| | Sabah; tan yeri ağarmadan, kuşlar belki de yeni yeni uyanırken, bir merhaba gönderdim sana doğru.. Bilmem ki duydun mu? Seslenişimin ilk frekanslarıydı bunlar.. Tatlı uykunda tatlı tatlı uyurken ben ne diye seni düşünüyordum sanki? Nereden bileyim!.. Henüz yeni tatmakta olduğum bir duygunun bir o kadar yeni feryatları, bir o kadar yeni haykırışlarıydı belli ki bunlar..
İstanbul’a baktıkça seni gördüm, seher ışıkları aydınlattı yüreğimi. Yüreğinin sularına dalıp serinlemek istedim, kızgın aşk güneşinin altındayken. Haykırmak geldi içimden, boğulurum diye haykıramadım, sustum.. Cesâretini yitirmiş bir martı edasıyla sadece gökyüzünde süzülebildim.. Denize yaklaşmak, serin sularla sevişmek hep bir hayâl, hep bir rüya oldu belleğimde.. Belki bir gün; beraber düşeriz sevdâ denizine, beraber yol alırız, balıklar arkadaşımız olur.. Türkülerimizi fısıldarız onlara, beraber kulaç atarız yeni dünyalara, dalgalar yoldaşımız olur.. Saatler ilerler, geçer günler, biz yükseliriz semâlara, hasbihâl ederiz kuşlarla.. Bulutların içerisinden geçerek sarhoş oluruz, şairler gıpta ile bakarlar bize.. Kalemler dile gelir de yeni bir hikâye yazılır.. Saatler ilerler, birimiz yelkovan birimiz akrep oluruz. Çabucak kavuşmak isteriz birbirimize, lâkin çok geçmeden ayrılırız. Dakikalar savurur bedenlerimizi bir tarafa. Bir merhem ararız yaralarımıza, bulamayız; yanarız.. Bir ümit ya; yandıkça belki birbirimize kanarız..
~~^^~~^^~~^^~~^^~~^^~~^^~~^^~~^^~~^^~~^^~~ ...Sensiz düşünemiyordum zaten bu şehri.. Fethedip de terketmek yakışmazdı zaten bana.. Ne olurdu sanki; bir istanbulvâri sevdâyı da biz yaşasaydık.. Çıkarıp atsaydık diğer şehirleri hayatımızdan.. bir kız kulesi dikseydim sana.. Belki dağları delmek zor gelirdi benim gibi birisine, ama yok yok; işin ucunda sen vardın ya İstanbul’u bile sererdim yollarına.. Kabul etmezdi ama.. O zaman beraber yürürdük gülüm İstanbul yollarında.. Hisarlara bayraklar dikerdim, boğazın sularında benim gemilerim, semâlarında benim sözlerim, benim âzadlı kuşlarım hüküm sürerlerdi.. Sana köprüler dikmek yerine, altında köprü olsaydım.. Kızar mıydın bana? Sularla içli dışlı olmanı engellediğim için.. Olsun gülüm, ben senin için deniz üzerindeki tekne de olurdum, tahtalarım çürüse de.. Bir limândan diğerine götürürdüm.. Olmadı mı, limânda olurdum senin için.. Her gelişini yeni bir geliş belleyerek, her gelişinde seni sevdiğimi söyleyerek, gelişlerini bir müjdeymiş gibi bekleyerek.. Sahi gülüm, sen nereden geldin benim limânıma, hangi rüzgâr savurdu, rüzgârlarda savrulan saçlarım gibi kalbini yüreğime..
Sevdâlı yüreklere gönül derlermiş gülüm, benim gönlüm sevdâya düşmüş, adını kim koyacak?.. İsmi koyulmamış, dünyaya henüz yeni “merhaba” diyen bir bebe gibiydi sevdâmız hani yâ.. Hani biz türümüzün ilk ve son örnekleri olacaktık, bir daha hiçbir kitap bahsetmeyecekti bizden, bir tek benim sözlerim, senin gözlerin.. Tek bildiğimiz uğruna, Tek kitaba uyarak, Tek bir yolda, Tek’e tek, el ele, vuslât yollarında yürüyecektik.. Desene haydi! Daha başlamadık.. Bir tek söze hasret kaldı yüreğim, gönül olmasına az kaldı.. Bitip tükensem bile, düşünsene gülüm; az kaldı.. Az…
Fâtih..
...:=) | |