Bugün Bana Bir Iyilik Yap...hadi Gülümse - Herşeyde biraz 2de1



Anketimiz:
0 0%
Katılımcı sayısı: 0. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink) Alt 30-11-2006, 18:59
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Question Sizce ''yalnız''mıyım ben?

 
Derinden gelen bir haykırışı var ''yalnızlığım''ın,ne yaparsam yapayım susmayan çığlıkları. İçimi acıtan,beni uykularımdan eden,nefesimi kesen, canımdan can alan çırpınışları var. Nefes aldığım müdetçe yerine kimseleri koyamadığım,koyamayacağım, koymak istemediğim anılarıma kastı var. Kulağımdan silemediğim sese,gözümden atamadığım görüntüye garezi var.Asla kabullenmek istemediği, anlayamadığı, anlatamadığım gerçeklerim var benim oysa; bilmiyor ki ben yalnız değilim aslında..

Ah bir bilse..

Bir bilse; her sabah yataktan kalkarken, ''günaydın'' dediğim bir adam var benim hayatımda. Her gece sarılıp uyumanın tadını çıkardığım. Yıllarını yıllarıma karıştırdığım, teninde tenimi hapsettiğim, uyurken uyanıp uyanıp öpüp kokladığım, en derin uykulardan fırlayıp nefesini dinlediğim, başına gelebilecek her türlü felaketi sırtladığım, sırtlayacağım bir can var canımda. Günümü gün yapan, ömrüme ömür katan, yaşama hatta belki ölme nedenim olabilecek kadar derin bir anlam var akıttığı her nefesimde. Toprağa dönüş anıma kadar unutamayacağım resimleri, hiçbir zaman susturmak istemediğim kahkaları var 1300gramlik beynimin içinde.

Bir bilse; yaşam boyu sahip olamayacağım ama adı konmuş çocuklarımın babası var benim hayatımda. Her gece odalarının kapında durup önce Allah, sonra ona teşekkür edemeyeceğim canımdan parçalarımın tek mühendisi.. 20'li yaşlarımı onda bıraktığım 30'lu yaşların yorgunluğunda, 70'li yaşların enerjisini yaşatan heyecanım var. İsteyerek ya da istemeyerek içime çektiğim havada, baktığım gökyüzünde, bastığım her bir yer seramiğinde yaşanmışlıklarımız var. Alfabede adı, uzayda bir yerlerde sesi, rakamların arasında yaşı var.Kucakladığım noktalar, bıraktığım virgüller var. Bir daha asla ama asla edemeyeceğimiz kavgalarım, kimseye yapamayacağım kaprislerim, şımarıklıklarım, edalarım, nazlarım var. Ayrı evlerde olsak da, ayaklarımızı uzatıp izlediğimiz dizilerimiz, bir daha asla aynı masada yiyemeyeceğimiz, en sevdiği yemekler var mutfakta pişen; benim yiyemediğim..

Sonu onun mutluluğuyla biten dualarım, asla anlatamayacağım gerçeklerim, sessizliğinin sesini bile duyamayacağım çalmayan telefonlarım var. Süzülüp akmasını engelleyemediğim, zaman zaman farkına bile varamadığım, alıştığım, alışamadığım ama tutamadığım gözyaşlarım var.

Bir bilse; gün olur sahip olur muyum bilemediğim dağ kulubesinde, yanımda duran sallanan sandalyede oturacak bir insan var benimle yaşlanan. Beraberce bakamayacağımız ağaçlarda gözü, haykıra haykıra söyleyemeyeceğimiz şarkılarda esleri var. Üşümüş omuzlarımda elleri, beraber atamayacağımız kahkahalarımda esen rüzgarın belki getireceği nefesi var.

Bir bilse; en uyanık uykularında bile duyamacağı ''seni seviyorum'' larım var benim ona yolladığım. Sevişlerim var yatağının başucuna gidip dokunamadan yüzüne kondurduğum. Öpüşlerim, okşayışlarım var en sevgi dolu anneden daha sevgi dolu. Seyredemeyeceğim yüzü var kanıma kadar işlenmiş, asla yok olmayacak. Sayısını benim bile bilemediğim söylediğim , söyleyeceğim ''canım'', ''aşkım'', ''sevdiğim'', ''sevdiceğim'' le başlayan cümlelerim var duyduğu, duyamadığı, duyamayacağı.. Şarkılarım var onunla dans ettiğim, kitaplarım var başımı dizine yaslayıp okuduğum, şiirlerim var bir daha asla yazamayacağım. Hani Nazım'ın şiirin de ki gibi;''Geldim, Kaldım, Güldüm, Öldüm'' diyebilecek bir kadın var biryerlerde..

Onda kalan ''dün''üm,nerede olduğunu bilmediğim ''bugün''lerim, asla çoğul olarak yaşayamayacağım ''yarın''larım var.

Alyanslarınım incelttiği bir yüzük parmağım, koyduğum yeri unutmak istediğim,hiç bakamadığım bir boşanma ilamım, bir türlü yokluğuna alışamayacağım için değiştiremediğim eski bir kimliğim var onun seceresinin yazdığı.

Hepsinden önemlisi... Teşekkürlerim var ''yaradan''a, ''doğuran''a, ''yaşatan''a. Dilimden düşürmediğim ''şükran''larım var, ''ya bunları yaşayamasaydım'' diye başlayan kelimelerin ardına yapıştırdığım.. Sevinçlerim var çok mutlu geçen saatlerin adına. ''Gülüşlerim'' var tüm sahip olduğum, değer biçilemeyecek anılarım hatırına... ''Mutluluklarım'' var, yaşayabilinecek herşeyi yaşayan nadir insanlardan biri olabildiğim için...' 'Keşke''lerim var her insanın 24 saatliğinine de olsa bu kadar sevebilecek yüreği bulabilmesi için..

Hadi cevap verin bana; Nedir ''yalnızlık''? Ne zaman ''yalnız''dır insan? Dokunabileceği bir et olmadığımı zaman mı yoksa anılara sarılıp ''gülümse''yemediği, hatırladıkları içini ısıtamadığı zaman mı?

Sizce ''yalnız'' mıyım ben?


gülümse/2006/11
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
gülümse75 için teşekkür edenler 3 kişi.
!NC!PéR!S! (29-01-2007), **Zerd@** (07-01-2007), Lider (01-12-2006)
  #2 (permalink) Alt 01-12-2006, 15:52
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Peki ya söyleyemediklerim?

 
''İnsanlar'' mı beni yoruyor'',ben'' mi ''insanlar'' yoğuruyorum? Bir türlü bulamıyorum bu sorunun cevabını.Hani sadece bu olsa cevabını bulamadığım soru,''aman boşver'' diyeceğim.Ama bakıyorum da ben de dahil bir çok insanın hayatının yarısı soru işaretleriyle geçmiş,diğer yarısına da elimizde soru işaretleri hazır bekliyoruz kapının önünde..Acaba diyorum,''neden'',''niçin'',''niye'',''nasıl'' dedikçe ama sesli,ama suskun;farkında olmadığımız bir savunma mekanizmasını mı devreye sokuyoruz?Yoksa bilerek,isteyek mi sorguluyoruz insanları;insan olduğumuzu unuturak?Kurulan her cümleye,dokunan her göze,işitilen her sese bir kulp bulup,sonuna yapıştırdığımız anda zaten sonunu getirmiş olmuyor muyuz?

Doğum anından itibaren başlıyor sorgulama,ölüm anına kadar nefesimizden daha yakın yaşıyor bizimle.3,5,7 hatta 10 yaşında,''merak'' diyoruz,''öğrenmek istiyor'' diyoruz,''çocuktur,soracak elbet'' diyoruz.Sevimli geliyor sormaları,sorgulamaları;bir filozof edasıyla başlıyoruz anlatmaya,öğretmeye çalışıyoruz.Belki bilmediklerimizi o öğretiyor bize,farkına bile varmadan biz ondan bişeyler öğreniyoruz.Sonra bir bakıyoruz boyu uzamış,bıyıkları çıkmaya ya da genç bir hanım olmaya adım atmış.Tabii yine hazır kılıf, ''kimlik bunalımı'' diyoruz,''ergenlik'' diyoruz,''kişiliğini oturtmaya çalışıyor'' diyoruz,''sordukça öğrenecek'' diyoruz,yalan- yanlış,eksik- doğru,bilir-bilmez cevaplıyoruz sorularını.Hiç susmuyoruz,o soruyor,biz anlatıyoruz.Hiç düşünmüyoruz;''yanlış öğretmektense,hiç öğretmemek en iyisidir.''

Sonra daha da büyüyor.Ergenlikten çıkıyor,''yetişkin'' oluyor.Bildikleri,bilmedikleri,ama en çok ta soruları,sorgulamaları var yüreğinde,beyninde.Perde kalkıp,oyun başladığında,ilk rolünü,''sorgulamacı'' olarak seçiyor zorunlu olarak.Sahneye adımını atar atmaz,''yaradan''dan ''yaradılan''a,''geçmiş'inden,''bilemeyeceği geleceğine'' kadar,önüne çıkan çıkmayan ne varsa bölüp bırakıyor soru işaretleriyle.Ama kimse öğretmiyor ki ona ''sorgularsan yaşayamazsın,ancak yaşadıkça cevapları bulursun'' diye...

Sorgularken ''aşk'' nedir diye,aşka düşüyor,yanıyor..Sorgularken ''para'' nedir diye,esiri oluyor.Sorgularken soruların içinde boğuluyor,nefes almayı,unutuyor.Sorgularken ''yaşam''ı,ölüyor...

''Hayat'' bişeyleri sorgulayacak kadar uzun mu?Birilerinin karşısına cevaplarla çıkmak yerine,soru işaretleri ile çıkmak neden?''Seni seviyorum'' diyen birine,''neden seviyor acaba beni'' diye dönmek ne kadar samimi?Gülen birine ''bu şimdi neden güldü bana '' diye bakmak ne derece anlamlı?Uzanan bir eli,çalan telefonda ki eski bir dostun sesini,uzatılan bir demet papatya'yı,kurulan bir cümleyi kaydederken yaşamın bir yerlerine,kurgulamalara gerek var mı düşünme zamanı bulunan ilk boş saniyede?Kabul etsek de ,etmesek de bir kaşık suda fırtınalar kopartıp,mutlulukları sorgulamalarla yok ediyoruz.Ediyoruz etmesine de,bu kadar soru sormayı becerip,bir soruyu pas geçiyoruz;''Hakkımız var mı bu kadar soru sormaya''?

Hayır yok.Sorgusuz yaşamayı öğrenmemiz lazım.Hesap verecek,hesap soracak,yargılayacak,eleştirecek kadar dev aynasında görmemeli insan kendini.Dev aynalarının yanlış bir yansıma olduğunu kabul etmeli.İlk önce aynaya bakmalı;boyunu posunu ölçüp,sonra çıkmalı karşıdakinin karşısına.Karşıdakinin gözüyle görmeli karşısındakini,''sen ben ol,ben sen''diyebilmeli..Ben 5 adım attım,o 3 adım attı dememeli;ayak ölçülerimiz,bacak uzunluğumuz aynı olmayabilir;kabul etmeli...

Herşeyden önce kendine inanmalı,güvenmeli insan.Kendine güvenmeyi öğrenmeden,kimseye güvenemeyeceği gerçeğini hazmederek çıkmalı yola.Bildiğini tam bilmeli,kendini bilmeli, kendini tanımalı.Tanımalı ki,tanıtabilmeli.Tanıtabilmeli ki,soru işaretleriyle boğulmasın.Boğulmasın ki ,boğmasın.Boğmasın ki bir kısırdöngü içinde savrulup gitmesin ruhu.Ruhu onda kalırsa akıtabileceği şeyler olur karşısındakine.Karşıdakinin ruhu,yüreği,beyni ne kadarını alabilirse,o kadarınla yetinmeyi öğrenmeli.Öğrenmeli ki;kalplerinde bir kapasitesi var,ne yaparsa yapsın,eşit olmuyor herkezin ki...

''Seni seviyorum'' diyorsa biri diğerine,''ben de seni seviyorum'' cevabını yapıştırmalı futursuzca.''Aşk'' ve ''sevgi'' arasında ki farkı öğrenmeli,öğrenmeli ki yaşadığını anlayabilsin.Anlayabilsin ki,mutluluğun ''iki ucu keskin bıçaklarla'' dolu kapısından içeri adım atabilsin.Adım atabilsin ki mutluluğu keşfedebilsin.Keşfedebilsin ki adımlarını hızlandırabilsin.Hızlansın ki,elinde bir bilet,kaçan bir trenin,kalkan bir geminin,başlamadan biten dostluğun ardından ''tüh be'' demesin yıllar geçip,geçmişe dönüp baktığında.Baktığı her yerde, cevaplarını yaşadıkça öğrendiği cevaplar olsun,kucaklar dolusu soru işareti yerine...

Her gülüşe karşı gülüş,her bakışa karşı bakış,her dokunuşa dokunuşla cevap vermeli hesapsızca.Hesaplamadan gülmeli ki,tebessümler kahkahaya dönüşebilsin.Dönüşebilsin ki,insanlar olumlu düşüne bilsin.Olumlu düşünebilsin ki,arkasına gizlenilen maskeler düşebilsin.Düşen maskelerin altında ki pırıldayan bakışlar keşfedilebilsin.Keşifler yetmesin,dokunuşlar sarılmaları,sarılmalar kuçaklamaları getirsin beraberinde.Beraberlikler doğursun sorgulamadan,sorgulanmadan yaşanılan,gittiği yere kadar devam eden...

Ayrılık kapının önüne kadar geldiyse eğer,ne kadar engellerse,o kadar acı çekeceğini bilmeli insan.Bitişleride en az başlangıçlar kadar olgunlukla davet etmeli kapısından içeri.İçeri giren ayrılık olmalı sadece;sorgulayıp,sorgulanıp yormamalı,alacağını alıp,usulca çekip gitmeli.Gitmeli ki,geride kalan güzellikler zedelenmesin.Zedelenmesin ki,korkmasın insan kaldığı yerden geri başlamaya.Başlayabilecek gücü bulduğunda,geçmişin ona verdiği acı tatlı,doğru yanlış tecrübelerle gidebilsin ilk ''merhaba''yı hediye ettiği insanın karşısına.Karşısına dikildiğinde yeni bir sayfa açabilmeli en renklisinden;her rengin sonunda beyaz olduğunu unutmadan,''beyaz sayfa açmak zorundayım'' saplantısına kapılmadan...

Az ya da çok,zaman zaman ''kader'' denizinde boğulmayı kabullenmemeli insan.Ne kadar çok soru sorarsa,o kadar kaderini yönlendirme riskini göze alabilmeli.İstisnai durumlar haricinde ''dümen''in elinde,''rota''nın cebinde olduğuna inanmalı..İnsanları sorgulamaya başlamadan önce'',ben o değilim ki,onun yerine cevap veremem,vermemeliyim'' diyebilmeli içindeki insanın karşısına dikilip.İçinde ki sesin her zaman doğru söyleyeceğini düşünmemeli;günübirlik doğrular değil,ömürlük doğrularla yaşamayı öğrenebilmeli...

Bol virgüllü,az noktalı ama soru işaretsiz sevgiler,sevgilililer,gülüşler, ''GÜLÜMSE'' meler en kocamanından kahkahalar,en miniğinden gözyaşları eşliğinde sorgusuz,sorgulamasız,doğrulu yanlışlı;ama unutulmaz,içinde ''neden'',''niçin'',''niye'',''nasıl'' katılmamış en güzel hayatı yaşamanız dileğiyle...


gülümse/2006
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink) Alt 04-12-2006, 07:15
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Bugün Bana Bir Iyilik Yap...hadi Gülümse

 
GÜNAYDIN ARKADAŞIM...



Ne sen beni tanırsın ne de ben seni;ama senden bana bir iyilik yapmanı istemek için esir aldım gözlerini.Rica etsem,bir kaç dakikanı ayırır mısın bana?

Yeni bir gün başladı değil mi?Kim bilir neredesin şu anda..Belki ofisine yeni girdin,kahveni yudumluyorsun.Belki birazdan kariyerini ciddi biçimde etkileyecek bir toplantıya gireceksin.Bir cerrahsın belki de; az sonra birisi beynini emanet edecek ellerine..Bir avukat da olabilirsin;öğretmen,dişçi,ya da bir mühendis'sin..Ama unutma;icra ettiğin iş ne olursa olsun,sen her şeyden önce bir İNSAN'sın..

Hiç düşündün mü arkadaşım;daha kaç tane 2006 günü yaşayacaksın nefes alıp verdiğin sürece?Hadi kaldır kafanı ve bulunduğun odaya şöyle bir göz at;belki bir dakika sonra bir deprem olacak ve o odada bir daha asla bulunamayacaksın.Hava kapalı diye suratın asık çıkmıştın yataktan sabah;düşünsene,kaç sabah kaldı önünde ''umarım yarın güneşli olur'' diyebileceğin?Acaba kaç kere kahve fincanını eline alıp o büyüleyici kokuyu içine çekebileceksin?Elini attığın o paketten kaç kere daha sigara çıkartıp yaka bileceksin düşündün mü hiç?Şimdi arkana yaslan,derin bir nefes al,ve yaşadığın için GÜLÜMSE;yarın bunu yapmak için şansın olmaya bilir,unutma..

Telefon çalıyor,duyuyorum;hatta bütün gün hiç susmayacak biliyorum...Birazdan eline kalemi alıp,gömüleceksin dosyaların arasına..Belki bütün gün direksiyon sallayacaksın;ayakların sızım sızım sızlayacak gaz-fren-debriyaj üçgeni arasında...O kadar çok insanla nuhattap olacaksın ki gün içerisinde,zonklarcasına ağrıyacak başın; akşam olup eve gittiğinde,ilk işin bir ağrı kesici almak olacak.Stres,keskin bir mide ağrısı olarak sana dönecek belki de..Her ne pozisyonda olursan ol;bir dakika dur ve GÜLÜMSE;unutma;telefon sesini duyabilecek bir kulağın,kalemi tutabilecek bir elin,araba kullanmanı sağlayacak,yürüyebilecek ayakların var..Ya olmasaydı?

Patronun çekilmez bir adam değil mi?Ya da şu muhasebeciyi kovmak için an kolluyorsun..Çaycı yine soğuk çay getirmiş,temizlikçi kadın masanın tozunu salla pati almış,Ayşe hanım birazdan başlar dedikodunu yapmaya,Ahmet bey ayağını kaydırmak için fırsat kolluyor, bende farkındayım.. Hadi kimseye çaktırmadan hafifçe GÜLÜMSE;bütün bunları yaşaya biliyorsan,demek bir para kazanabildiğin bir iş'in var. Ya olmasaydı?

Sabah nasıl olduysa, aynı hızla akşam da olacak..Eve gittiğinde annen,baban ya da eşin, çocukların.. Belki bir kucak dolusu sorunla bekliyor olacaklar kapının önünde..Ağzını açıp tek bir kelime etmeden önce GÜLÜMSE; unutma, onlarsız bir hayat düşünmek ne kadar zor olacaksa,onlara bir gülümsemek o derece kolay gelecektir sana..Ya hayatında ki insanlardan biri yanında olmasaydı?

Sadece hatırlatmak istedim arkadaşım;şu anda,ne kadar süre kaldığını bilemediğin bir yaşamının ilk dakikalarını tüketmekle meşgulsün.Bu yaşam sana sunulurken,nerede biteceği konusunda bi bilgi verilmedi ve bir salise dahi uzatabilme şansın olmayacak. Yaşadığın ve yaşayacağın acılara karşı sana verilen,senin ve karşı tarafın canını yakmayan tek silah ise GÜLÜMSE olacaktır bu yaşam denen oyunda...Bu silahı çekmekten korkma, ve unutma, ne kadar fazla kullanırsan,o kadar fazla ''mutluluk'' olarak geri dönecektir sana. Hadi korkma, ltf dene; o kadar basit ki bunu yapmak. Hemen şimdi, şu anda bakmakta olduğun ekrandan başını kaldır ve odanda bulunanlara GÜLÜMSE. Asistanına patronuna, hatta sokağa çıktığında karşıdan gelen yaşlı amcaya bile gülümse.. Dene ve nasıl mucizeler yarattığını kendi gözlerinle gör.

Tüm bu okuduklarına rağmen hala bunu yapmak senin için zor geliyor ise,seni hiç tanımayan bir insanın senden bir ricası olarak kabul et ve ltf benim için GÜLÜMSE insanlara.. Mutluluk bulaşıcı bir hastalık gibidir asla unutma;yeterki sen bulunduğun ortama yaymaya başla virüsü;Edirne den, Ağrı ya, İzmir den Batman a kadar ülkenin bir ucunda kahkaha sesleri duyulsun bu sabah.. Bunu yaptığın zaman, tanımadığın bir insana farkında olmadan çok büyük bir hediye vermiş olacaksın;sayende bende mutlu insanların olduğu bir ortamda başlamış olacağım güne. Ve bu mutluluğun mimarı sen olmuş olacaksın.. Bundan daha fazla keyif verici ne olabilir ki sabahın bu saatin de?

Aaaa,hadi ama!!!

Gülümseyerek kalın...

2006/gülümse...
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink) Alt 13-01-2007, 06:57
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Peki ya söyleyemediklerim?

 
Mücadele etmenin anlatılmaz yorgunluğunda,saatlerin isyanlarındayım;''beden'' yorgun...Yılların engellenmez yıpranma izlerini taşıyor;''ten'' yorgun.Hani diğerlerini bırak da bir yere;Sevmenin erdem olmadığını anlamanın gözyaşlarında boğulmaya ramak kala;''ruh'' yorgun...

''Vakit tamam,hadi'' derken içerden bir yerlerden gelen sessissizliğe teslim olmaya anlar kala,hani sorulmadan''son arzun nedir'' diye geçirmeden önce yağlı ilmeği boynuma,''kimin zafer çığlıklarının oyuncağı oldu sözümona bana verilmiş bu ömür!!!'' diye sordum en seslisinden duyurabildiğim tüm canlılara..

Ve tamamdır vakit...

Ve teslim oluyorum sana ey sessizlik...

Al senin olsun tüm seslerim...

................................

Döndüremiyorsa insan zamanı geriye,dönemiyorsa eski haline ve bulamıyorsa artık aradığı kişiyi bıraktığı köşede,bir işe yaramıyor peşinde ''di-li geçmiş,miş-li geçmiş'' kelimeleri sürüklemesi gittiği her yere.Geniş zamanların ağırlığı bölüyorsa uykuları,gelecek zaman ifadesiz ve solgun renklerle ulaşamayacak bir dala asılıysa,kurulan tüm cümleler pişmanlık ifadeleri taşıyorsa,''keşke''ler,''belki'' lerden ağır basıyorsa terazinin minik kefesinde...Sesleri kapı önüne atıp,sessizliği kucaklamak en doğrusu değil midir?

Teslim olmaların parfümü hep tektir nedense;eziklik kokar bedenler ve ruhlar.Ağır bir kokudur,bilir sürünenler;sabun,su arasan da arınmak için, temizlenemez insan yıllar yılı ...Kolay değil susmaların yanına yamacında bir yer bulup sığınmak zamana.İki ucu keskin bıçak misali,ya birden çöker üzerine,ezilirsin ağırlığı altında,ya da sustum zannedersin ağzından çıkan binlerce hecenin tsunami şiddetinde dalgaları arasında boğulurken, amansız anlarda...

Sustum ben...Sustum gözyaşlarım akarken.Çığlıklar atarken yüreğim beynimin karşısına dikilip,verdiğim sözlerin altında ezilmeme yalanlarına sarılıp, ''gurur'' denen duygunun peşine düştüm.Bilemezdim ruha girdiği andan itibaren ''eşittir''leri peşi sıra sıralayacağını..Bilemezdim en son eşittirin yanında ''ayrıldık'' yazıp,yanına tek bir nokta koyacağını...Bilemezdim gün gelip ''sen'' ve ''ben'' üzerine kalemler sallayıp,yazılar yazacağımı...Bilemezdim yapılan hataları silicek silginin asla bulunamayacağını...

Al senin olsun tüm seslerim.Tüm sevinç ve üzüntü ünlemlerimi sana hibe ediyorum.Sustum...Susturdun...Konuşsam ne anlatacaktı ki bu yürek sensizliğe dair anıların karanlığında?En yalınından ''ayrılık'' bunun adı işte.Ağdalı cümlelerle süslesem yanını yamacını,daha mı ağır yaşıyacağım sanki özlemini?Ya da tek satırda ''gitti'' desem,5 harfin satırlarda bıraktığı iz kadar mı olacak kalbimde bıraktığın acı?

Sessizim artık.Reddediyorum harfleri birbiri ardına sıralayıp heceler,hecelerin toplamından kelimeler yaratıp, adına hediye etmeyi.Bitirdiğin gün beni,başlamıştı zaten baharın yaprak dökümü.Tüm sesli harfler bir araya gelip ötenazi haklarını kullandılar gözümün önünde.Durun diyemedim,engelleyemedim.Bakarken arkalarından mahsun ve çaresiz gözlerle,yitik dökük sessiz harflerimle kaldım bir köşede.Son bir gayret,umutları çarşaf misali bağlayıp birbiri ardına,kalan sessiz harflerle sesini varetmeye çalıştım günler günü.Beceremedim...Direndin..Direndim..Sen kazandın;ben kaybettim.

Senin sayıların vardı nefeslerinin arasına serpiştirilmiş,benim seslerim.Sen sayıların dünyasında harfler aradın yıllar yılı umarsızca,ben harflerin arasına seni...Bulamadım...Belkide buldum da,tutamadım.Sonucu ne olursa olsun toplamaların ya da çıkartmaların,eşittir attıysan sonucun önüne,eşittirin yanına yazıyla tek bir kelime yazdım;

SUSTUM...


(Gülümse/Temmuz/2006
[/font]
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink) Alt 13-01-2007, 07:01
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Peki ya söyleyemediklerim?

 
Hep söylediklerimi duydun sen...

Peki ya söyleyemediklerim?

Beynim'in dilime gönderemedikleri?

Seslendirip,dillendiremediklerim?

Söyletmediklerin?

Çaldığın harflerim?Yarım yamalak havada asılı bıraktığın cümlelerim?

Anlatamadıklarım?

Cevapsız kalan sorularım?

Peki onlar ne olacak?

Söylenecek tüm sözler bitmeden,biter mi beraberlikler?Özlem,gözyaşı,haykırış,yalvarış...Gü nah olduğunu bile bile isyan etmek,yokluğunda doğan her güneşe kahretmek,sevmekten vazgeçmeden seni,''biz ayrıldık'' diyebilir mi insan?

Bencillik değil midir bu?

Sevgi iki kişilik bir oyunsa şayet,iki taraf birden oyunu bırakmadan,''bitti'' demek ne kadar adildir?

Konuşmak için verilen bir dil varsa beden de,harfler icat edilmişse,kelimeleri,cümleleri oluşturmuşsa,seslerin içinden sessizliği seçmek,susmanın en karanlığına bürünmek nedendir?

Kalbimin elleri kalbini kavramışken sıkıca,gözlerime bakmamak,bakamamak mıdır yoksa bilmediğim bir şehrin bilmediğim bir mahkemesinde boşandı da bakışarım bakışlarından,bana mı tebliğ edilmemiştir?

Her suçun bir cezası var ise şayet,avukatı,savcısı hakimi var ise,''hayalleri çalmak'',''sevgi anlaşmalarını bozup yarısı çalınmış yürekler bırakmak'',''sensizlik hapisanesinde, yalnızlık koğuşunda,gözyaşı yataklarında yatma''nın cezasını verecek bir merci yok mudur bu evrende?

Bu kadar ilerlemiş ise tıp,adım başı karşımıza çıkan bir eczanede kesişebiliyor ise yolları insanların,otlar,bitkiler sonsuzluğun varlığını taşıyorsa bünyelerinde,bir kaç adım kalmış ise ölümsüzlüğün anahtarının saklandığı taşın bulunmasına,avucum kadar olan kalbimin düştüğü sensizlik hastalığına çare bulacak bir doktor,derman olacak bir ilaç yok mudur?

''Özledim'' diyememek,boynuna sarılıp, kokunu hücrelere hapsedip,''seni seviyorum aşkım'' sesleriyle dolduramamak uzay boşluğunu,seninle uyuyamamak,başlayamamak güne kokunla...

Zor..

Acı..

Dayanılmaz..

Anlatılmaz...Anlatılamaz..

Hayır yetmiyor...Sözlükte ki hiçbir kelime,bilindik hiç bir cümle anlatamıyor sensizliğin beni ne kadar yorup,her milisaniyenin nasıl asırlar gibi geçtiğini...Bu kadar severken,bu kadar yaşanmamışlıklar içine hapsedip gitmek...

Haksızlık...

.............................................

Seni ne kadar hissettiğimi sana anlatamamak, canımı yakıyor.Sana hissettiklerimi sana söyleyememek, ruhumu zehirliyor. .Beynimin kurduğu cümleleri seslere dökemediği için, biçare hissediyor ağzım kendini.Sana dokunamamak,ellerimi üşütüyor.Sensizlik gün be gün tüketirken,sessizliğininin kakafonik sesleri tırmalıyor kulaklarımı.Yüzün indi gözlerimin önüne perde olarak,yüreğim sende,içim titriyor...

Hep söylediklerimi duydun sen..

Peki ya söyleyemediklerim?

Onlar ne olacak?


(Gülümse/Haziran/2006)
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink) Alt 13-01-2007, 07:06
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Ayrılığımızın ilk ay dönümü kutlu olsun sevdiğim...

 
Odada bulunan,canlı-cansız ama nefes alan her yaradılan sensizliği yaşıyor benimle beraber bu gece.Zaman karanlığın en siyahından, en dekoltesiz tuvaletini giymiş.Tüm haşmetiyle var edilişinin tadını çıkarıyor.Enterasandır,takıp takıştırmamış bu gece,ay ve yıldızlar köşelerine çekilmiş.Sessizliğin en sessiz çığlıkları duyuluyor derinden.Rüzgar arada bir giriyor içeriye,ama sesini getirememenin ezikliğiyle hemen kaçıp gidiyor..

Seni ne delice sevdiğimi hatırlayacak kadar sarhoş olmak istiyorum; gün günün peşine takılıp ''di li geçmiş zaman'' olmadan önce saatler...

Beyazın en beyazı örtüler serili değil masamda...Sahi;tüm işveli renkleri sana bırakmıştım, ben sadece siyahı alıp çıkmıştım değil mi?Mezem anılarım,içkim,en sertinden sensizlik.Sanma ki kadehler senin bildiğin ebatlarda;galonlarla sunuyorlar burada özlemini...Eski bir ayrılık şarkısı çalıyor radyoda;sorma,söz,güfte kime ait,ayrıca kimin söylediğinden de bana ne?Konsepti tamamlıyor mu tamamlıyor işte ''tesadüf'' denen hayali kavram...Gerisinden kime ne?

Burası çok kalabalık bu gece.Benim masam da pek boş sayılmaz aslında; beynim oturuyor karşımda,onun yanında yüreğim;ezik ve bir o kadar da yanlız.Mantık o kadar çok oturup kalkıyor ki yanımda ki sandalyeye;şeytan, kov gitsin,bir daha gelemesin diyor...Ha bu arada,aklıma gelmişken,yaşadıklarımızın selamı var sana,yaşayamadıklarımız kızgın,öfkeli ama bir o kadar da biçare bir halde bakıyor gözümün içine.

''Mazi'' yaşanmış olmanın küstahlığıyla dik dik bakıyor bana karşı masadan.Hani çok güzel anılarımız vardı ya, onları almış ya yanına,çalıp söylüyor yılların arkasından.Keyfi yerinde anlayacağın.Arada bir göz göze geliyoruz, hemen kaçırıyorum gözlerimi.Tahammül edemiyorum yaşanmışlıkların devamını getiremeyecek olmanın ağırlığı altında ezilmeye.Ama bakışlarını hep hissediyorum üzerimde.Zaman zaman yakasına yapışıp,''yeter be,beni rahat bırak'' demek istiyorum ama...Ama'sı var işte,''cesaret'' adresini vermeden uzun bir yolculuğa çıkmış,ne zaman gelir,ne zaman alır ruhumda ki yerini, bilinmez...

Diğer bir masada ''gelecek'' oturuyor.Göremiyorum yüzünü,saklamış.Zaten çok kalabalık bir masa.yandaşlarını ise tanımıyorum henüz.Sadece bekliyorum nerede,ne zaman ve nasıl karşıma çıkacaklar diye.Nedense en kuytuyu seçmiş,en loş,en soğuk,en yukarı masa onun ki...Gözüm hep üzerinde,hani bir an kafasını çevirip baksa bana,bir tek hareketinden anlayacağım seni bana getirip getirmeyeceğini.Nafile,hiç niyeti yok,hatta varlığımdan bile habersiz sanki.Ne benim gidip tanışmaya gücüm,ne de onun benim yanıma gelmeye hevesi...İlişmiyorum..

Duvarlar birer çerçeve misali;kafamı nereye çevirsem, içinde senin ve benim olduğum resimler var.Bakamıyorum.Yerlere kırık dökük soru işaretleri saçılmış;yanında bolca nokta...Elime alıp,yerlerine yerleştirecek takati bulamıyorum.Cılız bir ümit zerresiyle,hani olur da bir tane virgül bulur muyum,bulur da bir saliseliğine de olsa bizi yeniden yaşarmıyım düşüncesiyle santim santim tarıyor gözlerim zemini,bulamıyorum.

Hiç farkına varmamışım ama dudağımda bıraktığı tuz tadından anlıyorum;''ağlamak'' da gelmiş ben sessizliğin sesiyle derin muhabbete başlamışken...Sessizce dokunuyorum bir yerlerine hoşgeldin dercesine usulen;neresi olduğunu bile bilmiyorum.Sarılıyor bana,günlerdir sarıldığı gibi,ten gibi,can gibi,nefes gibi sarılıyor.Kaplıyor butün yüzümü;bazen hıçkırıkla delice dans ediyor,bazen ömrümün hızını kesiyor.Karışmıyorum;ruhum onları izliyor,bende ruhumun can çekişmesini...

Ya ben içmeyi beceremiyorum seni,ya da benim farkına varamadığım bir hızla dolduruyorlar kadehi.''Yeter,içmeyeceğim'' diyemiyorum.

Adına ''acı'' dedikleri bir orkestra çıkıyor sahneye;''sevmek acı çekmektir kızım,daha yeni başlıyoruz'' adlı şarkıyı seslendiriyor.''Kader'' adlı bir oyuncu çıkıyor sonrasında; ''ben senden önce var edildim,bana inanmasan da her şeyi bilen benim'' adlı bir oyun sergiliyor.En kızıl renginden cümbüş yaşanıyor;sesler,sözler,yüzler akıl almaz danslar sergiliyor.İşini biteren sessizce ayrılıyor sahneden,alkış beklemeden yok oluyor.

Kahkahalarımı duyuyorum çok uzaklardan,kahkahalarınla kolkola girmiş,evimiz de koşturup duruyorlar.Gözlerimi...Gözlerini..İşte o anların tıkanıklığında, nadir de olsa minik tebessümler konuyor yanağıma ara sırasında zaman zamanın.Yakalayıp birini bir kenarından,''ne olur gitme'' demek istiyorum.Beynim hemen atılıyor elime,''bırak'' diyor,''bırak,onun yanın da kalsın,onun senden daha çok ihtiyacı var gülümsemelere''..

Peki diyorum...

Hadi geri ona gidin..

Sakın benim yolladığımı söylemeyin,ama sakın onu bırakmayın...

Tekil deliliğin en zirvesine ulaştığında özlemin dayanılmaz tadı,bulutlar sabah için son hazırlığını yaparken,güneş giyinirken en sarı elbisesini,rüzgar sabah temizliğine başlamışken kalkıyorum masadan ağır ağır.Sensizliği,sessizliğini,kokunu,asla unutamayacağım sözlerini uculca koyuyorum bedenime.Son kez elime alıp kadehi,kapatıyorum gözlerimi.Son yudumu içerken,sıkıca sarıldığım hayalere dönüyorum.Kaldırıp havaya usulca;

''Ayrılığımızın ilk aydönümü kutlu olsun sevdiğim''

diyorum...


(Gülümse/Ağustos/2006)
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink) Alt 13-01-2007, 07:11
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Beni Gitti Biliyorsun Sen...

 
Beni gitti biliyorsun sen...Yanılıyorsun oysa,sadece bittim ben...Bittim evet, ama gitmedim....Gidemedim....Yüzde hesaplarına vurduğunda yarımdan fazlası sen olmuşken,denklem hesaplarına daldığında seni çözülmeyecek denkleremlere hapsedip,sonucunu ben yapmışken,harflerin noktalarını seninle koyarken,heceleri biz birleştirirken,kolay mı sandın sen gitmeleri?Gittim ben;haklısın...Tüm harfleri ve sayıları sana bırakıp,çıktım kapının eşiğine korkusuzca.

Yarınlarımı bıraktım sana,yarımlarımı,hatta belki çeyreklerimi bıraktım.Ne kadar acıdır ki;hayallerimi buruşturup atmanı seyrediyorum senden kilometrelerce uzakta.Halbuki ne zorluklarla yeşertmiştim ben o hayal,o hayat
tomurcuklarını;bilemedin,bilemezdin,bilemeyeceksin ...18 yaşın en taze ruhuyla,25 yaşın en kilitli dolaplarında,kimseler bilmeden büyütüp tomurcuklanmalarına şahit olmuştum.Sorgusuzca,sessizce paylaşıp seninle,teslim ettim ellerine beni...''Pişman mısın ki?'' diye sorma bana,sadece gülerim..Bir daha aynı beni bulacağımı bilsem,hiç düşünmeden gene özlerim seni..

Sadece acılarımı aldım çıkmadan önce sensizliğin yollarına..Yaralanmalarımı...Zedelenmelerimi..Tüke nmelerimi...Hayatımızda ki ölümleri aldım,acı,ekşi kokan anılarımı...Bilerek herşeyin en eskisini,en sevimsiz,en karanlık,en kasvet verenlerini seçtim giderken.Sana ne mi bıraktım?En yeşilini bıraktım renklerin,en yeni,en dokunulmamışlarını başlangıçların...

Beni senden sonsuza kadar alıp,seni canıma katıp gittim ben...

Seninle geçirdiğim bir tek saniyesine bile acımadığım,acımayacağım ama bir daha asla benzerini bile yaşayamayacağım yıllarımı sırtlayıp gittim ben.

İçim acıyor..Ne gece biliyor,ne gündüz..''Derdin ne be yürek?'' demeye cesaretim yok,Kulaklarımda titrek bir mumun gölgesi gibi,sessiz sesinden çıkan sevgi sözcükleri...

Unutulmuyor...

Unutulamıyor...

Başı sonuyla karışmış devrik cümleler yazılı bir defter var hayatımda..Ne silgi siliyor,ne kalem düzeltebiliyor yaşananları.Ne kapanabiliyor,ne de yeni bir sayfası açılıyor.Bir güç var karşı koymayı beceremediğim hala seni bana taşıyan...Uyku girdi mi beynime,bakışın giriyor ya bedenime,işte başlıyor kıyametin alametsiz sarsıntıları..

Dayanılmıyor..


........................................


Beni gitti biliyorsun sen...Hep mutlu kal sen...


(Gülümse/Aralık/2006

Konu gülümse75 tarafından (13-01-2007 Saat 07:13 ) değiştirilmiştir..
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink) Alt 13-01-2007, 07:25
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

Doğumgünün kutlu olsun Gülümse...

 
Hep kendinden başka canlıların inanılmazlığını yaşar ''insan'' değil mi?Doğumlar,açan çiçekler v.s...Her başlangıç muhteşem bir deneyimdir.

Hiç oturup düşünmez kendi varoluş ve süregenlikleri esnasında ki inanılmazlıkların ne derece büyük ve anlamlı-anlamsız sırlarla dolu olduğunu...

Hiç acamaz kendi kavanozun kapağını;''cesaretsizlik'' mi yoksa ''önemsemezlik'' midir bunun nedeni bilinmez.

365 günde bir gün,önüne bir pasta getirip birileri,üzerinde ki mumların sayısı artıgını gördükçe,hele hele zaman gelip mumlar pastaya sığmamaya başlayınca,birisi karşınıza geçip,sırıta sırıta ''her sene için bir tek mum diktim,üzgünüm,tümünü sığdırma şansım yoktu'' deyince,amiyane bir tabirle en gürültülüsünden iner jetonu bir yerlerden bir yerlere...

Yaş kaç olursa olsun,o gece baş yastığa değdiğinde düşünülen tek konu,yılların ne çabuk geçtiğidir.''Hayat'' denilen bulmacanın hangi sorusunda takılacağını,siyah karelerin nerelere yerleştirildiğini düşünür durur insan bedenini uykuya teslim etmeden önce.

Ehliyet alma ya da seçme özgürlüğünün tanınması,bankada hesap açtırma,ya da en ucuna gidip,evden kaçma cesaretini gösterip,polislere,''ben 18 yaşını doldurdum,reşidim'' ukalalığını yapma dışında,ne özelliği olduğunu bilemediğim ''18 yaş sendromu''nu atlattıktan sonra,nedendir bilinmez ama,bir türlü yetişemiyor insan yılların hızına.Son sürat giderken kimi zaman çakıl dökülü,kimi zaman otoban misali müteahiti kim olduğu bilinmez yollarda;bazen otobüs,bazen son model bir araba,bazen bir motorsiklet hatta bisiklet bile olabiliyor altındaki araç..

Her 10 sene de bir kişilik tahribatı yaşadığımız üzerine sunulan tezlerin doğruluğunu yanlışlığını tartışıp dururken birileriyle birileri,bana göre en ara yaş olan 30-40 yaş sürecinde içinde ki bir yaşın altına gizlenmiş bir kadın olarak,''bugün benim doğum günüm'' nidalarınımı atayım,yoksa bir köşeye çekilip kimseye çaktırmadan usul usul ağlayayım mı;açıkçası bir türlü karar verebilmiş değilim...

Saatler 00.00'ı gösterdiği andan itibaren,ilk işi aynanın karşısına geçip,elinde büyüteçle,''acaba nerelerimde ne kadar kırışıklığım var?'' manikliklerine başlayıp,bir de üzerine üstlük hiç utanmadan bunu kağıda döktüğüme mi,yoksa büyüteç sayesinde devleşen(kedi ve poposu hikayesi misali) kırışıklıkları yok etmek için ne işi abartıp ''yarın estetikçiden randevu alman lazım'' feryatlarıma mı yanayım bilmiyorum ama,kabullensem de,kabullenmesem de,20 li yaşlarda kahkalarla güldüğüm,asla anlayamadığım ve anlam veremediğim ''30 yaş sendromu'' ile (gerçi 2 sene geçikmeli oldu ama...) bizzat tanışmış bulunmaktayım şu an itibariyle;gözüm aydın..

5 yaşında elinde elinde biberonu,bir köşeye çekilip gizli gizli süt içen,ilkokul müsamerisinde kırmızı tuvaletiyle sahneye çıkıp söyleyeceklerini unutup zırıl zırıl ağlamaya başlayan,orta okul mezuniyetinde tuvalete girip,gizlice dudağına parlatıcı süren,lise mezuniyetinde,''bende saçıma röfle yaptıracağım'' diye ortalığı kırpacanaya koyan,evlenen ve hatta ayrılan,çok istediği halde anne olmayı bir türlü beceremeyen ''mazi'' adı verilen yıllarıma baktığım zaman,hayata karşı ne kadar aceleci davrandığı,ama en acısı,onun benden daha hızlı davrandığını bir kez daha anlıyorum.

''Abla'' yerine ''teyze'' demeye başlayan çocukların sesini duyunca ve en kötüsüde,etrafına şöyle bir bakınıp,hitap edilenin aslında ''ben'' olduğumu anlayınca,aynı sıraları paylaşıp,''ortak kişilik'' kazandığım arkadaşlarımın bir zamanlar poposunu temizlediğim oğulları sünnet olalı 3-5 sene geçmiş,sesleri kalınlaşmış,birer erkek olma yolunda hızlı hızlı ilerlerlerken,bir zamanlar annemin ''bizim zamanımız da'' diye başlayan ve benim içimden ''offfffff''' şeklinde cümleler kurduğum, ama bugün benimde futursuzca tekrarladığım o kelimeyi düşününce,'anlaşılan o ki,'kişiler içinde tarih tekerrürden ibarettir'' demekten alamıyorum kendimi..

''Ya iyi de,benim daha yapacak çok işim var,bir durun yerinizde be yıllar,bir de sizi kovalamakla uğraşmayayım'' diye düşünürken,''hayat'' en sevilenlerinizi elinizden alıp, yaratıldığınız toprağa verirken geri;''ben koca bir kadınım artık'' zırhlarına bürünüp,''ruh'', ''azrail''e teslim olurken,elini tutup gönderebiliyorsanız ''canım'' dediklerinizi,hani bir yerlerde kopuyor birşeyler de,farkına varıp varmamak sizin ''direnme'' ve ''maneviyata inanma''gücünüze kalıyor artık...Farkında bile olmadan elinize tutuşturulmuş ''bayrak devir törenlerinin'' bir parçası olacağınız gerçeği bir tokat gibi çarpıyor bir cami avlusunda ki asla karşılama töreni yapma şansınızın olamadığı hazin uğurlamalarda.İşte o günden sonra gazetede ki ''ölüm ilanlarınları''na daha çok bakmaya başlıyorsunuz.Olabilesi her tanıdık soyadı benzerleğinde bile,dayanılmaz ateşler düşüyor bedeninizin içinde bir yerlere.Acaba ''açan hanımellerinin kokusunu soluyacak kaç bahar kaldı önünde'' sorusu geçiyor beyninizin bir yerlerinden,sorunuzun karşılığında derin bir sessizlik cevabını alıyorsunuz.

Hayat siz farkına bile varmadan tuzaklarını kurup,sonu bir ''musalla taşı'' saltanatında bitecek olan maratonlar için çalınca düdüğü,hazır olup olmadığınıza bakmadan başlıyor yarış.Kim,neden,niçin,nasıl şartlıyor bilinmez ama,''en iyi ben olmalıyım'' mücadelesinde,''kayıp-kazanç'' skorunun yazıldığı tabelanın ışıkları sönmek bilmiyor.Hatta o kadar ki;bir zamandan sonra ''skor''lar giriyor hayata;futbol,basketbol maçı ya da bir tenis turnuvası yaşar gibi seyretmeye başlıyorsunuz kendinizinkini ya da başkasınkini...Atan ve karşılayan tabirlerini benimseyiveriyorsunuz.

Birden bire ''herşeyi çok hızlı yaşamalıyım,zamanım azalıyor'' şeklinde anlamsız bir ruh haline bürünüyor insan,çok geç olmadan becerebilip kendinizi dinlemeyi başarabilirseniz eğer, kalakalıyorsunuz duyduklarınız karşısında.

Dinlemeyeceğini bildiğiniz halde,''vakti saati geldiğinde anlatılacak'' notu düştüğünüz kilo kilo deneyimler saklamaya başlıyorsunuz dolapların içine;tabir-i caiz ise sizden sonra gelecek jenerasyon için..Pek bir açılmaya başlıyor çeneniz,susmak bilmiyorsunuz.Genel olarak şikayetler,memnuniyetsizlikler,abuk sabuk zamanlarda gelen anlamsız ağrılar bile başlıyor oranızda buranızda.Hastalık hastası olup çıkıveriyorsunuz.''Garanti sürem dolmaya mı başladı ne?'',''Bizim modeller de eskidi artık'',gibi abuk sabuk espriler yapıyor ya da yapanları dinlemek zorunda kalıyorsunuz dudaklarınızda çeyrek ekmek misali bir gülümsemeyle.

Alış-veriş faslı daha pek bir heyecanlı(!) geçmeye başlıyor.En fazla ziyaret edilen yer kozmetik dükkanları,güzellik salonları olmaya başlıyor farkında olmadan.Bahane ise,''aslında daha yaşım çok genç biliyorum ama,yarınlara hazırlık''..İşte garip bir yaratık insanoğlu,kendi çalıp kendi söylemek diye buna derler;kendi yalanına önce kendi inanıyor...En sevilen insanlar,''kaç yaşında gösteriyorum'' sorusuna,''en fazla 25'' diye cevap vermeyi başaranlar oluyor.Hani bir de yakınlarda bir yerlerdeyse bu arkadaş,bunu 2 günde bir tekrarlamayı başarırsa,değmeyin bizimkinin keyfine...

Bir de giysi alışverişleri var;var ki en büyük sorunlardan biri...Magazin programları bir anda vazgeçilmezler arasına giriveriyor.Kim ne giymiş,ne takmış takıştırmış?.Kazara biri zap yapma gafletine düşmesin o anlarda,desibilite sınırlarını zorlayan bir sesle''çevirme şu kanalı'' şiddetine maruz kalır kumanda sahibi.''Biz bu kadınla aynı yaştayız,bak o giymiş,bende giyebilirim'' ara gazını alır ya,ilk bulunan fırsatta çarşı talan edilmeye başlayıverir.Bir de renklerin keşfini yaşar ,30 yaşından sonra giriverir hayatına pembeler,maviler,yeşiller...Tezgahtar kız siyah renkli bir kıyafet çıkarmaya görsün kazara;en tersinden bir bakışı suratına yiyip oturuverir yerine.

Market alışverişleri de zorlamaya başlıyor bu yaşlarda.Tavuktan süte kadar,en light olanını arama,bulma ve alma yarışı içinde,oradan oraya koşturup duruyor insan.Rejim çılgınlığı adı altında,sözümona tüm kalorisiz yiyecekleri sepete doldurup,arasına çukulata,şeker,dondurma gibi,nedense kasiyere ''oğlana,kıza,kuzenime,arkadaşımın çocuğuna aldım'' açıklaması yapmak zorunda hissedilen yiyeceklerin alınırken ve yenilirken kendini suçlu hissetme yaşı da bu aralıklar işte...İtiraf etmek çok acı verici ama,az önce, kırmızı kalp şeklinde ve çubuklu bir şekeri, suratımda en muzip bir ifadeyle mideye indirmiş, ortalama ''11.688'' günlük bir bebek olarak,bu suçluluk duygusunu en derinlerde yaşıyorum.

''Pre-menopoz'',''Pre-antropoz'' gibi varlığı,yokluğu şahsa münhasır durumların korkusu mudur nedir,''aşk-meşk'' durumları pek bir önem kazanmaya başlıyor ne hikmetse.Modern meyhane köşelerinden tutun da,sabah kahvelerine kadar gündem konusu oluyor bu ''aşk''sızlık durumları...Sanal-manal,genç- yaşlı,güzel- çirkin farketmiyor,''aşık oldum ya ben,yarım kilo kelebek yuttum;hemde bu yaşta'' demek ve kasım kasım kalımak pek bir moda oluveriyor.İşin en garip tarafı da,etrafında alkış tutacak birileri hemen bulunuyor.

Yazıyı olurken abarttığımı düşünenler olabilir aranızda,ama 30+ oldu mu kadın,-ki çogu 30 da sabitlenip,ortalama 3 yılda bir yaş almanın uygun olduğu konusunda hemfikirdir- malesef bu psikolojiler istese de,istemese de yakasına yapışıveriyor.''Bunlar kesin ve net kurallardır,her kadın aynıdır'' ibaresini düşmenin yanlış olduğunun bende farkındayım,ama bir çogumuzda bu satırlarda yazılanlar yaşanıyor,yaşanacak...
.................................................. .
Bu kadar sevimli(!) betimleme ve genelleme sonunda,30 yaş sendromuna resmi olarak girmiş,ama hala yapacak çok şeyi olduğuna inanan, bir kadın olarak yazıyorum bunları...

Bir dakika sonrasında bile ne yaşayacağını bilemeden,en mutlu anlarda en büyük trajedilerin,en trajedik saatlerin içinde bile kahkahaların izlendiği,muhteşem-rezalet karışımı bir oyun-oyuncu paradoksu yaşam...

Kimine çok cömert,kimine çok haris davranıyor...

Kimine tek atımlık barut,kimine barut çuvalı hediye ediyor.

''İnsan kendi şansını kendi mi yaratır,yoksa cenine düştüğü anda şans ya da şanssızlık hücreleriyle tanışır'' bilmiyorum.Ama yaşayamadıklarımdan öğrendiğim en büyük deneyim,''gerçek sevgi'' denen şeyin insanın karşısına sadece bir kez çıktığı...''Mucize'' denen şeyin ise,o sevgiye sahip çıkabilme,yaşamından kaybetmeme yeteneği olduğu...

Şairin tabir ettiği o meşhur yolun yarısına ''3 kelebek takvimi kadar '' kala,başlamadan önce ''uyku'' denen yarım ölüm yolculuğuna,''İnsanın en iyi dostu kendisdir'' sözünün bir yerlerlerine saklanıp,bu sene ilk önce ben kutluyorum benim doğum günümü...

Büyüteci dudaklarıma yaklaştırıp,görebileceği en büyük ''gülümseme''yi hediye ediyorum...

En içten,en katıksız,en büyük ''Hep çok mutlu ol bebeğim'' temennilerini yolluyorum...

Gözlerinin içine bakıp,''Seni Seviyorum'' deme cesaretini gösteriyorum...

31 senelik defterin kapağını en sert şekilde kapatıp,yepyeni bir defter ve sadece mutluluğunu yazabileceği bir kalem hediye ediyorum...

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN GÜLÜMSE,HEP GÜLÜMSE....



(gülümse/Ocak/8/2007)
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #9 (permalink) Alt 13-01-2007, 10:52
İşi kavrayan 2de1'ci
 
Lider - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 20.04.2006
Mesajlar: 2.206
Rep gücü: 14
Rep derecesi: Lider Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
'İnsanın en iyi dostu kendisdir'' sözünün bir yerlerlerine saklanıp,bu sene ilk önce ben kutluyorum benim doğum günümü...

siz aşağı okumadınız erhalde. tekrardan nice senelere.



http://www.2de1.net/showthread.php?t=33915
Lider Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
  #10 (permalink) Alt 13-01-2007, 11:57
Çalışkan 2de1'ci
 
gülümse75 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt: 30.11.2006
Yaş: 33
Mesajlar: 146
Rep gücü: 8
Rep derecesi: gülümse75 Biraz daha dikkatli olaması gereken bir üye

 
okumamıştım evet..
tekrardan teşekkür ederim ederim
gülümse75 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Kategori Cevaplar Son Mesaj
Yapilan iyilik Konusulmamalidir @izci@ Dini Konular 3 20-10-2007 10:47
HADi güLüm ... gÜLÜMsE ! _aLmİrA_ Fotoğrafçılık ve Resimler 5 27-06-2007 20:50
...gÜLümsE ; sadEcE güLümsE... Law Paylaşmak İstedikleriniz 8 19-08-2006 00:26
Gülümse Bir Tanem Gülümse ZaLiM Paylaşmak İstedikleriniz 4 07-06-2006 00:34


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:35 .

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.