osmanlılar burada köprüler, köşkler, kervansaraylar, cami ve medreseler yaptırdılar. Küçükçekmece, 1908 yılına kadar Çatalca kazasına bağlıydı. 1908'de Makri Köy (Bakırköy) kazasına bağlandı. 1987 yılında ilçe oldu. 1992'de de Avcılar Küçükçekmece ilçesinden ayrılarak ilçe yapıldı. Küçükçekmece Gölü: İstanbul 'un 15 km batısında yer alan ve 14 km' lik bir alan kaplayan Küçükçekmece Gölü;son jeolojik dönemdeki buzullaşmanın erimesiyle,denizlerin seviyelerinin yükselmeleri sonucu,Çanakkale Boğazı'nın yarılarak Marmara Çukurunun dolması,bu deniz istilasıyla eski vadi ağızlarının boğularak ''ria '' ların ortaya çıkması sonucu önce koy,zamanla da kıyı kordonuyla kaplanarak lagün haline gelmesiyle oluşmuştur.Gölün halen Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi arazisi içinde kalan 3700 uzunluğundaki kıyı şeridi üzerinde gizli bir kuş cenneti bulunmaktadır.Karabatak,balıkçıl ve yaba ördekleri başta olmak üzere çeşitli kuş türlerinin barındığı bu koruluk alana zaman zaman göçler sırasında yabancı kuş türlerinin de geldiği gözlenmektedir.
Yarımburgaz Mağaraları: Küçükçekmece ilçesinde bulunan en eski ve değerli olanı Yarımburgaz Mağarası'dır. İstanbul'un 22 km. kuzeybatısında, Küçükçekmece gölünün 1,5 km kuzeyinde, Altınşehir mahallesi civarında ve Kayabaşı-Şamlar Köyü yolu üzerindedir. Denizden yüksekliği ortalama 15 m, kadardır. 1838'den günümüze dek birçok jeolog ve antropolog tarafından yapılan incelemeler sonucu, Küçükçekmece Belediye sınırları içerisinde yer alan Yarımburgaz Mağaraları'nda tarih öncesi insanların yaşadıkları ortaya çıkarılmıştır.
Küçükçekmece , İstanbul Küçükçekmece , Küçükçekmece Resimleri , Küçükçekmece tanıtımı , Küçükçekmece anlatımı , Küçükçekmece Hakkında bilgi , Küçükçekmece tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #23 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:46
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Maltepe

Nüfus 355.384 (2000) İstanbul'un Anadolu yakasındadır. Batıda Kadıköy, kuzeyde Ümraniye ve Kartal, doğuda yine Kartal ilçeleriyle komşudur. Güneyinde Marmara denizi vardır. Yüzölçümü 52 kilometrekaredir. Maltepe'nin tarihi Bizans İmparatorluğu'na dayanmaktadır. O devirlerde adının "Bryas" veya Latince adıyla "Urias" olduğu söylenir. Diğer bir bilgiye göre ise Bizanslıların tarihinde "Pelekanon" dur. Bryas adı- nın tarihçiler tarafından Küçükyalı'da eski Akduman pınar'ı yakınlarında bulunan Bryas Sarayı harabelerinden aldığı belirtilmekte ise de kesin kanıt yoktur. Bu nedenle bu günkü Maltepe 16. yüzyılda burada kurulmuştur. 11. yüzyılda bir ara Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından ele geçirilen bu bölge, daha sonra tekrar kaybedildi. Bölge, 1329 yılında Orhan Gazi tarafından yeniden fethedildi. Osmanlı döneminde küçük bir kasaba görünümünde olan Maltepe'ye, Kazasker Feyzullah efendi tarafından bir külliye inşa edildi. Osmanlı döneminde Maltepe askeri konaklama yeri olarak önemli bir mevki idi.

18.yy Kazasker Feyzullah Efendi' nin çabalarıyla Maltepe daha da gelişerek yeni bir çehreye bürünmüştür. Maltepe nüfusunun çoğunluğunu Rumlar oluşturuyordu. Fakat Rumların büyük çoğunluğu cumhuriyet döneminde mübadele neticesinde burayı terk etti. Maltepe'de belediye örgütlenmesi ilk olarak 1928 yılında gerçekleştirildi.1992 yılında Maltepe Kartal İlçesi'nden ayrılıp müstakil ilçe olmuş, aynı yıl 1 Kasım'da "Ara Yerel Seçimleri" neticesi Maltepe'de belediye kurulmuştur. Yerleşim birimi olarak Maltepe 18 mahalleye ayrılmıştır. Bunlar; Bağlarbaşı, Feyzullah, Cevizli Yalı, Başıbüyük, Büyükbakkalköy, Zümrütevler, Girne Mahallesi (1995 yılında Zümrütevler Mahallesinden ayrıldı) Esenkent, Altayçeşme, Gülensu, Gülsuyu, Küçükyalı Merkez, Altıntepe, Aydınevler, Çınar, Fındıklı, İdealtepe' dir. Maltepe bölgesi'nde ulaşım demiryolu ve karayolu ile yapılmaktadır. Demiryolu Maltepe'nin E-5 Karayolu altına kalan Eski Maltepe'nin kurulmuş olduğu güzergahtır. Karayolu ise (Ankara Asfaltı) Maltepe'yi ikiye ayırmaktadır. Bu yol Maltepe'yi Anadolu'ya yan yollar ise komşu ilçelere bağlar.İkinci önemli karayolu ise Bağdat caddesi olup Bostancı ile Pendik arasındaki güzergahı oluşturmaktadır.
Maltepe , İstanbul Maltepe , Maltepe Resimleri , Maltepe tanıtımı , Maltepe anlatımı , Maltepe Hakkında bilgi , Maltepe tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #24 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:47
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Pendik

Tarihi kaynaklara göre Pendik M.Ö. 5000'lerden beri yerleşim alanı. İstanbul Boğazı ile Sakarya nehri arasındaki bölgenin jeopolitikvejeostratejik özelliği sebebiyle çok sık el değiştirmesi dolayısıyla, bu bölgede bulunan Pendik de çok farklı milletler tarafından ele geçirildi. MÖ. 1200'lerde bu bölgede Makedonyalılar'ın olduğu, MÖ. 8. Yüzyılda Roma Imparatorlugu'nun, daha sonra da Bizanslıların egemenligi ele geçirdigi biliniyor. Bizans döneminde Pantikion ya da Pentikion adıyla anılan yer bugünkü Pendik civanydı. Bilinen en eski adı Pantikapion ve Pantikapeum. Pendik'e Roma döneminde Panticio, Pantecio, Panticia deniyordu. Bizans döneminde kullanılan Pantecion (Pantiki) ismi "her tarafı surlarla çevrili" anlamına gelir. Çoğu kaynaklar Pendik kelimesinin duvar anlamına geldiğini ve Istanbul'a egemen olan devlet ya da hükümetlerin doğudan gelecek saldınları önlemek için burasıyı bir savunma hattı olarak kullandıklarını kaydederler.

Bazı kaynaklara göre Pendik "beş burun" anlamını taşır. Ural dağlarından gelip bu bölgeye yerleşenlerin Farsça beş köy anlamında "Pench-deh" ismini kullandığı söylenir. Pendik tarihöncesi çağa kadar uzanan eski bir tarihe sahip. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin çok öncesinde de bir çok medeniyete beşiklik yapmış olan Pendik eski bir yerleşim ve uğrak yeri. Frigler'in Anadolu'ya yerleşmeleri ve Frigya Devleti kurma sürecinde Istanbul Bogazı ile Sakarya nehri arasındaki bölgeye yerleştiklerinde, Friglerin bir kolu olan Bebrikler bu bölgeye Bebrikya dediler. Mö. 650 yılında bu bölgeye yerleşen ve buraya Bitinia adını veren Bitinler, MÖ. 6. yüzyıl ortalarında Anadolu'ya hakim olmak isteyen Perslerin egemenliğini tanıdılar. Roma ancak MÖ. 85 yılında Anadolu'ya Kalkhedon'a (Kadıköy) ayak basarak, MÖ. 74 yılında Pendik'in de baglı olduğu Bitinya'yı hakimiyetine geçirdi. Bizans hakimiyeti döneminde General Belisarios Pendik'te yaptırdığı villasında yaşadı. Pendik Got'ların Nikomedia (İzmit) ve İranlıların Kadıköy'e yaptığı seferlerde de uğrak yeri oldu. Pendik'in müslüman ordularıyla tanışması 668 yılında Süfyan komutasındaki orduların Üsküdar'a kadar ilerledikleri seferle oldu. 1071 Malazgirt Savaşı'nın ardından Alparslan'ın kuzeni Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın kuvvetleri 1079 yılında Üsküdar'a kadar olan bölgeyi ele geçirdi ve Boğaz, Bizans ile Türkler arasında sınır oldu.
Ancak 1204 yılında Haçlı Ordusunun istilası ile bu bölgede Latin Devleti kurulduğunda, Pendik de yıkımdan payını aldı. Pendik 1328 yılında Orhan Bey döneminde Samandıra ve Aydos kalelerinin alınması sonucu Osmanlı yönetimine geçti. Daha sonra bir kaç kez Istanubul'un Anadolu yakası Bizans yönetimine geçmiş olsa da, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle birlikte Pendik de Osmanlı'nın hakimiyetine bir daha el değiştirmemek üzere girdi. Pendik'te yapılan kazılarda lonik stilde bir kolon, çok sayıda mezar ve Roma döneminde yapılmış hisar temelleri bulundu. Pendik Osmanlı idari yapısı içinde önceleri bir "karye" idi. Üsküdar Mutasarrıflığı Adalar Nahiyesi'ne baglı bir köy yerleşmesiydi. Bu dönemde Rum, Ermeni ve Müslüman unsurların bir arada yaşadıkları ve daha çok sebze-meyve üreticiliği, balıkçılık ve zeytin yetiştiriciliği ile uğraşılan şirin bir yerleşim yeri olduğu biliniyor. Pendik, ilki 1798'de olmak üzere üç kez yandı. 1889'daki yangında 1200 hane yok oldu. Birinci dünya savaşı sonrasında İtilaf Devletlerinin İstanbul'u işgalinden Pendik de nasibini aldı, İngilizler Büyükdere yakınında bir karakol kurdular. 2 Ekim 1923 günü işgal kuvvetlerinin İstanbul'u terk etmesiyle Pendik'teki karakol da boşaltıldı.

Tablo 1 Pendik İlçe Merkezinin Nüfus Gelişimi

Yıllar Nüfus
1935 3.514
1940 4.172
1945 5.980
1950 7.910
1955 8.673
1960 13.963
1965 19.216
1970 27.494
1975 38.384
1980 48.219
1985 150.850
1990 289.380
2000 384.668

Pendik , İstanbul Pendik , Pendik Resimleri , Pendik tanıtımı , Pendik anlatımı , Pendik Hakkında bilgi , Pendik tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #25 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:48
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Sarıyer

"Sarıyer", Büyükdere limanının kuzeye doğru son bulduğu bölümü (Mesar ya da Mezar-Burnu), Simas ("Burun") sözünden bozulmuş olup, Sarıyer koyundaki küçük dere ise, Skletrinas adını taşıyordu. Birincisinde bir Aphrodite heykeli, ikincisinde de Apollon adak yeri vardı. Vaktiyle burada bir mezar olduğu için Mezar-Burnu deniliyorken, bu ad Mesar'a çevrilmiştir. Sarıyer'in iskelesidir. Sarıyer, adını burada gömülü "Sarı Baba" adında bir kişiden aldığı söylenirse de eski eserlerde hep Sarıyer olarak geçmesi, çevrede bakır kapsayan, sarı görünen bir yarın varlığı bu semte vaktiyle Sarı-Yar adını vermişken, sonradan bunun zamanla Sarıyer biçimine girdiğini göstermektedir. Aslında burada şimdi terkedilmiş bir bakır madeni vardır .

Sarıyer'in havası iyi olduğu gibi, güzel ye şifalı suları ile de ünlüdür. Boğaziçi' nin iyi suları Sarıyer'de toplanmıştır. "Mahah al-miyah, kesirül- mikdar bir ma-i leziz olup, çamlıca suyu havasında" bulunduğunu bildirdiği Kestane suyundan başka, şifa niteliği herkesçe bilinen Çırçır suyu, Fındık suyu, Hünkar suyu, şifa suyu Sarıyer'e yakın tepelerin eteklerinden çıkar. Yazın bu yüzden, buraları çok rağbet gören bir sayfiye ve mesire yeridir. Boğaziçinin Rumeli kıyısındaki ünlü sulardan bu eserde sözü edilen ötekiler İstinye yakınındaki Tokmak suyu ile Baltalimanı çayırındaki Kanlıkavak'tan çıkan, o kıyıda Narhçı yalısı altındaki çeşmeyi oluşturan Narhçı suyudur. Sarıyer'de öteden beri ünlü bahçeler bulunuyordu. Murat IV.'in bir gezinti sırasında gördüğü, "Hadim al-haremeyn olduğum halde, böyle bir ravza-i cenâna mãlik değilim" diye şaşkınlığını açıkladığı Çelebi Solak adıyla tanınmış bir kişinin bahçesi bu meyandadır. Burada Ali Kethüda adında birinin yaptırdığı, Mehmet Kethüda'nın onardığı bir cami ile İbrahim ve Mehmet lV.'In musahiplerinden Mesut Ağa 'nın 1055'te yaptırdığı çeşme anılmaya değerdir. Sarıyer'den sonra gelen Yeni Mahalle'de Pazar başı ve kıyıda yüksekçe bir yerdeki Fırıldak bahçesi birer mesire yeridir. Sarıyer, tarihi eser bakımından oldukça zengin bir bölgedir.
Bizans'dan önceki döneme ait tarihi kalıntılardan Bizans'a, oradan da Osmanlı'ya ve bugüne kadar çok çeşitli bir tarihi mirasa sahiptir. Bunlar eserler arasında; Ali Kethüda Cami, Ali Paşa Cami, Cerrah Mahmut Efendi Cami, Emirgan Cami, Emirgan Çeşmesi, Hamam Cami, iskele Cami, Kethüda Cami, Baltalimanı Cami, Kireçburnu Cami, Osman Reis Cami, Reşit Paşa Cami, Rumelihisarı, Rumelikavagı Kalesi, Sait Halim Paşa Yalısı, şerifler Yalısı, Uskumruköy Cami, Valide Cami, Zekeriyaköy Cami, Telli Baba Türbesi sayılabilir. Bahçeköy , Sarıyer!n yemyeşil bir semtidir.ilk kuruluşu 1521 yıllarına dayanmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman Belgrat Seferi sonrasında yanında getirdiği sırp esirleri bu bölgeye yerleştirmiş. Ve kurulan bu köye Belgrat köy çevresindeki ormana Belgrat köy adı verilmiştir. Daha sonra köyün bent sularına zarar verdiği anlaşılarak köy buradan topluca alınarak şuan ki yerine taşınmıştır.(1894) Bu köye de Bahçeköy adı verilmiştir. Bahçeköy de İstanbul Üniversitesi,Orman Fakültesi, Orman İşletme Müdürlüğü, Fidanlık, 2 özel okul 1 ilköğretim okulu, öğrenci yurdu bulunmaktadır. Bahçeköy�ü çevreleyen Belgrat ormanı , İstanbul halkının rekreasyon ihtiyacını karşılayan yegane dinlenme yeridir. Orman muhafaza alanı olarak ayrılan Belgrat ormanları geçmişte de bugün olduğu gibi İstanbul�un su ihtiyacını karşılamıştır. Mimar Sinan tarafından inşaa edilen su kemerleriyle İstanbul�un belli bölgelerine su verilmektedir. Günümüzde hala bu fonksiyonları yerine getiren 7 a det bent bu orman içerisinde yer almaktadır.
Bu bentler:
1. Kömürcü bent(1620).
2.
Büyük bent (1724)
3
. Topuzlu bent(1750)
4.
Ayvat bendi(1765)
5.
Valide bendi,(1796)
6.
Kirazlı bent(1818)
7.
II. Sultan Mahmut Bendi(1839) yıllarında inşaa edilmişlerdir.

Belgrat ormanı bünyesinde bulunan Av-Koruma-Üretme Sahası ve Balık Üretme İstasyonu halkın eğlenme , spor dinlenme ihtiyaçlarını karşılayıp kalabalık İstanbul şehrine çok yönlü hizmetler sunduğu için ayrı bir öneme sahiptir. Türkiye�nin ilk, Dünyanın planlı ve ünlü Arberetumu olan Atatürk Arberetumu da Belgrat ormanı içerisinde tesis edilmiştir. Arberetumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijinal ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş, çoğunlu ağaç ve diğer odunsu bitkilerin uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçalarını ortaya çıkarmaktadırlar. Bahçeköy , Karadeniz iklimi etkisindedir. Ilıman ve nemli bir iklim tipi mevcuttur. Bahçeköy de orman ve fundalık alanlar stepler geniş yer kaplamaktadır. Meşe türleri ve çam çınarlar çoğunluktadır. Yörenin havasının ve suyunun temiz olup önemli bir piknik alanı olması, yaz ve kış mevsiminde hafta içi ve hafta sonları dinlenme, eğlenme ve spor amaçlı kullanılmaktadır. Bahçeköy ün güneyinde ve doğusunda yer alan Belgrat ormanı ve içindeki tarihi bentler gerek yabancı gerekse yerli turistlerin ilgisini çekmekte, yaz nüfusu 10.000 kişiyi bulmaktadır.
Sarıyer , İstanbul Sarıyer , Sarıyer Resimleri , Sarıyer tanıtımı , Sarıyer anlatımı , Sarıyer Hakkında bilgi , Sarıyer tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #26 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:48
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Şile

Şile, istanbul metropolünün gürültü ve keşmekeşin den, trafik ve stresinden uzak güzel, şirin bir ilçemizdir. Şile, Marmara Bölgesinin kuzey doğusunda, Karadeniz kıyısından yani yeşilin içinden mavi denizlere açılan İstanbul'un kuzey penceresidir. Son nüfus sayımına göre (22 Ekim 2000) Şile ilçesinin genel nüfusu 32.923' tür. Bunun 10.571 kişisi ilçe merkezindedir. Geri kalan 22.352 kişi Ağva dahil 58 köyde yasamaktadır. 58 köyün 38 mahallesi, ilçe merkezînin de 4 mahallesi vardır. Şile ilçesi köyleri Merkez, Ağva, Yeşil vadi, Teke bucaklarına bağlıdırlar. Km2' ye 45 kişi düşer. Yunanca bir kelime olan "Şile" nin anlamı yaban çiçeğidir. Şile adını bir bitki türü olan "mercanköşk" ten alır. Tarihin, akışı içerisinde incelendiğinde Şile, MÖ 7. yy' da Miletli denizciler tarafından kurulmuş ve o günden bugüne çeşitli uygarlıklara ev jsahipliği yapmıştır. Ayrıca Şile tarihinde Lidya, Pers, Galat, Roma, Selçuk, Latin, Bizans, ve Osmanlı imparatorlukları da yer almıştır. İlk yerleşenlerin Bitinler olması nedeniyle Anadolu uygarlıkları içinde bu bölgeye Bitinya da denilmektedir.
Şile , İstanbul Şile , Şile Resimleri , Şile tanıtımı , Şile anlatımı , Şile Hakkında bilgi , Şile tarihi

KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #27 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:49
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Silivri

Antik çağdaki isminin Selymbria veya Selybria olduğu bilinen kent, doğal bir limana sahip olması ve önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması sebebiyle her dönemde önemini korumuştur. Silivri şehri bugünkü kasabanın yanındaki koyun doğusunda Marmara'ya hakim 56 m. yüksekliğinde dik ve sarp bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Zamanla bu tepenin etrafı surlarla çevrilmiştir. Bugün bu yere Fatih Mahallesi denilmektedir. Şehir zamanla gelişerek surların dışına çıkmış ve yayılmıştır. Silivri Marmara Denizi kıyısında ( Propontis kıyısında İstanbul Byzantiun ) ve Marmara Ereğlisi ( Perintos ) arasındadır. Antik devirde Trakya doğuda Karadeniz, güneyde Marmara Denizi ve Ege Denizi, batıda Nestos nehri, kuzeyde Tuna Nehri ile çevrili bulunuyordu. Konumuzu oluşturan Selybria kenti de işte bu sınırlar içinde bulunmaktadır. Gerek Trakya bölgesinin gösterdiği kültür buluntularının ve gerekse Kınalı Köprü Prehistorik keramiklerinin benzerlerine Anadolu'da ve Troia 1'da rastlanılması bir kültür alışverişi olduğunu kanıtlamakta ve M.Ö. 3000 yıla kadar inen yerleşim yerlerinin varlığını ispatlamaktadır. Selymbria Kostantinopolis'in kurulmasıyla beraber yol şebekesine ve sadece 60 km. uzaklıkta bulunan imparatorluk başşehrinin ekti alanı içine girdi. Bundan sonra Selybria bir Bizans kenti o6larak Türkler tarafından alınıncaya kadar varlığını sürdürdü.

Anastasius'tan sonra Justinus ondan sonra da 1. Justinianus ( 527-565 ) başa geçti. Justinianus zamanında ticaret ve sanatta önemli ilerlemeler oldu. Kontantianapolis Asya ile Avrupa arasında önemli bir ticaret merkezi idi. Bu ticarette ağırlık, Çin ve Hindistan'a yapılan alışverişte idi. Bizanslı ticaret casusları Çin'den ipekçiliği öğrenerek ipek böceğini Bizans'a getirmeleri 1. Jüstinianus zamanına rastlar. Bizansta ipek üretimi bir anda değer kazandı. O devirde ipekçiliğe o kadar çok önem verildi ki; İmparatorun emri ile Silivri ve yöresine bol miktarda dut ağacı ektirilerek, ipekçiliğin Silivri'ye de girmesine neden oldu. 10. yüzyılda Silivri çok zengin bir ticaret merkezi idi. Bolluk ve gönençlerini ticarete borçlu idi. İpekçilik, şarapçılık ve ziraat çok ilerlemiş durumda olup, ürünleri buradan her tarafa ihraç ediliyordu. İoannes Kantakuzenus, 1344 yılında kızı Teodora'yı Sultan Orhan'a vererek onun desteğini sağladı. Teodora'nın düğünü Silivri'de yapıldı. Bu evlilikten Hali isminde bir şehzadeleri dünyaya geldi. Bu evliliğe karşılık Sultan Orhan Kantakuzenus'a Trakya'da çarpışmak için 6000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Kantakuzenus, tahtı böylece ele geçirdikten sonra Sırplara karşı giriştiği savaşta Osmanlıların büyük yardımlarını gördü .Bu savaştan sonra Türklerin çoğu Trakya'da yerleşip kaldılar. Sultan Orhan,Türk boylarının Trakya'da ele geçen topraklara yerleşmesini sağladı. Sultan Murat zamanında daha da arttı.1402 yılında Anadolu'yu istila eden Timur'un ordularından kaçan Türkler Trakya'ya gelip yerleşmişlerdir. Hatta bu devirde Trakya'daki Türkler Anadolu Türklerinden daha fazla idi.
İşte Bu gün Trakya'da bulunan yerli Türklerin kökeni bu göçlerle gelenlerdir. Bunların bir çoğu önce Balkanlara yerleşmiş bir zaman sonrada Trakya'daki bu gün yaşadıkları yerlere gelip,orada kalmışlardır. Bugün bunların ilk gelenlerin torunlarına "GACAL" denilmektedir. Balkanların diğer bölgelerinden gelip yerleşenlerine de "YÖRÜK" denilmektedir. Bu Gacal ve Yörükler bu güne kadar eski örf ve ananelerini kaybetmemişlerdir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul 'u almaya karar verince ,Rumeli Askeri Valisi Dayı Karacabey'i askerini toplayarak yol üzerindeki Bizans şehir ve kasabalarını ele geçirmesi için görevlendirdi. Karadeniz kıyısındaki Mesembria( Misivri) ,Anchialus(Ahyolu) ve Byzus(Vize) hemen teslim olarak yağma edilmekten kurtuldular. Selymbria ve Perinthos kaleleri direndiler, bunun üzerine Dayı Karacabey buraların zaptını İstanbul 'dan sonraya bırakarak İstanbul istikametinde ilerledi. İstanbul'un zaptından onbeş gün sonra Dayı Karaca Bey Trakya'ya dönerek ele geçirilmemiş kaleleri almak için Silivri önlerine geldi. Bizans diye bir şey kalmadığını gören Selymbria kalesi muhafızları yapacak bir şey kalmadığını anlayarak kalenin anahtarını Dayı Karacabey'e teslim ettiler. Fatih Sultan Mehmet 23 Mart 1453 günü İstanbul istikametinde Edirne'den hareket etti.5 Nisan Perşembe günü Konstantinopolis önlerine geldi. Ana kuvvet yola çıkmadan önce askere yolda erzak temin etmekle görevli birlik geçtikleri yerden değer bedelini vererek canlı hayvan ve zahire alarak yollarına devam ediyordu. Epivatos/Bigados(Selimpaşa) önlerine gelindiğinde Araptepe civarındaki çobanlar hayvan vermekten kaçındılar.
Aynı zamanda bu kuvvete saldırdılar. Buradaki saldırıya karışmayan halk da Fatih'in emri ile buradan sürgün edildiler.Fatih'in Bizans'a saldırısı üzerine Macar Kralı Hunyadi fırsattan istifade etmek istercesine Bizans İmparatoruna yapacağı yardım karşılığında Selimbria'yı Mesembria'yı ve Limnos adasını istiyordu. Fatih İstanbul'u aldı. Böylece bu istek de yerine getirilememiş oldu. Silivri Osmanlıların idaresine geçince,kale içindeki Apokaukos Kilisesi camiye çevrilip 30-40 hane kadar Türk kale içine yerleştirildi. Zaten o zamanlar Silivri'de kale dışında ev bulunmuyordu. Bütün evler kale içindeydi. Kalede Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler oturuyordu. Türkler gelince eski halkın adet,ananelerinde ve ibadetlerinde hiçbir değişme olmadı. Bu müsamaha iyi geçinmelere sebep oldu. Yalnız Türkler kapalı alanlarda oturmaya alışkın olmadıkları için zamanla kale dışında sahil bölgesinde evler yapıp yerleşmeye başladılar. Türklerin Silivri'ye gelip yerleştikleri dönemde kalenin doğusunda Muratçeşme mevkiinde bakımlı bağ ve bahçeler bulunmaktaydı. Gayrımüslim halk geçimlerini bağcılık,şarapçılık ve ipekçilikle sağladılar. Türkler ise balıkçılık ve yoğurtçuluk alanında gelişme sağladılar. Silivri Bizans İmparatorlarının sayfiye yeri idi. Türklerin eline geçtikten sonra da uzun bir müddet aynı şekilde devam etti. Kanuni Sultan Süleyman Yapağcı Çiftliğini satın aldı. Oraya bir cami ve saray yaptırdı. Yaz aylarında saray halkı yazı burada geçirirdi. Hatta bir yaz Kanuni İstanbul'a dönerken kalyonu fırtınaya yakalanarak Silivri körfezi açıklarında batmış ve kalyonun arkasında içinde Kanuniye ait sandık içinde bulunan şemsiye ve elmas şemsiye topuzu da sulara gömülmüş olduğu ve bu sandığın hala Silivri körfezi açıklarında yattığı bilinmektedir. Celaliye çiftliğini de Piri Mehmet Paşa satın aldı,emekli olduktan sonra günlerinin bir kısmını da Silivri'de geçirmiştir.
Sultan Avcı Mehmet de Yapağca Köyünde bir av köşkü yaptırmış ve burada kalmıştır. Nihayet "93" harbi yenilgisi bundan sonraki yenilgilerin habercisi oldu.8 Ekim 1912'de Balkan Savaşları başladı.Balkanlarda Bulgarlar,Yunanlılar,Sırplar ve Karadağlılar aralarında bir anlaşma yaptılar.Osmanlıların Trablusgarp Harbi ile uğraşmasından ve ülkedeki iç siyasal çekişmelerden faydalanarak 8 Ekim 1912 'de Karadağlılar Osmanlılara harp ilan ettiler. Bunun peşinden diğer Balkan devletleri de harbe girdiler. Osmanlı orduları büyük bir yenilgiye uğradı. 30 Mayıs 1913'te barış imzalandı. 30 Haziran 1913 gecesi Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'a aniden saldırınca ikinci Balkan Harbi başladı. Bu Osmanlıların işine yaradı. Edirne'ye kadar olan Trakya bölgesini Bulgarlar'ın elinden geri aldı. 1912'de Silivri de Bulgarlar tarafından işgal edildi. Bulgarlar tarihte eşi az görülen katliamlar, tecavüzler, işkenceler ve yakıp yıkmalar şeklinde olmuştur. Bulgarların Silivri'yi işgali 9 ay sürdü. Temmuz 1913'te işgal sona erdi. Daha sonraki yıllarda,istiklal Harbinde Silivri'miz bir de Yunanlılar tarafından işgal edildi.Yunanlılar Silivri'ye 20 Temmuz 1920 ' de girdi,22 Ekim 1922'de çekilerek Silivri'yi İtalyanlara bıraktılar. Neticede 1 Kasım 1922'de İtalyanlarda çekilerek Silivri'yi Türklere teslim ettiler. Bundan sonraki yıllarda mübadele(değişim) başladı. İstiklal Harbinin bitiminde sulh masasına oturulunca Yunanistan'da kalan Türklerle,Türkiye'de kalan Rumların gelecekleri bir karar altına alındı. Anlaşmaya göre bunlar değiştirildi,1924'de mübadele tamamlandı. Silivri kaza oluşunun ilk yıllarında Vize Livasına bağlı bir kaza idi.1846 yılında Silivri Liva oldu.
Silivri 1867'de kaza oldu,1876'da Çatalca sancak halini alınca Silivri Çatalca'nın bir İlçesi haline getirildi ve 1898'de Çatalca İstanbul'a bağlı bir kaza olunca Silivri'de İstanbul'un bir kazası olarak kaldı. Bu tarihlerde Silivri'nin bir de Belediyesi vardı Bilinen en eski Belediye Başkanı Yanakaki ÇORBACI'dır. Silivri'nin ilk surlarının kimler tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte 6.Y.Y.da İmparator Jüstinyen tarafından onarım gördüğü ve son olarak 2.Bayezıt döneminde (1481-1512) "Kıyamet_i Suğra" (küçük kıyamet) denilen büyük depremden sonra aynı padişah tarafından onarıldı. Silivri'nin eski tarihi eserlerinden Surlar,Kapılar(çarşı kapısı,orta kapı,kır kapısı),yazıtlar,tuğla damgaları,sarnıç,Pirimehmetpaşa Camii sayılabilir. İlçemizin 2000 yılı nüfus sayımına göre 108.155 nüfusa sahip olup,bu nüfusun 44.530 u ilçe merkezinde,63.625 i ise Belde ve köylerimizde yaşamaktadır.Silivri ilçesi ülkenin tatil yörelerinden olması nedeniyle turizm sezonunda ilçe nüfusu % 400-500 artmaktadır ve sürekli göç almaktadır. İlçenin geçim kaynakları tarım,hayvancılık,balıkcılık,turizm ve sanaiye dayalıdır. İlçede tüm Kamu kurum ve kuruluşları mevcut olup,ilçede sağlık ve eğitim konusunda pek fazla sıkıntı bulunmamaktadır.İlçedeki resmi kurum ve kuruluşlarda vatandaş odaklı hizmet anlayışı içerisinde hizmetlerin sunulmasına azami ölçüde önem verilmektedir.
Silivri , İstanbul Silivri , Silivri Resimleri , Silivri tanıtımı , Silivri anlatımı , Silivri Hakkında bilgi , Silivri tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #28 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:50
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Şişli

Şişli ilçesi İstanbul�un Avrupa yakasında yer alan merkez ilçelerinden birisidir. Denize kıyısı olmamasına karşın, Asya�yı Avrupa�ya bağlayan iki boğaz köprüsünün Avrupa yakasındaki çıkış noktasında yer alır. Şişli adı ilçenin merkezindeki semtin de adıdır. �Şişli� adıyla ilgili en yaygın yakıştırma, şiş yapımıyla uğraşan ve halkın �Şişçiler� adıyla andığı bir ailenin burada oturduğu ve bu bölgede bir konaklarının olduğu yolundadır. 2500 yıllık bir tarihe sahip İstanbul�un nispeten daha yeni bir yerleşim bölgesidir. Ancak yine de, bugün bir kısmı ilçe sınırları içinde yer alan ve Kurtuluş semti adıyla bildiğimiz, tarihte Ayios Dimitrios, daha sonra da at ahırlarından dolayı �Tatavla� adıyla anılan yerleşim yerinin kuruluşu, Kanuni I. Süleyman (1520-1566) dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Deniz fetihleri sırasında Ege ve Akdeniz�deki adalardan tutsak edilen zanaatkarların iskan edildiği bu bölgeye daha sonraki yıllarda İstanbul�a ticaret maksadıyla gelen yabancılar da yerleşmişlerdir.

Bu semtte yaşayan halkın gemi yapımından ayakkabıcılığa kadar çeşitli meslek dallarında hüner gösterdiği, tulumbacılık mesleğiyle ünlendikleri, İstanbul�un sanat, kültür ve spor yaşamında önemli yerleri olduğu bilinmektedir. 18.yy sonlarına doğru, sayıları yirmi bine ulaşan ve büyük çoğunluğunu Rum nüfusun oluşturduğu bu yerleşim yerinde, kendileri dışındaki halkın, bu bölgeye giriş çıkışını yasaklayan bir fermana bile sahiptiler. Tatavla 12 kişilik bir İhtiyar Heyetince yönetilirdi. Bu heyet bölgede yer alan 1.030 mekandan seçilen 53 temsilciden oluşurdu. Bu düzen Cumhuriyet dönemine kadar sürmüş, giriş yasağının kaldırılmasıyla semte �Kurtuluş� adı verilmiştir. Bölgedeki eski yapıların büyük bir bölümü çıkan yangınlarla yok olmuş, yabancı okullar, kilise ve mezarlıklar değişik dönemlerin yapısal belgeleri olarak halâ günümüzdeki varlığını sürdürmektedir. Şişli�de 1800 lü yılların ortalarına kadar önemli başka bir yerleşimin olmadığı, bölgedeki, geniş kırlık alanlarda ve bahçelerde sebze ve meyveciliğin yanı sıra çiçekçilik yapılmaktaydı. Osmanlı devletinin aynı yüzyıl içindeki Batılılaşma hareketleri, sadece saray ve çevresinde değil, İstanbul�daki sosyal hayatın her alanın da etkisini göstermiştir. Kuşkusuz saray ve sarayla ilişkili zevatın Topkapı Sarayı ve çevresinden Beşiktaş�taki sahil sarayları ve çevresine taşınması, bu bölgelerin giderek iskana açılarak gelişip genişlemesi ve çevreye uzanan yeni yolların açılmasını da sağlamıştır.
Padişah Abdülmecit�in (1839-1861) tahta geçmesiyle ilan edilen Tanzimat fermanında yabancılara özel mülk edinme hakkının verilmesi ve bu gün Teşvikiye adıyla anılan bölgede iskanı �teşvik� etmesi, saraya yakın varlıklı ve nüfuzlu kişilerce çevreye talebin artışını sağlamıştır. Bu dönemde yaptırılan konaklardan pek azı günümüze ulaşabilmiştir. Bir başka yerleşim bölgesi de, yine Padişah Abdülmecit döneminde İmparatorluğun toprak kaybı sırasında, sınır bölgelerinde yaşayan, yurtlarını kaybederek, İstanbul�a sığınan göçmenleri iskan etmek üzere, bu günkü Şişli semtinin Kuzey Doğusunda bulunan arpa tarlaları ve dutluk bölgedir. Bu kırsal yerleşim bölgesine de padişahın adıyla Mecidiyeköy adı verilmiştir. Bu arada 1862 de Mektebi Harbiye, 1895 te Darülaceze, 1898 de Etfal Hastahanesi gibi kamusal binaları, 1900 lerin başlarında kurulan Bomonti Bira Fabrikasını ve Matbaa-i Osmaniye�nin kuruluşunu da görmekteyiz. Ancak büyük nüfusun Şişli bölgesine kayma eğilimi 1870 de çıkan büyük Beyoğlu yangının da zarar gören yabancı zenginlerin, azınlıkların, kagir bina talepleriyle yoğunlaşacak, atlı tramvay ve daha sonrada elektrikli tramvayın Taksim�den Pangaltı ve Şişli�ye uzaması, elektrik ve havagazı hatlarının döşenmesi bölgeyi İstanbul�un en cazip noktası haline getirecektir. Şişli ve çevresi giderek, sadece zengin yabancıların, nüfuzlu azınlıkların değil, Osmanlı paşaları�nın, Batı türü yaşam biçimini benimsemiş yada özen duyan, seçkin ve aydınların mekanı olmuştur. Bölge o günün koşulları içinde daha çağdaş daha modern bir yaşamın sürdürüldüğü bir ortama dönüşmüştür. Tanzimat ilanından sonraki süreçteki �Meşrutiyet�li yılların Hürriyet mücadeleleri ve 31 Mart Olayı da 1911 de açılan �Abide-i Hürriyet Anıtıyla Şişli�de simgeleşecektir. Bu gün Şişli İlçesinin bir çok mahalle adı o dönemde önemli görevlerde bulunmuş, bu mücadeleye katılmış Mahmut Şevket Paşa, Halil Rıfat Paşa, İzzet Paşa, gibi paşaların adlarıyla anılmaktadır. Mustafa Kemal�in Anadolu�da başlatılacak Ulusal Bağımsızlık Mücadelesinin ilk karargahı da Şişli olacaktır. Yine bu gün Şişlinin bir çok mahallesi 19 Mayıs, Cumhuriyet, Ergenekon, Bozkurt, İnönü, Halide Edip Adıvar gibi o dönemi hatırlatan isimlerle adlandırılmıştır.
1900 lü yılların başlarındaki karanlık günler, işgal yılları, sürekli çıkan yangınlar ve güvenlik kaygıları, kagir ve birden fazla ailenin ayrı bölümlerde olsa da, birlikte yaşayabildikleri, batı türü apartman olgusunu da beraberinde getirecektir. Şişli�de bu apartmanların çoğalması ve giderek eski ulaşım yollarının çevresinde bitişik nizama dönüşmesi, daha sonra şehrin omurgasını oluşturacak ana caddelerin de oluşumunu sağlamıştır. Bu omurganın çevresine hızla artan talep yeni konut alanlarını yeni mahalleleri oluşturmuştur. 1950 li yıllarda başlayan göç dalgalarından büyük oranda Şişli de payını aldı. Çevrede Çağlayan ve Gültepe gibi gecekondu mahalleleri oluştu. Nüfusu hızla artan Şişli 1954 yılında Beyoğlu İlçesine bağlı bir bucak durumundan, yeni bir idari düzenlemeyle ilçe yapıldı. 1960 lı yılların Şişlisine Örnektepe, Kuştepe, Çeliktepe, Hürriyet adlarıyla yeni gecekondu mahalleleri eklendi. O dönemde ilçe sınırları içinde yer alan Kağıthane yoğun bir sanayi alanına dönüştü. Bomonti çevresinde de yeni imalathaneler kuruldu. Buna karşılık Rumeli, Halaskargazi ve Cumhuriyet Caddeleri çevresinde sıralanan apartmanların alt katlarında yer alan mağaza ve pasajlar kentin en gözde ve canlı alışveriş merkezini oluşturmaktaydı. 1980 li yıllarda hızla artan talep karşısında cadde üzerindeki apartmanların sadece alt katlarının değil, giderek diğer katlarının da iş yeri yada mağazaların reyonları biçimine dönüştüğü yıllar oldu. Bu gelişimden Mecidiyeköy, Gayrettepe semtleri, Büyükdere ve Yıldızposta Caddeleri de etkilendi. 1987 Yılında Kağıthane�nin İlçe olmasıyla Şişli İlçesi iki ayrı bölüme ayrıldı. İlçenin Kuzey bölümünde ormanlar, askeri alanlar ve sanayi tesislerinin bulunduğu Ayazağa, Huzur ve Maslak mahalleleri yer almaktadır. Eskiden Av köşkleri ve kasırların bulunduğu bu bölgede bu gün özellikle Büyükdere Caddesi ve İstinye kavşağı ve çevresinde Büyük Şirketlerin ve Finans kuruluşlarının yer aldığı kentin en yüksek prestij binaları yükselmektedir.
Esprit Kilisesi: İstanbul�da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau tarafından ünlü mimar Gaspard Fossati�ye yaptırılan kilisenin inşaatı 1845�te başlamış, 1846�da ibadete açılmıştır. İmkânsızlıklar nedeniyle pek sağlam yapılamayan ve sık sık meydana gelen depremlerden ötürü zarar gören kilise 13 Haziran 1865�te tadilat görmüş ve 31 Aralık 1865 tarihinde ibadete açılmıştır. Katedralin cephesi Notre Dame de Sion Kız Lisesi tarafından kapatılmış durumdadır. Monsenyör Hillereau tarafından Saint Esprit kilisesi inşa ettirilirken, aynı zamanda rahibelerin ve Saint Esprit inananlarının defni için bir yer altı mezarlığıda hazırlanmıştı. 1927�ye kadar defin işlemi devam eden yeraltı mezarlığında, Sarayın meşhur müzizyeni Giuseppe Donizetti�nin mezarı, kilisenin kurucusu Monsenyör Hillereau�nın ve diğer ailelerin mezarı bulunmaktadır.
Notre Dame De Sıon Fransız Kız Lisesi: İstanbul�da papanın temsilcisi olarak bulunan Monsenyör Hillereau, 1844-1846 arasında St. Esprit Kilisesi�ni inşa ettirirken, kilisenin ön tarafında bir papaz semineri açmak üzere binalar yaptırmıştır. Lazariste�ler eğitim işini kendilerine meslek edinmiş olan Notre Dame de Sion rahibelerini kız okulu açmak için Fransa�dan davet ederler ve 27 Kasım 1856 yılında Notre Dame de Sion rahibeleri okulda eğitim vermeye başlarlar. Okul kısa zamanda gelişerek, Katolik Ermeni, Ortodoks Bulgar, Ortodoks Rum, Gregoryan Ermeni ve Yahudi öğrencilerinin arasına 20. yüzyılın başlarında Müslüman öğrencileri de katarak, İstanbul�un her dil ve mezhepten köklü ve zengin azınlık ailelerinin de rağbet ettikleri bir eğitim kurumu olur. Zamanla eğitim kadrosu ve manastır okulu havası bütünüyle değişmiş ve günümüzde İstanbul�un seçkin bir kız lisesi olarak diğer liseler arasındaki yerini almıştır.
Divan Oteli: Cumhuriyet Caddesi ile Askerocağı Caddesinin kesiştiği köşede inşaatına 1955�te başlanmış Eylül 1958�de hizmete açılmıştır. 140 yataklı Divan Oteli�nin pastanesi otelden daha ünlüdür. Devamlı müşterileriyle kuruluşundan itibaren isim yapmış olan pastane, İstanbul�un en beğenilen pastanelerinden biri olduğu gibi �cafe� olarakta gerek havası gerek mevkii nedeniyle ilgi çeker. Otel�in önündeki anıt, Heykeltraş İlhan Koman tarafından yapılmıştır.
Su Terazisi: İşlevi uzak yerlerden künkler içinde gelen suların, daha alçak yerlerden uzakta, aynı yükseklikteki yerlere ulaşabilmesini sağlamak ve basıncı çok olan suyun basıncınıda azaltarak boruların patlamasını önlemek olan su terazisi, çoğunlukla kare kesitli, yukarıya doğru incelen kule şeklinde inşa edilirdi. Eski su yolu haritalarında isale hattı ve şebeke üzerinde çok sayıda suterazisi yapılmış olduğu görülmektedir. Osmanlı su terazileri Roma suterazilerinin çok daha gelişmiş şeklidir. İstanbul�da suterazilerinin çoğu yıkılmış veya ortadan kalkmıştır. En sağlam durumda 2 terazi kalmıştır. Yarı kırık kalmış olanlardan biri Divan Oteli yanındadır.
Radyoevi: 6 Mayıs 1927�de İlk programlı radyo yayınına başlamış olan İstanbul Radyosunun, elverişli stüdyo ihtiyacını karşılamak için 1945�te açılan proje yarışması sonucunda Doğan Erginbaş, Ömer Güney ve İsmail Utkular�ın ortak projesinin seçilmesiyle, Kasım 1945�te temelleri atılarak, uygulanmaya başlanmış olan, bügün de İstanbul Radyoevi olarak kullanılan Harbiye�deki 4 katlı bina, 19 Kasım 1949 günü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü�nün açış konuşmasıyla hizmete girmiş ve İstanbul Radyosu elverişli stüdyo koşullarına kavuşarak hizmet vermeye başlamıştır.
Hilton Oteli: Elmadağ-Harbiye arasında yer alan, Türkiye�nin ve İstanbul�un 1955�te açılan ilk 5 yıldızlı otelidir. Hilton Oteli, 1952�de tanınmış Amerikalı mimarlar, Skidmore, Owings ve Merill tarafından tasarlanmıştır. SOM Gurubu olarak bilinen bu mimarların yerel danışmanı Sedat Hakkı Eldem�di. Cumhuriyet dönemi mimarlığında II. Milli Mimari Dönem�in kapanışını örnekleyen yapılar arasında yer alan Hilton Oteli�nin projesine Sedat Hakkı Eldem�in katkısı olmuştur. SOM Grubu�nun Türkiye�deki partneri olan Sedat Hakkı Eldem�in Hilton Oteli ile ilgili çalışmaları yıllar sonrada sürmüştür. 21x100m boyutunda bir dikdörtgenler prizması biçimindeki Hilton Oteli, döneminde yapım kalitesi, yalın geometrisi, yüzeylerinin sadeliği, yapıldığı yıllardaki abartısız dekorasyonu ve işlevsel öncelikleri ile Türkiye�de Uluslararası Üslup�un karakteristliği olarak algılanmış ve uluslararası otel zincirlerinin işletmecilik kurallarınında tanıtıcısı olmuştur.
Askeri Müze: Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Bugün 54.000 m²lik bir alan üzerinde kurulu 18.600 m² lik binasıyla bir yapılar kompleksi olan geniş bir alana yayılan Mekteb-i Harbiye binası, Osmanlı devleti�ne subay yetiştirmek amacıyla kurulmuş ve 1862�de inşa edilmiştir. II. Abdülhamid tarafından yaptırılan okul binası, 1936�ya kadar okul, 1964�e kadar Kolordu Karargâhı olarak kullanılmıştır. Binanın güney bölümü Harbiye Orduevi inşa edilene kadar orduevi olarak hizmet vermiştir. 1964�te asıl binanın askeri müze olarak kullanımına karar verilmiş ve 1966�da restorasyonuna Mimar Prof. Dr. Nezih Eldem tarafından başlanarak, 1991�de bitirilmiştir. Başlangıcından bugüne kadar yapıda işlevsel ve mekânsal değişiklikler meydana gelmiş ve bina okuldan müzeye çevrilene kadar gerek iç, gerekse dış görünümü itibariyle bir çok değişiklik geçirmiştir.
Bulgar Eksarhhanesi: Halaskârgazi ve Abide-i Hürriyet Caddeleri arasında uzanan geniş bir bahçe içinde yer alan yapı, 19. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Eksarh I. Jozif tarafından yaptırılan yapı dört katlı, Eklektik (seçmeci) üslupta ve ahşap karkas olarak inşa edilmişdir. Yapı 1989�da tamir ve tadilat geçirmiştir. Eksarh, Bulgar Ortodoks Kilisesi�nde cemaatin başında bulunan önder yada başkan demektir.
Atatürk Müzesi: Mustafa Kemal, I. Dünya Savaşı�nın sona ermesi üzerine 13 Kasım 1918 günü İstanbul�a gelerek Şişli�de, Samsun�a hareket ettiği 16 Mayıs 1919�a kadar ailesiyle birlikte oturduğu bugünkü Halaskârgazi Caddesi�nde Osep Kasabyan�ın 1908 yapımı 3 katlı evini kiraladı. İstanbul�un düşman işgali altında bulunduğu günlerde arkadaşlarıyla sık sık toplandığı bu ev, Mustafa Kemal�in Ankara�ya yerleşmesiyle 1924�te eski valilerden Erzurum millet vekili Tahsin Uzer tarafından satın alındı. Bu tarihte Atatürk�ün 1919�da bu binada oturduğunu gösteren tabela konuldu. İstanbul Belediyesi binayı 1928�de tahsin Uzer�den satın aldı ve Atatürk�le ilgili eşya, tarihi belge ve hatıraları bu binada toplamaya başladı. Bina 1942�de Vali ve Belediye başkanı Lütfi Kırdar döneminde müzeye dönüştürüldü ve Atatürk İnkılabı Müzesi olarak 15 Haziran 1942�de ziyarete açıldı.1960 askeri yönetimi sırasında Belediye Başkanı Refik Tulga�nın girişimiyle binada onarım yapıldı. 9 Ocak 1962�de kısmi bir yangın geçiren müze Atatürk�ün 100. doğum yıldönümü yaklaşırken yeniden büyük çaplı bir onarım gördü. Bina kapı tokmaklarından camlara kadar 1910�lu yılların üslubuna uygun olarak onarıldı. 19 mayıs 1981�de Atatürk Müzesi olarak yeniden açıldı. Müzede Atatürk�ün doğumundan ölümüne kadar yaşamına ait fotoğraflar, elbiseleri ve kullandığı eşyalar, Atatürk ve inkılaplarla ilgili belgeler, Milli mücadele ve Atatürk tabloları yer almaktadır.
Şişli Camii: Halaskargazi ve Abide-i Hürriyet Caddeleri arasında kalan ada üzerinde, etrafı duvarlarla çevrili, biri mihrap yönünde, diğerleri ise iki yanda olmak üzere toplam üç kapıyla girilen avlu ortasında yer almaktadır.Yapımına haziran 1945�te başlanan cami, 1949�da ibadete açılmıştır. Tamamen klasik Osmanlı mimari si tarzında inşa edilen Şişli Caminin Mimarı, o dönemde Vakıflar başmimarı olan Mimar Vasfi Egeli�dir.
Uğur Mumcu Anıtı: 1996�da Cumhuriyetçi Halk partisi, Şişli İlçe başkanlığı ve dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı Ayfer Atay tarafından yaptırılmıştır. Üç yüzlü kaide üzerinde Üç yöne bakan bronz Uğur Mumcu�nun bir yüzünde karakteristik şapkalı büstü diğer yüzünde ise Ugur Mumcu�nun değişik portre büstleri vardır. Tasarım Mimar Erhan İşözen, büstler Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem tarafından yapılmıştır. Kaidenin üç yüzünde Uğur Mumcu�nun ünlü sesleniş yazısı vardır.
Orduevi: İstanbul�da Subay ve astsubaylara ait sekiz orduevinin en büyüğü Harbiye�deki Harbiye Orduevidir. İnşaası 1981�de tamamlanan orduevi daha önce eski Mekteb-i Harbiye binasının bir bölümünde hizmet vermekteydi. Otel kısmı ve sunduğu sosyal aktivitelerle Türkiye�nin en büyük ordu evidir.
Pangaltı Ermeni Lisesi: Önündeki yapılardan dolayı günümüzde içerde kalmış olan Harbiye�de Cumhuriyet Caddesi�ne açılan, Zafer ve Süleyman Nazif Sokakları arasında bulunan okul Mıhitarist Manastırı Rahipleri tarafından kurulmuş olduğundan ermeniler arasında �Mıhitarist Lisesi� olarak bilinir. İlk kez Kandilli�de yaz okulu olarak açılan okul, 1825�de Beyoğlu�na taşınmıştır. 1839 Beyoğlu büyük yangınında tümüyle yanan ve 1847�de Yenimahalle�ye taşınan okul, sürekli yaşadığı bina sorununa, 1866�da yukarı Pangaltı�da Kalpakçıyanlar�a ait olan geniş araziyi üzerinde bulunan binasıyla satın alarak çözüm bulur. Oldukça geniş olan arazi üzerine, okul, manastır ve şapel dışında, kira getirmesi amacıyla 1890�da sokak boyunca dükkanlar yapılmış, eskimiş olan okul binası yenilenip geliştirilmiştir.
Etfal Hastanesi: Halaskargazi Caddesine açılan, Küçükbahçe ve Dr. Şevket Bey Sokakları içinde yer alan Etfal Hastanesi, II. Abdülhamid tarafından, henüz 8 aylıkken ölen kızı Hatice Sultan�ın anısına yaptırılmış olan ilk çocuk hastanesidir. 1898 yılında inşaatına başlanmış olan hastanenin mimarı Franz Niebermann�dır. 1899�da �Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi� adıyla hasta kabulüne başlayan hastane, II. Meşrutiyet�e kadar en parlak dönemini yaşamış ancak 1908�den sonra II. Abdülhamid�e duyulan tepkiler sonucunda kaderine terk edilerek, önce Maliye Nezareti�ne devredilmiş, Nezaret de Şehremaneti�ne vermiştir. 1909�da belediyeye ait diğer sağlık kurumları ile birlikte Müessese-i Hayriye-i Sıhhiye Müdiriyeti�ne bağlanmıştır. Hastane Cumhuriyet�in kurulmasıyla Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlanmıştır. Zaman zaman yapılan onarım ve ilavelerle büyüyen hastaneye 1976�da yeni binalar eklenmiştir. Şişli Çocuk Hastanesi, İstanbul Çocuk Hastanesi adlarını alan kuruluş günümüzde 1050 yataklı ve tam teşekküllü bir hastanedir ve Şişli Etfal Hastenesi adını taşımaktadır.
Etfal Hastanesi Saat Kulesi Ve Mescidi: II. Abdülhamid tarafından 1899�da yaptırılan Hamidiye Etfal Hastanesi�nin bahçesinde bulunan saat kulesi ve mescid, İtalyan mimar R.d�Aronco�nun projesine göre 1907�de inşa edilmiştir. Yapının uygulamasında R.d�Aronco�nun projesinin kullanıldığı ancak uygulamanın büyük olasılıkla İtalyan mimar Felix Pelinli ve mühendishane-i Hümayun hocalarından Mahmud Şükrü Bey�in katkılarıyla yapıldığı söylenebilir. Yapıt zeminde 10x13m boyutunda dikdörtgen bir plana sahiptir. 0,70x0,70m ölçüsünde dört çift ayak tarafından taşınan düz atkılı bir örtüsü ve kiremit kaplı bir çatısı vardır. Yapıda biri saat kulesine diğeri mescid bölümüne ait olmak üzere iki giriş vardır. Yaklaşık 20m yüksekliğindeki saat kulesi, kare planlıdır. Kırmızı tuğla ve beyaz mermerin kullanıldığı bir cephe düzenlemesine sahip olan kulenin gövdesi, dört kenarını çevreleyen bir balkon-şerefe ile bitirilmiştir. Kulenin kemer alnının içine saat yerleştirilmiştir. Saatin hem alaturka hemde alafranga saati gösterdiği �porcelaine diaphane�dan yapıldığı, rakamların porselen üzerine siyahla boyanmış olduğu ve geceleri aydınlatıldığı dönemin yayınlarında anlatılmaktadır. Günümüzde yapının mescid kısmı değiştirilerek hemşire yemekhanesi olarak düzenlenmiştir.
Vatikan Elçiliği Binası: Halaskargazi Caddesine açılan, Ölçek Sokak�ta (Papa Roncalli sk.) yer alan Vatikan Elçiliği Binası, Monsenyör Hillereau�nun Saint Esprit Kilisesi�nin inşaatı sırasında Papa�nın gayri resmi temsilciliğini de aynı semtte kurmaya karar vermesiyle, yeşil tepeleriyle mesire yeri olan, merkezden uzak bu bölede 1849 yılında inşa edilmiştir. Taş bina 1870�den itibaren papalığın gayri resmi temsilcilik heyetinin merkezi haline gelmiş ve bu 1960�da Vatikan ve Türkiye�nin karşılıklı olarak resmi diplomatik temsilcilikler kurmaya karar vermelerine kadar sürmüştür. Yapı 1935-44 yıllarında Türkiye�de papalığı temsil eden Monsenyör Roncalli�nin (Papa XXIII.Jean) çabalarıyla restore edilmiş ve yeni bir kanat eklenerek büyütülmüştür
Teşvikiye Camii: 1794-1795 yıllarında III. Selim tarafından yaptırılan camii harap olduğu için, aynı yere 1854 yılında Sultan Abdülmecid tarafından Teşvikiye Camisi yaptırılmıştır. Camii 13x12m boyutunda bir harim bölümü ile birlikte yaklaşık 24x25m boyutunda, zemin katının bir kısmı son cemaat yeri olarak ayrılmış bir hünkar mahfilinden oluşmaktadır. Giriş aksı yüksek kolonların oluşturduğu bir portik olarak düzenlenmiştir. Portik bölümünde saçak kornijinin üstünde yükseltilmiş olan parapet, onun üzerine yerleştirilmiş kitabe panoların ve bu panoların arasındaki kemerin içinde bulunan tuğralı, bayraklı arma, 19.yüzyılın ikinci yarısının remi üslübunun çizgilerini çağrıştırmaktadır.Harim bölümü, yaklaşık 7m yüksekliğinde bir alt yapı üzerine sekiz dilimli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin alt yapısı tamamen kagir olmasına rağmen, kubbesi ahşaptır.
Nişantaşları: İstanbul�un çeşitli yörelerinde bugüne kadar pek azı korunabilmiş olan nişantaşlarının çoğunluğu ilçemiz sınırları içindedir. Günümüze kadar gelebilmiş nişan taşlarının bulunduğu yöreler; Niaşataşı, Teşvikiye ve Okmeydanı�ndadır. 1270/1853-54�te Teşvikiye Camii Abdülmecid tarafından yenilendikten sonra yörede yerleşme başlamıştır. Abdülmecid�in burada bir yerleşim oluşturma amacını dile getirdiği iki taştan biri Teşvikiye Caddesi�nde bugün Harbiye Karakolu olan eski Nişantaşı Karakolu yanındaki boşlukta, diğeri Teşvikiye Caddesi, Rumeli Caddesi ve Valikonağı Caddesi�nin kesiştiği kavşakta bulunmaktadır. Aynı tarza yapılmış her iki taşın üstünde �Eser-i Avatıf-ı Mecidiye Mahelle-i Cedide-i Teşvikiye� (Abdülmecid�in karşılıksız iyilikseverliğinin eseri olan yeni Teşvikiye mahallesi) ibaresi yer alır. Teşvikiye Camii�nin avlusunda 1205 tarihli ve III. Selim�e ait olan, diğeri 1226-1811 tarihli ve II.Mahmut�a ait 2 nişantaşı bulunmaktadır. 1226-1811 tarihli bir başka Nişantaşı ise Topağacı�nda Nişantaşı Ihlamur yolunda bir apartmanın ön bahçesinde varlığını korumaktadır.
Bomonti Bira Fabrikası: Adını İstanbul�un en eski semtlerinden birine vermiş olan Bomonti Bira Fabrikası, ülkemizde modern bira üretim tekniği ile imalata başlamış olan ilk bira üretim tesisidir. İsviçreli Bomonti kardeşler 1890 yılında Feriköy�de bir bira üretim tesisi kurmuşlar, burada üst fermentasyonla bira üretimine başlamışlardı. 1902 yılında işletmelerini bu gün İstanbul Tekel Bira Fabrikası, eski adıyla Bomonti Bira Fabrikasının bulunduğu yere naklettiler. 1912�de Bomonti ve rakipleri olan Nektar Şirketleri birleşerek Bomonti-Nektar Birleşik Bira Fabrikaları şirketini kurdular. 1938 yılından itibaren bu işletme Tekel idaresine intikal etti. Bomonti Bira Fabrikası ana binasına zaman içinde yeni üniteler eklenmiştir. Eklenen bu ünitelerle fabrika bugün 40 dönümlük bir arazi üzerinde yer almaktadır. Bu üniteleriden biri olan Bomonti Bira Bahçesi 1930�lu yıllarda İstanbulluların hizmetine açılmış, bu hizmeti 1950�li yıllara kadar sürdürmüştür.
Şişli Kaymakamlığı: 1890�larda resmi hizmete mahsus olmak üzere yaptırılan bina, dönemin baş katiplerine lojman olarak tahsis edilmiştir. İlk olarak Sultan II. Abdülhamid döneminde uygulanan ve Selçuklu mimari geleneğinden esinlenen bir mimari akımın ilk temsilcilerindendir. Cumhuriyet�in ilanından sonra hastane, bir sürede okul olarak kullanılan bina, son olarak Şişli Kaymakamlığı haline getirilmiş ve aynı işlevi sürdürmektedir. Subasman üzerine 3 kat olarak inşa edilen binanın dışı kagir, iç aksamı ise ahşaptır.
Ihlamur Kasrı: 1849-1855 yıllarında, Abdülmecid tarafından dinlenme yeri olarak kullanılmak üzere, Nüzhetiye adı verilen ve Beşiktaş ile Nişantaşı arasındaki vadide yer alan mesireye Merasim Köşkü ve Maiyet Köşkü olarak adlandırılan iki kasır yaptırılmıştır. Bunlardan Merasim Köşkü asıl Ihlamur Kasrıdır. Yüksek bir subasman üzerine tek kattan oluşan dikdörtgen planlı köşk, kesme taştan yapılmıştır. Abartılı cephe bezemeleri, girlantlar, istiridye kabukları, vazolar, salkımlar ve sütunçelerden oluşur. Giriş cephesindeki iki kollu merdiven ve balkon dikkat çekicidir. Dış cephenin tersine, yapının içi oldukça sadedir. 1951 yılında İstanbul Belediyesine verilen ve bu dönemde ziyarete açılan köşk, daha sonraki yıllarda T.B.M.M. Milli Saraylar Başkanlığına devredilmiştir.
Darülaceze Binası: 1892-1896 yıllarında, Halil Rıfat Paşa tarafından, kimsesiz, evsiz, hasta ve sakat yaşlı, genç ve çocukların bakılması, çalışabilecek durumda olanların çalışarak geçinebilmelerini sağlayabilmeleri amacıyla yaptırılmış bakım evidir. Binanın mimarı Mimar Yanko Bey, uygulayıcısı ise Vasilaki Efendidir. 277x120m boyutunda büyük bir dikdörtgen arsa üzerine kurulmuş yapılar topluluğudur. Arsanın uzun kenarları doğrultusunda karşılıklı yerleştirilen birbirinin aynı biçim ve boyuta sahip sekiz yapı, dörtlü bir dizi oluşturur. Bu yapıların arasındaki geniş mekan, ortak kullanımlı bir bahçe işlevi görür ve batı ucunda bir cami, doğu ucunda ise bir kilise ve havra ile sınırlanır. Cami, küçük ama kendine özgü bir plan şeması olan ilginç bir yapıdır. Kilise ve havra ise beşik tonozlu sade yapılardır. Girişteki merkez binanın ana giriş cephesi ve bütün iç hacimleri neoottoman üsluplu bezemelerle işlenmiştir. Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait, kimsesiz, sakat ve yaşlılara hizmet veren C tipi hastane olarak kullanılmaktadır.
Abide-İ Hürriyet Anıtı: Anıt Şişli�nin en yüksek tepesi olan (130 rakım) kuzeybatı kesiminde birinci çevreyolu ile Şişli- Kağıthane Caddesi arasında kalır. II. Mehmet�in İstanbul�u kuşatması sırasında otağını kurduğu yerlerden biri olduğu sanılmaktadır. Anıt, yakın tarihimizde 31 Mart Vakası olarak bilinen Meşrutiyet karşıtı ayaklanmanın bastırılması sırasında şehit olanların anısına yaptırılmıştır. Yapımına 1909�da başlanmış 1911�de bitirilmiştir. I. Ulusal Mimarlık üslubunun tanınmış mimarlarından Muzaffer Bey�e aittir. Anıt havaya atış yapan bir top şeklindedir. Örme taştan yapılan bu anıtın alt zemininde şehit olan askerler gömülüdür. Ayrıca Sadrazam ve Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa Türbesi ile Mithad Paşa�nın ve Talat Paşa�nın mezarları da anıt çevresindedir.
Maçka Çeşmesi: Çeşme 1901 yılında II. Abdülhamid tarafından mimar Raimondo D�aranco�ya yaptırılmıştır. 1957 yılında ki yol genişletme çalışmaları sırasında asıl yeri olan Tophane�deki Nusretiye Camisi önünden sökülerek bu günkü yerine, İTÜ Maden Fakültesi�nin karşısındaki Maçka Demokrasi Parkı�nın girişine taşınmıştır. Tamamı mermerden inşa edilmiş olan dört yüzlü, ufak boyutlu bir meydan çeşmesidir. Cephelerinden karşılıklı ikisi dar, diğer ikisi geniştir. Üzerinde kagir, kenarları dilimli, iki kademeli, kurşun kaplı geniş bir saçak vardır. Köşelerde, beyzi madalyonlu kaideler üzerinde yükselen, üst kesiminde düşey yivli bileziklerle donatılmış ve perde motifli başlıklarla sonuçlanan ince başlıklı sütunlar yükselir. Sütun kaidelerin hizasında bulunan yalaklar geniş ve dar cephelerde farklı tasarımlar gösterir. Cephelerin üst kısmında, sütun başlıklarının hizasına kabartmalı plastırlar, plastırların arasında kalan yüzeylere de kitabenin birer beyiti yerleştirilmiştir. Manzum metni Ahmet Talat�a ait olan kitabe hattat Sami Efendi�nin imzasını taşır.
Halaskargazi Caddesi No: 208: Yapım tarihi bilinmeyen binanın ilk sahibi Şahbozyan adında bir Ermenidir. 1950�li yıllarda İran asıllı Azrak ailesine geçmiştir.
Şişli , İstanbul Şişli , Şişli Resimleri , Şişli tanıtımı , Şişli anlatımı , Şişli Hakkında bilgi , Şişli tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #29 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:52
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Sultanbeyli

Sultanbeyli�nin tarihi 6. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Uzun yıllar Roma ve Bizans İmparatorluğu yönetiminde kalmıştır. Sultanbeyli 1328 yılında Orhan Gazi�nin emriyle Abdurrahman Gazi ve Konur Alp Komutasındaki Osmanlı Ordusu tarafından feth edilmiştir. Fetihten sonra Abdurrahman Gazi Aydos Kalesi Tekfurunun kızı ile evlenmiştir. Bu evlilik gerek Türklerin gerekse Rumların hafızalarından uzun zaman silinmeyen izler bırakmıştır. Bu hatıranın izlerini taşıyan Aydos Kalesinin kalıntıları hala mevcuttur. Sultanbeyli hakkında Tevarihi Ali Osman, Kitab�ı Cihannüma gibi ünlü eserlerde de bilgiler bulunmaktadır. Sultanbeyli deki arazilerin esas maliki Osmanlı Devletinin ilk Denizcilik Bakanı olan Hasan Hüsnü Paşadır. II. ABDÜLHAMİD, kendisine yaptığı hizmetlere karşılık olarak Hasan Hüsnü Paşaya Sultan Beyliği Çiftliğini ulufe olarak vermiştir. Bu tarihi gerçek Hasan Paşanın 1910 yılında yaptırmış olduğu Osmanlıca haritada ortaya çıkmaktadır. Hasan Hüsnü Paşa 1922 yılında vefat edince oğlu tarafından maliki olduğu bu arazilerin tapuları isimli Yahudi'nin eline geçmiş, Frans Flipson'nun varisleri tarafından da bu gün ki hissedarlara satılmıştır. Ayrıca 1945 yılında Bulgaristan dan gelen göçmenler yerleştirilmiş ve bunlara tapu verilmeyip, zilyet verilmiştir. 1945 yılında Sultanbeyli deki arazilerin 7500 dönümlük bölümü kamulaştırılarak bu göçmen vatandaşlarımıza dağıtılmıştır.

1957 yılında orman işletmesi 18000 dönüm araziyi orman sınırları dışına çıkarmıştır. Bu arazilerin 14000 dönümü şu anda sultanbeyli sınırları içerisindedir.Osmanlı Devleti�nin son zamanlarında Sultanbeyli�deki arazilerin sahibi Hasan Hüsnü Paşa 1922 yılında vefat edince bu toprakların tapuları Franz Flipson adlı Yahudinin eline geçmiş, bu kişinin varisleri tarafından da bugünkü hissedarlara satılmıştır. Bu bölgeye 1947 yılında Bulgaristan�dan gelen göçmenler yerleştirilmiştir. 1957 yılında köy, 1989 yılında belde, 03.06.1992 tarih ve 3806 sayılı kanunla ilçe olmuştur. İstanbul�un Anadolu yakasında yer alır.
Yüz ölçümü: 35 km2 dir. İstanbul�un en yüksek dağı olan 537 rakımlı Aydos Dağı ile Teferrüç Dağı arasındaki alanı doldurmakta olup, Tem Karayolu İlçenin ortasından geçmektedir. İlçe kuzeyde, güneyde ve batıda Kartal İlçesi�ne bağlı Paşaköy - Samandıra ile doğuda Pendik İlçesine bağlı Kurtköy ile çevrili olup 15 mahallesi vardır. Denizden yüksekliği 130 metredir
Nüfus Durumu: 1985 yılında 3600 nüfuslu bir köy iken, 1990 yılı genel nüfus sayımına göre İlçe nüfusu 82.289 olan nüfusu, yeni yerleşim bölgesi olduğundan hızlı bir göç ve nüfus artışı nedeniyle 1997 yılı genel nüfus sayımına göre 144.869 olarak.2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre 175.771 olarak tespit edilmiştir.
İdari Durumu: İlçeye bağlı bir Belediye mevcut olup, Köy bulunmamaktadır. Belediye hudutları içerisinde 15 mahalle vardır.

Sultanbeyli , İstanbul Sultanbeyli , Sultanbeyli Resimleri , Sultanbeyli tanıtımı , Sultanbeyli anlatımı , Sultanbeyli Hakkında bilgi , Sultanbeyli tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #30 (permalink) Alt 26-02-2008, 21:53
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

dü$ pe$indeySen... dü$ pe$ime...
 
Kayıt: 19.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.496
Rep gücü: 150
Rep puanı: 64

 
İstanbul / Tuzla

Tuzla (Yayla-Postane-İstasyon-Cami), İstanbul Metropolünün yapı ve doğal güzelliğini koruyabilen sahil yerleşimlerinden biri olarak İstanbul İlimizin doğu sınırında yer almaktadır. Tarihin ilk çağlarından beri bir yerleşim yeri olan Tuzla'nın J.Pargorire (1872-1907) Dymotionlu Stophanes'in eserindeki İzmit Körfezi ile ilgili metninde Akritas Burnu adı ile bilindiği ve buranın bir Rum Balıkçı Köyü olduğu, bir zamanlar İzmit ve İstanbul arasında gidip gelen korsanlara üst olduğu, bu devirlerde Aydost'taki Bizans Beyi tarafından etrafı kale ile çevrildiği ve Abdurrahman Gazi zamanında Türklerin eline geçtiği bilinmektedir. Burası gemilerin kalafat yeri ve limanı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarına kadar burada Rumlar ve Türkler içiçe yaşamışlardır. Tuzla, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Üsküdar'a bağlı bir belde iken 1908 yılında Türkiye'nin ilk köy beldesi olmuştur. Lozan Antlaşması ile Selanik'ten gelen Türklerin Tuzla'ya yerleşmesi ile Rumların çoğunluğu Yunanistan'a gitmişlerdir. 1936 yılında müstakil belediye olan Tuzla 1951 yılında Kartal İlçesine bağlanmış, 1987 yılında Pendik İlçesinin kurulması nedeniyle Pendik İlçesine bağlanmıştır. Tuzla, 03 Haziran 1992 gün ve 21247 Sayılı Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulunun 27 Mayıs 1992 gün ve 3806 Sayılı Kararı ile Pendik İlçesinden ayrılarak Tuzla adı altında müstakil bir ilçe olmuştur. Tuzla'nın cadde ve sokaklarında, evlerin bahçelerinde çok sayıda Bizans devrinden kalma mimari elemanlara rastlanmaktadır. 1972 yılında yapılan ilk tarihi kazıda Bizans Devri Kilisesi ortaya çıkarılmış, ikinci kazıda ise Ekrembey Adası'nda yapılmış olan Saint Andre Manastırı ortaya çıkarılmıştır. İncir Adası'nda Hagios Gikara Manastırı, Tuz Burnunun kuzeyinde yarımadada Hagios Geogios Manastırı bulunmaktadır. Tuzla'da yedi kilise ve Padişah 1.Ahmet zamanında yapılan bir camii tarihi eser olarak bulunmaktadır. Orhanlı köyümüz 600 yıl kadar önce kurulmuş ve Aydınlı Mahallesinin de aynı yıllarda kurulduğu bilinmektedir.

NÜFUS; Tuzla İlçe sınırları içerisinde yaşayan toplam nüfus 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımı itibariyle 123.225�dir. Buna ek olarak gerek dinlenme tesislerine gerekse yazlık evlere gelen geçici bir yazlık nüfus mevcuttur. Bunun yanında yapılaşmadan dolayı inşaatlarda çalışan işçilerde yaz aylarında mevcut nüfusu artırmaktadır. Ayrıca Tuzla Merkez, Mahalle ve Köyüyle yapılaşmaktadır. Özellikle Tren yolunun güneyinde kalan ve asıl Tuzla Mevkii sayılan bölgede çok sayıda konut yapı kooperatifi faaliyet göstermektedir. Bu kooperatif inşaatlarının bir kısmı tamamlanarak iskana açılmış, büyük bir kısmının da inşaatı sürmektedir. Halen tarla ve arsa şeklinde boş bulunan araziler de aynı duruma namzettir. Bu sayılanlarla birlikte özellikle Organize Deri Sanayi Bölgesinin İlçemiz sınırlarına alınması hızlı bir nüfus artışını beraberinde getirmektedir.
COĞRAFİ KONUMU; Tuzla�nın doğusunda Gebze İlçesi batısında Pendik, kuzeyinde Pendik ve güneyinde Marmara Denizi bulunmaktadır. Tuzla engebeli bir toprak yapısına sahiptir. Tuzla�nın güneyinde Tuz Burnu büyük bir çıkıntı oluşturmaktadır. Tuzla�nın kıyısı burunlarla ve koylarla girintili ve çıkıntılıdır. Tuzla Körfezinde; Mezar Burnu, Dalyan Burnu, Tuz Burnu, Sarp Burnu, Tuz Burnunun güneyinde Şemsiye Adası, Korsan Adası, İncir Adası ve Ekrembey (Eşek Adası) bulunmaktadır. Ayrıca, Sakız Adası Burnu ile İçmeler Burnu belirgin bir çıkıntı yapmıştır. İlçemiz Marmara Bölgesinde Kocaeli Yarımadasının güneybatısında yer alır. İstanbul'un Anadolu Yakasındaki son noktadır. Haydarpaşa'ya 32 km. uzaklıktadır. Kuzeyinde ve batısında Pendik ilçesi, doğusunda Gebze ilçesi (Kocaeli ) güneyinde Marmara Denizi bulunur. Seksen altı kilometre kare yüz ölçümüne sahip ilçemiz, Marmara Denizinde 13 km. uzunluğunda kıyıya sahiptir. İlçenin güney uç noktası olan Tuzla Burnu büyük bir çıkıntı meydana getirir. Aydıntepe kıyılarından merkeze kadar koylar ve burunlarla girintili ve çıkıntılıdır. Tuzla Körfezi'nden sonra Mezar Burnu, Mesari Burnu, Limon Burnu, Dalyan Burnu sıralanır. En ileri çıkıntı Tuzla Burnuyla, Sarp Burnudur. Tuzla Burnu güneyinde şemsiye Adası, Korsan Adası ve İncir Adası yer alır. Kuzeye doğru Sakız Ada Burnu ile İçmeler Burnu belirgin bir çıkıntı gösterir. Sakız Burnu açıklarında Eşek Adası (Ekrem Bey Adası) vardır. Kıyılar, tepelerin denize yakın olduğu kesimlerde ve genellikle burunlarda yüksek kıyı, tepelerin iç kısımlarının bulunduğu kesimlerde alçak kıyı biçimindedir. Tuzla topraklarında dağlık kesim düzlüklerden daha fazladır. Denize yakın kesimlerde oldukça geniş düzlükler yer alır. ,içerilere gidildikçe, yükseklik artar. Düzlükler, Platolar halinde tepelerin arasında uzanır. En yüksek yerlerde denizden yüksek yerlerde denizden yükseklik 300 metreyi aşmaz. Aydınlı'daki Karatepe denizden 190 m. Kavastepe 109 m. yüksekliklerindedir.
BİTKİ ÖRTÜSÜ; Doğal bitki örtüsü orman olması gerekirken kesilip yok edilmiş ormanların yerine çalılıklar ve fundalıklar vardır. Kırsal alanlarda genellikle makiler egemendir Buralarda meşe, bodur, süpürge çalısı, funda, katırtırnağı, kocayemiş, defne gibi ağaçlar çoğunluktadır.
İKLİMİ; İlçemizde genellikle Akdeniz iklimi özellikleri görülür. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve serindir. ilkbahar serin ve yağışlı, sonbahar ılıman ve bol yağışlıdır. Yılın ortalama sıcaklığı 14 derecedir. Sıcaklığın yaz ortalarında 39 dereceye kadar yükseldiği , kış ortalarında sıfırın altında -10 dereceye kadar düştüğü görülmüştür. Yıllık ortalama nem oranı %72'dir . Yıllık yağış ortalaması 720 mm'dir. Yağışlar genelde yağmur şeklindedir. Ortalama yıllık karlı günlerin sayası 9 dur. ilçemizde yazın poyraz, kışın lodos en çok esen rüzgarlardır. Lodosta, deniz fırtınası görülür.
Tuzla , İstanbul Tuzla , Tuzla Resimleri , Tuzla tanıtımı , Tuzla anlatımı , Tuzla Hakkında bilgi , Tuzla tarihi


KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler