İstanbul Şiirleri / Şarkıları / Türküleri - Sayfa 2 - Herşeyde biraz 2de1


Herşeyde biraz 2de1 » İl İl Türkiye » Marmara Bölgesi » İstanbul » İstanbul Şiirleri / Şarkıları / Türküleri

İstanbul İstanbul resimleri, şehir merkezi, tarihi yerleri, camiler, şehir tiyatroları, geçim kaynağı, üniversiteler, devlet kurumları, hastaneler, türbeleri, şarkıları, türküleri, halk oyunları, şiirleri, sanatçıları, ozanları, ve daha fazla bilgiler.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:44
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Hello from Istanbul ( I wanna see you bellydance) - Red Elvises Sibiryalı bir rock grubu ...

She says hello from Istanbul,
She made some dough in Istanbul,
There ain't no snow in Istanbul,

And everybody's having fun.

The boys are cool in Istanbul,
There's lots of wool in Istanbul,
I wish I was in Istanbul,

With people grooving in the sun.

I wanna see you bellydance!
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #12 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:44
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Havsalam almıyordu bu hazin hali önce
Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;
Allahımın ismini daha çok candan andım.
Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!
Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,
Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...
Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,
En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,
Üstünde orospular yükseltiyor sesini.
Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,
Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.
Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,
Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu
Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen
Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!
Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster
Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer
Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,
Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

Nazım Hikmet - Ağa Camii
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #13 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:45
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Alınyazısı Saati (İstanbul) Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul’da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul’dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul’da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı’nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul’a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant’tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi’ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi’de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat’ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam’da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat’tan dal, Şam’dan yaprak Diyarbekir’den çizgi
Hep İstanbul’da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet’te öte şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz
Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa’dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah’a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul’u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat’ın dervişlik ortağı
Şam’ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
“Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır”
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı’ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türkü

Sezai Karakoç
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #14 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:46
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Beyazıt Meydanı`ndaki Ölü Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul`da, Beyazıt Meydanı`nda.
Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.

Nazım Hikmet
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #15 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:46
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Bir Gün İstanbul`da Günlerden bir gün İstanbul`da
Sabah oldu eşya ışıdı
Bahçedeki horoz öttü
Horozun öttüğünü duyunca
Türkü tutturdu
Bir çiçek keyfine göre...
İşler bu yola döküldü mü,
İnsanoğlu durmaz
Yatağımdan kalktım
Kahvaltı ettim
Geceden kalma ne varsa
Ceketimi giydiğim gibi
Sokağa çıktım
Bir rüzgar esti hafiften
Sonra durdu
Yağmur çiseliyecek gibi oldu
Bir tramvaya atladım
Doğru parka gittim
Sıranın birinin üstüne
Uzandım
Gökyüzünü seyrettim
Gökyüzü de bir türkü söyledi
Gökyüzünün türküsü de
Horozunkine, çiçeğinkine uygundu
Öylesine maviydi gökyüzü
Öylesine derin
Öylesine sonsuz
Ama bıkılıyordu gökyüzünden
Kalktım kahveye uğradım
Bir çift söz ederim dedim
Ahbap aradım
Bulamadım
Bulamayınca
Elim şakağımda
Düşünmeye vardım
Derken öğle oldu
İş yerleri boşaldı
Cümle halkın karnı acıktı
Ben de acıktım
Bir köfteci dükkanına girdim
Köfteler kızardıkça
Ortalığı bir duman sardı
Bir soğan kokusu
Öğleden sonra da geçti aynı minval üzre
Yalnız bir aralık
Bir sevda yaşadım düşümde
Büyük bir caddeden geçerken
Bir kadın görünce balkonda
Saçları alabildiğine sarıydı
Bugüne dek
Görmediğim acaip kuşlar havalanıyordu
Sabahlığında
Sevdalandım düşümde
O benden habersiz
Akşam gelecek aşığına
Hazırlandı durdu aynasında
Gönlü sevdayla dolanların
Son uğradıkları meyhane
Bir yudum aldım da
Kendimi buldum kocaman bir denizde
Nelerin unutulup gittiği nelerin
İzi bile görünmeyen gemilerin
Akşamları sokakları dolduran serinlik
Bir kahvecinin
Kahvesinin bahçesini suladığı
Anı hatırlattı bana
Bütün gün taban teptim
İçimde bitkinlik
Akşamı ettim

Sabahattin Kudret Aksal
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #16 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:47
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Edirnekapı Üstüne Şiir İstanbul dediler mi benim aklıma,
Vaiz sokağı gelir hemen.
Edirnekapı gelir, evimiz gelir
Köşebaşında duran bir güzel kız gelir.
Biletçi zili çeker, tramvay durur
Bir manav, bir meyhane, iki akasya
Kumrular geçer kilisenin çan kulesinden
Beyaz bulutlar geçer...
Burası Hasan Efendinin kahvesi Edirnekapıda,
Bu taşçı Kemal, çocukluk arkadaşım.
Bulutu Haliçten, rüzgarı Boğaz’dan
Bir baygın gün içindeyiz, yazdan.
“Dört cıhar, sebayidü, pencüse
Akşam olur, güneş batar nerdeyse.”
Pırıl pırıl aşk içinde Mihrimah Sultan Camii
Eyüpten vapur düdüğü,
Yenikapıdan tren sesi.
Kalkarız ağır ağır kahveden
Ben, Kemal, Kemalin eniştesi...
Vaiz sokağına gelir eve varırım
Kapıya iki üç defa vururum
Karım kapıyı açar, çocuklar koşuşur
Ekmeğimiz var, yemeğimiz var
Yemeğe iştahımız var.
Oturur yemek yeriz cümbür cemaat
Alnımızın terinden, elimizin emeğinden
Etrafa yayılınca makarnanın buğusu,
Bize ne elalemin on türlü yemeğinden...
Alır karımı gezmeğe götürürüm
Bir dolmuşa bineriz Edirnekapıdan.
Sultanahmette atkestanelerinin en güzeli
Elli kuruş verir, cambaza gireriz.
İstanbul bizim memleket, yaşımız yirmibeş
Basmayı da, ipeği de aşkla giyeriz.
Yenicami önünden güvercinler uçan
Mavnalar, takalar, koca koca gemiler,
Köprüden günde kimbilir kaç insan geçer
Denizde balıklar güzel, havada kuşlar
Bir gülüşü karımın, sevdamı yeniler.
Denizlerin kumuyum, balıkların puluyum
Adım Turgut, kendim İstanbulluyum
Ben Allahın bir sevdalı kuluyum
Üsküdara geçerken bir yağmur almadı ama
Bir güzel yaz günü Kadıköy vapurunda
Japone kollu bir kız aklımı aldı.
Bakıştık, gülüştük, hoşlandık
Derken o yoluna gitti, ben evime...
Bizim ev iki oda, bir sofa
Evsahibi ayda yetmiş lira alır.
Kapıda atnalından, sarmısaktan bir nazarlık
Önümüzde kaleler, arkası mezarlık.
Gün olur çoluk çocuğunla bir bakarsınız
Güzelim vaiz sokağında benim de
Ferah, aydınlık bir evim olur.
Bir büyük radyo da alır, yerleşirim
Geçerim pencereye akşamüstleri.
Boy boy sardunyalar, fesleğenler,
Boy boy bulutlar karşımda.
Saçağımızda bir kırlangıç yuva yapmış.
Ahmet efendi geçer, selam veririm
Bakkal İbrahim selam verir, alırım.
Fesleğenler kokar, sardunyalar kızarır
İstanbul sereserpe önümde geceye karşı
Gemilerden, fabrikalardan düdükler
Şimdi bir tren kalkar Sirkeciden bilirim.
Alacakaranlıkta kıpır kıpır gölgeler
Sesler gelir yakın sinema bahçesinden
Bir hoş olurum.

Turgut Uyar
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #17 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:48
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Hayal Şehir Git bu mevsimde, gurub vakti, Cihangir’den bak!
Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;
O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,
Çevirir camları birden peri kaşanesine.
Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka
Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.
Mestolup içtiği altın şarabın zevkinden
Elde bir kırmızı kaseyle ufuktan çekilen
Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı
Böyle ma’mur eder ettikçe hayal Üsküdar’ı.
O ilahın bütün ilhamı fakat anidir; Bu ateşten yaratılmış yapılar fanidir;
Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.
Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı;
Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;
Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,
Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de.
Halkının hilkati her semtini bir cennet eden
Karşı sahilde karanlıkta kalan her tepeden,
Gece bir çok fıkara evlerinin lambaları
En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar’ı.

Yahya Kemal Beyatlı
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #18 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:48
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
Her Akşamki Yolumda Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşiğine yatıversem diyorum
-Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
Bu akşam, artık seni anmayan İstanbul`un
Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.
Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
Bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık,
Sana az daha yakın yaşamak için artık,
Rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.

Ziya Osman Saba
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #19 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:49
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
İstanbul Ağrısı kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kayarken
şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen eğer yine İstanbulsan
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pançak pançak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbulsan
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlıyan
sen eğer yine İstanbulsan
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı
zehirleyebilirim
sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden
Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbulsan
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbulsan
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbulsan
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylülünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık

Attila İlhan
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #20 (permalink) Alt 13-06-2007, 20:49
Loading
 
KaLpsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

B!r kalb!n !ç!n'de ağlıyor AŞK !
 
Kayıt: 20.04.2006
Yaş: 25
Mesajlar: 5.860
Rep gücü: 150
Rep derecesi: KaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır GeliyorKaLpsiz Bangır Bangır Geliyor

 
İstanbul Çamlıca Tepesi 1 Tepelerin tepesi Çamlıca tepesi
İnsanları çeker gizemli cazibesi
Bulunur mu onun gibi cazibelisi
Sevinçle dolar âdemin heybesi

Arşınladım İstanbul’un tepelerini
Tırmanıp çıktım Çamlıca zirvesini
Seyrettim güneşin gizemli batışını
Ah o an görmeliydiniz kalp atışımı

Hayran kaldım o ressamın nakşına
İnan büyülendim renk cümbüşüne
Görseydiniz damardaki kan akışına
Ne kadar benziyordu suyun akışına

Güneş ufukta asılı bir altın portakal
Dedim ne olursun batma orada kal
Dedi emir kesin ve katidir kalamam
Beni de al dedimse de dedi alamam

Güneş tüm güzelliğiyle battı batacak
Gözlerimden hicranlı yaş aktı akacak
O batarsa acep yüzüme kim bakacak
Desene, âdemoğlu yollarına bakacak

Batışıyla içimde oluştu tuhaf bir hal
Bir tek, benim içimde olmadı bu hal
Gördüm çiçeklerde bile var aynı hal
Allah’tan ki, imdadımıza yetişti hilâl

Güneşin vedasını teselli ediyordu ay
Sanki, gökte asılı kristal avizeydi ay
İstanbul Boğazı sanki gerilen bir yay
Ah doyamadım onun güzelliğine vay

Seyrettim İstanbul’u en geniş açıdan
Sayısızca güzelliği oldu beni şaşırtan
Boğaz Köprüsü sanki gök kuşağından
Her çeşit gemi gelip geçiyor altından

İstanbul Boğazı sanki de cennet ırmağı
Suyu, Cennet yoluna serilmiş yeşil halı
Kulları adeta büyülüyor bu gizemli hali
Beni de büyüledi daha ne söylem gayri

Tek gözü tırmalayan uydu antenleriydi
Adeta ahtapot gibi her yeri sarmışlardı
Buna derler düzelteyim derken bozmak
Bu da tepenin cazibeliğinden olsa gerek

Görüp/duyduklarım doyurdu her zerremi
Eğer doyurmak istersen sen de latifelerini
O zaman hiç durma, değerlendir ilk fırsatı
Bak ömrümüz gelip geçiyor akar su misali

Bayram Tunca
KaLpsiz Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
ayrılık şarkıları mı aşk şarkıları mı? belongtodeath Anketçe 42 27-09-2008 03:01
Hatay TürküleRi.. zuzu Hatay 13 03-09-2008 01:43
Artvin Türküleri Mp3 KaLpsiz Artvin 1 13-03-2008 00:44
ŞiirLeri ,TürküLeri... ahSenTi Ağrı 0 22-12-2007 18:14
Afyon Türküleri... zuzu Afyon 20 05-09-2007 05:22


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:53 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.